fay weldon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fay weldon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.03.2022

mücadele

fay weldon

sonu gelmeyen, korkunç bir mücadele bu. asla barış olmayacak. iyilik hiçbir zaman katıksız ve eksiksiz bir zafer kazanamayacak. mutsuzluk, sefalet, felaket ve zalimlik gibi şeylerin bir kez var olarak tanrının o sakin ve duyarsız yüzünü bütün zamanlar için buruşturmuş olması yetmez mi? bu şeyler gün gelip bilincimizden ve belleğimizden silinse bile bir kez var olmuşlardı ya! ve mademki bir kez var oldular, asla bağışlanamazlar. şu yaşadığımız yer cehennemdir ve oynanan oyunun sonu gelmeyecektir. sonsuza değin ateşlerde yanılacak, azap çekilecektir.

31.01.2014

uzun lafın kısası

albert camus: bu dünya değersizdir; bunun farkına varan özgürdür.

annie besant: ateist en büyük unvanlardan biridir. ateizm dünyanın kahramanlarının erdem nişanıdır: copernicus, spinoza, voltaire, paine, presley.

boris vian: kadınlar saf şeyleri hiç sevmezler.

robert m. pirsig: öğrencinin en büyük sorunu, yıllardır kafasında oluşturulmuş, havuç ve kırbaca dayalı köle zihniyetidir; bu, "kırbaçlamazsan çalışmam!" diyen katır zihniyetidir.

fay weldon: değerli olan hiçbir şey yok pahasına elde edilemez.

henry david thoreau: ne zaman bir tilkinin, sanki dünyada hiçbir derdi yokmuş gibi, tam bir özgürlük içinde, buz tutmuş bir gölün üstünden geçişini veya güneşli bir havada tepelerde koştuğunu görsem, güneşin ve dünyanın gerçek sahibinin o olduğunu düşünürüm.

romain rolland: sıradan insanların huzurlu olmasının nedeni, düşüncelerinin olmamasıdır.

sabahattin ali: hayatın bir değişmeler silsilesi ve her bir değişmenin bir tekamül olduğunu anlamayanlar yobaz kafalı insanlardır.

la rochefoucauld: ciddiyet, zekanın kusurlarını gizlemek için uydurulmuş bir beden gizemidir.

michel foucault: bir filozofun okulu doktor muayenehanesidir. bu okuldan çıktığında, insanın haz duymuş olması değil acı çekmiş olması gerekir.

paul auster: aşk olmazsa hayat berbat bir şakadan ibarettir.

samuel beckett: herkese, er ya da geç, yazın uzun sevinçlerini bekleyen sineklere imrenme duygusu gelir.

29.11.2013

uzun lafın kısası

roland barthes: kitap anlamı yaratır, anlam da yaşamı.

anthony burgess: kişiliksiz yaratıklar kişilik sahiplerini ezmeye uğraşırlar bu dünyada.

fay weldon: hayatta hiçbir şey insanın umduğu gibi çıkmaz.

henry david thoreau: öykünün uzun olması gerekmez; ama kısaltmak için uzun zaman gerekir.

buket uzuner: özel yeteneklerle doğan insanların çok şanslı olduğunu düşünenlerin hepsi, bunun bazen ne büyük bir ceza olduğunu hiç anlamayacak kadar sağlıklı ve normal insanlardır.

la rochefoucauld: dünya, nitelikli olanı değil, çoğu kez nitelikli görüntüsü vereni ödüllendirir.

alain: herkes her an bilmediği birine zulmeder ve toplum, iyi insanlara farkında olmadan zalim olma fırsatı veren mükemmel bir makinedir.

samuel beckett: önce yürümeyi öğren, sonra yüzme dersleri alırsın.

dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir; babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.

paul auster: her şeyi yerli yerine oturtmak için ölümle kısa bir sohbetten daha etkili bir şey yoktur.

theodor adorno: her türlü ahlakın modeli ahlaksızlıktır ve bugüne kadar ahlak, ahlaksızlığı hep yeniden üretmiştir.

roger norman: bir atın gök mavisi gözlerinde, yaşadığı sınırsız ve zamansız dünyanın büyüklüğü karşısında düştüğü hayret vardır.

15.11.2012

gerçek

fay weldon

insanlar gerçeğin kesin, tam ve sınırlı olmasını isterler. oysa gerçek daha çok, adım adım tırmanılması gereken bir dağdır. dağın doruğu bulutların arasındadır, çok seyrek olarak görülebilir ve asla ulaşılamaz, hiçbir zaman da ulaşılamamıştır; üstelik bu dağın, bizim algıladığımız görünümü, hangi aşamada durduğumuza ve şu kadarcık tırmanabilmek için bile ne denli yorulmuş olduğumuza bağlıdır. erdem, hep yukarı doğru bakmaktadır, yukarı doğru tırmanmaya çabalamakta ve kimi zaman, tehlikeli olgu ve duygu kayalarının birinden öbürüne kıvançla atlayabilmekte.

