#anarşizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#anarşizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.05.2016

adalet nedir?

pierre-joseph proudhon

1. insan, sahip olduğu akıl sayesinde, saygınlığını kendi kişiliğinde olduğu gibi benzerinin kişiliğinde hissetme ve hem birey hem de tür olarak kendini gösterme yetisine sahiptir.

2. adalet, bu yetinin ürünüdür. bu, savunulmasının bizi tehlikeye sürüklemesine rağmen insanlık onurunun, içinde uzlaşmış olarak bulunduğu herhangi bir insanda ve herhangi bir durumda kendiliğinden hissedilen ve karşılıklı güvence altına alınan saygıdır.

3. bu saygı, bu saygıyı dinle dolduran barbarlarda en alt derecededir; adaleti kendi için gerçekleştiren uygar insan ise güçlenir, gelişir ve her türlü kişisel yarardan ve dinsel düşünüşten kurtulur.

4. bu şekilde tüm koşulları eşdeğer ve dayanışık hale getiren, insanı ve insanlığı özdeşleştiren adalet, insanın ilkesi ve amacı olan yüce mutluluğa potansiyel olarak uygundur.

adalet zorunludur ve yadsınması çelişkiye neden olur. eğer adalet insanlıkta doğuştan değilse, insan toplumunun gelenekleri olamaz; toplumsal durum, doğaya karşı olan bir durumdur.

adalet bir olguyu dile getirir: insanlar arasında yarar dayanışması olduğu gibi zıtlaşması da varsa, her zaman ve temel olarak yarardan daha yüksek olan saygınlık topluluğu vardır.

adalet, gizemsel ve fizyolojik her türlü unsurdan arınmıştır. tanrıların dininin yerine kendi kendimize saygı vardır; bir çeşit organik manyetizm olan hayvansal duygulanım yerine, özgürlüğümüzden ayrı tutmadığımız bir saygınlık olan türümüzün saygınlığından edindiğimiz coşkulu, insan dışı duygu vardır.

adalet yararın üstündedir. yakınımdakine kendim gibi saygı göstermeliyim; bu, bilincimin yasasıdır.

o halde adalet, ruhun bir yetisidir, hepsinin önündedir, toplumsal varlığı oluşturan bir yetidir. ama bir yetiden daha fazla bir şeydir; bir fikirdir, bir ilişkiyi, bir denklemi gösterir. yeti olarak gelişmeye uygundur, insanlığın eğitimini oluşturan bu gelişmedir. denklem olarak, çatışkısal hiçbir şey göstermez; her yasa gibi mutlak, değişmez ve yüksek düzeyde kavranılabilirdir. yapıları itibariyle belirsiz ve çelişkili olan toplumsal yaşamın olayları adalet aracılığıyla tanınır ve düzene kavuşurlar.

11.12.2015

özgür insan

pierre-joseph proudhon

özgür insan, aklını ve yetilerini kullanan, ihtirasla kör olmamış, korkuları tarafından güdülüp alıkonmayan, aslı astarı olmayan görüşlere kapılıp gitmeyen kişidir.

bir bıçak için karısını, bir cam parçası için çocuklarını ve nihayet bir konyak için kendisini satan yerli, özgür değildir. muhatap olduğu tüccar onun ortağı değil düşmanıdır.

bir somun ekmek pişirip de bir lokmasını yiyebilen, saray inşa edip de ahırda yatan, lüks kumaşlar dokuyup da paçavralar giyen, her şeyi üretip de her şeyden mahrum kalan uygarlaşmış işçi, özgür değildir. hizmet ve yevmiye değiş tokuşunda işçinin ortağı olmayan patron onun düşmanıdır.

yurduna gönülden değil, korku zoruyla hizmet eden asker özgür değildir; silah arkadaşları ve komutanları, bakanlar veya askeri yargı organları hep onun düşmanlarıdır.

toprağa kira veren köylü, sermayesini kiralayan fabrikatör; yol vergisi, tuz vergisi, patent parası, lisans ücreti, personel ve emlak vergisi vb. ödeyen vergi mükellefi; mecliste bu vergileri oylayan vekil, hepsi de ne akla ne de hür iradeye göre hareket ediyor. mülk sahipleri, kapitalistler ve hükümet bu insanların düşmanıdır.

insanlara özgürlük verin, dimağlarını aydınlatın ki yaptıkları sözleşmelerin ne manaya geldiğini bilsinler; o zaman bilgi ve yetenek üstünlüğüne bakılmadan, en alasından eşitliğin alışverişlere hakim olduğunu görürsünüz. ve ticari işlerde, yani toplumsal alanda üstünlük lafının manadan yoksun olduğunu kabul edersiniz.

