16.02.2009

emma

jane austen

bir kadının başka bir kadının arkadaşlığına karşı duyduğu ihtiyacı belki de hiçbir erkek anlayamaz.

eğer bir kız kendine evlenme öneren erkeğe evet mi, hayır mı diyeceğini bilmiyorsa, hayır demelidir. öyle ya, dünyaevine böyle bocalama, kuşku içinde girilmez. insan hiç düşünmeden kabul edebileceği erkeği beklemelidir.

shakespeare: gerçek aşkın yolu hiçbir zaman pürüzsüz değildir.

bazı kimselere ne kadar yardım ederseniz o kadar tembelleşir, her şeyi sizden beklerler. kendi kendilerine kalınca, ister istemez başlarının çaresine bakmak zorunda kalırlar.

tanışıklığın derecesini açıklamak her zaman hanımların hakkıdır.

görülecek kadar iyi olduğuma inanmadıkça, arkadaşlarımı görmekten zevk de almam.

neden bekledik sanki? neden aklımıza gelir gelmez yapmadık? karşımıza çıkan mutluluk anlarını hemen yakalamak gerek. uzun uzun hazırlanıp beklemek her şeyi bozuyor çok zaman.

sevecen bir yürekten daha cana yakın hiçbir şey olamaz. hiçbir şey bununla kıyaslanamaz. sıcak, yumuşak bir yüreğin yanı sıra sevecen, yalın bir davranış, bence berrak, işlek bir kafadan kat kat daha çekicidir.

evli bir kadının öyle çok sorumluluğu var ki! bu sabah kahya kadına yapılacak işleri anlatmak tam yarım saat sürdü.

hiç de sönük olmayan, hatta aslında cevherli olan kimselerde çekingenlik son derece çekici, insanı saran bir huydur.

adamı adam yapan şey, yedi dünyayla içli dışlı olmaksızın genelde yüce ve cömert yürekli olmasıydı. emma ancak böyle bir erkeğe aşık olabilirdi.

kalabalık kafile kendi eğlencesini yaratır.

kızların peşinden koşmayacak kadar işi başından aşkın erkekler, çoğu zaman kendi peşlerinde koşan kızların eline kalmazlar mıydı? bu dünyada eşitsizlik, tutarsızlık, nispetsizlik pek mi şaşılacak şeydi? rastlantıların ve durumların insan kaderine yön vermesi pek mi yeniydi?

zaman her yarayı iyileştirir.

insanların birbirlerine yaptıkları hemen hemen hiçbir açıklamanın tümüyle doğru olduğu söylenemez. hiçbirinin en ufacık bir ayrıntısının bile hiç maskelenmediği, azıcık olsun gerçeği saptırmadığı seyrek görülür, hem de çok seyrek.

bu işler zaten hep gizli tutulur, ta ki herkesin zaten bildiği anlaşılıncaya kadar.

14.02.2009

iki yönlü yozlaşma

memet fuat

derler ki yaşar kemal ince memed'i bir gazete patronuna götürmüş, para kazanmak amacıyla, kolay okunacak bir roman yazdığını, takma adla tefrika etmek istediğini söylemiş. sonucu öğrenmeye gittiğinde ise gazete patronu ona romanının çok güzel olduğunu bildirerek akılsızlık etmeyip kendi adıyla yayımlamasını öğütlemiş.

yetenekli sanatçıların yığınların karşısına çıkarılmaları, hem seçkin aydınları, yani mutlu azınlığı hem de -varlıklı varlıksız- sanat eğitiminden geçmemiş büyük çoğunluğu doyurmak zorunda bırakılmaları, her türlü yozlaşmayı önlemenin tek sağlıklı yoludur.

sanat alanında en verimli, en sağlıklı gelişmeler -yeni yetenekler yönlendirici baskılar altında ezilmeyecekleri için- kimsenin kimseyi beğenmediği dönemlerde görülebilir.

