alexandre dumas: bir kadın sizi on altına satar.
anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.
bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.
charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.
epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?
gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.
jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.
kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.
orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.
rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.
max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.
wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.
charlotte bronte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
charlotte bronte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31.01.2017
31.07.2016
uzun lafın kısası
epikuros: ölümsüz iyilikler arasında yaşayan bir insanın ölümlü bir canlıya benzer bir yanı yoktur.
anatole france: anavatan için öldüğünüze inanıyorsunuz; oysa bazı sanayiciler için ölüyorsunuz.
g.b. shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.
charlotte bronte: dünya tarihinin en iyi insanlarından birçoğu parasız, evsiz yaşamışlardır.
wilhelm reich: asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.
gustave flaubert: insan, yeteneğinin doruğuna ancak kendinden soyunarak erişebilir.
wittgenstein: ölüm korkusu yanlış, yani kötü yaşamın en belirgin işaretidir.
max horkheimer: zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.
alexandre dumas: büyük bir umutsuzlukla dolu yüreklerde artık başka heyecana yer yoktur.
orhan pamuk: içinizde kalbinize nakşettiğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hala sizin evinizdir.
william faulkner: zeki insanlar her türlü insan adaletsizliğine, budalalığına ya da acısına karamsar ve alaycı bir akli acıma duyarlar.
rollo may: sizi kabul edecek bir baba olmadan yaşayabilirsiniz; ama sizce anlam taşıyan bir dünya olmadan yaşayamazsınız.
anatole france: anavatan için öldüğünüze inanıyorsunuz; oysa bazı sanayiciler için ölüyorsunuz.
g.b. shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.
charlotte bronte: dünya tarihinin en iyi insanlarından birçoğu parasız, evsiz yaşamışlardır.
wilhelm reich: asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.
gustave flaubert: insan, yeteneğinin doruğuna ancak kendinden soyunarak erişebilir.
wittgenstein: ölüm korkusu yanlış, yani kötü yaşamın en belirgin işaretidir.
max horkheimer: zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.
alexandre dumas: büyük bir umutsuzlukla dolu yüreklerde artık başka heyecana yer yoktur.
orhan pamuk: içinizde kalbinize nakşettiğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hala sizin evinizdir.
william faulkner: zeki insanlar her türlü insan adaletsizliğine, budalalığına ya da acısına karamsar ve alaycı bir akli acıma duyarlar.
rollo may: sizi kabul edecek bir baba olmadan yaşayabilirsiniz; ama sizce anlam taşıyan bir dünya olmadan yaşayamazsınız.
29.06.2016
uzun lafın kısası
kierkegaard: doğru her zaman azınlıktadır.
anatole france: aptalca bir şeye elli milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.
maya angelou: asıl coşku, arayışın kendisindedir.
zygmunt bauman: insanlar "her şey her zamanki gibi", "herkes her zamanki gibi" dedikleri sürece sorulacak soru ve neredeyse yapılacak hiçbir şey yoktur.
charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.
epikuros: yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz.
gustave flaubert: parasız ve zorunlu eğitim bir işe yaramayacak; ancak budala sayısını artıracaktır.
jane austen: normalde karşılaşılan şeyleri fersah fersah aşmamış hiç kimse gerçekten hünerli sayılamaz.
alexandre dumas: coşkuyla istenen bir şeyin, onu elinden almak ya da koparmak istedikleriniz tarafından coşkuyla savunulmamasına ender rastlanır.
romain gary: umarım hiçbir zaman normal olmam; bir tek namussuzlar normal olur hep.
orhan pamuk: insanın kendisi olmasına bir türlü izin vermezler, insanı bırakmazlar kendisi olsun diye, hiçbir zaman bırakmazlar.
sylvia plath: bu eş arama, deneme yanılma oyununda öyle çok incinme var ki..
anatole france: aptalca bir şeye elli milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.
maya angelou: asıl coşku, arayışın kendisindedir.
zygmunt bauman: insanlar "her şey her zamanki gibi", "herkes her zamanki gibi" dedikleri sürece sorulacak soru ve neredeyse yapılacak hiçbir şey yoktur.
charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.
epikuros: yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz.
gustave flaubert: parasız ve zorunlu eğitim bir işe yaramayacak; ancak budala sayısını artıracaktır.
jane austen: normalde karşılaşılan şeyleri fersah fersah aşmamış hiç kimse gerçekten hünerli sayılamaz.
alexandre dumas: coşkuyla istenen bir şeyin, onu elinden almak ya da koparmak istedikleriniz tarafından coşkuyla savunulmamasına ender rastlanır.
romain gary: umarım hiçbir zaman normal olmam; bir tek namussuzlar normal olur hep.
orhan pamuk: insanın kendisi olmasına bir türlü izin vermezler, insanı bırakmazlar kendisi olsun diye, hiçbir zaman bırakmazlar.
sylvia plath: bu eş arama, deneme yanılma oyununda öyle çok incinme var ki..
