georg büchner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
georg büchner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.04.2021

sessiz ev

georg büchner

gece dünyanın üstünde horluyor ve karmakarışık rüyalarda yuvarlanıyor. günün ışığı karşısında ürkekçe sinmiş olan dağınık ve şekilsiz düşünceler, hiç farkına varılmamış arzular şimdi şekle ve kılığa bürünüyorlar; rüyanın sessiz evine usulca giriyorlar. kapıları açıyor, pencerelerden bakıyorlar. yarı yarıya ete kemiğe bürünüyorlar, uzuvlar uykuda uzanıyor, dudaklar mırıldanıyor. ve bizim uyanıklığımız aydınlık bir rüya değil midir, uyurgezer değil miyiz, davranışlarımız rüyadaki gibi değil mi? biraz daha net, biraz daha belirli, biraz daha somut? kim kınayabilir bizi bu nedenle? zihnimiz bir saat içinde bedenimizin üşengeç organizmasının yıllar içinde yaptığından daha fazla düşünce faaliyeti gerçekleştirir. günah düşüncelerdedir. düşüncenin eyleme dönüşmesi, bedenin onu taklit etmesi bir tesadüftür.

ama zaman bizi kaybediyor. çok can sıkıcı böyle, önce gömleği giyip üstüne pantolonu çekmek ve akşamları yatağa, sabahları tekrar yataktan dışarı sürünmek ve bir ayağı hep böyle diğerinin önüne basmak. başka nasıl olması gerektiğine dair hiçbir fikrim yok. çok hazin bu, milyonlarca insanın hep böyle yapmış olması ve milyonlarcasının da hep böyle yapacak olması. üstüne üstlük iki yarıdan oluşmamız ve iki yarımızın da aynı şeyi yapması, böylece her şeyin iki kez gerçekleşmesi. çok hazin bu.

21.12.2020

ölümsüz yahudi

georg büchner

şu lanet olası teori: hiçbir şey yok olmaz. ve ben bir şeyim, asıl dert bu! yaratılış öyle yaydı ki kendini! hiçbir boşluk yok, her yer kalabalık. hiçlik intihar etti, yaratılış onun yarasıdır, biz onun kanının damlalarıyız, dünya da içinde çürüdüğü mezar. delilik gibi geliyor kulağa ama bir hakikat payı da var içinde.

dünya ölümsüz yahudi'dir, hiçlik ölümdür ama imkansızdır. şarkıda söylendiği gibi: "ah ölememek, ölememek!"

hepimiz diri diri gömüldük, krallar üç ya da dört katlı tabutlarla defnedildiler, gökyüzünün altında evlerimizde, ceketlerimiz ve gömleklerimizin içinde. elli yıl boyunca tabutun kapağını tırmalıyoruz. yok oluşa inanan biri olsaydı kurtulurdu. ölümde umut yok, o sadece çürümenin daha basit bir biçimidir, yaşamsa daha çapraşık, daha organize bir biçimi, aradaki tek fark bu! ama ben tam da çürümenin bu biçimine alışmışken, şeytan bilir öteki türüyle nasıl başa çıkarım.

ah julie! ya yalnız gidersem? beni tek başıma bırakırsa? tamamen bir avuç toz olurum, atomlarımın her biri yalnızca onda huzur bulabilir. ölemem ben, hayır, ölemem, bağırmalıyız, yaşamın her damlasını organlarımdan zorla söküp almalılar.

yarın eskimiş ayakkabılar olacağız, kara toprak denilen dilencinin kucağına atılacağız.

dilini boğazından dışarı ne kadar uzatırsan uzat, yine de alnındaki ölüm terlerini yalayamazsın.

ölüm doğumu taklit eder, ölürken de çaresiz ve çıplağızdır yeni doğan bebekler gibi. elbet kundak yerine kefene sararlar bizi. neye yarar? mezarda da beşikteki gibi mızırdanabiliriz.

kuklalarız biz, bilinmeyen güçler tarafından oynatılan, biz kendimiz değiliz! ruhların çarpıldığı kılıçlarız -yalnızca eller görünmüyor, masaldaki gibi.

