emile durkheim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emile durkheim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.10.2022

hürriyet

hegel: hürriyet, zaruretin şuuruna varmaktır.

william blake: hakikati söyle, bırak alçak senden uzaklaşsın.

vico: halkın sırtına bindiği için büyük görünür başbuğlar.

blanqui: kılıcı olanın ekmeği olur.

durkheim: eğer insanlığın ıstırabını dindirmeyecek, toplumun işine yaramayacaksa, sosyoloji bir saatlik zahmete değmez.

michelet: tarih kaderle hürriyet, maddeyle zekâ, insanla tabiat arasındaki savaştır.

andre gide: büyük dediğimiz kitaplar, klasik dediğimiz kitaplar, herkesin kendini okumuş farz ettiği, fakat kapağını dahi açmadığı kitaplardır.

montesquieu: tımarhanedekiler, dışardakiler kendilerini akıllı sansın diye içeri tıkılmış bedbahtlardır.

sighele: hapishaneler dışardakiler kendini namuslu sansın diye yapılmıştır.

napoleon: bir memlekette hem fakir hem zengin varsa o ülkede mutlaka bir din de olmalıdır."

jonathan swift: meyhane, çılgınlığın şişe ile satıldığı yerdir.

emerson: eğer kainat mahvolsa yalnız eflatun'un 'devlet'iyle yeni bir medeniyet kurabilirdik.

cenap şahabettin: yerinde sayanlar, yürüyenlerden çok patırtı eder.

sadi şirazi: dünyanın bütün toprakları bir damla kan dökülmesine değmez.

rabelais: tanıdığım en dürüst hakim, zar atarak idam veya beraata karar verirdi.

via cemil meriç

4.08.2019

vivere beate

saint simon: tutku hissedilmeden büyük şeyler yapılamaz.

charles renouvier: içinde aklın buyurduğu bir dünya, haksızlığının onu her taraftan sardığı zincirlerden kurtulmuş olan iyiliğin tek başına hüküm sürdüğü bir dünya olacaktır.

emile durkheim: gerçek çoğu zaman acı vericidir.

pierre janet: bir kitap, hemen hemen her zaman bir dönemin duygularının ve fikirlerinin bilincine varılmasından başka bir şey değildir.

henri delacroix: kalpte zihinden geçmeyen hiçbir şey yoktur.

thales: insanın gölgesinin insana eşit olduğu anda, piramidin gölgesi piramide eşittir.

charles blondel: insan sadece çift yönlü değildir, aynı zamanda üç yönlüdür; sadece fizyolojik ve ruhsal gerçek değildir, aynı zamanda sosyal gerçektir.

levy-bruhl: ilkeller deneye karşı duyarsızdırlar.

sigmund freud: düş, uykuyu rahatsız edebilecek şeye karşı onu koruyan bir gardiyandır. çocuk düşü, arkasında bir özlem, bir üzüntü, tatmin olmamış bir istek bırakan günün bir olayına tepkidir. düş, bu isteğin açık, doğrudan gerçekleşmesidir.

henri bergson: düş, içinde yoğunlaşma çabasının eksik olduğu tam bir zihinsel yaşamdır.

jacques maritain: birçok yönden insanların yapısı köleliktir.

henri frederic amiel: kendinin, bahanelerinin, içgüdülerinin, doğasının kurbanı olunmadığı ölçüde özgür olunur. o halde boyun eğmişiz ama özgürleşebiliriz; bağlıyız ama kendimizi çözebiliriz. ruh kafestedir ama kafesinin çevresinde uçabilir.

spinoza: olumsallık yoktur ve özgürlük yalnızca bir yanılsamadır.

descartes: vivere beate, yüce mutluluk içinde yaşamak, tamamen hoşnut ve tatmin olmuş bir zihne sahip olmaktan başka bir şey değildir.

26.06.2019

sosyoloji notları

cemil meriç

biz hepimiz, kendi basit menfaatlerimizi hakikat sanan gafilleriz.

dinin vicdanlarda mutlak hüküm sürdüğü devirler, felsefenin sustuğu devirlerdir. felsefe şüpheden doğar, şüphe, imanın zıddı. kalabalığa tek kitap yeter.

ebul ala el maari "insanlar iki kısımdır" der, "bir kısmının dini vardır, aklı yoktur; bir kısmının aklı vardır, dini yoktur." ve tanrı'ya meydan okur: "kekeme musa'nın karşısına çıkan allah, benim karşıma neden çıkmıyorsun?" der. "ben ki arabistan'ın en güzel konuşan insanıyım!" sonra ilave eder: "çıkmıyorsun, çünkü yoksun!"

