cezmi ersöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cezmi ersöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.01.2021

perspektif

ece ayhan

nereye dönersem kıçım arkamdadır.

"sevgi, yalnız mutlu yüzüyle vardır."

en bozulduğum şey; aciz bir adamın, sessiz ve konuşamayan adamın tepesine binmeleridir kimilerinin.

"tahmin edilememek insanın temel niteliğidir."

her uzaklık, her uzaktan bakma belli bir yalın perspektif sağlar, sağlıyor. gündelik yaşayışta ise derin ve gerçek perspektifi bulmak işte bu yüzden zor.

metin kaçan, ağır roman adlı bir dolapdere romanında "şakur şukur sevişmek" diyordu. cezmi ersöz de bir yazısında böyle diyor. ikisinden biri ya da her ikisi de, çeyrek sait faik olur mu ki?

bu toplumda hiçbir şey, bir yazınsal süreç dahi, sonuna dek götürülemiyor nedense. belki de doğuda süreç diye bir şey yok. düşüncenin, düşünmenin bir parçası değil mi süreç? filmlerde de oluyor bu: hemen hemen bütün türk sinemasında öykülü bir film yoktur.

"insan birbiriyle çelişen iki dünyada yaşamak zorundadır."

"tanrı bir insan biçiminde görünecektir bir gün ya da varlığın bir bölümünü bir insanda gösterecektir."

"devletin, doğu'da, otoritesini sınırlayacak ara kurumlar yok."

sezai karakoç ile ismet özel insan haklarıyla ilgilenmezler.

22.07.2014

haritanın yırtılan yeri

cezmi ersöz

nerede iktidar varsa, orada bozulma vardır.

kürdistan'da neden kızıl bayraklar taşınmıyor?

sol için fraksiyon farklılığının hapishanelerde anlamını yitirdiği ve bunların devletin ortak zulmü karşısında neredeyse komik duruma düştüğünü görmüş.

ben özgürlükten, özgür tavırdan yanayım, saçını arkadan bağlayan bu arkadaşa sizden daha yakınım.

sizleri kirletilmiş, küçük çıkarlara dayalı ilişkilerinizde birçok değerlerinizi yitirmiş buldum.

örgüt şeflerinin düzene entegre olduğunu ve sol hareketlerin sağa savrulduğunu ve tartışmaların hep durarak yapıldığını söylüyor.

günü tüketmek için yaşayanlarla beraber olamam.

12 eylül bize annelerimizi kazandırdı, tıpkı şili anneleri, arjantin anneleri gibi.

içerde çözülerek arkadaşlarını ele verenlerin sanki hiçbir şey yapmamışlar gibi politik gruplar içinde eskisi gibi yer almaları, bu anlamda bedel ödememeleri.

kürdistan'da bir savaş yaşanmaktadır ve türk solu bu direnişe destek vermeli. bu harekete sınıfsal bir temelde omuz vermelidir.

bu ekonomi herkesi teker teker tacir haline getirmiş ve bütün değerlerin üzerine para örtmüş.

80 öncesinde milli gelirde ücretlerin payı şimdikinden çok daha yüksekti. bugünse yüzde 12'ye düşmüş. rant gelirleri ise yüzde 70'lere çıkmış.

tacirleşen insanların ilişki biçimlerinin yozlaştığını ve kendilerini de adeta bir mal gibi görüp cilalayıp ambalajlayarak ve pahalı ve çok değerli bir mal gibiymişçesine sattıklarını söylüyor.

özal ekonomisi: ekonomik cendere altında sıkışan ve her sabah para kazanma savaşına çıkan insanların politikayla uğraşmalarının imkansızlığı.. ama bu kürdistan'da geri tepti. orada devletin her alanda uyguladığı sistemli zulüm başkaldırıyı doğurdu. geçmişte 3-5 gerilla diye anılanlar, şimdi ayrılıkçı güçler diye gündeme geliyor. bizim özgürlüğümüz, kurtuluşumuz artık kürt hareketindeki başarıya, gelişmeye bağlı.

ilhami aras, türkiye'deki demokrasinin göstermelik olduğunu söylüyor. panel yapamıyoruz, gece düzenleyemiyoruz. özgürlüklerimiz her yanda kısıtlanıyor. bence bıçak kemiğe dayandı, diyor.

devletin de geleceğe dair umutları yok. o da kendisini kürdistan'da ifade edemiyor. emniyet müdürü: bizi buradan kurtarın, diye bağırıyor.

tuhaftır bugün soldaki fraksiyon sayısı daha da artmış durumda.

soldaki, neredeyse komik ve kronik bir hastalık olan bölünmeyi birz olsun ortadan kaldıralım.

hapishanelerde devrim yapıldığı görülmemiştir.

