paul verlaine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paul verlaine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.06.2022

aykırı kişiler

tarık dursun k.

müzikte, sporda, sinemada, edebiyatta gün gelir, sıra dışı sanatçılar boy verirler.

sözgelişi, bir marlon brando, bir george c. scott, o yılın en başarılı sinema oyuncuları seçilerek oscar heykelciğiyle ödüllendirildiklerinde, bunu almayı reddetmiş, törene bile katılmamışlardı.

aynı olgu, edebiyat alanında romancı ve bilge jean-paul sartre aracılığında nobel edebiyat ödülünün başına gelmişti. sartre, dayanılmaz bir fransız inceliğiyle kendisine sunulan ödül için "teşekkür ederim, almayayım." demişti.

türk futbolunun "hırçın çocuğu" sergen, kural dışında olmanın ve kural dışı kalmanın bütün nimetlerinden yararlanmayı çok iyi bilen bir sporcumuzdur. onun için gündemde olmak ya da gündemde kalmak, ancak ve ancak kural dışılıkla gerçekleşmektedir ve o da bu oyununu kimi zaman çatışmalarla, kimi zaman takım kadrosuna alınmamakla, yedeklikle, tehditlerle -tehdit ederek ya da tehdit edilerek- medyanın her dalında sahnelemektedir.

mozart, tam bir büyümemiş çocuktu ve -niçin saklamalı- kural dışı olmak ona yakışıyordu da. kusurlarını kusur olmaktan çıkararak birer "meziyet"miş gibi gösterme yeteneğini, o, bu uzatmalı çocukluğundan alıyordu.

şair ve yazar oscar wilde, tartışmasız bir küstah, kendini beğenmiş tam bir edepsizdi de. cinsel tercihinin toplumca densizlik olarak görülmesi yüzünden mahkemelere düşmüş, yargılanmış ve hapislerde yatmıştı.

iki ünlü şair arthur rimbaud ile verlaine arasında oluşan şaşırtıcı ilişki bir yerden sonra ve o dönem için bir tür "skandal"dı. burada topluma ve kurallara ters düşen, öncelikle rimbaud idi; terbiyesiz, kaba davranışlıydı ve açık saçık konuşmalarıyla verlaine dışında herkesin tepkisini çekiyordu.

cinsel tercihleri nedeniyle "terso"ya gelen salt bu kişiler değildi elbet. aralarında, büyük besteciler (çaykovski), büyük yazarlar (andre gide, gertrude stein, marcel proust, hans christian andersen vb.), dünyanın sayılı iktisatçıları (john maynard keynes), tiyatro sanatçıları (jean cocteau, jean marais), ünlü balerinler ve baletler (isidore duncan ve nuriev), oyun yazarları (tennessee williams), şairler (w.h. auden), sinemacılar (visconti ve pier paolo pasolini) ve şarkıcılar (david bowie ve elton john) vardı.

sonra tarihe mal olmuş kişiler: sappho (i.ö. 600 yıllarında yaşamış yunanlı kadın şair), christine (isveç kraliçesi), zeno (i.ö. 5. yüzyılda yaşamış yunanlı bilge), euripides (yunanlı bilge), sokrates (yunanlı bilge), aristo (yunanlı bilgelerin en büyüğü), büyük iskender (makedonya kökenli asker ve cihangir), julius caesar (roma'nın unutulmaz egemeni, komutan, diktatör ve büyük aşık; kleopatra'ya olan delice aşkını unutmuş olamazsınız, değil mi?), hadrian (roma imparatoru), aslan yürekli richard (ingiltere kralı), botticelli (italyan resim ustası ve çağının en büyük ressamlarından), leonardo da vinci (italyan ressam, heykeltıraş, bilim adamı ve buluşçu), francis bacon (ingiliz devlet adamı, bilge), yazar john milton, şair walt whitman, yazar samuel butler, italyan papa julius iii., rus çarı büyük petro, prusya kralı büyük frederick, isveç kralı iii. gustavius ve daha nice kişiler toplum adına konulmuş (çoğu kez de yasalaştırılmış) kurallara her alanda karşı çıkarak başkaldırmış kişilerdi.

galileo galilei kurallara başkaldırdı ve din dünyasının hışmını üzerine çekti. başının dertlerden kurtulması, suçlanmasının hemen ardından verdiği ifadesinde her şeyi reddetmesiyle gerçekleşebildi.