15.11.2020

sefahat

georg büchner

halkın omzundan silahını almakla yetinmeyip onun gücünün en kutsal kaynaklarını da sefahatle zehirlemeye çalışıyorlar. işte bu özgürlüğe yönelik en ince, en tehlikeli ve en iğrenç saldırıdır. sefahat aristokrasisinin hainlik alametidir. bir cumhuriyetteyse yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda siyasi bir suçtur. sefih olan özgürlüğün politik düşmanıdır. özgürlüğe görünüşte yaptığı hizmetler ne kadar büyükse onun için bir o kadar tehlikelidir. en tehlikeli yurttaş iyi bir eylem ortaya koymaktansa kolaylıkla bir düzine kırmızı kasket eskitendir.

insan neden zevk alırsa alsın hepsi aynı kapıya çıkar; ister bedenlerden, ister isa ikonalarından, ister çiçeklerden, isterse de çocuk oyuncaklarından hoşlansınlar, hepsi aynı duygudur, en çok keyif duyan, en çok ibadet eder.

9.11.2020

rüya

georg büchner

kirpiklerinin arasından bir rüya geçiyor. uykunun altın çiy damlasını gözlerinden silmek istemiyorum.

delilik saçlarımdan yakaladı beni.

sırf başkalarının benden daha kötü olduklarını düşünmek gibi sefil bir zevk uğruna, otuz yıl boyunca gökle yer arasında yüzümde ahlaklı bir ifadeyle dolaşmaktan utanırdım ben.

yaşamdan bir dua taburesinden değil, merhametli bir rahibenin (fahişenin) yatağından iner gibi uzaklaşmak istiyorum. bir orospudur yaşam, tüm dünyayla iş tutar.

acı yegane günahtır ve ıstırap yegane rezalettir. ben erdemli kalacağım.

çok geçmeden sığınağım hiçlik olacak. hayat benim için bir yük. beni ondan kurtarabilirsiniz. zaten sırtımdan atmaya çalışıyorum.

canlı ceset olarak dolaşmaktansa toprağın içine uzanmak daha iyidir.

bugünlerde her şeyi insan etiyle hazırlıyorlar. çağımızın laneti bu. şimdi benim bedenim de tüketilecek.

insanların neden sokakta durup birbirlerinin yüzüne gülmediklerini anlamıyorum. pencerelere ve mezarlara doğru düşmeleri gerekirdi. gülmekten gökyüzünün çatlaması, yeryüzünün de sarsılması gerekirdi.

13.10.2020

devrim

georg büchner

devrimcilerde başka insanlarda bulunmayan bir duyu vardır ve bu duyu onları asla yanıltmaz.

yalnızca bir korkak devrim için ölür, bir jakoben devrim için öldürür.

her devrimin yalnızca yarısı tamamlanırsa kendi mezarını kendisi kazar. erdem terör yoluyla hüküm sürmelidir.

cumhuriyetin silahı terördür, cumhuriyetin gücü erdemdir. erdem olmadan terör yozlaşabilir, terör olmadan erdem güçsüzdür. terör, erdemin bir sonucudur; hızlı, kesin ve boyun eğmez adaletten başka bir şey değildir.

ulusal pervasızlık tüm erdemlerin en yararlısıdır.

bir despot hayvanları andıran uyruklarını terörle yönetirse despot olarak haklıdır. cumhuriyetin kurucusu olarak sizler özgürlüğün düşmanlarını ezerken de bir o kadar haklısınız. devrim hükümeti özgürlüğün tiranlığa karşı despotluğudur.

halkın bir ezilme içgüdüsü var, isterse bakışlarla olsun, böyle aşağılayıcı bakışlardan hoşlanıyor. böylesi alınlar bir asalet armasından daha berbattır, insanı hor görmenin su katılmamış aristokrasisi barınır onlarda. herkesi mıhlamalarını kolaylaştırır bu; çünkü tepeden bir bakışa maruz kalmak insanı bezdirir.

bir cumhuriyette yalnızca cumhuriyetçiler yurttaştır, kralcılar ve yabancılar düşmandır. insanlığı ezenleri cezalandırmak merhamettir, onları bağışlamak barbarlıktır.

toplum tarafından korunmayı hak edenler yalnızca barışçıl yurttaşlardır.