17.05.2016
bir yazarın güncesi
virginia woolf
ilk dilim her zaman en lezzetlisidir.
gitgide daha çok, dürüst kalmış yegane insanlar sanatçılarmış gibi geliyor bana; sosyal reformcular ve hayırseverler insan kardeşlerini sevme kılıfı altında nice haysiyetsiz arzuyu barındırıyorlar.
montaigne: önemli olan hayattır.
usta bir yazarın ustalığının işareti, döktüğü kalıbı fütursuzca kırabilmesindedir.
kendini yeniden yazının kayasına bağlamanın yolu şu: önce açık havada egzersiz. ikincisi iyi edebiyat okumak. edebiyatın ham malzemeden yapıldığını düşünmek hata. insan hayattan dışarı çıkmalı, insan dışsallaşmalı, çok çok yoğunlaşmalı; hep tek bir noktada, karakterinin sağa sola saçılmış parçalarından beslenmek zorunda olmamalı, beyninde yaşamalı.
john keats: övgü ya da yergi, soyut güzellik aşkı, dolayısıyla kendi eserlerinin en acımasız eleştirmeni olan kişi üzerinde sadece anlık bir etki yapar.
hiçbir yaratıcı yazar çağdaşı bir yazarı kaldıramaz. yaşayan eseri kabul edebilmek çok zor; yanlı oluyorsun, eğer sen de aynı işi yapıyorsan.
dostoyevski: insan yazarken derin duygulardan yola çıkmalı.
insanın gözü önünde beliren bir fikir ne kadar karmaşıksa hicve o denli az uygundur; insan ne kadar çok anlarsa, özetlemeye ve çizgiselleştirmeye o denli daha az yatkın olur.
shakespeare: asıl sevinç, bir şeyi yapmaktadır.
insan zihnin incisini salgılamasını istiyorsa onun, nesnesinin üzerine rahatsız edilmeksizin yerleşivermesine izin vermeli.
övgü olmadan da yol alabilirim.
e. f. benson: insan kendi içinde yeni derinlikler keşfetmelidir.
ardı arkası gelmek bilmeyen arkadaş ziyaretleri de tek başına eve kapanmak kadar kötü.
charlotte bronte: kitaplarım bana sadece ıstırap verdi.
yalnızlıkta yaratılacak hiçbir şey kalmıyor. bu kadar hızlı ve çekici olmasının nedeni bu. insanı kitabı elinden bırakıp düşünmeye götürecek bir şey yok.
nasıl da sürü hayvanlarıyız hepimiz; en çok hayal kırıklığına uğramışlarımız bile.
ilk dilim her zaman en lezzetlisidir.gitgide daha çok, dürüst kalmış yegane insanlar sanatçılarmış gibi geliyor bana; sosyal reformcular ve hayırseverler insan kardeşlerini sevme kılıfı altında nice haysiyetsiz arzuyu barındırıyorlar.
montaigne: önemli olan hayattır.
usta bir yazarın ustalığının işareti, döktüğü kalıbı fütursuzca kırabilmesindedir.
kendini yeniden yazının kayasına bağlamanın yolu şu: önce açık havada egzersiz. ikincisi iyi edebiyat okumak. edebiyatın ham malzemeden yapıldığını düşünmek hata. insan hayattan dışarı çıkmalı, insan dışsallaşmalı, çok çok yoğunlaşmalı; hep tek bir noktada, karakterinin sağa sola saçılmış parçalarından beslenmek zorunda olmamalı, beyninde yaşamalı.
john keats: övgü ya da yergi, soyut güzellik aşkı, dolayısıyla kendi eserlerinin en acımasız eleştirmeni olan kişi üzerinde sadece anlık bir etki yapar.
hiçbir yaratıcı yazar çağdaşı bir yazarı kaldıramaz. yaşayan eseri kabul edebilmek çok zor; yanlı oluyorsun, eğer sen de aynı işi yapıyorsan.
dostoyevski: insan yazarken derin duygulardan yola çıkmalı.
insanın gözü önünde beliren bir fikir ne kadar karmaşıksa hicve o denli az uygundur; insan ne kadar çok anlarsa, özetlemeye ve çizgiselleştirmeye o denli daha az yatkın olur.
shakespeare: asıl sevinç, bir şeyi yapmaktadır.
insan zihnin incisini salgılamasını istiyorsa onun, nesnesinin üzerine rahatsız edilmeksizin yerleşivermesine izin vermeli.