12 mart 1982'de mazlum doğan'ın çağdaş kawa olması. aynı yıl 18 mayıs'ta dört arkadaşının kendilerini yakmaları. ferhat kurtay, necmi öner, eşref anyık, mahmut zengin. zulme karşı bedenlerini ateşleyerek yeni bir tarih başlatmışlar. 4'lerin gecesi. ve 1 temmuz'da başlayan büyük ölüm orucu: hayri durmuş, ali çiçek, akif yılmaz ve kemal pir'in hayatını yitirdiği bu ölüm orucu türk ve kürt halklarının kardeşliğine adanmış.

bedenlerini tutuşturan ateşi cezaevi idaresinin atatürk'ün veciz sözlerini yazmaları için verdikleri tiner ve yağlı boyalardan elde etmişler. yanan elleri demir parmaklıklara yapışıp kalmış. bu kömürleşmiş; ama parmaklıklara yapışmış elleri gören nöbetçi savcı "bu nasıl yürektir" demiş.

şükrü gülmüş ise 4'lerin ölümüne "onurlu bir gün, bir ömre bedeldir" diyerek bir anlamda sevinmiş.

ben ticari ahlakı bilmiyorum. ticarette ayakta kalmak için birilerinin hakkını sömürmek gerekli. bunu nasıl yaparım? ticaret küçük hesaplar demektir, insan bundan ve bencilce sevgilerden kurtulmalıdır. toplumsal aşk dışındaki sevgilerde sahiplenme, bencillik var.

ancak bir işkence türü var ki, onun anlamı şükrü gülmüş için çok açık: cop sokmanın toplumu "kadınlaştırma" amacı taşıdığına inanıyor. yani baskı altına alınmış, ezik, sindirilmiş.

köy baskınları, toplu gözaltılar, sabahlara kadar süren sınır boyu çatışmaları, hain pusular, kaybolan ve bir daha hayatlarından haber alınamayan her yaştan insanın trajedisi. ve hemen her gün arkasından tek kurşunla öldürülen yurtsever, demokrat insanlar.

buranın kötü adamı yörede hizbullahçı diye tanınan, devlet tarafından kiralanmış profesyonel katildir. kurbanının ta yanı başına gelip onu tek kurşunla bu hayattan ayıran ve sonra karanlık ve yoksul sokaklarda kaybolan meçhul bir katildir bu yörede hizbullahçı.

silvan'da doktor emin ayhan, kahvede birkaç polisin arasında otururken yine o tek kurşunla öldürülmüştü. suçu kendisini yöre halkına sevdirmesiydi. ibrahim demirhan aslı tütün satıcısı da 9 haziran'da öldürülmüştü.

aslında halkımız isyan için hazır beklemektedir. ama şimdilik susuyoruz ve bekliyoruz.

genç bir çocuk birkaç gün önce dayısının kaybolduğunu, nereye başvursa haber alamadığını söylüyor.

şiddeti meşrulaştıran devletti ve devlet bütün yaklaşımları, diyalog arayışlarını tek taraflı çiğnemişti. pek geriye dönüş yolu yoktu. hem pkk artık iki ayrı düzenli ordu kuracak güce erişmişti.

maliye bakanlığı cizre belediyesi'nin gelirlerine el koymuş. belediye başkanı haşim haşimi'ye göre bu türkiye'deki ilk uygulama. böyle bir ceza türkiye'deki hiçbir ilçe ya da ile verilmemiş.