"güzel" örneklerle birlikte yaşayanların beğenileri olumlu yönde gelişecek; "yozlaşmış" örneklerle birlikte yaşayanların beğenileri ise olumsuz yönde gelişecektir. insanlar iyi şeylere alıştıkları gibi, kötü şeylere de alışırlar.

türk sanat müziğinin tarihsel bir müzik olduğunu, özenle korunması, yaşatılması gerektiğini, çağdaş müziğimizin yararlanacağı kaynaklar arasında önemli bir yeri bulunduğunu; ama günümüz türkiyesinde yaşayan insanların düşüncelerini, duygularını yansıtamayacağını kabul etmek gerekir.

televizyon reklamcılığının, mimarlığa ya da endüstri tasarımcılığına hiç benzemeyen bir özelliği var: geçici oluşu. bu geçiciliğini tekrar yoluyla aşmak, yaydığı sözleri tekrarlayarak belleklere yerleştirip kalıcılığa ermek ister. ama ne kadar başarılı olursa olsun, tekrarlamayı bırakınca unutulmaya yargılıdır. bazı belleklerde izleri kalsa da, etki kaynağı niteliğini yitirir.

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan (behçet necatigil)

güzellik, nerede olursa olsun güzelliktir.

türkçenin serbest nazımla yazılmış ilk şiiri, "açların gözbebekleri" (nazım hikmet) 1922 tarihini taşır. serbest nazmın güçlü bir çıkış yaparak kendini kabul ettirişi ise 1929'da "835 satır" adlı kitapla olmuştur.

iyi insan yetiştirmenin en kestirme yolu, şiirden geçer.

ben "sanat olayı" dergisi adına gelip bir konuşma yapmak isteyen genç bir insanla konuştum. güven veren bir kişiliği vardı. dürüstlüğünden bugün de kuşku duymuyorum o gencin. konuştuk, yazdık, ayıkladık, temize çektik. son gün ayrılırken, biraz çekingen, biraz tedirgin, başa attila ilhan'ın antolojiye ağır eleştiriler getiren bir yazısının konacağını söyledi. ne sakıncası olabilir! istediğini söyler attila ilhan, sorumluluğunu da taşır. kendi bileceği iş. ama dergi çıkınca gördüm ki, yıllarca önce necip fazıl'ın "büyük doğu"da yaptığı türden, düşsel bir mahkeme kurulmuş. "suçlu, ayağa kalk!" diye bir başlık, gülünç suçlamalar, birtakım saptırıcı alıntılar.. benimle yapılmış olan konuşma ise "söz savunmanın" diye sunuluyor.

13.02.2009

çocuklar kalıyor

alice munro

insanların para saklamak için seçtiği yerler şaşırtıcıdır. en mantıklı ve akıllı insanların bile.

insan çocukken başka yerlerde uyuduğu geceleri asla unutmaz.

eğer çok kötü bir şey yaparsan ve kimse fark etmezse daha da kötü hissedersin; cezalandırıldığında hissedeceğinden çok daha kötü hissedersin.

hasta bir insan, ölmekte olan bir insan, aklını her türlü çerçöple doldurup o çöpleri en ikna edici şekilde düzenleyebilir.

insanlar rezalet mi çıkardılar, isteyeceğin en son şey el altında bir bıçak olmasıdır.

