6.05.2022
ateizm
mihail bakunin: biz materyalist ateistleriz ve gerçeklerle övünürüz.
annie besant: ateist en büyük unvanlardan biridir. ateizm dünyanın kahramanlarının erdem nişanıdır: copernicus, spinoza, voltaire, paine, presley.
john bice: ahirete inanmanın bu hayatı olduğundan daha az eşsiz ve değerli kılması kaçınılmazdır. sırtına bir bomba yapıştırmak ya da uçurduğu uçakla bir binaya çarpmak konusunda istekli olan bir ateist bulmak neredeyse imkansızdır.
ernest hemingway: düşünen tüm insanlar ateisttir.
joseph mccabe: bu yüzyılda ateizm, medenileşmiş insanların ortak tutumu olacaktır.
carl van doren: tarih araştırmalarım sırasında, inançsızların dünyaya inançlılardan daha az zarar verdiklerini fark ettim. onu vahşi savaşlarla, haçlı seferleri ya da zulümlerle, kayıtsızlık ve cehaletle doldurmamışlardır. bunun yerine, onu bilgi ve güzellik, ılımlılık ve adalet, görgü ve mutlulukla doldurabilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. kendi işlerine bakarak barışın hakim olduğu alanları genişletme sanatında, inançlılardan geri kalmadıkları kesindir.
james buchanan: din tarafından dünya görüşü daraltılmamış ve bozulmamış zeki insanlara nadiren rastlarım.
james morrow: bir agnostik, cesaretini yitirmiş bir ateisttir.
martin buber: ateistlerin çoğu, tanrı'ya, onun kendilerinin yarattıkları yanlış imgesine kapılan dindarlardan daha yakındır.
john buchan: ateist, arkasında kendisini destekleyecek görünmez güçler olmayan kişidir.
18.04.2022
ateizm
ayn rand: taviz vermeyen bir ateistim; fakat militan değilim. bunun anlamı benim uzlaşma kabul etmeyen bir mantık savunucusu olduğum ve dine karşı değil, mantık için savaştığımdır.
marian noel sherman: dindar insanlar genellikle ateistleri kibirli olmak ve kendilerini tanrı'nın yerine koymakla suçlarlar; fakat aslında tüm bu kibre sahip olan teistin ta kendisidir. varlığının sona ereceğini düşünmeye tahammül edemez.
mark twain: kiliselerin mülkleri vergilendirilmez ve kafirler, ateistler ve dinsiz insanlar, bu durumun halkın gelirinde yarattığı bütçe açığını kapatmak için vergi öderler.
henny youngman: ateist olmak istedim ama vazgeçtim. onların tatil günleri yok.
matthew arnold: yaygın dinlerin gelenek ve imgelemler yığını oldukça geçersizdir. gelecekte bunları geride bırakan kişileri ateist olarak yaftalamalarının küstahlığını zorlukla idrak edeceklerdir.
julian baggini: cüce cinler, hobitler.. gerçekten de sonu gelmeyen zırvalar. tanrı, ateistlerin inanmadığı şeylerden sadece biridir. buna rağmen, tarihi sebepler yüzünden, onların adlandırılmaısını sağlayan o olmuştur.
freeman dyson: iki tür ateist vardır: tanrı'ya inanmayan sıradan ateistler ve tanrı'yı kişisel düşmanları olarak gören ateşli ateistler.
ronald j. barrier: ateizmin, etik kuralları dinin ahlak kurallarından daha kaliteli olduğu için ailelerimizin birbirlerine gökyüzündeki görünmez bir ekrana olduğundan daha fazla bağlılık duymalarını teşvik eder. ateizm sayesinde kadınlar ve erkekler sağlıklı bir evliliği yürütmek konusunda eşit sorumluluklara sahiptir. ateistler haklı olarak, birçok dinde yaygın olan evlilikle ilgili ilkel ataerkil tutumları reddederler.
9.12.2020
bahçe
voltaire
candide, türk'e: çok geniş, çok bereketli bir toprağınız olmalı, dedi. türk: yalnızca yirmi dönümlük bir yerim var, diye yanıtladı; burasını çocuklarımla birlikte eker biçerim; bu iş, üç büyük kötülük olan can sıkıntısını, ahlaksızlığı ve yoksulluğu bizden uzak tutar.
candide çiftliğine dönerken türk'ün söyledikleri üzerine derin derin düşündü. pangloss'la martin'e: bana bu iyi yürekli yaşlı adamın, birlikte yemek yediğimiz altı kralın hayatına değişilmeyecek bir hayatı var gibi geliyor, dedi.
pangloss: filozofların sözlerine bakılırsa büyük mevkiler çok tehlikelidir.
biliyorum, bahçemizi yeşertmek gerektiğini de biliyorum. çünkü insanoğlu cennet bahçesine konulduğu zaman, oraya ut operatur eum yani onu işlesinler diye konuldu; bu da insanın dinlenmek için yaratılmadığını gösterir. fazla düşünmeden çalışalım; bu, hayatı dayanılır kılan tek çaredir.
23.11.2020
voltaire
sevan nişanyan
voltaire 18. yüzyıl akılcılığının büyük temsilcisidir. tarihçi, filozof, romancı ve şairdir. başta katolik kilisesi olmak üzere müesses dinlerin amansız düşmanıdır. inandığı şeyler uğruna rahatını ve hayatını defalarca tehlikeye atmıştır. zekâsı nefes kesici keskinliktedir. alaycıdır. antipatiktir. ama kişiliğinin gücünden etkilenmeyecek kimse düşünemiyorum. mahomet ou le fanatisme isimli beş perdelik trajedisi, muhammed'in tarihi kişiliğinden ziyade genel anlamda dinî fanatizmi ve iki yüzlülüğü konu edinir. hikâye muhammed'in evlatlığı zeyd b. harisa ve onun eşi iken ayrılıp kendisiyle evlenen zeyneb olayı üzerine kuruludur. muhammed entrikacı, zalim ve kadın düşkünü biri olarak gösterilmiştir. zeyd'in zeyneb'e ilgisini kıskanır. zeyd'i mekke ileri gelenlerinden birine suikast düzenlemekle görevlendirir. zeyd adamı öldürür. ancak adamın, çocuk yaşta köle edilen zeyd ve zeyneb'in babası olduğu ortaya çıkar. zeyneb intihar eder. muhammed ölüm döşeğinde vicdan muhasebesi yaparak günahlarını itiraf eder.
