jostein gaarder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jostein gaarder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.06.2019

uzun lafın kısası

sigmund freud: anatomi yazgıdır.

adam fawer: nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.

augustinus: sınırlarını bilen bir ruhun sergilediği alçak gönüllülük, öğrenmeye can attığım özgür sanatlara hakim olmaktan daha güzel bir meziyettir.

cemil meriç: dünyaya açılmayanların kaderi sabahtan akşama kadar mastürbasyondan ibarettir.

philip roth: içlerinde bir cevher taşımayan insanlara tahammülüm yoktur.

ece temelkuran: ne kadar çok güvenlik görevlisi varsa o kadar güvensiz bir yerde bulunuyorsunuz demektir.

doris lessing: zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

howard fast: cehennem, hayatın en gerekli ve basit gereksinimlerinin korkunç bir zorlukla temin edilmeye çalışıldığı yerdir.

edmundo paz soldan: herkesin bir fiyatı vardır.

jostein gaarder: cinselliği çok fazla düşündüğünü kendine itiraf etmek istemeyen biri, başkalarının cinsellik takıntısını kınamakta acele eder çoğu kez.

montesquieu: bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.

turgenyev: umudun kendisidir hayattaki en güzel şey. umut, ne kadar aldatıcı olsa da, güzel bir yolda yürürken ömrümüzün sonuna varmamızı sağlar hiç değilse.

15.07.2017

zorba

emma goldman: zalimler hayata, neşeye ve güzelliğe düşmandır.

stendhal: zorbalara en çok yarayan düşünce, tanrı düşüncesidir.

dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir. babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.

ray bradbury: bir caninin görüntüsü karşısında cesetler bile kanar.

jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır. bir tiran olan hitler almanya'da devletin başına geçemeseydi bile, daha önemsiz pek çok nazi belki de korkunç bir "kitle yönetimi" kurabilecekti.

ahmet oktay: her türlü baskının kökeninde özel yaşamlara tahakküm etme isteği yatar.

maurice duverger: otoritelerin seçimle belirlendiği modern sistemlerde iktidarı gasp yoluyla ele geçiren kişi, kendisini seçimle meşrulaştırmaya çalışır; ama bunu yaparken de seçmenlere kendisini onaylamama olanağı tanımaz.

abbe pierre / albert jacquard: tiranın esas özelliği düşünmeyi engellemesidir.

sait faik: dünyada hiçbir şeyden, zalimlikten iğrendiğim kadar iğrenmem. insanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı. insanoğlu her şeyden evvel içindeki bu kıskançlıklardan, bu kinlerden, bu ahlaksızlıklardan daha pis şeyi -kendinde, doğuşta varsa bile- söküp atmalıdır.

11.06.2012

varoluş biçimleri

jostein gaarder

kierkegaard'a göre varoluşun üç biçimi olabilir: estetik aşama, etik aşama ve dini aşama. "aşama" sözcüğünü kullanmakla, ilk iki aşamada bulunan bir insanın ani bir sıçramayla daha yüksek bir aşamaya geçmesinin mümkün olduğunu da belirtmek istiyor. ama kierkegaard'a göre birçok insan, ömrünü sadece bir aşamada kalarak tamamlar.

estetik aşamada bulunan biri hep günü gününe yaşar ve haz peşinde koşar. bir şeyin iyi olması güzel, hoş ya da keyif verici olması demektir. böyle bir insanın tümüyle duyular dünyasında yaşadığını söyleyebiliriz. estetik eğilimli insan hazlarının ve ruh hallerinin elinde bir oyuncak gibidir. sıkıcı gelen her şey kötüdür onun için. tipik bir romantiğin yer aldığı aşamadır bu; çünkü sadece duyusal hazları kapsamaz. gerçeklikle -ya da örneğin sanatla veya felsefeyle- oyun benzeri ciddi olmayan bir ilişki içinde bulunan biri de estetik aşamada yaşamaktadır. hatta hüzün ve acı karşısında bile estetik bir tutum içinde olabilir insan ya da bunları "izlemekle" yetinebilir. o zaman da gösterişçilik egemen olur hayata. ibsen, peer gynt'te bunun tipik bir örneğini çizmiştir.

estetik aşamada yaşayan biri kolayca kaygı ve boşluk duygularına kapılıverir. ama bu duyguları yaşıyorsa, o zaman umut da var demektir. kierkegaard için kaygı neredeyse olumlu bir şeydir. kişinin bir "varoluşsal durumda" bulunduğunu gösterir. bu kişi daha yüksek bir aşamaya sıçrama yapıp yapmayacağına kendi karar verebilecektir. bu ya gerçekleşir ya da gerçekleşmez. insan gerçekten sıçramadıysa, "neredeyse sıçramış" olmak bir işe yaramaz. ya olur ya da olmaz. senin yerine başka biri de yapamaz bu sıçramayı. kendin karar vermeli, kendin sıçramalısın.

kierkegaard'ın böyle bir karardan söz edişi biraz da gerçek sezginin insanın içinden geldiğini söyleyen sokrates'i hatırlatıyor. estetik aşamadan etik ya da dini bir yaşam tarzına geçişi sağlayan karar da insanın içinden gelmeli. ibsen de peer gnyt'te aynen bunu anlatır. böyle iç daralması ve ümitsizlikten kaynaklanan varoluşsal seçme eyleminin ustaca bir anlatımını da rus yazar dostoyevski'nin raskolnikov'u anlattığı bir romanında buluyoruz: "suç ve ceza".