5.10.2017

borges'in evinde

alberto manguel

borges için epik tema, yaşamsal bir açlıktır, aşka, mutluluğa ya da kötü talihe duyulan türden bir açlık.

unutulmasında sakınca olmayan bir geçmişe aitlermiş gibi davransa da kendi yazdığı her şeyi anımsardı. yazdığı kitapların nüshalarına ihtiyacı yoktu: unutulmasında sakınca olmayan bir geçmişe aitlermiş gibi davransa da, kendi yazdığı her şeyi ezberden okuyabilir, düzeltebilir ve değiştirebilirdi; bu becerisi onu dinleyenleri şaşkınlığa düşürür, eğlendirirdi.

bazen aklına bir anısı geliyor, benden çok kendisini eğlendirmek için bir hikaye anlatmaya başlıyor ve bir itirafla bitiriyor. yüzyıl başında buenos aires'teki bıçakçıların "cesaret kültü” olarak adlandırdığı kurallarından söz ederken, soto adında profesyonel bir silahşoru anımsıyor borges, bir gün han sahibi ona, kasabada aynı adı taşıyan başka bir adam daha olduğunu söylüyor. bu diğeri bir aslan terbiyecisi, bir gösteri için oralara gelmiş gezgin bir sirkin üyesi. soto, aslan terbiyecisinin içki içtiği bara girip adama adını soruyor. "soto," diyor aslan terbiyecisi. "buradaki tek soto benim." diyor silahşor, "bir bıçak al, dışarı gel." dehşete kapılan aslan terbiyecisi buna uymak zorunda kalıyor ve hakkında hiçbir şey bilmediği kurallar yüzünden öldürülüyor. "bu hikayeyi çalıp," diyor borges, 'güney' adlı öykümün sonunda kullandım."

"liste yapmak şairin en eski işlerinden biridir."

borges söz konusu olduğunda, ölümsüz olan onun yapıtı, malzemesi, evrenini kurmakta kullandığı şeylerdi; bu yüzden de kendisi için sonsuz bir varoluş arama gereği duymuyordu. "temaların, sözcüklerin, metinlerin sayısı sınırlıdır. o yüzden hiçbir şey yok olmaz. bir kitap yok olursa, elbet bir gün başka biri onu yeniden yazar. bu kadar ölümsüzlük de herkese yetmeli." demişti bana bir keresinde, iskenderiye kütüphanesinin yıkılışından söz ederken.

bütün dünyayı bir kitaba sokmaya çalışan yazarlar vardır. daha az rastlanır bazı yazarlar içinse dünyanın kendisi bir kitaptır, kendileri ve başkaları için okumaya çalıştıkları bir kitap. borges bu yazarlardandı. her şeye rağmen mutlu olmanın ahlaki görevimiz olduğuna inanırdı. mutluluğun da, nedenini açıklayamasa bile, kitaplarda bulunabileceğini düşünürdü. "bir kitabın bize mutluluk olasılığını sunduğuna neden inandığımı tam olarak bilmiyorum." demişti. "ama bu alçak gönüllü mucize için gerçekten minnettarım." yazılı söze, tüm kırılganlığına rağmen güveniyordu.

borges 14 haziran 1986'da cenevre'de öldü. heine ve vergilius'u, kipling ve de quincey'yi keşfettiği, baudelaire'i ilk kez okuduğu şehirdi cenevre - o zamanlar baudelaire'i seviyorduysa da (kötülük çiçekleri'ni ezberlemişti) sonraları nefret etmişti.