9.10.2020
voltaire ve luther
sevan nişanyan
voltaire ve luther hakkında görüşümü soran birine yanıt.
voltaire deli değildi. aşırı zeki insanların sosyal uyumsuzluğuyla maluldü. aşırı zeki olduğundan kahraman bile olamadı. kahramanlık tek sesli düşünebilmek ister, kafanın içinde on şeytan konuşuyorsa kahraman olamazsın. luther'in ruhu karanlıktır. iman'ın mantıken imkânsız olduğu noktasından yola çıkar. o lafın altında kimbilir hangi fırtınalar yatıyor. putları kırmakla işe başlar. sonra kader kendisini peygamberlik yoluna sokar. ister istemez fikir önderi ve siyasi lider olur. ciddi fanatiktir. yüz sayfa luther okuduktan sonra ben gıcık kapıp fena halde papacı olmuştum.
9.07.2019
candide
voltaire
iyimserlik, insanın kötü bir durumdayken her şeyin iyi olduğunu ileri sürmek çılgınlığına tutulmasıdır.
olayların başka türlü olamayacağı kanıtlanmıştır; çünkü her şeyin bir amacı vardır. o halde her şeyin en iyi amaç için olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. böylece her şeyin iyi olduğunu söyleyenler aptalca bir söz etmişler. her şey en iyidir demek gerekirdi.
insan bir yerde şöyle böyle rahat etti mi orada kalmalı.
insanlar doğayı biraz bozmuş olmalılar. çünkü insanlar kurt doğmadıkları halde kurt olmuşlar. tanrı onlara ne yirmi dörtlük top ne de süngü verdi. oysa onlar, birbirlerini yok etmek için süngüler, toplar yaptılar. bütün bunlar gerekliydi; çünkü genel iyilik özel felaketlerden doğar. öyle ki ne kadar çok özel felaket olursa her şey o kadar iyi olur.
özgür irade ancak mutlak zorunlulukla birlikte var olabilir. çünkü özgür olmamız zorunluydu.
nesnelerin, bulundukları yerlerden başka yerde bulunmaları olanaksızdır. çünkü her şey iyidir.
eğer her şeyin olduğu gibi olması en iyisi ise, demek ki ne cennetten kovulma ne de ceza vardır. cennetten kovulması, lanete uğraması sayesinde insan zorunlu olarak, olabilecek dünyanın en iyisine girmiştir.
ben çok deneyimliyim. dünyayı tanıyorum. hoşça vakit geçirmek isterseniz herhangi bir yolcuyu başından geçenleri anlatmaya çağırın. yaşamına lanet okumayan, çoğu kez kendi kendine insanların en mutsuzu olduğunu söylemeyen bir tek kişi bulursanız, beni baş aşağı denize atın.
umut her zaman tatlı şeydir.
belki yüz kez kendimi öldürmek istedim. ama yaşamı hâlâ seviyordum. bu gülünç zayıflığımız belki en vazgeçilmez düşkünlüklerimizden biridir. çünkü her zaman yere çalmak istediğimiz bir yükü sürekli taşımaya çalışmaktan, varlığımızdan dehşete düştüğümüz halde ona bağlanmaktan, kısacası bizi kemiren yılanı kalbimizi yiyinceye kadar okşamaktan daha budalaca bir şey olur mu?
doğa yasası bize, "kendi cinsinizden olanları öldürün." der: yeryüzünde herkesin yaptığı da budur. biz kendi cinsimizden olanları yemeye gerek görmüyorsak, bunun nedeni, yiyecek bir sürü başka güzel şeyin olmasıdır.
insanların bugünkü gibi her zaman birbirlerini öldürmüş olduklarını, her zaman onların böyle yalancı, hilekâr, hain, nankör, haydut, zayıf, vefasız, alçak, kıskanç, obur, sarhoş, hasis, hırslı, katil, dedikoducu, serseri, tutucu, ikiyüzlü ve budala olduklarını mı sanıyorsunuz? atmacaların her zaman güvercin bulsalar yiyeceklerine inanır mısınız? o halde, madem ki atmacalar hiç huylarını değiştirmemişler, niçin insanların huy değiştirmesini istiyorsunuz?
platon bundan çok zaman önce, en iyi midelerin her yemeği kabul edemeyen mideler olmadığını söylemişti.
iyi ama her şeyi eleştirmenin, başkalarının güzel sandıkları şeylerde kusur bulmanın da bir zevki yok mudur? yani zevk almamakta zevk vardır.
olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır.
leibniz leipzig'de doğmuştur. kendisi iyimserliğin savunucusudur. bu filozofa göre, dünyadaki her şey olanaklı olanın en iyisidir.
14.03.2018
haz kaynakları
üç fizyolojik temel kuvvet vardır: bu kuvvetler, her insanda bir ya da öteki kuvvetin baskın çıkmasına göre, kendisine uygun bir biçimde seçeceği olası üç tür hazzın kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadırlar:birinci türe girenler "yeniden üretme kuvveti"nin hazlarıdırlar: yemekten, içmekten, sindirmekten, dinlenmekten ve uyumaktan alınan hazlardır. hatta bu hazlar, tüm bir halkın ulusal zevkleri olarak, öteki halklar tarafından övülürler. ikincisi "heyecanlanabilme" hazlarıdır: doğada gezintiye çıkmaktan, sıçramaktan, güreş tutmaktan, dans etmekten, eskrim yapmaktan, ata binmekten, her türden atletik oyunlardan olduğu gibi, ava çıkmaktan ve hatta kavga etmekten ve savaşmaktan da alınan hazlardır. üçüncüsü ise "duyarlılık" hazlarıdır: seyretmekten, düşünmekten, duyumsamaktan, edebiyat, resim ve müzikle ilgilenmekten, öğrenmekten, okumaktan, buluş yapmaktan, felsefe ile uğraşmaktan vb. alınan hazlardır.
