henry james: kızların çoğu korkunç cahildir.
dragan babic: bir kızla bir arada olduğunda, kız yalnızca senin onun vücuduyla ilgili şeyler zırvalamanı tercih eder.
isabel allende: kadınlar hiçbir zaman özgür olamazlar. onlara göz kulak olacak bir erkeğe ihtiyaçları vardır. bekarken babalarının malıdırlar, evlenince de kocalarının.
thomas hardy: kadınları yola getirmek için esaretten, sağır bir işkence ustasından iyi ilaç yoktur.
mihail lermontov: yabani bir kızı sevmek, kibar bir kadını sevmekten pek farklı değildir; birinin hoppalığı insanı nasıl bıktırıyorsa ötekinin de bilgisizliği, basitliği o kadar bıktırıyor.
sabahattin kudret aksal: küçük yalanlar kudurtur da kadınları, büyüklerine gıkları çıkmaz.
elsa triolet: ölümsüz olana karşı daima kapalı kalır kadınlar ve istedikleri kadar insan dışı olsunlar, erkekleri aşamazlar bir türlü.
michael cunningham: kızlar kibarlıktan hoşlanıyorlar. bir sürü kızla, sırf yanlarına gidip "harika birisin, çok da güzelsin." diyerek ne kadar mesafe kat edebileceğini bilsen şaşarsın. çünkü hepsi de öyle olmadıklarından korkuyorlar.
henry james etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
henry james etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18.05.2019
21.04.2017
bir kadının portresi
henry james
başkalarının öldüğünü görmek kadar bize yaşadığımızı duyumsatan bir şey yoktur.
kızların çoğu korkunç cahildir.
hepimiz birbirimizin kuzeniyiz; bu bizi durdursaydı insan ırkının sonu gelirdi.
bir ingilizin en doğal hali dilini tuttuğu zamandır.
insanı saflaştırmak için büyük bir tutku gibisi yoktur.
altı ay sonra iyi bir yanıt almak bugün kötü bir yanıt almaktan iyidir.
birleşmek için en olağan temel yanlış anlamadır.
horatius: en iyiler bile yanlış yapar.
en güzel yaratılışlı insanlar hep zor zamanlarda parlar.
aşık olduğun bir genç hanımla evlenmek, yanlış ilkelere göre bekar kalmaktan daha doğaldır.
düşlediklerini yapabilenlere zengin derim ben.
herkes bir iz taşır; en sağlam demir kaplarda bile bir yerde küçük bir bere, küçük bir delik bulunur.
başarı, insanın gençlik düşlerinin gerçekleşmesidir.
ne kadar çok bilirseniz o kadar mutsuz olursunuz.
bir kız için, beğendiği bir kişiyle evlenmekten daha yüksek bir şey yoktur.
kadınlar bizi kurtaracak, içlerinden en iyileri. iyi bir kadının gözüne girip evlenin. yaşamınız çok daha ilginçleşir.
başkalarının öldüğünü görmek kadar bize yaşadığımızı duyumsatan bir şey yoktur.kızların çoğu korkunç cahildir.
hepimiz birbirimizin kuzeniyiz; bu bizi durdursaydı insan ırkının sonu gelirdi.
bir ingilizin en doğal hali dilini tuttuğu zamandır.
insanı saflaştırmak için büyük bir tutku gibisi yoktur.
altı ay sonra iyi bir yanıt almak bugün kötü bir yanıt almaktan iyidir.
birleşmek için en olağan temel yanlış anlamadır.
horatius: en iyiler bile yanlış yapar.
en güzel yaratılışlı insanlar hep zor zamanlarda parlar.
aşık olduğun bir genç hanımla evlenmek, yanlış ilkelere göre bekar kalmaktan daha doğaldır.
düşlediklerini yapabilenlere zengin derim ben.
herkes bir iz taşır; en sağlam demir kaplarda bile bir yerde küçük bir bere, küçük bir delik bulunur.
başarı, insanın gençlik düşlerinin gerçekleşmesidir.
ne kadar çok bilirseniz o kadar mutsuz olursunuz.
bir kız için, beğendiği bir kişiyle evlenmekten daha yüksek bir şey yoktur.
kadınlar bizi kurtaracak, içlerinden en iyileri. iyi bir kadının gözüne girip evlenin. yaşamınız çok daha ilginçleşir.