"bilinçsiz ilim, insan ruhunun düşmanıdır." demiş, rabelais.

durkheim, "sosyoloji insanlann acılarını dindirmeyecekse lanet olsun böyle ilme!" der.

abbe meslier'nin adını taşıyan "le bon sens" adlı eser aslında baron d'holbach'ındır, tanrıtanımaz. abdullah cevdet, d'holbach'ın eserini "akl-ı selim" ismiyle çıkarmıştır.

bir ülkede şair ne kadar çoksa o ülke düşünce bakımından o kadar geridir. insanlar ve milletler yaşlandıkça şiirin yerine nesir geçer. düşüncesi henüz pozitifleşmemiş medeniyetlerde nesir çok ağır ilerler. bir 18. asır fransasında şiir susar, hakikatin haşin sesi, şüphenin ve akim çığlığı konuşur. derebeylik içtimai düzeni, bu devirde yıkılır.

18. asırda, engels'in dediği gibi, akıl burjuvazidir.

"bir kadını iyi tanımak, bütün kadınları tanımaktır." der napoleon.

quinet "la creation"da (yaradılış) "insan kâinatın efendisi değildir." der. gelip geçici bir kuvvettir. tabiatta çok kısa bir müddet, tırnaklarının izini, gözyaşlarını bıraktıktan sonra gidecektir.

"insanı insan yapan dış dünyayı değiştirmesi değil, dış dünyayı değiştirirken kendini de değiştirmesidir." diyen marx, en güzel sözü söylemiş olur.

bergson'un dediği gibi "cümleye başlarken başka insandım, bitince başka insan." ve bir ırmağın sularında iki değil, bir kere bile yıkanılmaz.

kültür, insanı gündelik kavgaların dışına çıkarır.

ideolojiler kinlerimize takılan maskelerdir.

engels, "teknik bu şekilde geliştiğine göre insanlık ya sosyalizme ya barbarlığa gidecektir." der.

h. lefebvre "paris komünası" adlı eserinde "bir tarihçinin ilk vasfı yalan söylememektir." der.

faşizm, kapitalizmin kendi kendini yeni metotlarla devam ettirmesidir.

her insanın yapabileceği en mükemmel işi en mükemmel şekilde yaptığı cemiyet bahtiyardır.

romain rolland'a göre din, insanın kendi dışında bir şeyleri sevmek istemesidir, ebediyete kadar uzanan sevgidir.

"bir ağacı bir insandan daha çok severim." der beethoven.

zirveye varan her cemiyet çökmeye yüz tutar.

köylü mütevekkildir, ahmaktır, batıl inançları vardır ve tarihin dışındadır. istihsal vasıtaları yenilenmedikçe köy hep aynıdır. ve bu vasıtaları kendi kendine değiştiremez.

rabelais "ben hakikat âşığıyım" der, "ama darağacına kadar" diye ilave eder.

vivekananda "aklın ve ilmin karşısında tutunamayan her din batıldır." der.

dinin tahlile tahammülü yoktur. dinle akıl ayrıdır. din bir coşuştur, bir ürpertidir. ilim tanrı'nın varlığını veya yokluğunu ispat edemez. ilim bu bakımdan agnostiktir. ilimle din arasında hiçbir uzak-yakın münasebet yoktur. aklın ışığı imandan uzak tutulmalıdır.

sınır çizmek bilginin başlangıcıdır.

opera bütün sanatların sentezidir, sanatların sanatıdır.

insanlar çizmesini yaladıkları şefin, sonradan suratına tükürecek kadar aşağıdırlar. kurtlar ihtiyar kurtları parçalarlar ama onlara hakaret etmezler. oysa insanlar, karşısında küçüldükleri insanı affetmezler.

"fare için en korkunç hayvan kedidir, aslan değil."

michelet'e göre de kalabalık devdir, kahraman onun omuzlarına binmiş bir cüce.

carlyle de "tarih büyük adamların biyografisinden ibarettir." der.

burjuvazi tarih sahnesine çıkan sınıflar içinde en büyüğü, en değerlisi, insanlığa en çok şey katanıdır.

politika, sürüleri gütme, sınıflar arasında bir denge kurma sanatıdır. politika cemiyet halinde yaşayan insanların mümkün olduğu kadar birbirlerine az zarar vererek yaşamalarını temin eder.

tarafsız olmak yalanların en iğrenci. yaşayan her uzviyet taraf tutar, taraf tutmamak oportünizmlerin en adisidir.

hafızanın kanunu, aşkın kanunudur. insan ancak sevdiğini öğrenir.