çok çocuk yapıyorsunuz. vergi ödemiyorsunuz. ve devletin askerini, polisini öldürüyorsunuz.

newroz'da evinin banyosunda çocuğunun başını yıkayan annenin elini delip geçen mermi, annesini çocuğundan ayırıyordu. babasıyla camiden dönen 15 yaşındaki çocuk, bir deneme ateşinin masum kurbanı oluyordu.

19 mayıs'ta lise öğrencileri istiklal marşı'yla kürt ulusal marşı'nı peş peşe okumuşlar.

devlet bizim üzerimizi kırmızı kalemle çizdi arkadaş, böyle yaz.

diyarbakır cezaevi'ni ben kurmadım. her tür insani talebi kanla ben boğmadım. bu kanlı şiddeti ben meşru kılmadım.

kendini unut! ama grubumuzda benimle birçok duygusunu, düşüncesini paylaşan biri vardı, o şimdi kayboldu, sanıyorum öldürüldü.

bugün üniversite ortamımız çok kötü durumda. konuşmayı bile beceremeyen insanlar var. geçenlerde hilmi yavuz geldi okula ve günümüz üniversite öğrencilerinin en çok kullandığı üç kelimeyi söyledi: fark etmez, bazı ve endekslenme.

bana göre bu not sisteminde başarılı sayılan öğrencilerin kişiliği oturmamıştır. öğrencilerin başarıya ulaşması için benim hayati saydığım birçok şeyi yapmamak zorunda. aşık olmak gibi.

toplum büyük bir medya manipülasyonu altında yaşayan, değerler skalası iyice küçülmüş, giderek yok olmuş, kimliksizliğin had safhada yaşandığı, en ilkel ihtiyaçları -barınma, beslenme, giyinme dışında- bir insani faaliyeti olmayan bir yapı tarzı.

üniversitede kalmış hocalar başkaldırısından vazgeçmiş, onursuz insanlardır. istifa bile edememişlerdir.

şu anda bitmiştir üniversite. politika üniversitenin dışında yapılmalı bence.

eşitsizliğe, haksızlığa, sömürüye, kürt halkı üzerindeki zulüm ve dayatmalara, hapishanelerdeki uygulamalara, resmi ideolojiye, işçilerin yaşadıkları sömürüye karşı ortak bir üniversiteli kimliğinin oluşması gerekir.

erich fromm'un olmak eyleminden felsefi açıdan ayırdığı, tam tersine insanı şeyleştirici bir edim olarak nitelediği "sahip olmak" duygusu, mal mülk edinme arzusu ve hırsı..

günümüz medyalarında iyiliğin kötülüğe, sevincin kedere eşitlendiğini söyleyerek, bu sürecin insanlardaki temel duyguları ortadan kaldırdığını, sahiplenme ve tüketim isteği ile koşullanan günümüz insanının ben'inin farkına varmadan örselendiğini belirtiyorsunuz.

bence asıl vurgulanması gereken terim farklılık değil, aykırılık olmalı. çünkü sistem farklıyı kendisi öne sürüyor zaten. kabul edilebilir bir paradigma olarak öngörüyor. farklı, tanımı gereği, baştançıkarıcılığı, tehliyeyi değil normalleştirilebilir olanı (örneğin homoseksüelliği ve lezbiyenliği) öne sürüyor. aykırı, bu türden normalizasyonları ve yasallaştırmaları dışlayan bir kavram. söylem-dışı kılınmış olana ait. üreme dışı eros'u ima eder aykırı. örneğin masturbasyonu ve başka pratikleri. ama egemen söylem özellikle çocuklara yasaklar bunu, zararlı sayar.

toplumda hızla yaygınlaşan, meşruiyet de kazanan maddi ve manevi, sözel ve davranışsal teşhirciliğe karşı, mahremiyet ve ketumiyeti savunmak gerekiyor bir bakıma.

ben törenler askeriyim. tören: yani seyirlik olan.