1.10.2020

günahkâr

georg büchner

herkes kendini gerçekleştirebilmeli ve kendi doğasını yaşayabilmelidir. akıllı ya da akılsız, eğitimli ya da eğitimsiz, iyi ya da kötü olsun, devleti hiç ilgilendirmez bu. hepimiz birer deliyiz. hiç kimsenin kendi deliliğini bir başkasına dayatma hakkı yoktur. herkes kendi tarzınca keyif alabilmelidir; ama hiç kimse bir başkasına zarar verecek şekilde ya da onun kendine özgü zevkini bozacak şekilde keyif alamaz.

devletin biçimi halkın bedenini sıkı sıkıya saran saydam bir örtü olmalıdır. damarların her kabarışı, kasların her gerilişi, kirişlerin her seğirişi burada ifadesini bulmalıdır. şekli güzel ya da çirkin olabilir, her şeyden önce olduğu gibi olma hakkı vardır. bizim ona keyfimize göre bir etek biçme hakkımız yok. bir tanecik günahkâr kadınımızın, fransa'nın çıplak omuzlarına bir rahibe örtüsü atmak isteyenlerin parmaklarını kırarız. çıplak tanrıçalar, bakkhalar, olimpik oyunlar ve melodik dudaklar istiyoruz biz.

11.09.2020

hicviye

georg büchner

insanlık ebedi açlık içinde daha ne kadar kendi uzuvlarını yiyecek? ya da biz kazazedeler bir gemi enkazı üzerinde giderilmez bir susuzlukla daha ne kadar birbirimizin damarlarındaki kanı emeceğiz? ya da biz ten cebircileri sürekli reddedilen x bilinmeyeni ararken denklemlerimizi daha ne kadar parçalanmış organlarla yazacağız?

yaşam süresinin birazcık kısaltılması iyidir. ceket fazla boldu, bedenimiz onu dolduramıyordu. yaşam bir hicviye olacak, bundan böyle kimin elli ya da altmış şarkılık bir destana soluğu ve zihni yeter? birazcık usareyi kazandan değil de likör bardaklarından içmenin zamanı geldi. böylece ağzımız dolacak, yoksa işkembeye birkaç damlayı akıtmak zor olacaktı. sonunda haykırmam gerekiyor, bu gayret fazla geliyor bana. yaşam, onu sürdürmek için gösterilen çabaya değmez.

29.07.2020

devrim

georg büchner

yalnızca suçlular ve sıradan ruhlar kendi saflarında kendi benzerlerinin düşmesini görmekten korkarlar; çünkü artık onları gizleyecek bir suç ortakları sürüsü olmadığında hakikatin ışığına maruz kalacaklardır. mecliste böylesi ruhlar olsa bile kahramanca olanları da var. alçakların sayısı çok değil. sadece birkaç kelleyi uçurursak anavatan kurtulur.

bu toplantıda "kan" sözcüğünü duymaya tahammül edemeyen birkaç hassas kulak varmış gibi görünüyor. bazı genel düşünceler onları doğadan ve zamandan daha acımasız olmadığımıza ikna edebilir. doğa kendi yasalarını sakin sakin ve karşı konulmaz biçimde sürdürür, onlarla çelişen insan yok edilir. havanın bileşenlerindeki bir değişiklik, yerin çekirdeğindeki ateşte bir alevlenme, bir su kütlesinin dengesindeki bir dalgalanma, bir salgın hastalık, volkanik bir patlama, bir taşkın binlerce insanı gömer. sonuç nedir? fiziksel doğada önemsiz, bütün içinde farkına bile varılmayan bir değişiklik arkasında cesetler bırakmasa neredeyse iz bırakmadan geçip gidecektir.