6.11.2016
saf ve düşünceli romancı
orhan pamuk
roman okumanın asıl zevki, dünyayı dışarıdan değil, içeriden, o dünyada yaşayan kahramanların gözünden görebilmekle başlar.
henry james: bir hikayeyi anlatmanın beş milyon yolu vardır ve bunların hepsi eğer esere bir merkez sağlıyorsa meşrudur.
don quijote'dan, hatta genji'nin hikayesi'nden robinson crusoe'ya, moby dick'e günümüze kadar romanın kurmaca olduğu fikrinin gelişmesi, açıklık kazanması, yani hem yazarlar hem de okurların karşılıklı anlaştığı bir şey haline gelmesi hala tam başarılmış değildir.
roman sanatı, kendimizden bir başkası gibi ve başkalarından kendimiz gibi söz açabilme hüneridir.
horatius: şiir de resim gibidir. bazısı yakından bakınca etkiler insanı, bazısı uzaklaşınca. bazı resimler karanlık köşeleri sever, bazıları da eleştirmenin keskin yargısından korkmadığından olacak, iyice aydınlıkta seyredilmelidir. bazıları bir kere hoşa gider, bazıları on kere bakılınca zevk verir insana.
lev tolstoy: eğer bir romanda bir kahraman çok kötüyse, ona biraz iyilik eklemeli; eğer fazla iyiyse, biraz kötülük eklemeli.
romanlar hayatı, insanları tanıdığımız için değil, başka romanları, roman kuramını tanıdığımız ve bu kitaplarla bu kitaplar gibi konuşmak istediğimiz için yazılır.
friedrich nietzsche: sanattan söz etmeden önce, insan bir sanat eseri yaratmaya çalışmalıdır.
roman okumanın asıl zevki, dünyayı dışarıdan değil, içeriden, o dünyada yaşayan kahramanların gözünden görebilmekle başlar.henry james: bir hikayeyi anlatmanın beş milyon yolu vardır ve bunların hepsi eğer esere bir merkez sağlıyorsa meşrudur.
don quijote'dan, hatta genji'nin hikayesi'nden robinson crusoe'ya, moby dick'e günümüze kadar romanın kurmaca olduğu fikrinin gelişmesi, açıklık kazanması, yani hem yazarlar hem de okurların karşılıklı anlaştığı bir şey haline gelmesi hala tam başarılmış değildir.
roman sanatı, kendimizden bir başkası gibi ve başkalarından kendimiz gibi söz açabilme hüneridir.
horatius: şiir de resim gibidir. bazısı yakından bakınca etkiler insanı, bazısı uzaklaşınca. bazı resimler karanlık köşeleri sever, bazıları da eleştirmenin keskin yargısından korkmadığından olacak, iyice aydınlıkta seyredilmelidir. bazıları bir kere hoşa gider, bazıları on kere bakılınca zevk verir insana.
lev tolstoy: eğer bir romanda bir kahraman çok kötüyse, ona biraz iyilik eklemeli; eğer fazla iyiyse, biraz kötülük eklemeli.
romanlar hayatı, insanları tanıdığımız için değil, başka romanları, roman kuramını tanıdığımız ve bu kitaplarla bu kitaplar gibi konuşmak istediğimiz için yazılır.
friedrich nietzsche: sanattan söz etmeden önce, insan bir sanat eseri yaratmaya çalışmalıdır.
1.03.2013
henry james
javier marias
henry james'in hiçbir zaman yapıtlarından söz etmediği ama kütüphanesine çok özen gösterdiği, kitaplarının tozunu ipek bir bezle kendisinin aldığı kayıtlara geçmiştir. daisy miller'ın çok satanlar listesine girmesine ve ötekilerin satışlarının da son derece iyi olmasına karşın, kitaplarının neden daha iyi satılmadıkları konusunu anlamaz ve tasalanırmış. dostu edith wharton kendisinin çok daha yüklü olan telif bedelini henry james'in hesabına yatırmasını ortak yayıncılarından rica ettiğinde, james'in bundan hiçbir zaman haberi olmaz.
henry james'in maupassant'ın kişiliğine duyduğu hayranlığın sınır tanımazlığı bir ziyaret nedeniyledir. fransız yazar, james'i öğle yemeğine çıplak olmakla kalmayan, yüzünü de bir maskenin ardına gizleyen son derece güzel bir hanımın eşliğinde kabul eder. bu kabul biçimi james'i, özellikle de maupassant, bu hanımın bir fahişe, hizmetçi ya da oyuncu değil, bir femme du monde (sosyeteye mensup bir hanımefendi) olduğu açıklamasını yaptığında, nezaketin doruğunda bir davranış olarak çarpar; james söylenene inanmaya dünden razıdır.
henry james'in oscar wilde'a yaptığı ziyaretin ise pek parlak geçtiği söylenemez; estetiğin bu havarisinin amerika'da kaldığı sürede, yine bu kıtada karşılaşmışlardır. james, londra'yı çok özlediğini söylediğinde, wilde yazara hor görerek bakar ve bunun çok taşralı bir düşünce olduğunu söyledikten sonra ekler: "gerçekten mi, demek sizin için mekanların önemi var." ve ardından şu klişeyi yapıştırır: "benim evim dünyadır!" o zamandan sonra james, ünlü yazardan söz ederken "o leş yaratık" ile "beş para etmez kaçık" nitelemeleri arasında bir tercih yapmak zorunda hisseder kendini.