"felsefenin kuşu alaca karanlıkta uçar." der hegel.

"hayat düşünenler için trajedi, hissedenler için komedidir."

anakarsis "kanun, küçük sineklerin takılı kaldığı, büyüklerin yırtıp geçtiği bir örümcek ağıdır." der.

bir çağda hakim olan düşünceler, hakim sınıfın düşünceleridir.

nietzsche, "herhangi bir düşünce insanın insan olarak yaşamasını sağlıyorsa doğrudur." diyor.

en büyük ideoloji anayasadır.

bir düşünce ne kadar bizimkine benzemiyorsa, bizimkini o kadar tamamlar. en büyük dostlarımız bizim gibi düşünmeyenlerdir.

dünya her gün bir parça daha mükemmelleşmesi gereken bir oyuncağıdır insanın.

süleymancılığın başı olan süleyman tunahan'ın rus casusu olduğu söyleniyor.

fransızların bir sözü vardır. "tek kitaplı insandan korkulur." derler. tek kitaba bağlanan insan, tek düşünceye bağlanan insan gerçekten korkutan insandır. bu düşünce hakikatin bütününü kucaklar veya kucaklamaz.

insanı toprakta sürünen bir hayvan olmaktan kurtaran tek doktrin spiritüalizmdir.

medeni bir dilde birbirinin aynı olan iki kelime bulunmaz.

bizde edebiyatın kökü edeb: davet etmek, ziyafete çağırmak. sonra kelime manasını genişletmiş: ruhun ziyafetine davet.

çileler ve felaketlerle doludur büyük adamın ömrü.

vahye dayanan bir medeniyetin aydınlık olmaya ihtiyacı yoktur.

münevveri şartlandıran, münevverin düşüncelerine istikamet veren, düşüncesinin hudutlarını çizen, kucağında yaşadığı cemiyettir. kimse bunun dışına çıkmamıştır ve çıkamaz.

4.03.2019

dayanışma

maurice duverger

durkheim, benzerliğe dayanan bir dayanışma üzerine kurulmuş gruplarla, işbölümüne dayanan bir dayanışma üzerine kurulmuş olanları birbirinden ayırır. birinci tip dayanışmaya mekanik dayanışma adını verir. öyleyse bazı gruplar, fizik benzerlik, dil benzerliği, yaş benzerliği, cins benzerliği vs. üzerine kurulmuştur. durkheim'a göre mekanik dayanışma ilkeldir, yüzeyseldir, içtepiseldir. buna karşılık iş bölümü, bir başka grupta, uğraşları birbirini tamamlayan üyelerin karşılıklı bağımlılığına dayanan ussal bir dayanışmayla sonuçlanır. durkheim birinci dayanışma biçiminden daha üstün saydığı bu dayanışma biçimine "organik dayanışma" der.

17.01.2017

ütopya

karl marx: gerçeği belirleyen, insanların bilinci değildir; aksine bilinçlerini belirleyen, gerçektir.

maurice merleau-ponty: felsefe, uzaktan sahip olmanın ütopyasıdır. filozof, uyanan ve konuşan insandır ve insan sessizce felsefenin çelişkilerini taşır; çünkü tamı tamına bir insan olmak için, bir insandan biraz az ve biraz fazla olmak gerekir.

georges gusdorf: filozofun görevi, insanlık durumunu aydınlatmaktır.

moritz schlick: felsefemizin gerçek babası, hepsi uzun bir zincirin son halkaları olan ne comte'dur, ne frege'dir, ne poincare'dir, ne russell'dır, ne bir bilim adamıdır ne de mantıkçıdır. bu kişi sokrates'tir. öğrencilerine doğru sorular sormayı öğreten ilk insan odur.

victor brochard: platon'un gözünde tamamen saf gözlem her zaman yaşamın en mükemmel biçimidir.

immanuel kant: hiçbir bilgi içimizde deneyden önce değildir. her şey deneyle başlar.

maine de biran: herhangi bir nesne veya biçim ancak algılayan veya hisseden özne ile ilişkisiyle kavranabilir. ne kadar çok etkilenirsek o kadar az algılıyor ve biliyoruz.

henri bergson: en fazla tutunduğumuz görüşler, en büyük zorlukla farkına varabildiklerimizdir ve onları doğrulamamızı sağlayan nedenler, çok ender olarak, onları benimsememize yol açanlardır.

bossuet: zihnin en büyük problemi, şeylere gerçekte oldukları gibi değil, olmaları istendiği biçimde inanmaktır. bu, tutkularımızın neden olduğu bir hatadır. doğru olsun veya olmasın, istediğimiz veya umduğumuz şeye inanma eğilimi içindeyizdir.

