jean-claude kaufmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jean-claude kaufmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.06.2020

maske

erich fromm: sevgi esas itibariyle almak değil vermektir.

seneca: sıra yaşamı mutlu kılanın ne olduğunu açıkça görmeye geldiğinde, ışık el yordamıyla aranır.

epikuros: eğer yaşamınızı doğaya göre şekillendirirseniz asla fakir olamayacaksınız; eğer insanların görüşlerine göre şekillendirirseniz asla varlıklı olamayacaksınız.

pascal: mutsuzluğun tek nedeni, insanın odasında sessizce nasıl oturacağını bilememesidir.

jean-claude kaufmann: herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

marcus aurelius: tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.

jean-claude michéa: erdem gururun maskesiyse, insanlar güvenilmezse ve kimsenin kendinden başka dostu yoksa herkesin herkese karşı olduğu bu savaştan nasıl kaçacağız?

kant: insanlık denen çarpık çurpuk malzemeden dümdüz bir şey yapılamaz.

30.09.2018

uzun lafın kısası

comte de volney: ah! yaşamak düşü sona erince, bütün bu didinmeler yararlı bir iz bırakmazlarsa neye yarar?

james joyce: niçin kelimeler bana bu kadar sıkıcı ve soğuk görünüyor? acaba senin adın kadar sevecen bir kelime olmadığı için mi?

amin maalouf: bütün mutluluklar geçicidir. ister bir hafta sürsün ister otuz yıl, son gün geldiğinde aynı gözyaşları dökülür ve bir gün daha sürsün diye cehennem ateşlerine razı olunur.

nietzsche: az yeter bana, bir yeter bana, hiç yeter bana.

panait istrati: eğitimciler çoğunlukla çocuk ruhundan bir şey anlamaz, çocukları trampet sesleri ve kırbaçla yürütürler.

albert caraco: bizim dinlerimiz vebadır ve onları destekleyen iktidarlar zehirleyici fesat çeteleridir. bizim tinselliğimiz zihinsel yetilerin mastürbasyonundan başka bir şey değildir.

cesare pavese: hiç serenat yapmadım. eğer kız hoşsa onun aradığı şey müzik değildir. o, öteki kızların önünde poz kesmek ister. bir erkektir onun aradığı. müzikten anlayan bir kız görmedim ömrümce.

j.j. rousseau: aşkın manevi unsurunun toplum alışkanlıklarından doğmuş, kadınlar tarafından, egemenliklerini kurmak, boyun eğmesi gereken cinsi üstün kılmak için ustalıkla, dikkatle kutsallaştırılmış yapay bir duygu olduğunu görmek zor değildir.

emil cioran: bütün çağlar boyunca, özgürlük, bir mistiğin hayatındaki vecd anlarından daha fazla bir yer tutmaz.

jean-claude kaufmann: kabul görme isteğinin toplumun her yerini sarmış olması çok doğal. herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

31.01.2018

uzun lafın kısası

marquis de sade: dinlerin temeli cehalet ve korkudur.

kierkegaard: herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vakti gelir.

zygmunt bauman: belirsizlik, ahlaklı insanın asıl zemini ve ahlakın filizlenip serpilebileceği tek topraktır.

lenin: demokrasi, bir sınıf tarafından bir başka sınıfa, nüfusun bir bölümü tarafından nüfusun bir başka bölümüne karşı, sistemli zor uygulamasını sağlamaya yarayan bir örgüttür.

epikuros: eğer yaşamınızı doğaya göre şekillendirirseniz asla fakir olmayacaksınız; eğer insanların görüşlerine göre şekillendirirseniz asla varlıklı olamayacaksınız.

marcus aurelius: dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.

jean-claude kaufmann: herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

raoul vaneigem: fanatizm daima yanlışın hizmetkârıdır. doğrunun hizmetinde bile olsa tiksinti verir.

sacher-masoch: insan sadece ondan yukarıda olanı gerçekten sevebilir; bizi güzelliğiyle, hararetli mizacıyla, ruhuyla, irade kuvvetiyle boyunduruğu altına alan despot kadını sevebiliriz ancak.

goethe: en yüksek düzeydeki her üretim, her önemli sezgi hiç kimsenin kudretinde değildir ve bütün dünyevi güçlerin üzerindedir.

emil cioran: şüphelerimi zahmetle elde ettim; hayal kırıklıklarımsa sanki beni ezelden beri bekliyormuş gibi kendiliklerinden geldiler, temel bir içe doğuş halinde.

fernando pessoa: hayatımdan zevk almayı amaçlamıyorum. sadece onun yüce olmasını istiyorum; bu ateşi sürdürmek için bedenimi, ruhumu yavaş yavaş yakmak zorunda kalsam bile.