soruyorum şimdi: devriminizdeki ahlaki doğa fiziksel doğadan daha mı özenli olmalı? bir fikir tıpkı bir fizik yasası gibi kendisine karşı koyanı yok etmemeli mi? ahlaki doğanın tüm şeklini, yani insanlığı değiştiren bir olay kanla gerçekleşmemeli mi? dünya tini tıpkı fiziksel alanda volkanları ya da selleri kullandığı ibi düşünsel alanda da kollarımızı kullanır. bir salgın hastalık ya da bir devrim yüzünden ölmelerinin ne önemi var? insanlığın adımları yavaştır, her biri yüzyıllarla sayılabilir ancak, her birinin arkasında kuşakların mezarları vardır. en basit buluşlara ve ilkelere ulaşmak bu yolda sona eren milyonlarca hayata mal olmuştur. tarihin akışının hızlandığı bir dönemde daha fazla insanın soluğunun kesilmesi çok sıradan değil midir?

hızlı ve basit bir sonuca varalım: herkes eşit koşullarda yaratıldığı için doğanın oluşturduğu farklılıklar dışında herkes eşittir. bu yüzden herkesin önceliği olabilir ve hiç kimsenin ayrıcalığı olamaz, ne bir bireyin ne de küçük ya da büyük bir bireyler topluluğunun. gerçekliğe uygulanmış bu ilkenin her bir unsuru kendi insanlarını öldürmüştür. devrim ırmağının her yatakta, her yeni kıvrımda dışarıya cesetler fırlatmasında şaşılacak ne var?

devrim pelias'ın kızları gibidir, insanlığı gençleştirmek için onu parçalar. insanlık ilk kez yaratılıyormuşçasına tufan dalgalarından yükselen yeryüzü gibi kan göllerinden asıl güçlü organlarıyla yükselecek.

19.07.2020

ideal

georg büchner

söylüyorum size, karşılarına tiyatrolara, konserlere, sanat sergilerine dağılmış ahşap kopyalar halinde çıkmayan hiçbir şeyi ne görürler ne de duyarlar. birisi ipin ucunda sallanan bir kukla oysun tahtadan, ip şiddetle çekildiğinde eklemleri her adımda beş heceli dizelerle gıcırdasın, -nasıl bir karakterdir, nasıl bir tutarlılıktır bu! birisi bir duygu kırıntısı, bir özdeyiş, bir kavram alır da ona ceket pantolon giydirirse, ellerini ayaklarını takar, yüzünü boyar ve bu şeyi üç perde boyunca ortalıkta süründürüp sonunda evlenmesini ya da intihar etmesini sağlarsa -bir ideal! birisi insanın gönlündeki yükseliş ve düşüşleri bülbül sesi çıkaran bir düdük gibi sergileyen bir opera bestelerse -ah bu sanat!

sanatçıların doğayla ilişkileri ressam david'inki gibidir: eylül ayında force hapishanesi'nde sokağa fırlatılan ölüleri soğukkanlılıkla resmetmiş ve "bu kötü heriflerde yaşamın son seğirmelerini yakalıyorum." demişti.

21.05.2020

molek'in çocukları

georg büchner

danton: artık sakinleştin fabre.

bir ses (içerden): ölmek üzereyken.

danton: şimdi yapacağımızı da biliyor musun?

ses: neymiş?

danton: bütün hayatın boyunca yaptığın şeyi: kurtlanmak! (dizeler kurmak)

camille (kendi kendine): gözlerine delilik çökmüş. şimdiye dek bir sürü insan delirdi, dünyanın akışı böyle. ne yapabiliriz ki buna karşı? ellerimizi yıkıyoruz. hem böylesi daha iyi.

danton: her şeyi korkunç bir karışıklık içinde bırakıyorum. hiçbiri yönetmekten anlamıyor. robespierre'e orospularımı, couthon'a da taşaklarımı bıraksaydım, belki işler devam ederdi.

lacroix: özgürlüğü orospu yapardık.

danton: nasıl da olurdu! özgürlük ve bir orospu, güneşin altındaki en kozmopolit şeylerdir. şimdi arras'ın avukatının nikâhı altında namusuyla orospuluk yapacak. ama sanırım ona karşı klytaimnestra'yı oynayacak, ona altı ay bile tanımıyorum, onu yanıma çekiyorum.

