james baldwin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
james baldwin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.10.2021

kahraman

james baldwin

ben kendi irade güçlerine, karar alma ve bunu uygulama yeteneklerine güvenen ve bununla gurur duyan insanlardan biriyim ya da öyleydim. bu erdem de, birçok erdem gibi kendi içinde bir belirsizliği saklar. iradeli olduklarına ve kaderlerine hükmedebildiklerine inananlar, bunu ancak kendilerini kandırmakta uzmanlaştıkları oranda sürdürebilirler. bunların kararları aslında gerçek bir karar bile sayılmaz. gerçek bir karar insanı alçak gönüllü yapar, kişi kararının sayısız etmene bağlı olduğunu bilir, bunların kararları gerçekten kaçmak için ustaca kurgulanmış, dünyayı ve kendilerini gerçekte olduğu gibi değil de kafalarında tasarladıkları şekilde göstermeye yarayan incelikle işlenmiş birtakım kaçış sistemleri, hayallerdir.

belki herkesin kendine özgü bir cennet bahçesi vardı -bunu bilemiyorum- ama gerçek olan, kişinin cenneti tam anlamıyla yaşayamadan ateşten kılıcın karşısına dikildiği. ve sonra yaşamın onu cenneti anımsamak ya da onu tamamen unutmak seçeneğiyle karşı karşıya bıraktığı. öyle ya da böyle. anımsamak için güce gerek var; unutmak için ise çok farklı bir güce; her ikisini birden başarabilmek içinse kahraman olmak gerek: anımsamayı seçenler acıyı, içtenliklerinin hiç aralıksız ayaklar altında ezildiğini görmenin acısıyla çılgına dönmeyi göze almalı. unutma yolunu seçenleri bekleyense bir başka çılgınlık tutkusu; acıyı tanımamanın, içtenlikten uzak kalmanın getirdiği çılgınlık. insanlar çoğunlukla ya anılarına bağlı çılgınlar ya da her şeyi unutmaya çalışan çılgınlar oluyor. gerçek kahramanların bu dünyadaki sayısıysa çok düşük.

8.11.2017

kadın

james baldwin

kadınlar mı? tanrı'ya şükür onlar hakkında hiçbir şey düşünmesen de fark etmez. kadınlar su gibidir. her kılığa bürünebilirler; insanın aklını başından alacak kadar çekici olabilirler; bir o kadar da güvenilmez ve çok da derin görünebilirler ya da belki de sığ. üstelik ölçüsüz derecede de pistirler.

kadınların bir şeye bağlanmalarının nedeni, daha iyi bir şeyin eksikliğini çekmeleridir. eğer ellerinden gelse bir erkek için her şeyden vazgeçerler, bağlandıkları diğer şey ne olursa olsun. tabi kadınların çoğu bunu itiraf etmekten kaçınır; hatta itiraz ederler; çünkü ellerindekini bırakamazlar, bağlanmışlardır ona.

kadınlar erkekleri, erkeklerin görülmek istedikleri gibi görmezler. bütün zayıf noktaları, kanayabilecek yerleri bilirler.

insanoğlu çok acımasız. birini ele geçirdiler mi didik didik ediyorlar hem de hep sevgi, aşk adına. ve sonra o ölünce de, diğerleri bitmez talepleriyle ölümüne neden olunca da, onlara katlanamayıp öte dünyaya göçünce de "karakteri zayıftı, dayanamadı" deyip çıkıyorlar. gözyaşlarına boğuluyorlar, avaz avaz ağlıyorlar ama senin ölümüne üzüldüklerinden değil. kendileri için ağlıyorlar, oyuncaklarını kaybettikleri için.

hayat kahpedir. en büyük aldatmacadır. iş ayağa düşünce burnundan gelir hepsi. bir bir hesabı sorulur tüm geçmişinin; oysa, adım gibi biliyorum ki sen hiç de hazır değilsin hesap vermeye.

olgunlaşmak, büyümek yalnızca acıyı, korkuyu daha fazla tanımak demek. bu zehir sanki günlük perhizin olup çıkıyor; her gün yudum yudum içiyorsun onu. işin kötüsü, bir kere tatmayagör onu, içmeden, onunla buluşmadan yapamaz olursun. insanı çılgına çevirebilir bu. bir gün anlamaya başlıyorsun ki sen kendin, tüm suçsuzluğunla ve dürüstlüğünle sen, dünyanın sefilliğine katkıda bulunmuşsun ve de bulunmaktasın. biz biz oldukça da bu sefillik asla son bulmayacak.