bilme kuvvetlerimiz, duyarlılığa dahildirler; bu yüzden, duyarlılığın ağır basması, bilgide var olan ve zihinsel denilen hazları almaya yetkin kılar ve bu ağır basma ne denli kesinse, bu hazlar da o denli büyük olur.
normal, sıradan bir insan, bir nesneyi ancak ona karşı şiddetli bir ilgiyle, istencini uyararak, yani o nesneye yönelik kişisel bir ilgi duyarak elde edebilir. ama istencin her kalıcı uyarılması, en azından karışık türdendir; yani acıyla bağlantılıdır.
istencin kasıtlı biçimde ve üstelik sadece anlık ve hafif, kalıcı ve ciddi olmayan acılara neden olabilecek küçük ilgiler aracılığıyla uyarılmasının bir yöntemi, istisnasız tüm bölgelerin "sosyete"sinin uğraşısı olan iskambil oyunudur. buna karşılık, zihinsel güçleri ağır basan bir insan, yalın bilgi yolunda, istencin hiçbir biçimde karışmadığı en canlı ilgiyi göstermeye yetkindir; hatta muhtaçtır. ama sonra bu katılım onu hemen, acının yabancı olduğu bir bölgeye, adeta rahat yaşayan tanrıların atmosferine götürür. buna göre, geri kalanların yaşamı sersemlik içinde geçer, akılları fikirleri bütünüyle kişisel esenliğin küçük ilgilerine ve böylelikle her türden pisliğe yöneliktir; bu yüzden bu amaca yönelik çalışma durduğunda ve kendi kendileriyle baş başa kaldıklarında, dayanılmaz bir can sıkıntısına kapılırlar; ancak tutkunun yabanıl ateşi, durmuş kütlesine bir nebze devinim verebilir; buna karşılık, ağırlıklı olarak zihinsel güçlerle donatılmış bir insan, düşünce dünyası zengin, kesinlikle canlı ve önemli bir varlıktır. onu, kendini onlara verebildiği kadarıyla değerli ve ilginç nesneler ilgilendirir ve kendi içinde de en soylu hazların kaynağını barındırır. doğanın ürünleri ve insanların çabalarının seyredilmesi, sonra da tüm zamanların ve ülkelerin üstün yeteneklilerinin çok çeşitli başarıları, ona dıştan bir heyecan verir; aslında bunların tadına yalnızca o varabilir; çünkü bunları yalnızca o tam olarak anlayabilir ve duyumsayabilir. buna göre, böyle birisi için onlar gerçekten yaşamışlardır; aslında ona hitap etmişlerdir; ötekiler ise yalnızca rastlantısal dinleyiciler olarak birini ya da öbürünü yarım yamalak kavrayabilirler. gerçi böyle birinin tüm bunların ötesinde, fazladan bir gereksinimi vardır; bu da öğrenme, inceleme, derin düşünme, alıştırma ve son olarak da kendisiyle baş başa kalabilme gereksinimidir; çünkü voltaire'in doğru bir biçimde dikkati çektiği gibi, "gerçek gereksinimler olmadan gerçek hazlar alınamaz."; bu yüzden bu gereksinim, doğa ve sanat güzellikleriyle, her türden zihin ürünleri olarak ötekilere kapalı duran hazların ona açık olmalarının da koşuludur. bunlar öteki kişilerin etrafında yığınla bulunsalar bile, onların gözünde ancak entelektüel fahişelerin bir yaşlı için taşıdığı anlam kadar bir anlam taşırlar. bunun sonucunda böyle seçkin bir insan, kişisel yaşamının yanı sıra ikinci, entelektüel bir yaşam da sürer ve yavaş yavaş bu ikinci yaşam onun asıl amacı haline gelir ve birincisini salt bir amaç olarak görmeye başlar. ötekiler için ise bu dışsal, boş ve kederli yaşam amaç olarak görülmek zorundadır. bu yüzden seçkin kişi, söz konusu entelektüel yaşamla uğraşmayı tercih edecektir ve giderek artan kavrayışının ve bilgisinin sonucu olarak, tıpkı oluşmakta olan bir sanat yapıtı gibi, bir bağlama, kalıcı bir yükselmeye, giderek kusursuzlaşan bir bütünlüğe ve olgunlaşmaya ulaşacaktır; buna karşılık ötekilerin salt pratik, salt kişisel refaha yönelik, derinlikte değil sürekli uzunlukta gelişmeye yetkin yaşamı, hazin bir biçimde akıp dökülür; ama söylediğimiz gibi, yine de onların öz amacı olarak kalmak zorundadır; seçkin kişi için ise sadece bir araçtır.
aslında bizim pratik, gerçek yaşamımız, tutkular tarafından yönlendirilmediği sürece can sıkıcı ve yavandır; onu tutkular yönlendirdiğinde ise, çok geçmeden acı vermeye başlar. bu yüzden yalnızca, istençlerinin hizmeti için gereken ölçünün üstünde herhangi bir zeka fazlalığına sahip olanlar mutludurlar. çünkü böylelikle, gerçek yaşamlarının yanı sıra, kendilerini sürekli olarak ve acısız ama yine de canlı bir biçimde meşgul eden ve eğlendiren, entelektüel bir yaşam da sürdürürler. salt bir boş zaman, yani istencin hizmetinde uğraşıda bulunmayan zeka, bunun için yeterli değildir; gerçek bir kuvvet fazlalığı gereklidir. çünkü ancak bu fazlalık, istencin hizmetinde olmayan, salt zihinsel bir uğraşıyı sürdürebilir: "zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölüdür ve diri diri gömülmektir." (seneca)
11.01.2018
din
voltaire: bana kendimi tekrar ettiğimi söylüyorlar. yola geldiğimizde ben de kendimi tekrar etmeye son vereceğim.