camille (kendi kendine): tanrı onun huzurlu bir sabit fikre kapılmasına izin veriyor. sağlıklı akla atfedilen sıradan sabit fikirler, katlanılmaz ölçüde sıkıcıdır. baba, oğul ve kutsal ruh'un var olduğu kuruntusuna kapılabilen kişi en mutlu insan olurdu.

lacroix: biz geçerken eşekler, "yaşasın cumhuriyet!" diye anıracak.

danton: ne önemi var bunun? devrimin günah tufanı cesetlerimizi nereye sürüklerse sürüklesin, taşlaşmış kemiklerimizle her zaman tüm kralların kafası kırılabilecektir.

hérault: evet, özellikle çene kemiğimiz için bir samson bulunursa.

danton: kardeş katili bunlar.

lacroix: camille'in tutuklanmasından iki gün önce her zamankinden daha fazla canciğer olması robespierre'in bir neron olduğunun en iyi kanıtı. öyle değil mi camille?

camille: bana sorarsan, beni ne ilgilendirir bu? (kendi kendine) onun deliliği cazip bir şey haline getirmesi. neden şimdi benim gitmem gerekiyor. biz birlikte gülmüş, gezip tozmuş, öpüşmüştük.

danton: tarih bir gün çukurları açarsa, despotizm cesetlerimizin kokusundan boğulup ölebilir.

hérault: zaten hayatımız boyunca koktuk. bunlar bizden sonrakiler için söylenmiş sözler, değil mi danton, aslında bizi ilgilendirmiyor.

camille: öyle bir surat takınıyor ki, sanki taşlaşacakmış da sonraki kuşaklar onu antik bir eser gibi kazıp çıkartacakmış çukurdan.

surat asma, kıpkırmızı kesilme ve iyi bir aksanla konuşma zahmetine de değer. bir kere maskelerimizi çıkartsaydık, dört bir yanı aynalarla kaplı bir odadaymışız gibi her yerde sayısız kadim, bozulmaz koyun kafası görürdük, ne fazla ne eksik. çok da büyük bir fark yok, hepimiz alçak ve meleğiz, salak ve dehayız ve üstelik hepsi bir arada. bu dört unsura aynı bedende yer var, sanıldığı kadar büyük değiller. herkes uyuyor, hazmediyor, çocuk yapıyor. gerisi aynı temanın değişik seslerle yapılan çeşitlemeleri. bu sırada daha iyi görmeye çalışıp surat asma ihtiyacı, birbirinden utanma ihtiyacı duyuluyor. hepimiz de aynı sofradan yiyip hastalandık, karnımız ağrıyor; neden peçelerle örtüyorsunuz yüzümüzü? bağırıyorsunuz ve istediğiniz gibi ağlayıp sızlanıyorsunuz. böyle erdemli, esprili, kahramanca ve dahice suratlar takınmayın, birbirimizi biliyoruz, boşuna zahmet etmeyin.

hérault: evet camille, yan yana oturup bağırmak istiyoruz, insanın canı acıyorsa dudaklarını ısırmasından daha aptalca bir şey olamaz. yunanlılar ve tanrılar bağırdılar, romalılar ve stoacılar kahraman suratı takındılar.

danton: birileri de öbürleri kadar epikürcüydü. kendilerine tamamen keyifli bir benlik duygusu buldular. togasını süsleyip de gölgesi uzun düşüyor mu diye etrafa bakınmak hiç de kötü bir şey değil. niye kendimizi paralayalım? önümüzü defne yaprağıyla, gül çelengiyle ya da asma dalıyla örtsek veya o çirkin şeyi açıkta taşıyıp köpeklere yalatsak ne fark eder?

philippeau: dostlarım, bütün bu karmakarışık dalgalanmayı ve yakamozlanmayı artık görmemek için ve gözlerin birkaç büyük, tanrısal çizgiyle dolması için özellikle ayaklarını yere basmamak gerekiyor. bizi sağır eden iç içe geçmiş bağırışların ve imdat feryatlarının bir uyum ırmağı olduğunu duyan bir kulak var.