9.09.2015

anarşi

elsa morante

tek gerçek devrim anarşidir! anarşi; bu da hiçbir türden, hiç kimsenin, hiç kimse üstünde hiçbir biçimde iktidar kuramayacağı demektir. her kim devrimden ve onunla birlikte iktidardan söz ederse yalancının biridir! sahtekardır! ve her kim kendisi için olsun, başkası için olsun iktidar arzularsa bir tutucudur; proleter bile doğmuş olsa burjuvadır! evet, burjuvadır; çünkü artık iktidar ve kentsoyluluk birbirinden ayrılamaz! ortak yaşam iyice yerleşmiştir! nerede iktidar varsa orada kentsoyluluk büyür; tıpkı lağımlardaki asalaklar gibi.

günümüzde anarşi, her türlü otoriteye, her türlü iktidara, her türlü devlete saldırı demektir, savaş demektir. geleceğin toplumunda anarşi, herhangi bir otoritenin, herhangi bir iktidarın, herhangi bir devletin yeniden kurulmasına karşı savunma, engelleme olacaktır. cafiero!

anarşist toplulukta para yoktur. toprak herkesin olacak, herkes birlikte çalışacak, ürünlerini de doğa yasasına göre eşit olarak paylaşacak. gerçekten de kazançmış, mülkiyetmiş, hiyerarşiymiş, bunların hepsi de doğa dışı yozlaşmışlıklardır, doğada bunlara yer yoktur. çalışmak da, dinlenmek gibi, bir dostluk bayramıdır. aşk, her tür tutuculuk ve bencillikten özgür, masum bir kendini bırakıştır. çocuklar -hepsi de aşktan doğmuş- o toplumda herkesin çocuklarıdır. gerçekte aldatmacanın veya hep fesat peşinde olan yerleşik toplumun birinci düğümü olan aileler yoktur orada. oysa öteki toplulukta soyadı bilinmez; herkes birbirini adıyla çağırır; unvanlara, rütbelere gelince, orada takma burun veya kağıttan kuyruk takmış kadar gülünç bir etki bırakır. orada duygular içten geldiği gibi açığa vurulur; çünkü karşılıklı doğal davranış, yakınlık duymaktır; iktidarın felaket çılgınlığından kurtulmuş olan duyular da sarhoş edici bir sağlık içerisinde, doğa ile birleşmeye yönelirler. orada tat alma da görme de, işitme de, akıl da, hepsi gerçek birleştirici mutluluğa giden basamaklardır.

anarşi dünyanın onurudur, kutsal addır, yeni tarihin üzerine doğmuş gerçek güneştir; pek yakında, önüne geçilmez devrimdir!

2.12.2013

hayatımı yaşarken

emma goldman

zalimler hayata, neşeye ve güzelliğe düşmandır.

büyük çoğunluk hiçbir şeye sahip değilken bir avuç azınlığın her şeye sahip olması suçtur.

ayna, yalnızca aldanmak isteyenlere yalan söyler.

insanlığın barışa yönelmesi için, despotlara ne bu dünyada ne de öbür dünyada saygı göstermemek gerekir.

iyi insanlar saraylarda değil, daha çok darağaçlarında ölür.

kitleler o kadar uzun bir zamandır cehennemde yaşıyor ki, cennette elleri ayaklarına dolanır. kapıdaki melek de uygunsuz davranışlarından dolayı onları kovar.

hayatta her şey görecedir, insanın gereksinimlerine göre değer kazanır.

insanların çoğu akılsızdır; ama ana-babalar hem akılsız hem kördür. çocuklarının dahi olduğunu sanıp herkesin de bunu kabul etmesini isterler.

onurlu yaşamak zordur ama onurunu koruyarak ölmek daha zordur.

bir cehalet çağında yaşadığımıza inanıyorum; öyle bir cehalet çağı ki, şimdi gerideki karanlık çağlara nasıl bakıyorsak gelecekte dönüp baktığımızda bu çağı da ibretle anacağız.

kendi alanında napolyon olmak, toplumsal savaşta sıra neferi olmaktan iyidir.

hayatım. en yüce doruklarına tırmandığım gibi, en derin dehlizlerine de indim. amansız acılarıyla yoğruldum, gürül gürül akan neşesiyle coştum. kah en koyu umutsuzluklara, kah en ateşli umutlara kapıldım. onu doludizgin yaşadım. bu kadehi son yudumuna kadar içtim.

27.05.2013

özgürlük

pierre-joseph proudhon

eski medeniyetin sonu geldi; yeni bir güneş doğacak ve yeryüzü yeniden şekillenecek. bırakalım bir kuşak zayi olsun, eski yalancılar ölüp gitsin çölde. kutsal yeryüzü onların kemiklerini kabul etmeyecek.