12.02.2009

teneke trampet

günter grass

günün birinde cehennem kapımızı çalarsa, en seçkin işkencelerinden biri, insanın çırılçıplak soyulup yaşadığı günlerin çerçeveli resimleriyle bir odaya tıkılması olacaktır.

geriye kalan bir susuştur.

büyükler yaratıcı olabildikleri, çabalarıyla, hırslarıyla ve biraz da şansları yaver gidip gerçekten yaratıcı oldukları ölçüde, hemen yarattıkları nesnenin, o çığır açan buluşlarının yaratıkları olup çıkıyorlar.

annenin yerini hiçbir şeyin tutmayacağı söylenir. bir anne her şeyi fark eder, her şeyi duyar, her şeyi bağışlar.

dış bakımdan bir gelişip serpilme olmaksızın insan olarak kalabilmek ne çetin bir görev, ne çetin bir iş!

insan umduğu sürece, umut dolu bitişlerle boyuna yeniden başlayacaktır.

kendisini deniz seyredince ne kadar da güzelleşiyor insan! bakışlar özgürlüğe kavuşuyor, kanatlanıyor adeta.

mezarlıklar hep beni kendilerine çekmiştir. bakımlı olurlar, ne dedikleri açık seçik anlaşılır, aklı başında, erkeksi ve diri bir görünüşleri vardır. mezarlıklarda cesareti artar, gerekli kararları alabilecek duruma gelir insan; ancak mezarlıklarda yaşam belli bir biçime kavuşur.

sanat bir suçlamadır. bir dışavurum, bir tutkudur. sanat ak kağıtlar üzerinde dağılıp dökülen kara kalemdir.

hiçbir şey geride kalmaz, her şey çıkar gelir yine; suç, ceza ve yeniden suç!

10.02.2009

jane eyre

charlotte bronte

cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.

insan yaradılışı kusurludur. en parlak yıldızların bile üzerinde lekeler vardır.

dünyada yaramaz bir çocuk kadar üzücü hiçbir manzara yoktur.

iş gördürmek için parayla tuttukları kişilerin buyruk alınca kırılıp gücenme olasılıklarını düşünmek zahmetine katlanacak pek az işveren vardır.

olağanüstü, alışılmadık durumlar için olağanüstü, alışılmadık kurallar gerekir.

en uydurma masallarda bile bir gerçek payı vardır.

bir kadının, içinde gizli, yasak bir aşkın alevlenmesine göz yumması çılgınlıktır; çünkü böyle bir aşk karşılık görmezse kendisini besleyen yüreği yiyip bitirir; karşılık görürse insanı vahşi bataklıklara sürükler ki bunlardan kurtuluş yoktur.

"cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir."

gönlünün, canının bütün gücüyle hissettiği bir aşkı böyle bir armağanı istemeyen, değerini bilmeyecek olan birine verme.

dinleyenin merakı anlatanın diline hız verir.

bir sürgünün huzuru, bir günahkarın tövbe getirmesi hiçbir zaman başka bir insana bağlı olmamalıdır; çünkü insan denilen şey ölümlüdür.

felaket hiçbir zaman tek başına gelmez.

her insan birilerini, bir şeyleri sevmeyi gerekser.

kimi olayların daha önceden insanın içine doğması ne tuhaf şeydir! gaipten gelen belirtiler, önseziler gibi şeyler de öyle. hele bu üçünün bir araya gelişi insanoğlunun henüz çözemediği bir gizdir.

bu dünyada tam mutluluk hiçbir insana nasip olmaz.

insanoğlunun alın yazısı uğraşıp didinmek, acı çekmektir.

eski acıları anmak tatlıdır.

akılsız salt duygu gerçi pek lezzetsiz bir şerbete benzer; ama duygunun yumuşatamadığı salt akıl da insanın boğazından geçmeyecek kadar acı, kekre bir ağudur.

dünya tarihinin en iyi insanlarından birçoğu parasız, evsiz yaşamışlardır.

su damlaları sonunda bir kayayı bile eritir.

bazı kişiler yüce davalar için sağlam, dayanıklı birer temel taşıdırlar; ama ocak başında soğuk, ağır bir mermer direk kadar yersiz kaçar ve iç sıkarlar.

gururlu olmaktansa mutlu olmak benim için her zaman yeğdir.

içtenlik her zaman etkileyicidir.

bir gün gelecek, şiir ve sanat gene varlıklarını, özgürlüklerini, güçlerini duyuracaklar.