danton: ama biz fakir müzisyenleriz, bedenimiz de çalgımızdır. bu çalgılardan acemice çıkartılan sesler yalnızca daha yükseğe ve daha da yükseğe çıkıp sonunda şehvetli bir soluk gibi usulca sessizleşerek ilahi kulaklarda ölmek için mi var?

hérault: saray sofraları için etleri daha lezzetli olsun diye kırbaçlana kırbaçlana öldürülen domuz yavruları gibi miyiz?

danton: bu dünyanın molek'in (kendisine çocuk kurban edilen eski bir orta doğu tanrısı) korlaşmış kollarında kızartılan ve tanrılar onların gülüşünden zevk alsın diye ışık ışınlarıyla gıdıklanan çocuklar mıyız biz?

camille: peki altın gözlü eter kutsal tanrıların sofrasına konmuş altın sazanlarla dolu bir sahan mıdır ve kutsal tanrılar sonsuza kadar gülerler mi, balıklar ebediyen ölür ve tanrılar ölüm mücadelesinin renk oyunundan ölümsüz bir zevk alırlar mı?

danton: dünya kaostur. hiçlik doğurmak üzere olan dünya tanrı'dır.

philippeau: iyi geceler dostlarım. altında tüm yüreklerin durduğu ve tüm gözlerin kapandığı büyük örtüyü sakince örtelim üstümüze.

hérault: sevinmelisin camille, güzel bir gecemiz olacak. bulutlar akşamın gökyüzünde solan, batan tanrı figürleriyle ateşi sönmekte olan bir olympos gibi asılı duruyorlar.

27.02.2020

tanrı

georg büchner

payne: gel bakalım filozof anaksagoras, irşat edeyim seni. tanrı yoktur; çünkü dünyayı ya tanrı yaratmıştır ya da yaratmamıştır. tanrı yaratmadıysa dünyanın nedeni kendi içindedir ve tanrı yoktur; çünkü tanrı ancak her türlü varlığın nedenini içermekle tanrı olur. ama tanrı dünyayı yaratmış olamaz; çünkü yaratılış ya tanrı gibi öncesiz ve sonrasızdır ya da bir başlangıcı vardır. bir başlangıcı varsa tanrı'nın onu zamanın belirli bir anında yaratmış olması gerekir; yani tanrı sonsuz bir süre dinlendikten sonra bir anda faaliyete geçmiş olmalıdır, yani ansızın zaman kavramının onun üzerinde uygulanmasını sağlayan bir değişiklik geçirmiş olmalıdır ki ikisi de tanrı'nın varlığıyla çelişir. dolayısıyla tanrı dünyayı yaratmış olamaz. oysa biz dünyanın ya da en azından kendi ben'imizin mevcut olduğunu ve yukarıda söylenenlerden kendi nedeninin de kendi içinde ya da tanrı olmayan bir şeyde olması gerektiğini açık ve net olarak bildiğimiz için, bu yüzden bir tanrı var olamaz. quod erat demostrandum.

mercier: bir dakika payne, ya yaratılış öncesiz ve sonrasız ise?

payne: o zaman yaratılış değildir. o zaman spinoza'nın dediği gibi tanrı'yla birdir ya da onun bir özelliğidir. o zaman tanrı her şeydedir, sizdedir cancağızım, filozof anaksagoras'tadır ve benim içimdedir. bu o kadar kötü olmazdı; ama itiraf etmelisiniz ki sevgili tanrı her birimizin içindeyken diş ağrısı çekebilir, belsoğukluğuna yakalanabilir, diri diri gömülebilir ya da en azından bunun çok nahoş düşüncesine kapılabilirse, ilahi yücelikten pek de söz edilemez.

mercier: ama ortada yine de bir neden olmalı.

payne: bunu kim inkâr ediyor; ama bizim tanrı olarak, yani mükemmel olarak düşündüğümüz şeyin bu neden olduğunu kim söylüyor size? dünyayı mükemmel olarak mı kabul ediyorsunuz?