baron d'holbach: insan soyunu aldatmak isteyen düzenbazlar daima aynı hilelere başvurdu: sınamadan daima kaçındılar; sınamanın karşısına gizemleri, belirsizlikleri, korkuları çıkardılar.
joseph de maistre: hiçbir hükümranlık milyonlarca insanı yönetecek kadar güçlü değildir; tabii eğer dinden ya da kölelikten -veya her ikisinden birden- destek almıyorsa.
marcel havrenne: din, egemen gerçekliğini ekonomik perspektifin belirlediği bir dünyada canlının tersine dönmesinin ifadesidir.
baron d'holbach: körpe bir kuzuyu boğazlayarak kötü bir insanın suçlarının kefaretinin ödeneceğini hayal etmekten daha aptalca ne olabilir! hiç gereği yokken bu şekilde kan dökmek isyan ettirici bir acımasızlık değil midir?
friedrich hölderlin: efendilerden ve din adamları sürüsünden bütün kalbimle nefret ediyorum ama onlarla düşüp kalkan dehadan daha fazla nefret ediyorum.
georg christoph lichtenberg: şövalyelik anlayışı bize ne kadar tuhaf geliyorsa dinsel anlayışlarımızın da o kadar tuhaf geleceği bir dönem hayal edebilirim.
karl marx: halkın aldatıcı mutluluğu olan dinin imhası, halkın gerçek mutluluğunun gereğidir.
baron d'holbach: insani şeylere dair önyargısız düşünüldüğünde, batıl inancın aşırılıklarını nereye kadar vardırabileceğini görmek insanı şaşırtır. halkların körlüğüne mi hayranlık duyulmalı, yoksa onları kandıranların yüzsüz cesaretine mi, bilemiyorum.
francis blanche: öte dünyanın suyuna buranın şarabını tercih ederim.
alain: din adamları görmeye alıştık. bu ölü gömücü belagatinden nefret ediyorum. ölüm üzerine değil, yaşam üzerine vaaz vermeli; kaygı ve korku değil, umut saçmalı; gerçek insan hazinesi olan sevinci ortaklaşa geliştirebiliriz. büyük bilgelerin sırrı ve yarının ışığı bu olacaktır.
9.08.2017
hızlandırılmış ateizm dersleri
"din, ilk sahtekarın ilk geri zekalıyla karşılaştığı günden beri var olmuştur." (voltaire)ateizm, özgül öğretisi olmayan bir "izm"dir; başkalarının, yani fizikçiler, kimyacılar, biyologlar, jeologlar, sosyologlar, antropologlar, tarihçiler ve dünyanın diğer araştırmacılarının düşünce ve keşiflerinden beslenir ateizm.
entelektüel bakımdan kimsenin otoritesine sığınmayan ateizm, dörtbaşı mamur bir öğretiye dönüşme tuzağına düşmez ve böylelikle, düşüncesini dogmatikleştirme eğiliminden kurtulmayı başarır. ateizmin özgün yanı, terimin etimolojik anlamıyla, laik bir ahlakının olmasıdır: laik, köken olarak, sınıfsız anlamda halka ait demektir.
epikuros: şayet tanrılar bizimle ilgilenseydi mükemmel olmazlardı; çünkü bu durumda bizim için kaygılandıklarını söyleyebiliriz ki, tanrıların kaygısının olmaması gerekir.
genel olarak, dinin toplumsal olarak baskın olduğu yerlerde, bilimi yok etmek pahasına teoloji her şeye kadir bir konuma yükseltilmiştir. çok daha nadiren tersi olduğunda ise, eski yunan'da olduğu üzere bilimler serpilip akılcı düşünce gelişebilmiştir.
komşunu sevmek artık tanrısal bir buyruk değil, toplumsal bir uzlaşımdır.
agnostiklerden meydana gelen bir toplum, dinsel bir ulustan çok daha az yatkındır kandırılmaya, aldatılmaya. bilim insanı yabancılaştırmaz; oysa hangisi olursa olsun din yabancılaştırır.
din insanların düşüncesinde doğal bir süreçtir. içinde yaşadığımız bu ızdıraplar dünyasında duyulan teselli ihtiyacını ifade eder din: "ezilen yaratığın iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz bir ortamın ruhudur. din halkın afyonudur." (karl marx)
31.05.2017
uzun lafın kısası
charles baudelaire: bu dünyada her şeyden cinayet sızıyor; gazeteden, duvardan, insan yüzünden.
epiktetos: beni zengin yapan, toplumda edindiğim yer değil, kendi yargılarımdır, kendi yanımda taşıdıklarımdır. yalnızca bunlar tam anlamıyla bana aittir ve elimden alınamazlar.
gerard de nerval: bize kalan tek sığınak, kalabalıktan gitgide uzaklaşmak için durmadan tırmandığımız fildişi kuledir.
alice munro: insan ilk kitabını bastırınca bir süre kendini bir bok sanıyor.
karl marx: felsefeciler dünyayı farklı yollardan yorumlamışlardır; ama yapılması gereken, dünyayı dönüştürmektir.
mary wollstonecraft: bir şeyi kendisi olduğu için sevmedikçe, hiçbir şeyi hiçbir zaman iyi yapamayız.
alessandro manzoni: bir felaketin ardından, ertesi gün, sıkıcı bir ruh durumuyla uyanmak çok acı vericidir.
octavio paz: insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir.
robert musil: aşk ve şiddet; alacalı bulacalı, büyük, suskun bir kuşun iki kanadından daha uzak değildir birbirine.
stendhal: nasıl ki tuttuğumuz güzel bir balık bir iki günde bayatlayıp ziyan olursa bir toplumun ruhu da iki yüz yılda ölür gider.
voltaire: bir masumu mahkum etmektense bir suçlunun serbest kalmasını göze almak yeğdir.
