arturo perez-reverte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arturo perez-reverte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.08.2017

devrim ve özgürlük

liam o'flaherty: soylu ve güzel ne varsa özgür ve katıksız bir hayat sürdürme arayışından doğar.

hans habe: özgürlükten başka mutluluk yoktur.

nikos kazancakis: özgürlük için çarpışan her zaman küçük bir topluluktur, her zaman da büyük yığınları yenilgiye uğratır.

ivo andric: özgürlük içinde doğan, adalete dayanan bir devlet, tanrısal düşüncenin yeryüzünde gerçekleşen bir damlası gibidir.

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

ingeborg bachmann: yasak levhaları, buyruk levhaları olmaksızın düşünmekten korkuyoruz, özgürlükten korkuyoruz. insanlar özgürlüğü sevmiyor. özgürlük nerede boy göstermişse insanlar onunla bozuşmuştur.

erich fromm: bir özgürlük eğilimi olarak başkaldırma eylemi mantığın başlangıcıdır.

arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.

thomas more: servetin ve özgürlüğün olduğu yerde, insanlar katı ve adaletsiz buyruklara sabırla boyun eğmeyi zul sayar. buna karşın yoksulluk ve kıtlık insanları köreltir, uysallaştırır ve isyana hazır cüretkar ruhları eze eze öğütür.

nazım hikmet: hiç kimse esir doğmuş olduğundan dolayı kabahatli değildir. fakat esaretini haklı bulan, onu yaldızlayan esir, yeryüzünün en aşağılık mahlukudur.

ursula k. le guin: insanların nasıl hür olunacağını öğrenmeleri lazım. köle olmak kolaydır. hür bir insan olmak için kafanı kullanman lazım.

liam o'flaherty: pis bir çukurda koyunlar gibi ölmektense göğsünü kurşunlara siper ederek ölmek yeğdir.

12.02.2017

flaman tablosu

arturo perez-reverte

hayatta, bütün işlerde leke sürülmemiş doğruluk, açlıktan ölmek için en kestirme yoldur.

hayat, sınırları sürekli değişen, hudut çizgileri yapay olan yaygın bir alanda, her an yeniden başlayan ya da bir anda beklenmedik bir balta darbesiyle sonsuza dek kesilen tehlikeli bir serüvendir. mutlak olan tek gerçek; yoğun, tartışmasız, kesin son ölümdür. bizler iki sonsuz gece arasında ufacık, bir anlık bir parıltıyız.

j.l. borges: tanrı oyuncunun elini oynatır, oyuncu da taşı. tanrı'nın arkasında oyunu başlatan hangi tanrı'dır?

matematiğin her şeyle ilgisi vardır. bu, tablo gibi imgelemde yaratılan şeyler için de, gerçek dünyayı yöneten kurallar için de geçerlidir.

sadece filmlerdeki sorgu yargıçları ve polisler dürüsttürler ve yanılmazlar.

bir sanatçı, içindeki cevheri gösterene dek yolu üzerindeki engelleri bir bir yıkmalı. bir sanatçı ancak böyle, bağımsız olursa, varabilir en nefis keyfin tadına. yaşamını yaratıcılığa adar, bunun dışında hiçbir zavallılığa ihtiyacı kalmaz. artık benzerlerinden de ilerdedir, çok ilerde. uzam ve olgunluk içine sığınmıştır.

hırs söz konusu olduğunda en büyük günah yenilgidir; başarı otomatikman bir erdeme dönüşür.

bir cinayette en basit neden en olası nedendir.

hayat bizi inandırmak istedikleri kadar basit değil. sınırlar net değil, önemli olan nüanslar. hiçbir şey siyah ya da beyaz değil; kötülük kılık değiştirmiş iyilik ya da güzellik olabilir ya da tam tersi; ama biri ötekini dışlamadan. bir insan, duyguları gerçekliğinden hiçbir şey kaybetmeden, bir başka insanı hem sever hem de ihanet edebilir. aynı anda baba, kardeş, oğul ve sevgili olabilir bir insan; ya da aynı anda kurban ve cellat.

thomas mann: kötülük, karanlıkların ve çirkinliğin güçlerine karşı aklın pırıl pırıl silahıdır.