övgü olmadan da yol alabilirim.
e. f. benson: insan kendi içinde yeni derinlikler keşfetmelidir.
ardı arkası gelmek bilmeyen arkadaş ziyaretleri de tek başına eve kapanmak kadar kötü.
charlotte bronte: kitaplarım bana sadece ıstırap verdi.
yalnızlıkta yaratılacak hiçbir şey kalmıyor. bu kadar hızlı ve çekici olmasının nedeni bu. insanı kitabı elinden bırakıp düşünmeye götürecek bir şey yok.
nasıl da sürü hayvanlarıyız hepimiz; en çok hayal kırıklığına uğramışlarımız bile.
Kategori:
.kitap,
charlotte bronte,
dostoyevski,
e.f. benson,
john keats,
montaigne,
shakespeare,
virginia woolf
4.07.2009
kadınlar okulu
andre gide
insan kocamış bir çocuktan başka bir şey değil.
bencillik bazı bazı bağlılık ve aşk görünüşüne bürünebilir. yararlı olduğunu düşünmek zevkini tatmak için, bağlanmaktan hoşlanır insan, bağlılığından söz edilmesinden de hoşlanır.
değerli bir kimseyi sevmek kadar hiçbir şey öğretemez alçakgönüllülüğü.
dostluk aşkın bekleme odasıdır.
"karşı gelmek, aşağılamadan etkilendiğimizi kabul etmektir."
insan aşkının özelliği, bizi kendimiz konusunda olduğu gibi, sevdiğimiz varlığın kusurları konusunda da kör etmektir.
iyileşmenin ilk koşulu, bu iyileşmeye inanmaktır.
içtenlik aşkı, varlığımızı hileli birçok yanlılığa sürükler; çünkü kendimizi içgüdülere bırakmayagörelim, hiçbir kurala uymak istemeyen ruhun ister istemez tutarsız ve bölünmüş olduğunu anlarız. görev duygusu o olmayınca ruhun kendi bilincine varamayacağı, dolayısıyla kurtulamayacağı birliği ister bizden ve elde eder. bundan sonra ruh kendini her gün, her an eşit ve aynı bulmuş, bulmamış, önemi yoktur; belki dalgalanır; ama belli bir eksen çevresinde dalgalanır; görev duygusu toparlar onu.
en çok konuşanlar, en etkin olanlar değildir her zaman.
chamfort: bir insan kırkına gelip de insanlardan soğumamışsa, insanları hiçbir zaman sevmemiş demektir.
aldanmak giriştiğimiz her işte
şaşmaz yazgısı hepimizin
sabah parlak işler tasarlar
gün boyunca budalalık ederim (voltaire)
öyküm ancak tümüyle içten olursa bir anlam taşır.
sanat hiçbir zaman ar duygusuyla iyi geçinememiştir.
önemli olan başkalarının kanısı değil, olayın kendisidir.
çiçekler insanı beslemez, doğrudur; ama yaşamın sevincini oluştururlar. en güzel, en hoş kokulu çiçek bahçelerini bir bostana dönüştürdüğünüz zaman, bana yiyecek bir şeyler verirsiniz kuşkusuz ama yaşama hazzını da elimden almış olursunuz.
charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.
nice insanlara sırf hasta ve zavallı oldukları için ilgi gösteririz; ama iyileştiler mi, zenginleştiler mi hemen tiksintici görünürler gözümüze.
insan kocamış bir çocuktan başka bir şey değil.bencillik bazı bazı bağlılık ve aşk görünüşüne bürünebilir. yararlı olduğunu düşünmek zevkini tatmak için, bağlanmaktan hoşlanır insan, bağlılığından söz edilmesinden de hoşlanır.
değerli bir kimseyi sevmek kadar hiçbir şey öğretemez alçakgönüllülüğü.
dostluk aşkın bekleme odasıdır.