özal, "yoksulları sevmem" demişti.

kitlesel bir protesto hareketine girişebilmeleri, ancak kederlenmelerine bağlıydı. ama eylem, sadece para söz konusu olduğunda başvurulan bir yol oluyor. buna alışıldı sadece. ücrete zam yoksa gösteri var. ama insan ve yurttaş oluşun doğal ve siyasal özüne ilişkin horlama ve aşağılama, hiçbir vicdanda iz bırakmıyor.

duygusallık bir tür hastalık belirtisi sayılıyor. önemli olan rasyonalizasyon ve normalizasyon.

statüler önemli yalnızca. alt kültür gruplarında bile yarışmacılık yaygınlaşıyor.

can sıkıntısından bile kurtarılmak üzereyiz. özel televizyonlar ve özel radyolar tüm boş zamanlarımızı istila etti. 24 saat medyaların tutsağıyız. filmlerden, dizilerden, şarkılardan, yarışma programlarından üzerimize gönderilen mesajların bombardımanı altındayız.

gerçek biçimiyle deneyimlenemeyen duyguların katılaşacağı kesin.

eylemciler siyasal/kuramsal amaçlarını iyice unutmuşa benziyor. ulaşılan nokta salt eylemek. ölüyor ve öldürülüyorlar. öldürmenin ve ölmenin varoluşsal/felsefi deneyimlenmesi söz konusu değil. eylemci çileciye dönüştü bence.

arabesk, toplumsal koşullardan kaynaklanan bir acıyı ve protestoyu dillendirse bile siyasal anlamda bir isyanı öne sürmüyor.

türkiye'de bilgi halen sermayenin elindedir. bilgiyle özgürleşim arasında doğrudan bağlantı var bence.

her şey sanat olabilir sözü, bir bakıma hiçbir şey sanat değildir anlamına gelir.

kibarlığı, nezaketi pasifizmle karıştırmamak gerekir.

bireysel öfke genelleştirilebilmelidir.

başta emekçi sınıf ve kesimlerin üyeleri olmak üzere insanlara sistemin öne sürdüğü doyum biçimlerinin yetersiz ve yapay olduğu her an duyurulmalıdır.

"en kutsal kavramlar tecimsel (ticari) meta haline dönüştürülüyor." (ahmet oktay)

artık biz aksiyoneriz, laikler ise reaksiyoner oldu, roller değişti.

ister müslüman, ister dinsiz, ister komünist olun, yeter ki tüketin, pazarın kurallarına riayet edin.

tesettür defileleri islam'ın içinde de sınıfların varlığını gösteriyor. zenginler ve yoksullar oyunu. ipekler içindekiler ile ucuz kumaşlar içindekiler. mal dünyası eşitlik tanımaz.

moderniteyi islamileştirmeye yönelik bu arzu, sonuçta islamı modernleştirmeye yol açtı

bize dayatılan ise şu: ya tüketici olacaksın, ya tüketici olacaksın.

modernite içinde en rafine haline ulaşan, maddi toplumsal hayatın esas olduğu, maneviyatın ise evde bırakılması gereken, kamusal hayata yansımasının hiçbir anlamı olmadığı, hatta zararlı olduğu düşüncesi..

kapitalizm'i batıda ortaya çıkaran üç ana faktör

- dini kültürel faktör: rönesans, reform, aydınlanma
- maddi ve sosyoekonomik faktör: sermaye birikimi, köle ticareti (emek sorunu), sömürgecilik (kaynak sorunu), faiz (sermaye sorunu)
- bu faktörleri uygun bir zamanda ve uygun şartlarda bir araya getirmeyi başaran burjuva sınıfının var olması

kapitalizm ve onun bugünkü evrensel adı olan modernizmin insanoğluna mutluluk getirdiği bir yana, gezegeni ve canlı hayatı tehdit altına aldığı gözlenmekte ve birçok düzeyde alternatif ve uygun çıkış yolları aranmaktadır.

gerek tarihsel bağlamında ve gerekse aktüel pratiğinde islam, kapitalizm ile uyuşmadığı gibi onun vardığı son aşama olan modernizm ile de kesin bir çatışmaya girmiş bulunmaktadır. en temeldeki çelişki seküler ve profan olan ile ilahi ve kutsal olan arasındaki farklılıktan kaynaklanmaktadır.

radikal batıcılar, islam dinini geri kalmışlığın tek sorumlusu tutuyor ve bu durumdan kurtulmak için idari, siyasi ve hukuki köklü reformların yapılmasını şart koşuyorlardı. 1839 tanzimat, 1856 ıslahat, 1908 meşrutiyet ve 1923 cumhuriyet bu düşünce ile yapıldı.