"ve sonun nerede olduğunu, sona vardığında bilirsin."

8.08.2016

ebedi aşk

arturo perez-reverte

güzel aşk hikayesinin, 6 ay sonra yabancı bir memlekette, bir kış akşamı, sularından sis yükselen bir nehrin kıyısında, gözyaşlarıyla, en mutlak yalnızlık içinde sona erdiğini söylemekle yetineceğim. o gri sular kızı büyülerdi, biliyor musunuz? öylesine büyülüyorlardı ki şairlerin unutmanın tatlı huzuru dedikleri şeyi onlarda aramayı düşünmüştü. her şey o zaman oldu. genç kız kendi sis duvarını aşmaya hazırlanırken, yaşantısına bir başka adam girdi. öyle bir adam ki, karşılığında hiçbir şey istemeden, gri nehrin kıyıları arasında kaybolmuş olan kıza baktı, onun yaralarını sardı, gülümsemeyi geri verdi ona. kızın hiç tanımadığı baba, hiç sahip olmadığı ağabey, artık asla sahip olamayacağı koca oldu ve işi asaletinin sınırlarına kadar vardırıp asla kızdan belki de kendisine ait olması gereken hiçbir hak talep etmeye kalkışmadı. iki yıl boyunca, o adam nehrin akıntısını seyrederek titreyen o kızdan çok farklı bir kadın yaratmaya adadı kendini. ve karşılığında yine hiçbir şey istemedi. aslında davranışında bencillik yok değildi. belki de kendi eserinden memnuniyet duymasıydı söz konusu olan; kullanılmayan ama orada, bir yerlerde çarpan bir tür sahiplenme duygusunun gururu. "yarattığım en güzel şeysin" demişti bir keresinde. belki doğruydu; çünkü bu işte eksik olan hiçbir şey yoktu: ne çaba, ne para, ne sabır. bir gün, işleri yüzünden, o adam ülkesine dönmek zorunda kaldı. genç kızı omuzlarından tuttu, onu bir aynanın karşısına götürdü ve bir süre kendisini seyrettirdi. "güzel ve özgürsün" dedi ona. "kendine iyi bak. işte benim ödülüm bu." adam evliydi, bir ailesi ve sorumlulukları vardı. ama ne olursa olsun, eseri için her şeyi yapmaya hazırdı. gitmeden önce, hediye olarak uygun bir yaşam sürebileceği bir ev verdi kıza. ve bu koruyucu çok uzaklardan, büyük bir özenle bütün eksiklerini gidermeye çalıştı. yedi yıl böyle geçti.

10.11.2013

kılıç üstadı

arturo perez-reverte

şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler. ama dinleyicileri cahildir.*

ülkesini satan bir fanatik olmayı hayatımı "yaşasın zincirler" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.

bütün reziller birbirine benzemez; sosyal kabul derecesi, her birinin ayrıcalığı ve serveti ile doğrudan ilişkilidir. özellikle de, o küçük ahlaki ihlal sayesinde önemli maddi avantajlar elde ediliyorsa.

kahramanlar ölürler. ya da mahvolurlar. benimse, herkesten iyi bildiğiniz gibi, kaybedecek çok şeyim var. benim yaşımda, benim işimde, ihtiyat erdemden daha fazla işe yarar; bir içgüdüdür.

rousseau insanoğlunun doğuştan iyi mi yoksa kötü mü olduğunun yanıtını vermiş. ve onun fikri, mutlak. bütün insanlar iyidir; sonra özgür olmaları gerekir. bütün insanlar özgürdür; sonra eşit olmaları gerekir. işin iyi kısmı şimdi geliyor: bütün insanlar eşittir, o halde egemendir. insanın bu doğal iyiliğinden de özgürlük, eşitlik ve ulusun egemenliği ortaya çıkıyor. ötesi, masanın üzerine bir yumruk, ıvır zıvır.

müziğin de sosyal bir içeriği vardır. duygusal düzeyde eşitlik yaratır, sınırları yok eder, halkları birleştirir.

yaşını saklamayı ya da olduğundan daha küçük görünmeye çalışmayı hep aptalca bulmuşumdur. yaşını inkar etmek bizzat hayatı inkar etmektir.

erkeklere karşı asla yeterince adaletsiz olunamaz.

heinrich heine: dünyanın en nazik adamıyım. insanın yanına gelip oturuveren, dertlerini anlatan, hatta şiirlerini okuyan onca tahammül edilemez alçağın bulunduğu bu dünyada asla kaba olmadığım için kendimle övünüyorum.

hepimiz bazen bir şeylerden kaçarız.