29.11.2016

uzun lafın kısası

epikuros: haksız kazanılan parayı sevmek dine aykırıdır; haklı kazanılan para bile insanı utandırmalı.

alexandre dumas: ağaç hiçbir zaman çiçeğini bırakıp gitmez; ağacı bırakıp giden her zaman çiçektir.

we ling kung: yetkin kişinin arayışı hep benliğindedir. küçük adam hep başkalarından alır.

maureen freely: bir yalanın gerçek olmasını sağlamanın en iyi yolu, onu sonsuz kere tekrarlamaktır.

william faulkner: her erkek ve kadın, o anda evli olsunlar olmasınlar, o zaman ya da daha sonra evlensinler ya da evlenmesinler, ikisinin birlikte olduğu o anda tanrıdırlar.

oğuz atay: kötülükten ancak kötülük çıkar. bayağılık insan ruhunu öldürür.

charles bukowski: evlilik onaylanmış düzüşme demektir ve onaylanmış düzüşmeler, hiç şaşmaz, sonunda sıkıcı olmaya başlar, bir iş haline gelir.

robin sharma: gerçek anlamda aydınlanmış kişiler, hiçbir zaman başkalarına öykünmez. bunun yerine onlar kendilerinin önceki halini aşmaya çalışırlar.

james baldwin: insana yalnızca bir kadının verebileceği bazı şeyler vardır.

sun tzu: askerlerini kaçışın olanaksız olduğu noktalara sür ki, ölesiye savaşsınlar. ölümle karşı karşıya olan bir askerin beceremeyeceği iş yoktur.

gerard de nerval: bir çeyrek saatlik merhamet, yetmiş saat dua etmekten daha iyidir.

voltaire: insanlara uymaktansa tanrı'ya uymayı yeğlediğini söyleyen, bunun sonucu olarak da sizi boğazlayınca dosdoğru cennete gideceğine inanan bir adama ne yanıt vereceksiniz?

31.08.2016

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bazı insanlarda aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.

amin maalouf: gerçek, çok şey isteyen bir sevgilidir. hiçbir ihaneti kabul etmez, bütün inancın ona yönelik, yaşamının bütün anları ona aittir.

choderlos de laclos: insan ciltler dolusu yazar da bir çeyrek saatlik konuşmanın aydınlatıvereceği bir şeyi bir türlü anlatamaz.

epikuros: insanın ruhuyla ilgilenmesi için hiçbir zaman çok erken ya da çok geç değildir.

william s. burroughs: başarı kazanacağın bir yaşam biçimi hakkında yazılacak bir şey varsa şudur: bavulunu daima hazır tut ve yolculuğa hazır ol.

gustave flaubert: büyük yaradılışlar her şeyden önce müsrif insanlardır; kendilerini kolay harcarlar.

james baldwin: kadınlar erkekleri, erkeklerin görülmek istedikleri gibi görmezler. bütün zayıf noktaları, kanayabilecek yerleri bilirler.

wittgenstein: şu aşkın zırıltıları keselim; zira her şey insanın çenesine atılmış bir yumruk kadar açık.

klaus schröter: sanatsal üretimin anlamı ve değeri konusunda şüphe duymak entelektüel bir dürüstlüktür.

mehmet eroğlu: bir keresinde kendimi değerli hissetmiştim, yazabildiğimi sandığım gece. ama sabah beş para etmez birisi olarak uyandım.

oscar lewis: hayat bir güldürü, dünya bir tiyatro, bizler de oyuncuyuz.

sabahattin ali: şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?

10.11.2015

bir başka ülke

james baldwin

kadınlar erkekleri, erkeklerin görülmek istedikleri gibi görmezler. bütün zayıf noktaları, kanayabilecek yerleri bilirler.

insanoğlu çok acımasız. birini ele geçirdiler mi didik didik ediyorlar hem de hep sevgi, aşk adına. ve sonra o ölünce de, diğerleri bitmez talepleriyle ölümüne neden olunca da, onlara katlanamayıp öte dünyaya göçünce de "karakteri zayıftı, dayanamadı" deyip çıkıyorlar. gözyaşlarına boğuluyorlar, avaz avaz ağlıyorlar ama senin ölümüne üzüldüklerinden değil. kendileri için ağlıyorlar, oyuncaklarını kaybettikleri için.

insana yalnızca bir kadının verebileceği bazı şeyler var.

