nurdan gürbilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nurdan gürbilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.02.2022

enformasyon

nurdan gürbilek

walter benjamin "hikâye anlatıcısı"nda, hikâye anlatıcılığını zanaatkârlığa özgü bir iletişim biçimi olarak ele alır. anlatıcılık ortadan kalkmıştır; çünkü ancak zanaatkârlıkla birlikte var olan koşullar -insanların deneyimlerini paylaşma yeteneği, bir olayı kuşaktan kuşağa aktaran gelenek zinciri, bunun üzerinde yükseldiği hafıza, geçmişin ve uzakların bilgisine dayanan bilgelik- ortadan kalkmıştır. bunun tam karşıtı, enformasyondur.

enformasyonun ön koşulu, "kendinde ve kendi için anlaşılabilir" görünmesidir. gerçi çoğu zaman, eski yüzyılların bilgisinden daha kesin değildir. ama geçmiş bilgisinin mucizevi olandan beslenme eğilimine karşı, enformasyon makul görünmek zorundadır. bu yüzden de hikâye anlatıcılığının ruhuna ters düşer. eğer hikâye anlatıcılarına giderek daha az rastlıyorsak, bunda enformasyon ağının belirleyici bir rolü vardır.

bir zamanlar uzakların bilgisi -ister yabancı ülkelerle ilgili mekansal bir bilgi, ister geleneğe dair zamansal bir bilgi olsun- doğruluğu denetlenemese de onu geçerli kılan bir yetkiye sahipti. oysa enformasyon, anında doğrulanabilir olma iddiasını taşır.

le figaro'nun kurucusu villemessant, enformasyonun doğasını ünlü bir formülle açıklamıştı. "okurlarım için," diyordu, "quartier latin'de bir çatıda çıkan yangın, madrid'deki devrimden daha önemlidir." bu da çarpıcı biçimde gösteriyor ki, artık uzaklardan gelen bilgi değil, bizi en yakında olup bitene ulaştıran enformasyon kabul görüyor.

enformasyon yalnızca yeni olduğu an değer taşır, yalnızca o an yaşar. kendini tümüyle o ana teslim etmeli, zaman kaybetmeden kendini ona açıklamalıdır. oysa hikâye farklıdır: kendini tüketmez, gücünü toplar ve korur, yıllarca sonra bile harekete geçirebilir.

28.11.2015

kör ayna, kayıp şark

nurdan gürbilek

leyla erbil: yaralı doğar bütün insanlar; anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce.

sigmund freud: şimdiki ben duygumuz, her şeyi içeren, ben'in çevresindeki dünyayla daha içten bir bağlılığına denk düşen bir duygunun büzüşmüş kalıntısıdır sadece.

györgy lukacs: her imgenin yüzüne, gerilerde bir yerde yanan bir ateşin parıltısı düşer. her imge bu dünyaya aittir ve yüzünde bu dünyaya ait olmanın sevinci parıldar; ama o bize aynı zamanda bir zamanlar varolan bir şeyi, bir yeri -bir zamanlar ait olduğu evi- hatırlatır; sonuçta bu, ruh için anlam ve önemi olan tek şeydir.

walter benjamin: büyük şehir insanını büyüleyen aşktır; ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.

peyami safa: kadınlar medeniyeti gözleriyle anlamaya mahkumdur. şekillerle iktifa ederler ve renklerin değişmesi onları eğlendirir.

her yapıt yaşama verilmiş güçlü bir yanıt olmayı ister.

ahmet hamdi tanpınar: çoktan beri asıl gayenin kendimizi bulmak veya vücuda getirmek olduğuna inanıyorum. bu adamlar (baudelaire, valery, verlaine, mallarme, poe, proust, dostoyevski vs.) beni kendi hakikatlerime veya asli yalanlarıma götürdüler. çünkü, belki de hakiki şahsiyet yoktur ve bizim benlik dediğimiz şey, ilk yahut en büyük ibda ve ihtiramız, bir kelime ile, masalımızdır.

cemil meriç: hepimiz garip bir hastalığın kurbanıyız: kendimizi başkası sanmak hastalığı.

leyla erbil: ölümler gördüm; dostlarımın, yakınlarımın ölümlerini, halkın acılarını, işkenceye dönüşen yaşamlarını, iktidarların soysuzluklarını. seyretmekten tiksindiğim bir dünyayla karşı karşıya kaldım.

rene girard: romanda hakikat, ancak gurur öldüğünde, yazar gururuna kıydığında, eğer kıyabiliyorsa doğar.

oğuz atay: beklenen geç geliyor, geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.