mercier: hayır.

payne: peki, mükemmel olmayan bir sonuçtan mükemmel bir nedene nasıl varıyorsunuz? voltaire ne tanrı'yla ne de krallarla bozuşmaya cesaret edebildi; bu yüzden yaptı bunu. aklından başka bir şeyi olmayan ve onu tutarlılıkla kullanmayı bile bilmeyen ya da buna cesaret edemeyen, beceriksizin tekidir.

mercier: buna karşılık ben mükemmel bir nedenin mükemmel bir sonucu olabilir mi diye soruyorum. yani mükemmel bir şey mükemmel bir şeyi yaratabilir mi? bu imkansız değil midir? çünkü yaratılanın kendi nedeni asla kendi içinde olamayacaktır; oysa bunun mükemmelliğe dahil olduğunu söylemiştiniz.

chaumette: susun! susun!

payne: sakin ol filozof. haklısınız, tanrı'nın yaratması gerekiyorsa, yalnızca mükemmel olmayan bir şey yaratabilir, tereddütle onu tamamen bu haliyle bırakır. tanrı'yı yalnızca yaratır halde düşünebilmemiz pek insanca değil mi? çünkü kendimize "biz varız!" diyebilmek için sürekli hareket edip silkinmemiz gerekiyor. tanrı'ya da bu sefil ihtiyacı yakıştırmak zorunda mıyız? tinimiz uyumlu bir halde kendine dayanan bir varlıkta sonsuz bahtiyarlığa dalıyorsa, ulaklara tamamen gizemli bir tavırla söylediğimiz gibi coşup taşan sevgi ihtiyacından ötürü hemen parmaklarını uzatıp masanın üstünde hamurdan insancıklar yaptığını varsaymak zorunda mıyız? sırf kendimizi tanrı'nın oğulları yapmak için bütün bunlara mecbur muyuz? daha mütevazı bir babayı tercih ederim, en azından ona kendi seviyesinin altında, domuz ahırlarında ya da kadırgaların üstünde eğitim görmeme izin vermesini yakıştıramam.

mükemmel olmayanı ortadan kaldırın, ancak o zaman tanrı'yı kanıtlayabilirsiniz. spinoza denedi bunu. kötüyü yadsıyabilirsiniz ama acıyı yadsıyamazsınız; yalnızca akıl tanrı'yı kanıtlayabilir, duygu buna isyan eder. anlasana anaksagoras, neden acı çekiyorum? bu ateizmin kayasıdır. en küçük bir acı titremesi, yalnızca bir atomun kıpırdaması yaratılışta yukarıdan aşağıya bir çatlak yaratır.

mercier: ya ahlak?

payne: önce tanrı'yı ahlaktan yola çıkarak kanıtlıyorsunuz, sonra da ahlakı tanrı'dan yola çıkarak. ahlakınızla nereye varmak istiyorsunuz? kendinde ve kendisi için iyi ya da kötü var mıdır, yok mudur bilmiyorum; bu yüzden de davranış değiştirmek zorunda değilim. doğama uygun davranıyorum, ona uygun olan benim için iyidir ve onu yaparım; doğama aykırı olan, benim için kötüdür, onu yapmam ve yoluma çıktığında kendimi ona karşı savunurum. söylendiği gibi erdemli kalabilirsiniz ve kendinizi sözümona sefahatten koruyabilirsiniz; bu yüzden onların karşıtlarını hor görmeniz gerekmez, çok da hazin bir duygudur bu.

chaumette: doğru, çok doğru.

hérault: ey filozof anaksagoras, tanrı'nın her şey olduğu için kendi karşıtı da, yani mükemmel ve kusurlu, kötü ve iyi, mutlu ve acı çeken de olması gerektiği söylenebilir; elbette sonuç sıfıra eşit olur, bunlar birbirini karşılıklı ortadan kaldırır; böylece hiçe varırız. sevinebilirsin, sonunda mutlu çıkıyorsun işin içinden, madam momoro'ya doğanın başyapıtı olarak tapınabilirsin rahatlıkla, en azından kasıklarında gül çelenkleri bıraktı.

chaumette: size yürekten teşekkür ediyorum beyler.