henry james 28 şubat 1916'da, 72 yaşında, halüsinasyonlar görmesine neden olan uzun bir hastalığın sonucunda öldü. bu halüsinasyonlardan birinde kendisini napolyon sanarak iki mektup dikte ettirdi: birinde kardeşi joseph bonaparte'tan ısrarla ispanya tacını kabul etmesini istiyordu. aylar önce, bu krizlerden birini atlatıp da artık toparlandığını sandığı bir sırada, odasında yere devrildiğini ve kesinlikle öldüğüne inandığını anlatmış, tam o sırada kendisinin olmayan bir sesin ona şöyle dediğini de sözlerine eklemiştir:
"demek son böyle geliyormuş, şu pek saygıdeğer son!"
henry james'in hiçbir zaman yapıtlarından söz etmediği ama kütüphanesine çok özen gösterdiği, kitaplarının tozunu ipek bir bezle kendisinin aldığı kayıtlara geçmiştir. daisy miller'ın çok satanlar listesine girmesine ve ötekilerin satışlarının da son derece iyi olmasına karşın, kitaplarının neden daha iyi satılmadıkları konusunu anlamaz ve tasalanırmış. dostu edith wharton kendisinin çok daha yüklü olan telif bedelini henry james'in hesabına yatırmasını ortak yayıncılarından rica ettiğinde, james'in bundan hiçbir zaman haberi olmaz.
henry james'in maupassant'ın kişiliğine duyduğu hayranlığın sınır tanımazlığı bir ziyaret nedeniyledir. fransız yazar, james'i öğle yemeğine çıplak olmakla kalmayan, yüzünü de bir maskenin ardına gizleyen son derece güzel bir hanımın eşliğinde kabul eder. bu kabul biçimi james'i, özellikle de maupassant, bu hanımın bir fahişe, hizmetçi ya da oyuncu değil, bir femme du monde (sosyeteye mensup bir hanımefendi) olduğu açıklamasını yaptığında, nezaketin doruğunda bir davranış olarak çarpar; james söylenene inanmaya dünden razıdır.
henry james'in oscar wilde'a yaptığı ziyaretin ise pek parlak geçtiği söylenemez; estetiğin bu havarisinin amerika'da kaldığı sürede, yine bu kıtada karşılaşmışlardır. james, londra'yı çok özlediğini söylediğinde, wilde yazara hor görerek bakar ve bunun çok taşralı bir düşünce olduğunu söyledikten sonra ekler: "gerçekten mi, demek sizin için mekanların önemi var." ve ardından şu klişeyi yapıştırır: "benim evim dünyadır!" o zamandan sonra james, ünlü yazardan söz ederken "o leş yaratık" ile "beş para etmez kaçık" nitelemeleri arasında bir tercih yapmak zorunda hisseder kendini.
henry james 28 şubat 1916'da, 72 yaşında, halüsinasyonlar görmesine neden olan uzun bir hastalığın sonucunda öldü. bu halüsinasyonlardan birinde kendisini napolyon sanarak iki mektup dikte ettirdi: birinde kardeşi joseph bonaparte'tan ısrarla ispanya tacını kabul etmesini istiyordu. aylar önce, bu krizlerden birini atlatıp da artık toparlandığını sandığı bir sırada, odasında yere devrildiğini ve kesinlikle öldüğüne inandığını anlatmış, tam o sırada kendisinin olmayan bir sesin ona şöyle dediğini de sözlerine eklemiştir:
"demek son böyle geliyormuş, şu pek saygıdeğer son!"
18.05.2009
yürek burgusu
henry james
kadınlar birbirlerinin zihinlerini okuyabilir.
kitaplarda rastladığımız, sevdiğimiz gerçek şövalyeler kazandıkları üstünlüğü hiçbir zaman karşılarındakinin yüzüne vurmazlar. artınartık ne istediğini anladım: sen rahat bırakılmak, köşeye kıstırılmamak istiyorsun. demek bundan sonra canımı sıkmaktan, peşime düşüp beni gözetlemekten vazgeçeceksin, ben de istediğim gibi gidip geleceğim. işte gördün bak, kendi isteğimle geldim sana ve gitmiyorum. gitmek için zamanım çok. gerçekten hoşlanıyorum seninle birlikte olmaktan. giriştiğim savaşım bir ilke uğrunaydı.
kadınlar birbirlerinin zihinlerini okuyabilir.kitaplarda rastladığımız, sevdiğimiz gerçek şövalyeler kazandıkları üstünlüğü hiçbir zaman karşılarındakinin yüzüne vurmazlar. artınartık ne istediğini anladım: sen rahat bırakılmak, köşeye kıstırılmamak istiyorsun. demek bundan sonra canımı sıkmaktan, peşime düşüp beni gözetlemekten vazgeçeceksin, ben de istediğim gibi gidip geleceğim. işte gördün bak, kendi isteğimle geldim sana ve gitmiyorum. gitmek için zamanım çok. gerçekten hoşlanıyorum seninle birlikte olmaktan. giriştiğim savaşım bir ilke uğrunaydı.