29.04.2017
uzun lafın kısası
charles bukowski: her kılı özenle kesilmiş bıyığı olan birine asla güvenme.
jane austen: insanların karşısındakinden en çok şey bekledikleri ve kendi kendilerine karşı en az dürüst oldukları alışveriş evliliktir.
sylvia plath: bir milyon yıllık evrim; ve hâlâ hayvandan farkımız yok.
walter benjamin: her medeniyet belgesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir.
louis lavelle: en güzel şeyler hava, gök, ışık ve yaşam gibi en yaygın şeylerdir. ve ruhun içinde de en saf sevinçleri bize verenler en yaygın şeylerdir.
oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.
mary wollstonecraft: bilgi olmadan ahlak da olamaz. cehalet, erdemi içine koyamayacağınız kadar dayanıksız bir kaptır.
robert musil: aşk yoktur artık; yalnızca cinsellik ve arkadaşlık vardır.
walker percy: bu yeryüzünde aynı kadının başka bir erkeğe bir zamanlar sana baktığı gibi baktığını görmek kadar büyük bir acı yok.
aleksandr herzen: gericiler tarafından kutsanmaktansa devrimle yok olmak çok daha iyidir.
voltaire: bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.
21.04.2017
din
hristiyanlık ve müslümanlık yenilerek unutulmuş olsaydı bugün belki de hepimiz daha iyi bir dünyada yaşıyor olacaktık.voltaire tanrı hakkında, "tanrı yoktur ama bunu sakın hizmetkârıma söylemeyin, yoksa geceleyin beni boğazlar." demiştir. hammurabi aynısını hiyerarşi ilkesi hakkında, thomas jefferson da insan hakları için söylerdi. homo sapiens'in doğal hakları yoktur. tıpkı örümcekler, sırtlanlar ve şempanzelerin doğal hakları olmadığı gibi. ama bunu hizmetkârlarımıza söylememeliyiz; yoksa geceleyin bizi öldürürler.
bugün çoğunlukla ayrımcılık, anlaşmazlık ve nifak kaynağı olarak görülen din, insanlığı para ve imparatorluklarla birlikte en iyi birleştiren üçüncü şey olarak sayılabilir. tüm toplumsal düzenler ve hiyerarşiler hayali olduğundan kırılgandır ve toplum büyüdükçe kırılganlık artar. dinin kritik önemdeki tarihsel rolü, bu kırılgan yapılara adeta insanüstü bir meşruiyet vermesidir. dinler, yasalarımızın insanların kaprisi değil, mutlak ve üstün bir otorite tarafından buyurulmuş emirler olduğunu söylerler. bu da en azından bazı temel yasaların eleştiriden muaf olmasını sağlayarak toplumsal istikrarı sağlar.
romalıların uzun süre boyunca hoşgörü göstermeyi reddettiği tek tanrı hristiyanların tanrısıydı. roma imparatorluğu hristiyanlardan inançlarını ve ritüellerini bırakmalarını istemedi ama imparatorluğun koruyucu tanrılarına ve imparatorun ilahiliğine saygı duymalarını bekledi. bu bir siyasi sadakat meselesi olarak görülüyordu. hristiyanlar bunu şiddetle reddederek tüm uzlaşma çabalarını sonuçsuz bıraktıklarında, romalılar da siyasi olarak huzur bozucu gördükleri bu gruba zulmettiler. gene de bunu bile tüm güçlerini kullanarak yapmadılar.
isa'nın çarmıha gerilmesinden konstantin'in hristiyan olmasına kadar geçen üç yüzyılda roma imparatorları hristiyanlara sadece dört kez saldırı düzenledi. hatta bazı yerel yöneticilerin kışkırtmasıyla meydana gelen hristiyanlık karşıtı şiddet olaylarının kurbanlarının sayısının birkaç binden fazla olmadığını görürüz. buna karşın, daha sonraki 1500 yılda hristiyanlar bu sevgi ve şefkat dininin farklı yorumları yüzünden milyonlarca başka hristiyanı öldürmüştü.
katolikler ve protestanlar arasındaki din savaşları avrupa'yı özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda kasıp kavurmuştu. bu savaşlara katılanların hepsi isa'nın ilahi özelliğini, sevgi ve şefkat hakikatini kabul ediyor ama bunları yaşama biçiminde anlaşamıyorlardı.
protestanlar, tanrının oğlunun insan bedeninde dünya geldiğini, insanlık için çarmıhta canını feda ettiğini, böylece kurtuluşun ve ölümsüzlüğün yolunu açarak kendisine inanan ve bu inancı yaşayan herkese de cennetin kapılarını açtığına inanırlar. katolikler bu inancı yeterli bulmazlar; cennete girmek için inananların kiliseye gitmeleri ve sevap işlemeleri de gerektiğini düşünürler. protestanlar reddettikleri bu inancın tanrı'nın büyüklüğünü ve sevgisini aşağıladığını ileri sürerler.
bu ilahiyat tartışmaları 16. ve 17. yüzyıllarda o kadar şiddetlendi ki katolikler ve protestanlar birbirlerini kitleler halinde yok ettiler. ağustos 1572'de fransız katolikleri, fransız protestanlarına saldırdı. st. bartholomew günü katliamı olarak bilinen bu saldırıda yirmi dört saatten az bir sürede yaklaşık 10 bin protestan katledildi. papa fransa'da olup bitenin haberini aldığında o kadar mutlu olmuştu ki, bu durumu kutlamak için özel ayinler düzenledi. hatta giorgio vasari'yi vatikan'ın odalarından birini katliamı betimleyen fresklerle donatması için görevlendirdi. bu yirmi dört saat içinde, koca roma imparatorluğu tarihinde öldürülenden çok daha fazla sayıda hristiyan, yine hristiyanlar tarafından öldürüldü.
tektanrıcılığın yükselişi düalizmi tam olarak ortadan kaldırmadı. yahudi, hristiyan ve müslüman tektanrıcılar pek çok düalist inanç ve pratiği benimsedi, ayrıca bugün "tektanrıcılık" olarak adlandırdığımız sistemin bazı en temel fikirleri aslında köken ve anlayış olarak düalisttir. sayısız hristiyan, müslüman ve yahudi kuvvetli bir kötü güce inanır. bu kötü güç bağımsız hareket eder, iyi tanrı'ya karşı mücadele eder ve tanrı'nın izni olmadan ortalığı karıştırarak her şeyi altüst eder.