6.02.2008

kafka market

cezmi ersöz

güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak.

"dünyayı, çamura düşen filozoflar kurtaracak."

duvara yazı yazan gençlerin davasına baktığı için onu mit'in sorgu yerlerinden fikirtepe eğitim enstitüsü'ne götürür iki sivil görevli. sorguda dikbaşlı davrandığı için ağzındaki bütün dişlerini dökerler. geceleri onlarca insanla birlikte taş zeminde aç susuz kalır. suçu solcu gençlerin davasına bakmaktır.

suçu düşünce suçu olduğu halde ömür boyu kamu haklarından men edilir.

psikiyatri zavallı bir bilim dalı.

ilk kez roma'da 1938'de u. cerletti ve l. bini tarafından uygulanan elektroşok, ağır ruhsal çöküntü (depresyon) yaşayanlar için kullanılmış. çoğu kez depresyondan sonra şiddetlenen intihar arzularına karşı elektroşok uygulaması doktorlar için vazgeçilmez bir zorunluluk olmuş.

ben de o ölüsevicilerdenim. köprüaltı'nın cenazesini kaldıracaklarını duyar duymaz soluğu hemen orada aldım.

her haz, acı ve boşlukla dengeleniyorsa..

kadınlar bize baskı altında, tabular altında yaşadıkları için nelerden hoşlandıklarını öğretemiyorlar, biz de soramıyoruz.

alevi köyündeki evlerde; yüksek tavanlar varmış ve her yere boşluk hakimmiş ve evde hemen hiç eşya yokmuş. o boşluk (duvarlar da badana edilmemiş) alevinin ruhsal durumunu çok iyi anlatıyordu. göçebeydi ya da göç etmek zorunda kalabilirlerdi her an. (o yüzden) maddi hayat koşuluna önem vermiyordu.

aşk elmas tozları serpilmiş bir yaraya benzer, hiçbir zaman iflah olmaz.

hayat, aşk ve şiir olmalıydı.

bu kadınlar duygu ararken erkekleri ise beden arıyordu.

göz göze olmayalım, el ele olmayalım, ruh ruha olalım yeter.

erkeğin aşkı seksle ilgili. erkek tanıştığı bir kadınla yatıp yatamayacağını düşünür.

ardında bir yalan olmasa, ölüm tahammül edilmez bir şey olur.

1921'de ölen bir makinist için mezar taşına şu yazılmış: tanrı'ya senden kalan her anı için teşekkür ederim.

yalnızca iyi geceler sevgilim, elveda değil.

bir zamanlar sömürgeci de olsa, kötü bir tarihi geçmişi de olsa, adsız bir gurkalı askerin mezarını, menekşelerle, kır çiçekleriyle süsleyen uygarlığa selam olsun.

anıların o güzel bahçelerinde birlikte yürümek için.

sağlıklı, cinsel enerjiyle dolu, ağrısız, acısız ve ölümcül hastalıklardan uzak mutlu bir yaşam.. ünlü avusturyalı hekim wilhelm reich bundan yaklaşık 50 yıl kadar önce keşfettiği orgon kutusuyla insanlığa bu evrensel düşü müjdeliyordu.

evrendeki orgon (yaşam) enerjisini toplayıp biriktiren alet. 1,30 cm boyunda, 50 cm genişliğinde bir kutu.

bir organik, bir inorganik maddeden, katman katman yapılmış. sunta, çelik yünü; sunta, çelik yünü.. tam 10 kat. kutunun iç yüzeyi ise çelik ve galvanizle kaplı. bu büyük kutunun içinde bir de küçük kutu var. onun da çevresi katman katman ve içi boş. bu kutuya üç hortum bağlı. iki hortum su dolu kovalara gidiyor; birinin ucuna ise shooter denen bir huni bağlı. shooter vücudun lokal bölgelerine; ağrıyan, sancılı, cerahatli, ülserli, varisli, astımlı, hatta kanserli bölgelere tutuluyor. su dolu kovalar ise, oranur denilen çevredeki ölü enerjiyi temizliyor. kutunun, küçük bir penceresi bulunan kapağının üzerine reich'ın biyolojik dizge sembolü çizilmiş. reich'a göre, bu dizge fiziki ya da manevi anlamda örselendiği zaman ikiye bölünüyoruz. sonra da kendimizi yemeye başlıyoruz.