gerçek, tuhaf bir şeydir. kat kat soyulması gerekir; bir kez başladın mı geri dönemezsin. kimi zaman bu işe hiç girişmemek, duruma olduğu gibi katlanmak daha iyidir. gerçeğin mutluluk ya da yürek huzuru getireceği garanti edilemez. gerçek tehlikeli olabilir. sözle tanımlanabilecek bir şey bile değildir. daha çok, bilenlerin tırmanmaya çalıştıkları bir dağdır.

cinayet gizli kalmaz derler ya, gerçek de gizlenemez. gerçek, cinayetten daha tehlikelidir. gerçekle baş etmenin sanatı, gerçeği ortaya vurmaktır ama ufak ufak; böylelikle denetimin altında tutabilirsin. yoksa onu düşmanların ele geçirir, senin aleyhine kullanırlar; önce sen konuş; yoksa onlar konuşacaklardır.

18.01.2011

başkanın çocuğu

fay weldon

hayatta hiçbir şey insanın umduğu gibi çıkmaz.

her gün görülen bir şeydir bu: ırz düşmanlarıyla, dolandırıcılarla, çok eşliler ve gedikli çapkınlarla evli olan kadınlar, her şey ortaya çıkınca hayretler içinde kalırlar. hayır, sayın yargıç, hiç haberim yoktu. elleri kan içindeydi ama, tavşan öldürdüm, diyordu; yeleğinde rimel izi vardı ama, kalemim aktı, diyordu. ben de inandım ona. evlilik, aldatmacanın üreme ortamıdır.

hiçbir şey kaybolup gitmez, kaybetmeyi her şeyden çok istediğimiz şeyler bile. her şey zaman içindeki belirli bir noktaya doğru akar. geleceğimiz, geçmişimize göre koşullanır, hem de geçmişimizin bütünüyle; yalnızca seçtiğimiz, övünç duyduğumuz bölümleriyle değil. yapılacak tek şey hiçbir şey yapmamaktır; hiçbir şey dememek, bildiğini sımsıkı kendine saklamak.

insanlar "doğru" dedikleri şeyleri kaldıramaz aslında. çoğunluk böyledir. hepimiz hoşumuza giden masallarla haşır neşirizdir; sevildiğimiz, esirgendiğimiz, gerekli olduğumuz masallarla.

gözlerinin görmesi insanı, karanlıkta çırpınmaktan daha büyük bir yalnızlığa gömebiliyor.

nevrotik insanlarda duygularla savunmalar yanlış döşenmiştir, bir parke döşemesinin örnekleri çarpık yerleştirilmiş gibi. parkeleri sökmek, ayırmak, yeniden dizmek ve doğru olarak baştan yerleştirmek gerekir.

insanın, peşimde birileri var diye düşünmesi ille de peşinde kimse yok anlamına gelmez.

yaşlıların, gençlerin arasına karışmayıp kendi başlarına olmaları yeğdir ve son irdelemede bütün iyilikler anlamsız, bütün tatlılıklar lezzetsizdir. bu gerçekleri zamanından önce öğrenmektense insan sağır, topal ve kör olsun, daha iyi.

değerli olan hiçbir şey yok pahasına elde edilemez.

çok zamanımız yok, her şeyin sonu ölüm. ne geçmişe fazla yas tutun, ne geleceğe fazla korkuyla bakın ne de başka insanların dertlerine çok zaman harcayın; yoksa bugününüz hepten eriyip yok olur.

29.09.2010

uzun lafın kısası

edith wharton: fikirlerin yarattığı hava, nefes almaya değer tek havadır.

dave barry: din hakkında yazmakla ilgili en önemli sorun, dinine içtenlikle bağlı insanları gücendirme riski taşımasıdır. sonra palalarla peşinize düşebilirler.

g.b. shaw: allahın cezası bir yığın insan var ki, midelerinden başka bir şey düşünmüyorlar.

joyce carol oates: bizi birbirimize bağlayan en derindeki şeyleri hissedemeyiz; o şeyler bizden kopartılıp alınmadıkları sürece.

emily perkins: yalnız doğarız ve yalnız ölürüz. kaçamayacağımız şey budur.

ernst haeckel: üstün insanla sıradan insan arasındaki mesafe, sıradan insanla maymun arasındaki mesafeden büyüktür.

philipp vandenberg: hayat, beşikten ölüm yatağına kadar, istekler ve arzular yığınıdır.

fay weldon: umudumuz ne denli büyükse, mutluluğun ne denli yakınına tırmanmışsak, o denli derine düşer ve inciniriz.

ernest hemingway: savaş, devlet politikasının başka yollardan sürdürülmesidir.

simone de beauvoir: dünyayı aydınlatan salt sevgidir sanır insan. ama sevgiyi besleyen, olanca güzelliğiyle dünyadır aslında.

eugene varlin: bir insanın başka bir insanı çalıştırması gibi bir şey sürdükçe özgürlük olmayacaktır.

adam smith: bir fabrikada hayatı birkaç basit işlemi yerine getirmekle geçiren bir insan, genel olarak insan yaratılışının izin verebileceği ölçüde aptal ve cahil birine dönüşür.