5.03.2017
yalnız yaşam
insanın bu dünyada yalnızlık ve bayağılıktan birini seçmekten başka şansı yoktur.insanları arkadaş canlısı kılan, yalnızlığa ve yalnızlık içinde kendi kendilerine katlanma yeteneksizlikleridir. onları hem topluma hem de uzak ülkelere yolculuklara süren, içsel boşlukları ve sıkıntılarıdır. onların zihninde kendi kendilerini devindirecek dişli çark eksiktir. bu yüzden, sürekli dışarıdan ve üstelik çok güçlü, yani özü kendilerininkine benzeyen bir uyarılmaya gereksinirler. bu uyarılma olmadan, zihinleri kendi ağırlığı altında çöker ve ezici bir uyuşukluğa düşer.
tek tek kişilerde, yalnızlık ve kendini yalıtma eğilimi, her zaman kişinin entelektüel değerinin ölçüsüne göre ortaya çıkacaktır. çünkü bu eğilim, salt doğal, doğrudan doğruya gereksinimlerin ortaya çıkardığı bir eğilim değil, daha çok bulunulan deneyimlerin ve bu deneyimler üzerine düşünmenin sonucudur; yani insanların çoğunun ahlaki ve entelektüel açıdan sefil niteliği hakkında ulaşılmış bir kavrayıştır; bu sefillikte en kötüsü, bireylerin birbirlerinin ahlaki ve entelektüel yetersizlikleri üzerinden dolap çevirmeleri ve karşılıklı olarak birbirlerinin ekmeğine yağ sürmeleridir. bunun sonucunda insanların çoğuyla ilişki kurmayı hazzedilmez ve hatta katlanılmaz kılan, her türlü, son derece çirkin olay ortaya çıkmaktadır. bu dünyada zaten çok sayıda kötü şey varken, toplum bunların en kötüsü olarak kalmaktadır. bu yüzden, arkadaş canlısı bir fransız olan voltaire bile, "yeryüzü, kendileriyle konuşmaya değmeyen insanlarla kaynıyor." demiştir.
entelektüel açıdan yüksek bir insana, yalnızlık ikili bir yarar sağlar: birincisi, kendi kendisiyle olmak ve ikincisi, başkalarıyla birlikte olmamak. "tüm belalar, yalnız kalma yeteneğimizin olmayışından gelir başımıza" diyor la bruyere. arkadaş canlılığı, bizi büyük çoğunluğu ahlaki açıdan kötü ve entelektüel açıdan bön ya da yanlış olan varlıklarla ilişki içine soktuğu için, en tehlikeli ve hatta yıkıcı eğilimlerden biridir. arkadaş canlısı olmayan biri, böyle varlıklara gereksinmeyen biridir. kendi başına, topluma gereksinmeyecek denli çok şeye sahip olmak bile yeterince büyük bir mutluluktur; çünkü hemen hemen tüm acılarımız toplumdan kaynaklanır ve mutluluğumuzun sağlıktan sonraki en önemli unsurunu oluşturan zihinsel huzur her toplum tarafından tehlikeye sokulur ve önemli ölçüde bir yalnızlık olmadan var olamaz. zihinsel huzur mutluluğuna nail olabilmek için, kinikler her türlü mülkten uzaklaşırlar. aynı amaçla toplumdan uzaklaşan biri, en bilgece yöntemi seçmiştir.
chamfort: bazen, yalnız yaşayan birinin, toplumu sevmediği söylenir. bu durum, bir kişinin gezintiye çıkmayı sevmediğini söylemeye ve bunun kanıtı olarak da, geceleri bondy ormanında gezmeye çıkmayı sevmediğini göstermeye benzer.
yalnızlık tüm seçkin zihinlerin yazgısıdır. zaman zaman bundan yakınacaklardır; ama her zaman kötünün iyisi diye bunu seçeceklerdir.
iç dünyası zengin bir insan, her şeyden önce acı çekmemeye, kendini ihmal etmemeye, dinginliğe ve kendi başına kalmaya yönelecektir; yani sakin, alçak gönüllü ama olabildiğince engellenmemiş bir yaşam arayacaktır ve buna göre, sözümona insanlarla kimi tanışıklıklardan sonra, kendi köşesine çekilmişliği ve hatta, büyük bir kafaysa eğer, yalnızlığı seçecektir. çünkü bir kişi kendinde ne çok şeye sahipse, dışarıdan o denli az şeye gereksinir ve ötekiler de o denli az onun olabilirler. bu yüzden, zihnin kendinde olağanüstülüğü, toplumdan uzak durmasına yol açar.
buna karşılık öteki aşırı uçtaki kişi, sıkıntıya düşer düşmez hemen ne pahasına olursa olsun oyalanmayı ve topluma karışmayı isteyecektir ve her şeyle kolaylıkla yetinecek, kendi kendisinden kaçtığı gibi kaçmayacaktır onlardan. çünkü, herkesin kendine döndüğü yalnızlıkta, bir kişinin kendinde neye sahip olduğu ortaya çıkar: işte aptal adam, kendi zavallı bireyselliğinin sırtından atamayacağı yükü altında inim inim inliyor; öte yanda yüksek yetenekli kişi, en ıssız ortamı bile kendi düşünceleriyle şenliklendiriyor ve canlandırıyor. bu yüzden seneca'nın söylediği çok doğrudur: omnis stultitia laborat fastidio sui (lat. aptallık kendi kendisinden bıkmaktan mustariptir.)
her bir arkadaş canlılığı, kendi entelektüel değeriyle ters orantılıdır ve "o, toplum içine girmekten hoşlanmaz" demek, hemen hemen "o, büyük özellikleri olan bir adamdır" demektir.
bir insan kendinde ne çok şeye sahip olursa, başkaları onun için o kadar az şey ifade ederler. içsel değeri ve zenginliği olan insanları, başka insanlarla bir arada olmayı, belirgin bir kendini yadsımayla aramak bir yana, bu bir arada olmanın istediği fedakarlıkları yapmaktan bile uzak tutan şey, belirli bir her şeye yeterlilik duygusudur. sıradan insanlar bunun tam tersini arkadaş canlılığı ve uyumluluk içinde yaparlar. çünkü bunlar için başkalarına katlanmak, kendi kendilerine katlanmaktan daha kolaydır. dünyada gerçekten değerli olana saygı gösterilmez ve saygı gösterilenin de hiçbir değeri yoktur. bu yüzden kendi köşesine çekilmiş olmak, değerliliğin ve seçkinliğin kanıtı ve sonucudur.