merdivenleri çıkan çocuk geçmişte bir yerde kaybolmuş, hikayeleri seven bilge ihtiyar da öyle. eski metaforları -bir nehir olarak zaman, bir yolculuk ya da savaş olarak yaşam- severdi ve o savaş, o yolculuk borges için artık bitti; "yaşamsal olan, her zaman sözcüklerin kavrayışının ötesinde olan şey gittikten sonra geriye kalandır edebiyat." (diye verlaine'den alıntı yapardı); işte o nehir de gecelerin içinden aktı, her şeyi önüne katıp götürdü, geriye yalnızca edebiyat kaldı.

her yazarın geriye iki yapıt bıraktığını söylüyor: yazılı yapıt ve kendisinin imgesi; her iki yaratımın birbirini sonuna kadar kovaladığını ekliyor. "bir yazar, bunlardan hiç değilse birini kayda değer bir sonuca ulaştırmanın tatminini yaşamayı umabilir en fazla, değil mi?" sonra da, gülümseyerek: "ama ne kadar inançla?" ayağa kalkıyor. ikinci kez uzatıyor elini. beni kapıya kadar geçiriyor. "iyi geceler." diyor. "yarın görüşürüz, değil mi?" bir yanıt beklemiyor. ardından kapı yavaşça kapanıyor.

25.12.2012

fransız şiir antolojisi

ilhan berk



ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet
ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer
ey her ruhun içinde boğulduğu saf şehvet
ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler
ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet
(charles baudelaire)

o sevdalar çağı dönmeli
dönmeli, geri gelmeli
(arthur rimbaud)

göçüp gittiğimiz gün biz de bu dünyadan
unutulur sevdiğiniz, sevildiğiniz
sevmeye bakın geçmeden güzelliğiniz
(pierre de ronsard)

zaman kötüymüş.. gün iyi de olur, fena da
hiç acısı olmayan hangi bal var dünyada
hangi denizde fırtına olmaz
(andre chenier)

sevişmek! hep sevişmek! akıp giden saatin
kadrini bilmeliyiz
insan için liman yok, sahil yok zaman için
o geçer, biz göçeriz
(alphonse de lamartine)

ama işte hakikat ebedidir
yaşarsa bir kimse ondan bihaber
alemde ömrünce gafil kişidir
(alfred de musset)

ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların
o koşuşlar, demetler, o şarkılar, buseler
inildeyen kemanlar üzerinde dağların
akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler
ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların
(charles baudelaire)

ama ılık bir nehirdir işte saçların
ürküsüz boğmak orda bize musallat ruhu
ve bulmak o yokluğu senin tanımadığın
(stephane mallarme)

hep musiki, biraz daha musiki
havalanan bir şey olmalı mısra
deli bir gönülden kalkıp gitmeli
başka göklere, başka sevdalara
(paul verlaine)

yazık! diye düşündüm; büyük ama adımız
utanıyorum bizden biz ne kadar zayıfız
nasıl bırakılır hayat ve bütün acıları
bunu bilen sizsiniz, tanrının hayvanları
ne bir şeye erilir dünyada, ne bir şey bırakılır
yalnız sessizlik büyük, gerisi zayıflıktır
(alphonse de lamartine)

rüzgar uyandı.. artık yaşama zamanıdır
kitabımı bir geniş meltem açıp kapatır
su kayadan toz olup görünür kıyı kıyı
pırıl pırıl sayfalar uçuşarak gidiniz
yık dalga! yık keyifli sularında ey deniz
yelkenin yem yediği şu asude çatıyı
(paul valery)

uzaklarda bir başka ülkede şimdi sevdalım
madem hiçbir şeyde gözüm yok ko öleyim
öyle bitkinim ki beni bir ölüm paklar ancak
anladım ne yapsam boşuna iflah olmam artık
(guillaume apollinaire)