çağın yozlaşmasıyla öfkelenmiş, adalet özlemiyle içi içini yiyen delikanlı; ülken senin için mukaddes ise, insanlığın menfaatiyle ilgiliysen, özgürlük davasına bağlanmaktan çekinme. eski bencilliğinden sıyrıl, doğmakta olan eşitliğin halkı saran dalgasına karış. orada yenilenen ruhun yeni bir hayata ve güce kavuşacak, sönen dehan başa çıkılmaz bir güce kavuşacak, belki çoktan pörsümüş olan kalbin gençleşecek. aydınlanmış gözlerinin önünde her şey bambaşka görünecek: yeni duygular içinde yeni fikirler doğuracak; din, ahlak, şiir, sanat, dil, hepsi de önünde çok daha güzel, çok daha soylu biçimlere bürünecekler ve böylece kendi inancından emin ve düşünceli bir heyecanla dünyanın yeniden doğuşunun şafağını selamlayacaksın.

siz iğrenç yasaların mahzun kurbanları, alaycı bir dünyanın yağmalayıp taciz ettiği, çalışıp didinmesinde fayda, istirahatinde ümit olmayan insanlar, metin olun, bitimsiz değil gözyaşlarınız. babalar ıstırap içinde diktiğini, çocuklar keyif içinde biçecekler.

ey özgürlük tanrısı! eşitlik tanrısı! daha aklım ermeden kalbime adalet duygusunu koyan, işit coşkun duamı! bütün bu yazdıklarımı bana sen bildirdin. düşünceme şekil verdin, çalışmamı yönlendirdin, efendinin ve kölenin önünde senin gerçeğini yayayım diye zihnimi garabetten, kalbimi esaretten korudun. bana bahşettiğin güç ve yetenekle konuştum, eserimi tamamlamak da sana kalıyor. kendi çıkarımın mı peşindeyim, yoksa senin şanının mı, en iyi yine sen bilirsin ey özgürlük tanrısı!

ah adım anılmasın da insanlık özgür olsun! kendim zulmet içinde kalayım da tek halkın aydınlandığını göreyim; soylu ruhlar aydınlatsın halkı, çıkar gütmeyen yürekler rehberleri olsun. mümkünse bir an önce sonuçlansın davamız; kibri ve cimriliği eşitlik içinde boğ tanrım; bizi köle eden bu zafer aşkını sustur; zavallı evlatlarına özgürlüğün bağrında kahramanların veya büyük adamların yeri olmadığını öğret. güçlüye, zengine, huzurunda ismini ağzıma almadığım insanlara, suçlarının dehşetini ilham et ki en başta onlar topluma borçlarını ödemeye gönüllü olsunlar; pişmanlıklarının çabukluğuyla bağışlansınlar. böylece büyüğü küçüğü, alimi cahili, zengini fakiri tasviri imkansız bir kardeşlikte birleşsinler ve hepsi de yeni bir marş söyleyerek, senin sunağını baştan inşa etsinler ey özgürlük ve eşitlik tanrısı!

13.07.2012

anarşizm

steven pinker

romantik 1960'larda, barışçılığıyla övünen kanada'da genç bir delikanlı olarak, bakunin anarşisinin sağlam bir taraftarıydım. ebeveynlerimin, "eğer hükümet kolluk kuvvetlerini bir kenara iterse her yer cehenneme döner." nasihatine gülüp geçmiştim.

rekabet içindeki tahminlerimiz 17 ekim 1969 günü sabah saat 8.00'de montreal kolluk kuvvetleri greve başladığında sınanmaya başladı. öğleye doğru saat 11.20'de ilk banka soygunu gerçekleşti. öğlen olduğundaysa şehir merkezindeki dükkanların çoğu yağmalama yüzünden kapandı. bu olaylar üzerinden daha birkaç saat geçmemişti ki, taksi şoförleri havaalanı müşterileri için kendileriyle rekabet halindeki bir limuzin kiralama şirketinin binasını ateşe verdiler. bir keskin nişancı çatılardan birine çıkarak bir polis memurunu öldürdü. isyancılar bazı otel ve restoranları bastı ve bir doktor banliyödeki evine giren bir hırsızı öldürdü.

günün sonunda, 6 banka soyulmuş, neredeyse 100 dükkan yağmalanmış, 12 yangın başlatılmış, 40 araba dolusu dükkan camı kırılmış, şehir otoriteleri orduyu ve elbette kanada atlı polislerini düzeni yeniden sağlamak adına çağırmadan evvel mülk zararı 3 milyon doları aşmıştı. bu belirleyici, deneysel sınav siyasi görüşlerimi sükutu hayale uğratmıştı.