13.04.2016

çağdaş bireycilik

zygmunt bauman

erich fromm'un özlü ifadesiyle "sevgi esas itibariyle almak değil vermektir."

eğer sevgi, tam da doğası gereği, sevgi nesnelerini (bir kişi, bir grup insan, bir dava) doyum mücadelesinde bir araya getirme, bu kavgada onlara yardım etme, bu mücadeleyi destekleme ve savaşçıları kutsama eğilimi anlamına geliyorsa, o zaman "sevmek", sevgi nesnesi uğruna kişisel kaygıyı terk etmeye hazır olmak, kendi mutluluğunu sevilen nesnenin mutluluğunun bir yansıması, bir yan etkisi kılmak demektir.

aynı nedenle (iki bin yıl sonra lucanus'u tekrarlayacak olursak) "talihe rehin vermek" de demektir. severek, talihi kadere dönüştürmeye çalışırız. ancak sevginin isteklerini, ordo amoris'in mantığını izleyerek kaderimizi talihe rehin veririz. görünüşte ihtilaflı olan bu iki eğilim gerçekte yapışık ikizler gibidir ve ayrılamazlar.

ehrenreich ve english'ın işaret ettiği gibi: "eski bağların artık çözüldüğü post-romantik dünyada önemli olan tek şey sizsiniz. olmak istediğiniz şey olabilirsiniz; yaşamınızı, çevrenizi, hatta görünüşünüzü ve duygularınızı seçebilirsiniz. eski koruma ve bağımlılık hiyerarşileri yok artık, yalnızca özgürce son verilen özgür sözleşmeler var. uzun zaman önce üretim ilişkilerini içine alarak genişleyen piyasa şimdi bütün ilişkileri içerecek şekilde genişlemiştir."

gilles lipovetsky çağdaş bireyciliğe ilişkin, açıkça şunu söylüyor: "fedakarlık kültürü artık ölmüştür. kendimizden başka bir şey uğruna yaşamanın yükümlülükleriyle kendimizi belirlemeyi bıraktık."

dünyanın yönetilme biçimiyle ilgili kaygının yerini, kendi kendini yönetme kaygısı aldı. bizi üzen ve kaygılandıran şey, bütün sakinleriyle beraber dünyanın hali değil; dünyadaki zorbalıkların, saçmalıkların ve adaletsizliklerin, kaygılı bireyin iç huzurunu ve psikolojik dengesini bozan ruhsal sıkıntılar ve duygusal sarsılmalar şeklinde yeniden dolaşıma girmesinin ürünü olan şeylerdir.

özgüven ve özsaygı olarak geri tepen, kişinin toplumsal mevkisinin "güvenliğine duyulan iştahı" dayandıracak -şahsen sahip olduğumuz ve elde edeceğimiz kişisel varlıklar dışında- pek bir şey mevcut olmadığından, kabul görme isteğinin "toplumun her yerini sarmış olması" çok doğal, diyor jean-claude kaufmann: "herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle."

unutmayalım ki başkalarının "onay ve hayranlığı" ile sağlanan özsaygının temellerinin zayıf olduğunu da bilmeyen yoktur. gözlerin kaydığı malumdur ve onların çevrildiği ya da gezindiği şeyler de tahmin edilmesi imkansız bir şekilde eğilip bükülmeleriyle meşhurdur. dolayısıyla, "gayretle arama"nın itici gücü ve zorunluluğu gerçekte asla sona ermez.

günümüzdeki teyakkuz halinin ılımlılığı, dünün onayını ve övgülerini yarının suçlaması ve alayına dönüştürebilir pekala. tanınmak, bir bahis oyunundaki karton tavşan gibidir: devamlı köpekler tarafından kovalanır; ama asla pençelerine düşmez.