hayat kahpedir. en büyük aldatmacadır. iş ayağa düşünce burnundan gelir hepsi. bir bir hesabı sorulur tüm geçmişinin; oysa, adım gibi biliyorum ki sen hiç de hazır değilsin hesap vermeye.

olgunlaşmak, büyümek yalnızca acıyı, korkuyu daha fazla tanımak demek. bu zehir sanki günlük perhizin olup çıkıyor; her gün yudum yudum içiyorsun onu. işin kötüsü, bir kere tatmayagör onu, içmeden, onunla buluşmadan yapamaz olursun. insanı çılgına çevirebilir bu. bir gün anlamaya başlıyorsun ki sen kendin, tüm suçsuzluğunla ve dürüstlüğünle sen, dünyanın sefilliğine katkıda bulunmuşsun ve de bulunmaktasın. biz biz oldukça da bu sefillik asla son bulmayacak.

2.07.2013

giovanni'nin odası

james baldwin

insanlar her şeye kötü bir sıfat yakıştırmaktan hoşlanırlar. bu sıfatları kullanmadıkları tek zaman, kendileriyle ilgili kötü bir şey anlattıkları zamanlardır.

ben kendi irade güçlerine, karar alma ve bunu uygulama yeteneklerine güvenen ve bununla gurur duyan insanlardan biriyim ya da öyleydim. bu erdem de, birçok erdem gibi kendi içinde bir belirsizliği saklar. iradeli olduklarına ve kaderlerine hükmedebildiklerine inananlar, bunu ancak kendilerini kandırmakta uzmanlaştıkları oranda sürdürebilirler. bunların kararları aslında gerçek bir karar bile sayılmaz. gerçek bir karar insanı alçak gönüllü yapar, kişi kararının sayısız etmene bağlı olduğunu bilir, bunların kararları gerçekten kaçmak için ustaca kurgulanmış, dünyayı ve kendilerini gerçekte olduğu gibi değil de kafalarında tasarladıkları şekilde göstermeye yarayan incelikle işlenmiş birtakım kaçış sistemleri, hayallerdir.

belki herkesin kendine özgü bir cennet bahçesi vardı -bunu bilemiyorum- ama gerçek olan, kişinin cenneti tam anlamıyla yaşayamadan ateşten kılıcın karşısına dikildiği. ve sonra yaşamın onu cenneti anımsamak ya da onu tamamen unutmak seçeneğiyle karşı karşıya bıraktığı. öyle ya da böyle. anımsamak için güce gerek var; unutmak için ise çok farklı bir güce; her ikisini birden başarabilmek içinse kahraman olmak gerek: anımsamayı seçenler acıyı, içtenliklerinin hiç aralıksız ayaklar altında ezildiğini görmenin acısıyla çılgına dönmeyi göze almalı. unutma yolunu seçenleri bekleyense bir başka çılgınlık tutkusu; acıyı tanımamanın, içtenlikten uzak kalmanın getirdiği çılgınlık. insanlar çoğunlukla ya anılarına bağlı çılgınlar ya da her şeyi unutmaya çalışan çılgınlar oluyor. gerçek kahramanların bu dünyadaki sayısıysa çok düşük.

zaman konusundaki saçmalıklara inanmıyorum. zaman basit, olağan bir şeydir; balık için su neyse insan için de zaman öyle bir şey işte. hepimiz aynı suda yüzüyoruz, kimse bu sudan çıkamaz; çıkmayı deneyenin başına tıpkı sudan çıkan balığın başına gelen gelir: ölür. zaman denilen bu suyun içinde olanları biliyorsunuz. büyük balık küçük balığı yutuyor ve bu okyanusun umurunda bile olmuyor.

kadınlar mı? tanrı'ya şükür onlar hakkında hiçbir şey düşünmesen de fark etmez. kadınlar su gibidir. her kılığa bürünebilirler; insanın aklını başından alacak kadar çekici olabilirler; bir o kadar da güvenilmez ve çok da derin görünebilirler ya da belki de sığ. üstelik ölçüsüz derecede de pistirler.

kadınların bir şeye bağlanmalarının nedeni, daha iyi bir şeyin eksikliğini çekmeleridir. eğer ellerinden gelse bir erkek için her şeyden vazgeçerler, bağlandıkları diğer şey ne olursa olsun. tabi kadınların çoğu bunu itiraf etmekten kaçınır; hatta itiraz ederler; çünkü ellerindekini bırakamazlar, bağlanmışlardır ona.