8.02.2009

yaşamak güzel şey be kardeşim

nazım hikmet

cıgara dilenciliği, dilenciliklerin en kepazesidir.

dünya güzel. dünya güzel ne demek? dünyanın nesi güzel? insanların yüzde kaçı için dünya güzel? insanların kocaman çoğunluğu. "dünya güzel mi, değil mi?" diye düşünmüyor bile, bu dünyada haksızlık yokmuş, açlık yokmuş, zulüm yokmuş, ölüm yokmuş gibi; haksızlığın, açlığın, zulmün ölümün içinde yaşıyor. haksızlığa, zulme, ölüme karşı yüzde kaçı savaşıyor insanların? biz savaşıyoruz işte. ihtilaller yapan, barikatlar kuran yığınlar savaşıyor.

karl marx: tarih sınıfların savaşıdır.

kadınların yakışıklı bulduğu erkekleri, erkekler yakışıklı bulmaz; erkeklerin güzel bulduğu kadını, kadınlar güzel saymaz.

yalanı yalnız düşmana söyleyeceksin, karıya bile, pohpohlamak için de olsa, yalan söyleyen, erkek değildir.

sevdayım tepeden tırnağa
sevda: görmek, düşünmek, anlamak
sevda: doğan çocuk, yürüyen aydınlık
sevda: salıncak kurmak yıldızlara
sevda: dökmek çeliği kan ter içinde
emekçiyim
sevdayım tepeden tırnağa

6.02.2009

ruhun uzun karanlık çay saati

douglas adams

umutlarla dolu bir hayat, taşıması zor bir hayattır. meyvesi üzüntü ve hayal kırıklığıdır. bu anın neşesiyle yaşamayı öğren.

hiçbir özel detektif özel detektife benzemez. özel detektifliğin ilk kurallarından biri budur.

evrendeki her bir parçacık, öteki parçacıkları ne kadar hafif ve dolaylı olsa da etkiler. her şey her şeyle ilişkilidir. çin'de bir kelebeğin kanatlarını çırpması, bir atlantik kasırgasının yönüne etki yapabilir. eğer bir masa bacağını bana anlamlı gelebilecek veya masaya anlamlı gelebilecek bir şekilde sorgulayabilseydim, o zaman evrendeki herhangi bir sorunun yanıtını bana verebilirdi. tamamen şans eseri seçilmiş birisine aklıma gelen rastgele bir soruyu sorabilirim ve onun yanıtı veya soruyu yanıtsız bırakması, üzerinde çözüm aradığım sorunla bir şekilde ilintili olacaktır. bu sadece yorumlamayı nasıl yapacağını bilmek sorunudur.

sherlock holmes'ün ilkesi neydi? "bir kez imkansız olanı bir kenara koyarsan, o zaman geride kalan, ne kadar ihtimal dışı bile olsa, gerçektir."

4.02.2009

tilki ile çobanaldatan

taner baybars



biz zamanın elinde cigaralar
bir cigara kutusu dünya
zaman içer bizi yavaş yavaş
ve dumanlarımız savrulur havaya

fırtınadan geçip gelen
vurulmuş bir kuş gibi düşen bir adamı seyretmek
şaşırtır en kederli çocuğu bile

yararsız şeyler
yer talep edemezler yaşamda

afrika var şimdi orda, vahşi bir
güçle çarpan kalp biçimli kıta
arılar gibi acı bal yapıyor yeni düşünceler
onun dağlarında -koca kovanlarda, ki içlerinde
küçük görünecek en büyük tanrı bile

duygularımızın kabartma yazısıdır müzik

eğilir çiçek açmış bir ağaç dalı
çürük yapraklarla örtünüp korunan
yaşlı köklerini görebilmek için

kraliçesiz de kral olabilir; ama
taçsız olamaz bir kral
asla

söylemek istediğim ama söylemediğim sözler
biçim veremez asla bir tek kar tanesine bile

eminim ki, bütün tarladaki çayırları yesem
kurutsam her tarafı, yeşil yaprakları, hepsini yutsam
hiçbir zaman ulaşamayacağım bir ineğin bütünlüğüne

ne kadar da merhametlisin burda olmamakla
seni düşler, seni okur ve seni düşünürken

tanrı öylesine sonsuzdur ki
insanların sonlarıyla biçimlenmiş sözcükler parçalara ayrılır
onun tarafından kullanıldığında