orgon kutusunun içine çıplak girmenin daha yararlı olduğunu söylüyor reich. bütün mesele, koptuğumuz o müthiş yaşam enerjisiyle yeniden dolu dolu kucaklaşıp ona doyasıya sarılmak.

reich'a ve takipçisi sema macit'e göre vücudumuz özellikle cinsel baskılardan ötürü binlerce yıldız zırhlanmış ve evlerimiz, sokaklarımız, çevremiz ölü enerjiyle her an patlamak üzere.

şu an çok yalnızım ve ağlıyorum; çünkü bana bakanlar bende dert gördüler ve kimse beni anlamadı.

medyanın, yaptığı programlar ve verdiği yanlı, şovenist haberlerle kürt sorunu'nu nasıl içinden çıkılmaz hale getirdiğini, dahası yöredeki ölüm olaylarını veriş biçimiyle bu siyasal ve kültürel sorunu adeta bir kan davasına dönüştürdüğünü ve şırnak'ta, cizre'de, midyat ve nusaybin'de gördüğüm insanlıkdışı olayları öfkeli bir ses tonuyla anlatıyorum.

ülkemizdeki hak ve özgürlük ihlallerinden, aydınların cezaevlerine kapatıldığından, kürt sorununun askerlere havale edildiğinden, güneydoğu'da vahşi bir savaş sürdüğünden her söz edişimde ilçenin başkomiseri, ayağa kalkıp beni bu şenliğe davet eden o iki gence kaşlarını çatarak ve tehditkar bir ifadeyle bakıyordu.

gürültülü müzik ve içilen içkiyle gerçeklikten hızla uzaklaşmak ve bir gecelik kolay sekse ulaşmak için geliniyor buralara en çok.

konuşmak anlamsız ve ilkel bir eylem gibi görünüyor olacağından söz, yerini bar jestlerine, tuhaf, yapay ama iş bitirici kaş göz işaretlerine bırakıyor.

insan kendi merkezinden uzaklaşmaya başlar.

yeni bir dünya özlemini, kapitalizmden nefretimi, işkenceci polisleri, basın mafyasını, cemiyetlerin iç karartıcı yüzünü, kurumlarımızın tiksindirici arka bahçelerini, anarşist özlemlerimi, okullara olan düşmanlığımı, tek tip yaşama olan öfkemi..

akıl hastaları uyumsuzdur; ama biz normallerin görmediği, hissetmediği birçok şeyi görüp hissederler. ama sanıldığı gibi kolay bir iş değildir. bu ezeli ve taşınması güç bir kaderdir akıl hastalığı.

türkiye'de kimse cinsel fantezilerini yaşayamıyor. cinsel fantezilerini özgürce yaşayanlara karşı bir kıskançlık var.

androjen insan.. üniseks insan.. dünya biseksüel olmuş yani.. eşcinsellik de demode oldu.

ve beklenen an geldi: işlediğimiz insanlık suçları yüzünden sonsuza dek yitirdiğimiz cennetten görüntüler izliyoruz. seks sanki uzak bir medeniyer, kayıp bir krallık. herkes bu yitik cennete hayatında hiçbir şeye göstermediği bir dikkat ve özenle bakıyor. gözler sanki birer lazer ışını.

herkes bu tip sinemaya geldiği için özellikle yer göstericilere karşı kendini çok ezik ve suçlu hissediyor. yer göstericiler bu garip ülkedeki tüm ahlakı, tüm yasa koyucuları temsil ediyor.

ışıktan korkan böcekler gibi herkes sinemayı adeta koşarak terk ediyor. kimse kimseyi görmek istemiyor.

sinemadan çıkanlar ise cennetten bir kez daha kovulmanın hüznü içindeler. aksaray'ın daracık, sefil sokaklarında kayboluyorlar. hemen hepsi seks denilen o kötü krallığın umutsuz köleleri gibi. şimdilik sekse çözüm yok!