emile durkheim: gerçeğin içinden karşı konulamaz bir ışık yayılır.

albert burloud: yetişkin birçok bilinçte, bazı soyut kavramlar niteliksel evreyi aşamazlar ve hiçbir zaman gerçekten genel haline gelemezler. yücenin, iyi yüreklinin, güzelin ve çirkinin, adilin ve adaletsizin sadece ayrı değil, aynı zamanda açık bir fikrine sahip kaç kişi vardır?

maurice merleau-ponty: dünyaya tutulmuşuz ve bu dünyadan, kendimizi ayıramadığımız için dünyanın bilincine varamıyoruz. eğer bunu yapabilseydik, niteliğin hiçbir zaman hemen kavranamayacağını ve tüm bilincin bir şeyin bilinci olacağını görecektik.

karl marx: filozoflar yalnızca dünyayı farklı tarzlarda yorumlamışlardır; şimdi söz konusu olan, bu dünyayı değiştirmektir.

3.03.2013

modernite

alain touraine

eskiden sessizlik içinde yaşıyorduk, şimdi gürültü içinde yaşıyoruz; eskiden yapayalnızdık, şimdi kalabalığın içinde yitmiş bir durumdayız; pek az mesaj alıyorduk, şimdi mesaj bombardımanına tutuluyoruz. modernlik bizi içinde yaşadığımız yerel kültürün dar sınırlarından çekti aldı ve bir yandan bireysel özgürlük dünyasının, öte yandan da kitle toplumu ve kültürünün içine attı. uzun zaman eski düzenlere ve bu düzenlerin mirasına karşı savaştık; ama 20. yüzyılda en dramatik özgürleşme çağrıları yeni rejimlere, bir sürü otoriter düzenin yaratmaya çalıştığı yeni toplum ve yeni insana sesleniyor; devrimler de birtakım başka devrimler ve o devrimlerin doğurduğu rejimleri hedef alıyor. modernliğin ana gücü, yani kapalı ve bölümler halindeki bir dünyanın açılma gücü, mübadeleler çoğaldıkça ve insanların, sermayenin, tüketim mallarının, toplumsal denetim araçları ve silahlarının yoğunluğu arttıkça tükeniyor.

cemaatlerimizden çıkmak ve hareket halindeki bir toplumun oluşumuna katkıda bulunmak istiyorduk; şimdi kalabalıktan, kirlilikten ve propagandadan sıyrılmak istiyoruz. kimileri modernlikten kaçıyor; ama bunların sayıları pek fazla değil; çünkü modernlik merkezleri kullanılabilir kaynakları öylesine biriktirdiler ve dünyanın bütününe öylesine tam olarak egemen oldular ki, artık modern öncesi bir yer olmadığı gibi "iyi vahşiler" de yok; yalnızca hammadde ya da kol emeği rezervleri, askeri idman alanları ya da konserve kutuları ve televizyon programlarıyla dolu kenar mahalleler var.

önce avrupa, sonra da abd'de oluşan sanayi toplumu, kaba bir kapitalizm tarafından ikiye bölünmüş izlenimi verir: bir yanda çıkar ve bireysellik dünyası, ki schopenhauer bu dünyanın estetik olarak ayyaşlarla dolu bir meyhane, entelektüel olarak bir tımarhane, ahlaksal olarak da bir haydut yatağı olduğunu söyler; öte yanda da kişiye bağlı olmayan ve hesaplarla arasında bağlantı bulunmayan bir arzu dünyası. sahiplenici bencilliğin hizmetindeki araçsal akıl, artık tasarımla değil de ancak algıyla kavranabilen yaşamın, bedenin ve arzunun güçlerine hiçbir şeyle bağlı değildir.

tüketilen şeylerin bollaşması ve çeşitlenmesi, olsa olsa modern toplumu başlangıcındaki iyimserlikten uzaklaştıracaktır. durkheim'ın anımsattığı gibi, modernlik ilerledikçe mutluluk geriler, doyumsuzluk ve engellenmeler ise çoğalır.

liberal toplum çıkar arayışına yanıt verir; ama çukurlar ve yarıklarla doludur ve bu çukurların, yarıkların dibinden duyulan öznenin sesi değil, artık özne bile olmayan insanın, intiharcının, uyuşturucu bağımlısının, depresyon geçirenin, narsistik kişinin çığlığı ya da daha doğrusu suskunluğudur. toplum, hemen arkasında kaza geçirenlerin yollandığı hastanenin gizlendiği bir otomobil yarış pisti gibidir.