"ne gece ne de gün, ne güneş ne de gölge
hafta, ay, yoksa yuvarlanıp geçen yıllar
tamir edemez haksızlık bulan aşkın kırıklığını
çılgınlık orada, burada da ıstırap

yazık ki
kederini paylaşabilir insan
ama umudunu asla

bir can aldım veresiye
ne olur bütün borçlarım gibi
bir unutulsa bu da
bahçe küçük, gök sonsuz

2.02.2009

yeni hayat

orhan pamuk

insanlar düşünürlerse eğer, başkalarından duydukları; ama kendilerinin sandıkları zavallı birkaç düşünce vardır akıllarında, doğaya bakıp keşfettikleri şeyler değil. hepsi zayıftır, siliktir, kırılgandır.

bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.

"canan yok ise can gerekmez." (fuzuli)

talih diye okumuştum bir yerde, kör değil cahildir. talih, istatistik ve olasılığı bilmeyenlerin tesellisidir.

başkaları doğaya bakınca, orada kendi sınırlarını, yetersizliklerini, korkularını görürler. sonra kendi zayıflıklarından korkup doğanın sınırsızlığı, büyüklüğü, derler buna. ben ise doğada benimle konuşan, bana ayakta tutmam gereken kendi irademi hatırlatan güçlü bir tebliğ, zengin bir yazı görürüm; onu kararlılıkla, acımasızlıkla, korkusuzca okurum. büyük adamlar, tıpkı büyük çağlar, büyük ülkeler gibi içlerinde neredeyse patlayacak kadar yüklü bir gücü toplayabilmiş olanlardır. zamanı gelince, fırsatlar çıkınca, yeni tarih yapılacağı zaman bu büyük güç, harekete geçirdiği büyük adamla birlikte acımasızca kararını verir, kıpırdanır. o zaman kader de aynı acımasızlığıyla harekete geçer. o büyük günde kamuoyunun, gazetelerin, günün düşüncelerinin, aygazların, lux sabunlarının, coca-cola ile marlboro'nun, batı'dan gelen rüzgarlarla kandırılmış zavallı kardeşlerimizin küçük eşyalarıyla küçük ahlakının esamisi okunmaz.

sırrını biliyorsan, ona doğru yol alıyorsan, hayat güzeldir.

insanların çoğu aslında ne yeni bir hayat isterler, ne de yeni bir dünya.

aşk, insanı bir hedefe yöneltir, hayatın eşyaları içinden çekip çıkarır ve en sonunda dünyanın sırrına doğru götürür.

kendimiz olamayacağımızı anlamak, evet, bir kederdir; ama bu olgunluk bizi felaketlerden de korur.

önemli olan insanın içindeki iyiliği koruyacak bir hayat yaşayabilmesidir.

büyük uygarlıkların yıkılışı ve hafızaların çözülüşüyle birlikte ahlaksızlığa ilk kapılanlar çocuklar olurlarmış. onlar eskidi daha çabuk ve acısız unutur, yeniyi daha kolay düşlermiş.