"ahlaki karakter sonbahar manzaralarına benzer: bizim yıllarımız gbi düşen o yapraklar, saatlerimiz gibi sararıp solan o çiçekler, düşlerimiz gibi kaçışan o bulutlar, zekamız gibi giderek azalan o ışık, yaşamımız gibi donan o nehirler, kaderimizle gizli ağlar örerler."

zamanla kıymetini yitirmeyen bazı değerleri korumak gerek. ötesi anlık modalar, geçici ve değişken şeyler. tek kelimeyle, ıvır zıvır.

insan her şeye alışıyor, özellikle de başka çare yoksa. ödemek gerekiyorsa, ödenir; tutum meselesi. yaşamın bir noktasında bir tavır alınır, yanlış ya da değil; ama alınır. öyle olmaya karar verilir. gemiler yakılır ve artık her şeye rağmen denize ve gelgite dayanmaktan başka çare kalmaz.

iyi bir ölüm her şeyi aklar. herhangi bir yaşamı bile.

aşk: işte bizi mutlu edebilecek tek şey ve çelişkili bir şekilde bizi daha kötü fırtınalara sürükleyecek olan da. aşık olmak demek esir olmak demek.

sadece başkalarından bir şey bekleyen kişi esirdir.

"tüm duyuları o zamana kadar kendisinin reddettiği bir seviyeye yükseldi. sonsuz derecede değişken bir yaşamın deneyimlerini tattı; öldü ve dirildi, en ateşli tutkuyla sevdi ve yeniden ve sonsuza dek sevdiği kadından ayrıldığını gördü. sonunda, şafak vaktine doğru, ilk ışıklar karanlığı delerken, giderek büyüyen bir huzur ruhuna hakim olmaya başladı ve imgeler daha bir netleşti ve sabitleşti."

* the devil speaks truth much oftener than he's deemed / he has an ignorant audience.

29.04.2011

uzun lafın kısası

herodotos: en değerli şey, zeki ve güvenilir bir dosttur.

adam fawer: bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.

catherine clement: hiçbir hac yolculuğu masum değildir. 

franz kafka: sorgu yargıcına uzaktan bir kadın göster; kadını kaçırmamak için kürsüyü ve sanığı çiğneyip koşar.

jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.

charles bukowski: birkaç yıl önce dinle ilişkimi kesmiştim. gerçek olduğunu varsayarsak insanları aptallaştırıyor veya aptalları çekiyordu. gerçek değilse, aptallar daha da aptaldılar.

montaigne: hiçbir kazanç başkasına zarar vermeden sağlanamaz.

ece temelkuran: bir yolculuk eğer gerçekten bir yolculuk ise yolcunun sorduğu sorulara cevap vermez. iyi bir yolculuk, yolcunun sorularını değiştirir.

peter ackroyd: mutlulukla başlarız gençlikte; sonumuz delilikle yoksulluktur.

hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.

turgenyev: acı çekerek eğitim görmeyen insan, her zaman çocuk olarak kalır.

arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.