13.03.2015

mağdurun dili

nurdan gürbilek

"bizim zamanımızdan birine orijinal biri olmadığını, belirgin bir yeteneği olmadığını, zayıf kişilikli, sıradan biri olduğunu söylemekten daha incitici bir şey yoktur." (dostoyevski)

sigmund freud: varoluş bir hastalıktır.

cemil meriç: dünyaya açılmayanların kaderi sabahtan akşama kadar mastürbasyondan ibarettir.

yusuf atılgan: bir eylemin ertesini, sonuçlarını göze alabilirse ya da bunlara kayıtsız kalabilirse insanın yapamayacağı şey yoktur.

theodor adorno: eğer sanat, ne kadar dolayımlı olursa olsun, insanlar için bir haz kaynağı olmasaydı, karşı çıktığı ve direndiği çıplak varoluş içinde ayakta kalamazdı.

oğuz atay: insanlar acıklı sözler dinlemek istemiyorlar, onları üzmek çok zor. kitabı suratınıza kapatıveriyorlar, sıkışıp kalıyorsunuz sayfaların arasında.

oğuz atay: akıl tutucu -ya da- gerici, sevgi ilerici -ya da- devrimcidir.

"birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. içimdeki sıkıntı eridi." (yusuf atılgan)

oğuz atay: yeni bir dil bilgisi kitabı çıktı mı bugünlerde? öznenin, yüklemin filan başka bir düzen içinde yerleştirilmesini sağlayarak beni istediğim anlama kavuşturacak böyle bir kitap. ne diyorlarsa, yalnızca onu demek isteyenler için geliştirilmiş düşünce ve ifade kuralları ne zaman bulunacak?

cemil meriç: aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil.

theodor adorno: şahane mazlumların yüceltilmesi, sonuçta, onları mazlumlaştıran şahane sistemin yüceltilmesinden başka bir şey değildir.

yusuf atılgan: küçük kumarlarınız vardır. biliyorum sizi. küçük sürtünmelerle yetinirsiniz. büyüklerinden korkarsınız. akşamları elinizde paketlerle dönersiniz. sizi bekleyenler vardır. rahatsınız. hem de kolay rahatlıyorsunuz. içinizde boşluklar yok. neden ben de sizin gibi olamıyorum? bir ben miyim düşünen, bir ben miyim yalnız?

theodor adorno: şudur neredeyse imkansız olan görev: başkalarının iktidarının da kendi iktidarsızlığımızın da bizi aptallaştırmasına izin vermemek.

"dünyada gereğinden çok kadın vardı; ama yalnız bir teki yoktu." (yusuf atılgan)

rene girard: babayla oğul üzerine düşünmek, hem hayran olunan hem de nefret edilen rakiple olan ilişki üzerine düşünmektir.

"insan bir şey yapmaya hep geç kalırdı." (yusuf atılgan)

dostoyevski: kim daha yürekli davranırsa haklıdır; onlar olaya böyle bakıyorlar. insanların kutsal saydıkları şeyi kim küçümseyerek kovarsa onların yasa koyucusu o olur; herkesten yürekli davranan da herkesten haklıdır.

yusuf atılgan: ne yamansınız dökme kalıplarınızla; bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.

insanın kendini, sevdiğini, yapıtını başkalarından korumasının yolu, ona düşmanca ya da kayıtsızlıkla yaklaşacağını düşündüğü başkalarını baştan değersizleştirmek, onları umursamıyormuş gibi davranmaktır.

dostoyevski: insan için vicdan özgürlüğü kadar çekici; ama o kadar da azap verici bir şey yoktur.

"ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak." (yusuf atılgan)