29.11.2016
uzun lafın kısası
alexandre dumas: ağaç hiçbir zaman çiçeğini bırakıp gitmez; ağacı bırakıp giden her zaman çiçektir.
we ling kung: yetkin kişinin arayışı hep benliğindedir. küçük adam hep başkalarından alır.
maureen freely: bir yalanın gerçek olmasını sağlamanın en iyi yolu, onu sonsuz kere tekrarlamaktır.
william faulkner: her erkek ve kadın, o anda evli olsunlar olmasınlar, o zaman ya da daha sonra evlensinler ya da evlenmesinler, ikisinin birlikte olduğu o anda tanrıdırlar.
oğuz atay: kötülükten ancak kötülük çıkar. bayağılık insan ruhunu öldürür.
charles bukowski: evlilik onaylanmış düzüşme demektir ve onaylanmış düzüşmeler, hiç şaşmaz, sonunda sıkıcı olmaya başlar, bir iş haline gelir.
robin sharma: gerçek anlamda aydınlanmış kişiler, hiçbir zaman başkalarına öykünmez. bunun yerine onlar kendilerinin önceki halini aşmaya çalışırlar.
james baldwin: insana yalnızca bir kadının verebileceği bazı şeyler vardır.
sun tzu: askerlerini kaçışın olanaksız olduğu noktalara sür ki, ölesiye savaşsınlar. ölümle karşı karşıya olan bir askerin beceremeyeceği iş yoktur.
gerard de nerval: bir çeyrek saatlik merhamet, yetmiş saat dua etmekten daha iyidir.
voltaire: insanlara uymaktansa tanrı'ya uymayı yeğlediğini söyleyen, bunun sonucu olarak da sizi boğazlayınca dosdoğru cennete gideceğine inanan bir adama ne yanıt vereceksiniz?
17.10.2016
aforizmalar
lucretius: birilerinin yemeği, diğerleri için acı bir zehir olabilir.harriet beecher stowe: mezar başındaki en acı gözyaşları söylenmemiş sözler ve yarım kalan işler için akıtılır.
shakespeare: hiçbir şey dikkat çekme isteği kadar sıradan değildir.
voltaire: bazıları vardır, kelimeleri kullanarak düşüncelerini maskelemeyi amaçlar.
la rochefoucauld: kendimizi başkalarına benzetmeye, gizlemeye o kadar alışmışız ki en sonunda kendimizi gizler hale gelmişiz.
abraham lincoln: sonuçta, yıllarınızın nasıl geçtiği önemlidir; yaşamınızda kaç yıl olduğu değil.
nietzsche: yalnız olan, kabile tarafından ezilmemek için her zaman mücadele etmek zorundadır.
anthony brant: bazı olaylar bizi değiştirebilir; fakat bizler ailemizle başlar, ailemizle biteriz.
oscar wilde: insan, kendi adına konuşurken kendinden çok uzaktır. ona bir maske verirsen sana gerçeği söyler.
11.09.2016
din adamı
william blake: tırtılın yumurtlamak için en güzel yaprakları seçmesi gibi, din adamı da lanetlemek için en güzel eğlenceleri seçer.
ayn rand: yüzyıllardır, ruhani mistikler bir koruma sahtekarlığı sayesinde varlıklarını sürdürdüler. dünyadaki yaşamı katlanılmaz hale getirip onlara danışmadan rahatladığınız için sizden para aldılar. üretkenlik ve neşeyi günah ilan edip günahkarlardan para kopardılar.
victor hugo: her köyde yanan bir ateş vardır: öğretmen. ve yine her köyde bu ateşi söndüren biri vardır: din adamı.
liam gallagher: eğer ölürsem ve ahiret gerçekse, cennete değil cehenneme gideceğim. yani, her şeyin en iyisi şeytanın elinde. tanrı'nın elinde ne var? rahip ve rahibeler. siktir et.
benjamin disraeli: insan tapınması ve itaat etmesi için yaratılmıştır. fakat eğer ona emir vermezseniz, ona tapınacak bir şey vermezseniz kendi tanrısallığına bürünecektir.
diderot: sık ağaçlarla kaplı bir ormanın karanlığında, bana sadece ufak, titrek bir ışık rehberlik ediyor. sonra bir din adamı geliyor ve onu da söndürüyor.
29.04.2016
uzun lafın kısası
bertolt brecht: demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez; otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.
anatoli ribakov: iktidarı elde tutmak, onu ele geçirmekten daha zordur.
erich fromm: bir insan için en büyük seçim, elindekiyle kendini aşmak için, yaratacağı mı yoksa yok mu edeceği, seveceği mi yoksa nefret mi edeceğidir.
voltaire: sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam da yaptırabilirler.
jaroslav hasek: bu dünyada herkes dürüst davransaydı çok geçmeden millet birbirinin gırtlağına sarılırdı.
chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız.
kierkegaard: hiçbirine inanma dostum; anladıkları hiçbir şey yok; anlasalardı yaşamları bunu gösterirdi ve eylemleri bilgilerini yansıtırdı.
alexandre dumas: her zengin adamın yolu üzerinde yanından sürünerek geçtiği yoksullar vardır.
romain gary: sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.
orhan pamuk: yeni bir hayat, her zaman daha güzel bir manzaradır.
sylvia plath: sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.