13.02.2011

eskrim

arturo perez-reverte

eskrim kudas ayini gibidir. beden ve ruh gerektiği gibi hazırlanmış olduğu halde gitmek gerekir. bu yüce yasaya karşı gelmek cezayı kendiliğinden getirir.

kabzayı sanki elimizde bir kuş varmış gibi tutmamız gerek: ezmemek için son derece yumuşak ama kaçmaması için de yeterince sıkı..

bizim amacımız, cakalı bir kılıç hareketiyle birilerinin gözünü boyamak ya da üzerinde tartışılır kahramanlıklar yapmak değil; o kahramanlık ki, çıplak bir uçla yapılacak bir hamlede çok pahalıya mal olabilirdi. bizim amacımız, kendi açımızdan en küçük bir risk olmaksızın, rakibimizi saf, hızlı ve etkin bir şekilde dövüş dışı bırakmaktır. bir darbe yeterse asla ikincisi vurulmaz; ikincisinde tehlikeli bir karşılık alabiliriz. varmaya çalıştığımız yüce amacımız ölmekten kaçınmak, önüne geçilmezse rakibi öldürmek; eğer bizi bundan saptırıyorsa cakalı ya da aşırı şık pozlara asla yer yok. eskrim, her şeyden önce, uygulamalı bir egzersizdir.

mükemmel vuruş diye bir şey yok. ya da daha doğrusu, bir sürü var. amacına ulaşan tüm vuruşlar mükemmeldir. herhangi bir vuruş uygun bir hareketle durdurulabilir. bu yüzden talimli iki eskrimci arasındaki bir mücadele sonsuza dek sürebilir. ne var ki işleri öngörülmeyenle halletmeye düşkün olan talih, nihayet bunun bir sonu olması gerektiğine karar verir ve rakiplerden birinin er ya da geç bir hata yapmasını sağlar. dolayısıyla sorun, kişinin talihle arasının iyi olmasında yatar; bu, öteki kişinin hatayı işlemesini sağlayacak kadar bir zaman için olsa da. gerisi hayal.

eskrimde, basit olan ilhamdır. karmaşık olansa teknik.

tabanca bir silah değil, bir densizliktir. birbirini öldürmeye kalkan kişiler bunu yüz yüze yapmalıdır; rezil yol kesiciler gibi uzaktan değil. kesici silahlar, diğerlerinin hepsinde eksik olan bir etiğe sahiptir. daha da isterseniz, bir mistisizmi olduğunu bile söyleyebilirim. eskrim bir beyefendiler mistisizmidir. hele günümüzde bundan da fazlasıdır.

modern dünya, gençleri eskrim gibi bir sanatta tam bir tatmin bulmak için gerekli sakin ruh halinden uzaklaştırıp baştan çıkaracak çok fazla şey sunuyor onlara maalesef.

son eskrim hocasının yok olduğu gün, insanın insana karşı yaptığı o atalardan kalma dövüşe ait onurlu ve şerefli ne varsa onunla birlikte mezara gömülecektir. ondan sonra meydan sadece karabinalara, boynuz saplı silahlara, pusulara ve bıçaklamalara kalacaktır.

31.01.2011

uzun lafın kısası

franz kafka: uyudum, uyandım, uyudum, uyandım; kepaze bir yaşam.

douglas adams: umutlarla dolu bir hayat, taşıması zor bir hayattır. meyvesi üzüntü ve hayal kırıklığıdır. bu anın neşesiyle yaşamayı öğren.

duygu asena: mutluluk, zamanı geldiğinde bırakıp gidebilmektir.

dino buzzati: yeryüzünde bir yasa vardır: her şeyin bedeli ödenir. sanat en yüksek bedelin ödendiği bir lükstür. şiir ise bütün sanatlardan daha pahalıdır.

peyami safa: büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.

adam fawer: hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi ön yargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.

jose ortega y gasset: tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.

edwin fuller torrey: öğrenim ve eğitim üzerindeki tartışmaların bugüne kadar kanıtladığı tek şey, bunlarla uğraşanların bilgisizlikleridir.

sigmund freud: uygarlığımız içgüdülerin bastırılması temeli üzerine kurulmuştur.

david foster wallace: her birimiz kendi minik, kafatası büyüklüğündeki krallıklarımızın efendisiyiz, etrafımızdaki dünyanın tam ortasında ve yalnız.

turgenyev: gerçek dünyaya, eski ustalara ve klasiklere baktım; sonra, kendi zırvamı kırıp attım.

arturo perez-reverte: zamanla kıymetini yitirmeyen bazı değerleri korumak gerek. ötesi anlık modalar, geçici ve değişken şeyler. tek kelimeyle, ıvır zıvır.