hayır, canım bırak öpeyim dudaklarını; çünkü artık yalnızca ihbar tutanaklarında bir ad olan o hayalet gerçek olmaktan korkuyor. ben ise, buradayım bak ve biliyorum zaman ağır ağır tükeniyor: birlikte bindiğimiz otobüslerin aldığı bütün o yollar biz üzerinden kayıp gittikten sonra, nasıl bize hiç mi hiç aldırmadan, yaz gecelerinde, yıldızların altında asfalt, taş ve sıcak bir dokunuş olarak kendileriyle dopdolu var olup uzanıyorsa huzurla, biz de, burada, daha vakit geçirmeden, birlikte uzanalım.. hayır canım, hiç vakit geçirmeden, ellerim güzel omuzlarını, ince ve kırılgan kollarını tuttukça, sana ben yaklaştıkça, bütün otobüslerin ve bütün yolcuların aradığı o eşsiz zamana, bak ağır ağır ne mutlu ulaşıyoruz. dudaklarımı kulağınla saçların arasındaki yarı saydam alana bastırdığımda, saçlarının elektriğinden ürken kuşlar bir anda, yüzüme ve alnıma sonbahar kokusuyla karıştığında ve avucumun içinde kanat çırpan inatçı kuş gibi göğsün diklendiğinde, bak işte şimdi, o erişilmez zaman aramızda nasıl dopdolu, sapasağlam diriliyor, görüyorum gözlerinde: şimdi işte, ne orada, ne başka bir yerde, ne hayal ettiğin ülkede, otobüslerle kör otel odalarında, ne de yalnızca kitap sayfalarında var olan bir gelecekteyiz. şimdi, burada ikimiz, bu odada, telaşlı öpüşlerim ve iç çekişlerinle iki ucu açık bir zamanın içindeymiş gibi, birbirimizi tutmuş bir mucize görelim diye bekliyoruz. doluluk anı! sarıl bana, zaman akmasın, haydi sarıl canım bana, mucize bitmesin! hayır, karşı koyma, hatırla: gövdelerimizin otobüs koltuklarında ağır ağır birbirine kayıp, düşlerimizin saçlarımız gibi birbirine karıştığı geceleri; dudaklarını çekmeden hatırla: başlarımız birlikte soğuk ve karanlık cama yaslandığında, küçük kasabaların ara sokaklarında gördüğümüz ev içlerini; hatırla, el ele seyrettiğimiz onca filmi: yağmur gibi yağan kurşunları, merdivenlerden inen sarışınları, bayıldığın soğukkanlı yakışıklıları hatırla. hatırla, bir günah işler, bir suçu unutur ve başka bir diyarı düşler gibi sessizce seyrettiğimiz öpüşmeleri. dudakların birbirine yaklaşmasını ve gözlerin kameradan uzaklaşmasını hatırla; hatırla, otobüsümüzün tekerlekleri saniyede yedi buçuk kere dönerken bizim nasıl da bir an kıpırtısız ve hareketsiz kalabildiğimizi. ama hatırlamadı. son bir kere daha umutsuzca öptüm onu. yatak darmadağınık olmuştu.

hiçbir şey, her şeyi unutabilmenin verdiği huzurdan değerli olamaz.

dünyaya bakmak, gerçek anlamıyla görerek bakmak çok zevkli bir şeydi.

neden güzel ve duyarlı kadınlar hayatı kaymış kırık erkeklere aşık olurlar?

iyi bir kitap bize bütün dünyayı hatırlatan bir şeydir.

aşk teslim olmaktır. aşk, aşkın sebebidir. aşk anlamaktır. aşk bir müziktir. aşk ve soylu yürek aynı şeydir. aşk hüznün şiiridir. aşk kırılgan ruhun aynaya bakmasıdır. aşk geçicidir. aşk hiçbir zaman pişmanım dememektir. aşk bir kristalleşmedir. aşk vermektir. aşk bir çikleti paylaşmaktır. aşk hiç belli olmaz. aşk boş bir laftır. aşk allah'a kavuşmaktır. aşk bir acıdır. aşk melekle göz göze gelmektir. aşk gözyaşlarıdır. aşk telefon çalacak diye beklemektir. aşk bütün bir dünyadır. aşk sinemada el ele tutuşmaktır. aşk bir sarhoşluktur. aşk bir canavardır. aşk körlüktür. aşk yüreğin sesini dinlemektir. aşk kutsal bir sessizliktir. aşk şarkılarda konu edilir. aşk cilde iyi gelir.

aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. onu kucaklayarak, bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur. insanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir.

bazı özentili budalaların sandığının tam tersine, bir iki kelime bile sessizlikten iyidir.

kendimi başkalarından ayırmak, herkesinkinden daha başka bir amacı olan özel biri olarak görmek istemiştim.

benim gibi hayatı kaymışlarda hüzün, zeki olmaya çalışan bir öfke olarak gösterir kendini. o zeki olma isteği de en sonunda her şeyi berbat eder.

1.02.2009

dexter

bazen, hayatı olduğu gibi kabullenmek lazım.

seri katillerin oldukça içine kapanık ve yalnızlığı seven kimseler olduğuna dair basmakalıp bir söz vardır. bu söz nedensiz yere çıkmamıştır.

çocuklarını hayal kırıklığına uğratmak her babanın korkulu rüyasıdır.

mantıkla açıklanamayan olaylar inkar edenleri inananlara dönüştürür. daha büyük bir güce inananlara.

kovboy filmlerinde görürsünüz: intikam peşindeki adam iki mezar kazar. biri düşmanına biri de kendine.

kaçınılmaz diye bir şey yoktur.

marketler: modern zamanlarda, kudretli aslanın avlanmaya çıktığı serengeti'nin karşılığı.

iki insan birbirine ne kadar yakın olursa olsun, aralarında sonsuz bir mesafe vardır.

kim olduğuna karar verirsin, kim olmak istediğine ve ona sıkıca tutunup sağ salim çıkarsın.

bahçe barbeküsü. yiyeceğin zor bulunduğu ve erkeklerin kocaman bir hayvanı devirmek için birlikte hareket etmek zorunda oldukları buz çağından kalma bir alışkanlık. diğerleriyle birlikte düzgün şekilde hareket edenler hayatta kaldı ve onların genleri asırlar boyunca nesilden nesile aktarılıp buraya kadar geldi. yani benim cemiyetime kadar.

aylar

mine söğüt

ocak ayında doğan kızlar ileride güzel, alımlı kadınlar olurlar. uzun yaşarlar. duyguludurlar, süse, eğlenceye ve gezmeye düşkündürler. gerçekten utangaç olsalar da yaşlandıkça kibir kesilirler. kocalarını kıskanırlar. bir de boyları uzundur. ocak ayında doğan erkekler ileride doğruyu seven adamlar olurlar. istediklerini alabilmek için her türlü fedakarlığı yaparlar. disiplinlidirler. onların da boyları uzun olur.

şubat ayında doğanlara yıldızlar kuvvetin ve aklın gücünü bağışlarlar. bu ayda doğan kadınlar neşeli, sevimli ve alımlı olurlar. eğlenceye düşkündürler. ama iffetsiz de değildirler. bu ayda doğan erkekler çalışkan, zeki ve tıpkı bu ayın kadınları gibi sevimlidirler. soğukkanlılıkları dikkat çekicidir. sözlerinin eridirler ve ciddiyetleriyle tanınırlar.

mart ürkütücü bir aydır. içinde her şey vardır. iyilik.. kötülük.. tehlike.. güven.. ihanet.. mart hayata benzer. mart ayında doğan kadınlar üstün bir güzelliğe ve saf bir kalbe sahiptirler. bu ay doğan erkekler kararsız olurlar ve esrarlı şeyleri severler. haris ve bencildirler ama söz tutmayı da bilirler.