14.02.2015
din
mark twain: din, sıradan insanın inandığını düşündüğü ve emin olmayı dilediği şeylerin bir toplamıdır.
frank zappa: bir kült ve bir din arasındaki tek fark, sahip oldukları gayrimenkullerin sayısıdır.
voltaire: din konusunda, çoğu insan yanlış mantık yürütmeye, diğerleri hiç mantık yürütmemeye, bir kısmı ise mantık yürütenlere zulmetmeye mahkumdur.
l. ron hubbard: bir cent karşılığında bir kelime yazmak mantıksız. eğer bir adam gerçekten milyonlarca dolar kazanmak istiyorsa, bunu yapabilmesi için izleyebileceği en iyi yöntem kendi dinini kurmaktır.
bernard katz: teşkilatlanmış din, dünyanın en büyük saadet zinciridir.
stephen king: din manyaklığının güzelliği, her şeyi açıklama gücüne sahip olmasıdır. hiçbir şey şansa bırakılmamıştır. mantık memnuniyetle camdan dışarıya fırlatılabilir.
john burroughs: inanmak her zaman reddetmekten daha kolaydır. zihinlerimizin yapısı doğrulamaya meyillidir.
albert camus: tarih boyunca var olmuş tek din vardır: sonsuzluğa duyulan inanç. bu inanç, bir yanılsamadır.
4.01.2015
bunalımdan yaşama kültürü
yüce esinlilere, din kurucularına, ermişlere; dağ çölleri, ormanlar, mağaralar gerek; hiç olmazsa bir süre. sıradan insanlara azıcık hastane yeter.eylemsizlik ile aydınlık eksikliği üstüne binince, çekilmez oluyor kararsızlığın yükü.
insan her şeyini yitirse de anılarının efendisidir.
gerçek erin halini yolda can veren bilir (yunus emre)
öznel dünyaların pek bir anlamı yok aslında, gelir geçer onlar; kalıcı olan nesnel olandır.
korku, insanı içten dıştan kuşattı mı, üstüne yürümeli hep başka yönden. korkuyla savaşmayan, insanı insan kılan pek çok güzel şeyden habersizdir.
aldığın her soluğun değerini bil
ot değilsin ki kesildikçe bitesin (hayyam)
insan insandır; gözünde büyütürsün, küçücüktür; küçücük sanırsın, öyle şeyler yapar ki büyür de büyür, ne akla ne gönle sığdırabilirsin.
vücudunu yeniden bulmayan, kendine yeni bir dünya kuramaz.
olası şey değil vücudun bilgeliğini kavramak.
büyük ölüm, herkesin içinde bulunan
işte o meyve, her şey onun çevresinde döner (rilke)
bunalımdan sonra her kendine geliş, bir uygarlıktan başka bir uygarlığa geçmektir.
zamanı varken, insan-toplum-kültür evreninde bazı önemli yönelişlere girişmeyen; özellikle de, başkalarının gözünü açmak için olanca varlığıyla çabalamayan, yediği vurgundan uyanmış sayılmaz.
bir ağaçtır bu alem
meyvesi olmuş adem
maksud olan meyvedir
sanma ki ağaç ola (gaybi sunullah)
samuel johnson: cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
çıkar gütmekle bağdaşmaz iyi yönetim.
ne tatlı fırtınalı denizde dalgalar yükselirken
karadan bakıp başkasının çırpınışını izlemek (lucretius)
"değişmezliği bilen her şeyi bilir."
voltaire: birkaç sinek ısırığı, yılgınlık bilmeyen atı koşusundan alıkoymaz.
"ölüm karşısında şaşırmaz bilge
her an hazırdır ölüp gitmeye"
dostoyevski: tanrı olmasaydı onu yaratmak gerekecekti.
20.08.2014
fikre saygı
türkiye'de çoğu durumlarda asıl üzücü olan; onca yaşanan, söylenen ve öğrenilenlere karşın aradan hiç zaman geçmemiş gibi olmasıdır.
önemsiz görünen bazı ayrıntılar, içerdikleri önemli sorunsallar nedeniyle aklımızda kalır.
bir tarihte ahmet kaya'nın katıldığı bir tv programına telefonla bağlanan, benim kibarca "light-faşist" diye tanımlayabileceğim bir "müzik adamı", sözleri karşısında öfkelenen ahmet kaya'ya "ben sizin fikirlerinize saygı duyuyorum; lütfen siz de benim fikirlerime saygı duyun." diyerek fikir ve saygı ilişkisi üzerine yalan yanlış öğrendiği bir sözü uygarca tartışmanın bir gereği gibi sunmaya çalışmıştı.
oysa kimse kimsenin fikirlerine saygı duymak zorunda değildir. saygı duyulması gereken, başkalarının fikirlerini serbestçe dile getirip söyleyebilme hakkıdır. burada onaylanan fikrin kendisi değil, onun dile getirilme hakkıdır. kaldı ki memleketimizde fikir diye öne sürülen "şey"lerin çoğunun kulaktan dolma bilgiler, önyargılar, hurafe mantığıyla türetilmiş yalan yanlış kanaatler olduğu düşünülürse, bu durumun insanı saygı sınırlarını korumak konusunda hayli zorladığını da kabul etmek gerekir.
hoşlanmadığımız durumlarda bize uygar ve modern biri havası kazandırdığına inandığımız "bu sizin fikrinizdir, saygı duyarım" şeklinde vücut bulmaya çalışan bu içeriksiz bağlam, kemiği olmayan dilimizde bir müsamere repliğine dönüşür.
hadi üşenmeyip iki buçuk yüzyıl öncesine gidelim, herkesin yalan yanlış aklında kaldığı kadarıyla gündelik dile çevirmeye çalıştığı, çeşitli tartışmalarda yerli yersiz kullanarak "medeni olma puanı" kazanmaya kalkıştığı bu sözün kaynağına inelim: "düşüncelerinize tamamen karşıyım; ama düşündüklerinizi söyleme hakkını, hayatımın sonuna kadar savunacağım." demiş voltaire.
aradan geçen iki buçuk yüzyıl en azından saygımızı doğru yerde kullanmak için yeterli süre olmalı.