"karşı gelmek, aşağılamadan etkilendiğimizi kabul etmektir."
insan aşkının özelliği, bizi kendimiz konusunda olduğu gibi, sevdiğimiz varlığın kusurları konusunda da kör etmektir.
iyileşmenin ilk koşulu, bu iyileşmeye inanmaktır.
içtenlik aşkı, varlığımızı hileli birçok yanlılığa sürükler; çünkü kendimizi içgüdülere bırakmayagörelim, hiçbir kurala uymak istemeyen ruhun ister istemez tutarsız ve bölünmüş olduğunu anlarız. görev duygusu o olmayınca ruhun kendi bilincine varamayacağı, dolayısıyla kurtulamayacağı birliği ister bizden ve elde eder. bundan sonra ruh kendini her gün, her an eşit ve aynı bulmuş, bulmamış, önemi yoktur; belki dalgalanır; ama belli bir eksen çevresinde dalgalanır; görev duygusu toparlar onu.
en çok konuşanlar, en etkin olanlar değildir her zaman.
chamfort: bir insan kırkına gelip de insanlardan soğumamışsa, insanları hiçbir zaman sevmemiş demektir.
aldanmak giriştiğimiz her işte
şaşmaz yazgısı hepimizin
sabah parlak işler tasarlar
gün boyunca budalalık ederim (voltaire)
öyküm ancak tümüyle içten olursa bir anlam taşır.
sanat hiçbir zaman ar duygusuyla iyi geçinememiştir.
önemli olan başkalarının kanısı değil, olayın kendisidir.
çiçekler insanı beslemez, doğrudur; ama yaşamın sevincini oluştururlar. en güzel, en hoş kokulu çiçek bahçelerini bir bostana dönüştürdüğünüz zaman, bana yiyecek bir şeyler verirsiniz kuşkusuz ama yaşama hazzını da elimden almış olursunuz.
charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.
nice insanlara sırf hasta ve zavallı oldukları için ilgi gösteririz; ama iyileştiler mi, zenginleştiler mi hemen tiksintici görünürler gözümüze.
3.06.2009
hayat
charlotte bronte
bilgelerin dediği kadar karanlık
bir düş değil hayat, inan
müjdeler sabah yağmuru çoğu kez güzel bir günü
kasvetli bulutlar olursa da bazen, geçicidir hepsi
gülleri açtıracaksa eğer yağmur
neden üzülelim yağdığına?
10.02.2009
jane eyre
cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.insan yaradılışı kusurludur. en parlak yıldızların bile üzerinde lekeler vardır.
dünyada yaramaz bir çocuk kadar üzücü hiçbir manzara yoktur.
iş gördürmek için parayla tuttukları kişilerin buyruk alınca kırılıp gücenme olasılıklarını düşünmek zahmetine katlanacak pek az işveren vardır.
olağanüstü, alışılmadık durumlar için olağanüstü, alışılmadık kurallar gerekir.
en uydurma masallarda bile bir gerçek payı vardır.
bir kadının, içinde gizli, yasak bir aşkın alevlenmesine göz yumması çılgınlıktır; çünkü böyle bir aşk karşılık görmezse kendisini besleyen yüreği yiyip bitirir; karşılık görürse insanı vahşi bataklıklara sürükler ki bunlardan kurtuluş yoktur.
"cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir."
gönlünün, canının bütün gücüyle hissettiği bir aşkı böyle bir armağanı istemeyen, değerini bilmeyecek olan birine verme.
dinleyenin merakı anlatanın diline hız verir.
bir sürgünün huzuru, bir günahkarın tövbe getirmesi hiçbir zaman başka bir insana bağlı olmamalıdır; çünkü insan denilen şey ölümlüdür.
felaket hiçbir zaman tek başına gelmez.
her insan birilerini, bir şeyleri sevmeyi gerekser.
kimi olayların daha önceden insanın içine doğması ne tuhaf şeydir! gaipten gelen belirtiler, önseziler gibi şeyler de öyle. hele bu üçünün bir araya gelişi insanoğlunun henüz çözemediği bir gizdir.
bu dünyada tam mutluluk hiçbir insana nasip olmaz.
insanoğlunun alın yazısı uğraşıp didinmek, acı çekmektir.
eski acıları anmak tatlıdır.
akılsız salt duygu gerçi pek lezzetsiz bir şerbete benzer; ama duygunun yumuşatamadığı salt akıl da insanın boğazından geçmeyecek kadar acı, kekre bir ağudur.
dünya tarihinin en iyi insanlarından birçoğu parasız, evsiz yaşamışlardır.
su damlaları sonunda bir kayayı bile eritir.
bazı kişiler yüce davalar için sağlam, dayanıklı birer temel taşıdırlar; ama ocak başında soğuk, ağır bir mermer direk kadar yersiz kaçar ve iç sıkarlar.
gururlu olmaktansa mutlu olmak benim için her zaman yeğdir.
içtenlik her zaman etkileyicidir.
bir gün gelecek, şiir ve sanat gene varlıklarını, özgürlüklerini, güçlerini duyuracaklar.