nisan ayında iyimserlik, tıpkı yeryüzünün çekirdeğine yakın yaşayan ve dünya yıkılsa ölmeyecek olan kalın kabuklu böcekler gibi toprağın yedi kat dibinden çıkar ve göğün yedi kat üstüne tırmanır. tam her şey bitti derken yeniden yaşama dönen bir hasta gibi.. hayat yeniden bir şeylere kanar. ölümsüzlük hevesine kapılır. bir kabustan uyanır. gözleri bir daha hiç kapanmayacak sanır. aldanır.

nisan ayında doğan erkekler çabuk öfkelenirler.

mayıs rüzgarların ayıdır. çiçekler sevişsin diye her yerde birbiri ardına deli rüzgarlar eser. sıcak bir aydır. sıcaklarda insanların kafası karışır. mayıs ayında doğan erkekler yaradılış olarak sert, kızgın, hatta kimi zaman kaba olurlar.

yaz aylarında şehir insan kokar. insanlar hangi duyguları yaşıyorlarsa öyle kokar.

haziran vaatlerle dolu bir aydır. başka bir mevsimin ve başka bir zamanın müjdeleyicisidir. uzayan günler, ısınan havalar, hatta kavuran sıcaklar vaat eder. sanki iyi bir şeyler olacakmış gibi.. ama hayal kırıklığıyla doludur. baharın nasıl söndüğünü görür insan. dağlardaki yemyeşil otlar hızla sararır. bahar çiçekleri teker teker ölürler. toprağın çatlaklarında bir hüzün. ağaçların yapraklarında renge düşman bir gölge. haziran hayal kırıklıklarının ayıdır. fırtınaları bol, yağmurları ürkütücü olur. tam her şey artık değişiyor derken, tam bahara sevinmişken, kışla tehdit eder insanı. akılları karıştırır. hayatın hiç de sanıldığı kadar tekin olmadığını acımasızca hatırlatır.

haziran ayında doğan erkekler duygulu, zarif ve şen olurlar. olağanüstü bir zeka ve kavrayış yetisine sahiptirler. bu ayda doğan kadınlar güzel olurlar. sevimli olurlar. temiz kalplidirler. yüksek duygulu. en önemlisi de görevlerine bağlı.

temmuz yorucu bir aydır. uzun günler, gittikçe ısınan, ısındıkça ağırlaşan havalar. yağmur yağmaz, rüzgar esmez. her şey durur sanki. yavaşlar. ağır çekimde çekilen acılar..

ağustos, adını bir hükümdardan alan, buyurucu ve tüm buyurucular gibi tembel bir aydır. ağustos ayında her şey rüzgarı tükenmiş bir değirmen misali durur. durmayanlar yavaşlar. yavaşlayanlardan bazıları yola bir daha devam edemez, ölürler. ölümlerin en çok olduğu aydır ağustos. bu cehennem sıcağı ayda doğan kadınlar atak olurlar. bu ay doğan erkekler mert olurlar.

eylül bu şehirde yaşanan en büyülü aydır. ışık bu ayda, dünyanın saklı tüm renklerini bir anda ortaya çıkarır. eylül ayında doğan kadınlar genellikle genç yaşta evlenip güzel evlat yetiştirirler. bu ayda doğan erkekler vatana ve ailelerine çok bağlıdır.

ekim tanrının toprağı uysallaştırdığı aydır. toprak uykuya yatar ve uyurken her şeyi kabule hazır olduğunu fısıldar. ekim ayı toprağın ayıdır. ekim ayında doğanlar dengeyi temsil ederler. eleştiri ve ölçüyü severler. kadınlar meraklıdırlar. bu ay doğan erkekler yalancı olurlar. sözlerinde pek durmazlar.

kasım veda ayıdır. geçmişe veda. geride kalan tüm mevsimlere elveda. mevsimsizdir. içinde yaz da vardır, bahar da.. oysa kış ayıdır. kafaları karıştırmakta o yüzden ustadır.

aralık ayında doğan erkekler hareket ve çalışkanlığı temsil ederler. bu ayda doğan kadınlar kararsız olurlar.