kierkegaard'a göre işi ciddiye alan biri başka bir yaşam tarzına geçecek ve belki etik aşamada yaşamaya başlayacaktır. bu aşamada ciddi bir tutum söz konusudur. ahlaki ölçütlere dayanılarak karar verilir. "görev ahlakı" kuramıyla ahlak yasasına göre yaşamaya çalışmamızı isteyen kant gibi kierkegaard da öncelikle insanın karakter yapısı üzerinde durur. asıl önemli olan, insanın neyi doğru neyi yanlış saydığı değil, doğru ya da yanlış bir şey karşısında tavır alma kararlılığıdır. oysa estetik aşamada bulunan biri sadece neyin eğlenceli, neyin can sıkıcı olduğuyla ilgilidir.

görev tutkunu bir insan da sonunda bu görev bilincinden ve düzenli yaşamdan bıkabilir. böyle bir aşırılık ve yorgun düşme duygusunu yaşamış olanlar hayli fazladır. bunlardan bazıları estetik aşamaya geri de dönebilir üstelik. ama diğerleri yeni bir sıçramayla daha yüksek bir aşamaya geçer; yani dini aşamaya. asıl büyük sıçramayı gerçekleştirerek, inanç sularının "70.000 kulaç derinine" dalarlar. inancı estetik hazlara ve aklın buyruklarına tercih ederler. kierkegaard'ın ifadesiyle, "yaşayan tanrı'nın ellerine düşmek korkunçtur." belki; ama insan artık kendi yaşamıyla barışabilecektir.

kierkegaard için dini aşama hristiyanlık anlamına geliyordu. buna rağmen, felsefesinden etkilenenler arasında hristiyan olmayan birçok düşünür de vardı. 20. yüzyılda kierkegaard'dan esinlenmiş olan "varoluşçuluk felsefesi" ortaya çıktı.

29.11.2010

uzun lafın kısası

muriel barbery: genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, "bir duygu hissetmek istemiştim." cevabını verdi.

howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.

jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.

dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.

ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.

maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.

edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.

philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.

turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.

adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.

edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.

david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.

31.10.2010

uzun lafın kısası

manuel scorza: insanoğlunun gerçek yurdu çocukluğudur.

adam phillips: çift dediğin suç işleme arayışındaki entrikadır. en yakınlarında duran da genellikle sekstir.

aslı erdoğan: her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendisini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır.

elia kazan: herkes gerçek kişiliğini ve duygularını gizleyen bir tür maske takabildiği için şu dünyada yaşayabiliyor.

howard fast: insanlar hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. işte bunu anladığınız anda bir insanı tanımaya başladınız demektir.

jostein gaarder: iyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.

muriel barbery: beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.

everett ruess: çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. her zaman için çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim.

philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.

turgenyev: yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.

elias canetti: insan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumayı bilmelidir.

cemil meriç: hürriyet, tarihin hiçbir çağında tam olarak gerçekleşmemiştir. çünkü hükümetler için ayak bağıdır. hiçbir hakkı olmayan, baştakilerin her yaptığını kerem sayan insanları yönetmek ne kadar kolay! otorite, hürriyetin anadan doğma düşmanı.

6.01.2008

sofie'nin dünyası

jostein gaarder

cinselliği çok fazla düşündüğünü kendine itiraf etmek istemeyen biri, başkalarının cinsellik takıntısını kınamakta acele eder çoğu kez.

adalet, birbirinin eşiti olan insanlar arasında geçerlidir.

gerçek bir filozof asla "asla" demez.

demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır. bir tiran olan hitler almanya'da devletin başına geçemeseydi bile, daha önemsiz pek çok nazi belki de korkunç bir kitle yönetimi kurabilecekti.

iyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.

derinlerimizde bir yerde bir şey bize hayatın büyük bir sır olduğunu söyler. bu, düşünmeyi öğrenmeden çok önce yaşadığımız bir duygudur.

her şeyde her şeyden biraz vardır.

iyi bir devletin kurulabilmesi için bu devletin akıl tarafından yönetiliyor olması şarttır. kafa nasıl bedeni yönetiyorsa, toplumu da filozoflar yönetmelidir.

en akıllı kişi, neyi bilmediğini bilendir.

şeyler hakkındaki bilgilerimiz tozlu kitaplardan ya da düş gücünün yarattıklarından değil, kendi deneyimimizden kaynaklanır.

köpek, yarasa, tavşan ve insan embriyosu ilk evrelerinde neredeyse aynıdır.

varlık ile yokluk arasındaki gerilim "oluş" kavramıyla çözülür. çünkü bir şeyin oluş halinde bulunması bir bakıma hem olması hem de olmaması demektir.

kapitalist sistemde işçi bir başkası için çalışmaktadır. bu yüzden de çalışma onun kendi dışında bir şey haline gelir -ya da ona ait olmayan bir şey. işçi kendi emeğine ve dolayısıyla kendi kendisine yabancılaşır. insan olarak değerini yitirir. marx bu durumu hegelci bir terim olan "yabancılaşma" sözcüğüyle ifade etmiştir.