11.11.2019

danton'un ölümü

georg büchner

güçlü bir yankısın.

devrim satürn gibidir, kendi çocuklarını yer.

dediler ki bize: aristokratları gebertin, kurttur onlar! aristokratları sokak lambalarına astık. dediler ki kralın vetosu ekmeğinizi kemiriyor, onu da yok ettik. jirondenler sizi açlıktan öldürüyor dediler, jirondenleri giyotine yatırdık. ama onlar ölüleri soydular, biz yine yalınayak dolaşıyoruz.

halkın gözünde zayıflıkla ılımlılık aynı şeydir.

halk bir çocuk gibidir, içinde ne olduğunu göreyim diye her şeyi kırmak ister.

meşru müdafaanın bittiği yerde cinayet başlar.

bazen sana usulca ve gizlice, yalan söylüyorsun, yalan söylüyorsun diyen bir ses yok mu içinde?!

vicdan, bir maymunun karşısına geçip kendine eziyet ettiği bir aynadır. herkes istediği gibi süsler kendini, sonra kendi tarzında eğlenmeye koyulur.

ileriye doğru koşan bir kitlenin ortasında durup kalan birisi kitlenin karşısına çıkmış kadar direnç gösterir, arada ezilecektir.

ölüm döşeğindekiler genellikle çocuklaşırlar.


dertler, tasalar arasında

sabahın köründe başlayıp

gün bitene kadar çalış çabala


insanlık yüksek kaderine doğru devasa adımlarla ilerliyor.

kimsenin duymaması gereken düşünceler vardır.

masumiyet halkın uyanıklığı karşısında asla titremez.

beyin kanaması en iyi ölümdür.

hayat buldukları ana kadar sözlerinizin peşinden gidin.

pervasızlık suça, sükunet suçsuzluğa delalettir.

kollarımızı kader yönlendiriyor. ama yalnızca güçlü karakterler onun organlarıdır.

insan kendini ona adarsa, yaşamı yeniden adamakıllı sevebilir, çocuğu gibi. insanın tesadüfen ensest yapması ve kendi kendisinin babası olabilmesi çok sık gerçekleşmez. aynı anda hem baba hem çocuk. rahat bir oedipus.

hâlâ sarhoş olabilenler mutlu insanlardır. yarın ayaktan düşmüş bir pantolon olacaksın, bir gardıroba atılacaksın ve güveler kemirecek seni, nasıl istersen öyle kok.

siz adamı bir yalana bile âşık edersiniz.

damlalarından yalnızca biri eksik olsaydı, yaşam ırmağı durmak zorunda kalırdı. yeryüzü bu darbeyle yaralanırdı.


ölüm derler adına, zalim orakçı

gücünü vermiş ona, hey yüce tanrı

24.03.2009

intihar

terry eagleton

intihar insanın kendi varlığı üzerinde yan tanrısal bir inisiyatif uygulamasıdır.

tanrı bile kendini öldürmesini engelleyemez; bu konuda muhteşem ve anlamsız bir özgürlüğü vardır. özgürlük, nazilerin yaptığı gibi, kendini yok etmek için kullanılabilir. bu anlamda özgürlüğün en üst noktası özgürlüğü yok etmektir. sahip olduğun en değerli şeyden feragat edebildiğine göre oldukça güçlü olmalısın. tanrı, kullarının özgür eylemleri karşısında güçsüzdür; kullarının yüzüne tükürmelerini engelleyemez. intihar, kendilerine hayat verdiği için tanrı'yı bir türlü affedemeyenlerin sahte zaferidir.

kanlı ellerini kendine uzatarak tanrı'dan her zaman intikam alabilirsin. içinde zaten kayda değer bir şey yoksa pek büyük bir kayıp sayılmazsın.

muhteşem oyunundaki danton'un ölümünde "hiçbir şeyin kendini öldürmesi gerekmiyor, zaten doğuştan yaralılar." der georg büchner.

kierkegaard "umutsuzluğun asıl acısı ölmeyi becerememektir." der.