dylan thomas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dylan thomas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.05.2018

maske

julio cortazar

insan bir şeyden emin olmazsa cankurtaran yeleği olarak kendine bazı görevler yaratmalı.

pek çok kez olduğu gibi siz de tam olarak ne zaman her şeyi anlamaya başladığınızı belirtemezdiniz; satrançta ya da aşkta da olur böyle anlar, etrafı saran sis aralanır ve bir saniye önce düşünemeyeceği hükümlere varır insan.

"bir maske takın bana!" (dylan thomas)

johnny'nin bir an önce tükenmesini istiyorum, bin parçaya bölünerek parçalanan ve gökbilimcileri bir hafta boyu aptala çeviren bir yıldız gibi; daha sonra insan gidip uyur ve ertesi gün yeni bir yaşam başlar.

öylesine benimdin ki..

hiç kimsenin yaşamlarımızı öğrenmesine gerek yok, ben susmakla sana özgürlüğünü armağan ediyorum. özgür olmakla sonsuza dek daha çok benim olacaksın. eğer evlenirsek, elinde bir çiçek odama her girişinde, kendimi senin celladınmış gibi hissedeceğim.

suratına öksürmek istemiyorum. terimi silmeni istemiyorum. senin tanıdığın beden, sana sunduğum çiçekler başkaydı. gece yalnızca bana gerek, beni ağlarken görmene izin vermeyeceğim.

ısrarla seni büyülediğimi, seni istediklerimi yapmaya zorladığımı söylüyorsun. oysa benim istediğim senin geleceğini güvence altına almak. bırak da aptalca bir ölümün avuntusu olacak tohumları ekeyim.

14.01.2014

durulmayan bir kafa

kay redfield jamison

yoğun ve sürekli aşk yalnızca biraz fırtınalı tutkuların yer aldığı iklimlerde gerçekleşebilir.

hayatta önemli olan insanın eline düşen kartlar değil, onları nasıl oynadığıdır.

insan uzunca bir süre kendini normal hissetti mi birtakım umutlara kapılıyor ama bu umutlar kaçınılmaz olarak boşa çıkıyor.

elinizde olmayan parayı bol keseden harcamak ya da resmi teşhis dilinde biraz hoş bir deyişle belirlendiği gibi "dizginlenemeyen alışveriş krizlerine girmek", klasik manik davranışların belli başlılarından biridir.

çeşitli duygu durumları insan yaşamının öylesine olağan bir parçasıdır, kişinin kendi kendini tarifinde öylesine temel bir rol oynar ki, psikoza varan aşırı duygu durumu ve davranış değişimleri de çoğunlukla yaşamın zorluğu karşısında gösterilen geçici ve anlaşılabilir tepkiler olarak görülebilir.

manik-depresif hem öldüren hem de hayat veren bir hastalık. ateş, doğası gereği hem yaratır hem yok eder. dylan thomas şöyle yazmış:

"yeşil ışıktan çiçeği üreten güç
benim yeşil çağımı sürdürüyor
ağacın köklerini uçurandır
beni de yok eden."

garip, itici bir güçtür mani, harap eder, kanı ateşe verir.

aşk ne kadar büyük olursa olsun deliliği düzeltemez, insanın kara duygu durumunu aydınlatamaz.

bir insan ve hasta olarak, "çift kutuplu" deyimini nedense son derece itici buluyorum: sözde adını koyduğu hastalığı küçümsüyor, anlaşılmasını zorlaştırıyor gibi geliyor. bence "manik-depresif" tanımlaması hastalığın hem özelliklerini hem de ciddiyetini daha bir yakalıyor, olayın gerçekliğinin üstünü örtmeye yeltenmiyor.

byron'ın da dediği gibi insanlar çeşit çeşittir. her birimiz kendi mizacımızın sınırlamaları içinde hareket eder, kendi kendimizi ancak kısmen gerçekleştirebiliriz.

18.11.2012

hayır

adalet ağaoğlu

her gerçek başlangıç ölümle eşdeğerdir, ölümü seçmek kadar yüreklilik ister.

sanat, içinde yaşanabilecek tek dünyadır. insanın gerçekten özgür olduğu tek yerdir.

parçalanmış değerler karşısında hayatla uyum sağlamak ikiyüzlülüktür.

aşkın kayığı
günlük yaşama çarptı (mayakovski)

faşizm yalnız topla, tüfekle, insanların kıçına cop sokmakla olmaz. haddini bilmezliğin, bırakın aydına, insana saygısızlığın her biçimi faşizmin ta kendisidir.

lin-po: bu dünyadaki yaşam, özlemi çekilen bir yaşam değildir.

bütün iyi ve güzel kitaplar bilinç anlarımızı ışıldatan kitaplardır. bütün tablolar, heykeller, müzik parçaları. avuçlarımızdan kaçan ne varsa, ancak onlarla yakalayabiliyoruz.

hayat; küçükmüş, büyükmüş, azmış, çokmuş demiyor, insanı her olguda yeniden sınıyor.

don't go gentle into the good night
rage, rage against the dying of the light (dylan thomas)

hayat değişecekse, kendini değiştirebilenlerle değişecek, yinelenişe ayak uyduranlarla değil.

elias canetti, büyük bir açıklıkla belirtiyordu: geleceğin gerçeği hem aydınlık hem karanlık, yani parçalanmış bir gerçekliktir.

herkesi, kendi küçük delilikleri ayakta tutar.

tek bir koltuğun bile bulunmadığı yerde yepyeni bir oturup kalkma, yepyeni bir yaşama biçimi elde edilir.

bir şeftalinin, bir üzümün tadı. yaşam başka ne ki?

antonin artaud: isteyerek kopardım kendimi yaşamdan, yazgımı değiştirmek istedim.

fazla aydınlık da sis kadar aldatır. göz kamaşır, hamlıklar örtülür, keskinlikler yumuşar.

edinilmiş alışkanlıklar gibi, incelikler de her zaman pusuda bekler; kendisini gösterebileceği aralıklar kollar; yoksa da yaratır.

kendi hayatını yaşayamayan, başkalarınınkini de öldürür.

hiçbir düş, hiçbir tasarı, hiçbir özlem sandıklarda kalmamalı.

her durumda özgür kimliğimizi koruyabilmek ancak edimle söylenebilecek şu iki sözcüğe bağlı: yinelemeye hayır! aynılaşmaya hayır! aynılığa hayır! her durumda özgür kimliğimizi koruyabilmek ancak edimle söylenebilecek şu tek ve son söze bağlı: hayır!