adnan gerger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan gerger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.08.2014

muhbir

adnan gerger

ekip otosuna alınması istenen kişi, başmüdür emin'in ajan gibi kullandığı eski sabıkalı vatandaşlardan biriydi. bu insanları muhbir gibi kullanmalarının yasal dayanakları yoktu ama bu, güvenlik birimlerinin sıkça başvurdukları bir yöntemdi. gizli kapaklı yürütülen ve yasal dayanağı olmayan yöntemlerdi bunlar. bu kişiler bazen operasyonlara katılırlar, operasyon yaparlardı. bazen insanları kaçırır, sorgular ve öldürürlerdi. kaçırıp sorguladıkları ya da öldürdükleri insanları "örgüt sempatizanı" ya da "örgüt yardakçısı" diye yaftalamaları yeterliydi. soruşturma yapmaya, yargılamaya gerek duyulmazdı.

ülkenin bir korku ülkesine dönüşmesi herkesin işine geliyordu. bu kişiler, kendilerini devlet gibi görüp rant getiren bütün işlerde söz sahibi oluyor, gayrımeşru işler yapıyor, bazıları da çeteleşiyordu. birçok operasyonda kilit rol oynadıkları ve çok şey bildikleri için o bölgenin emniyet güçleri de bu kişilerin yasadışı faaliyetlerine mecburen göz yumuyordu. bu kişiler için geçerli savunma hep aynıydı. bu kişilerin vatansever oldukları, onların sayesinde bölücü ve hain terör örgütlerinin çökertildiği söyleniyordu.

bu kişilerin haraç alma, adam kaçırma, çek-senet, kumar, ihale yolsuzlukları gibi özellikle büyük rant sağlayan suç organizasyonlarında yer alması bu kişileri kullananlar için çok önemli değildi. her türlü yasadışı yol, yöntem mübahtı. bazen örgütlerin içine adam sızdırarak onları da istedikleri gibi yönetmeye kalkışırlardı, bazen de yine bu örgütlerle mücadele etmek adına, kendilerinin kontrolünde, resmen illegal bir örgüt kurdururlardı. dinci, sağcı, solcu ideoloji kisvesi altında yapılandırılırdı. bazen de dağıtılan bir örgüt yeniden canlandırılır ya da o örgütün uzantısı olarak yeniden yapılanma oluşturulurdu. gelecekte ortaya kaotik bir durum çıkarmak için bu örgütleri ellerinde bir koz olarak tutarlardı.

her şey yıllar öncesinden hesaplanır, planlanırdı. zamanı gelince pandora'nın kutusundan çıkartılır, senaryo hayata geçirilirdi. ülkenin özellikle son 40 yıllık tarihi "komplolar bileşkesi"nden oluşuyordu. bu yöntemler, her dönem faili meçhul bir öfkeye dönüşürdü.

19.03.2014

faili meçhul öfke

adnan gerger

namus, inanç, töre, kan davası gibi yargılarla kıskançlık, konukseverlik, yardımseverlik gibi yargıları karıştırmamak gerekir. evet, her ne kadar tüm değer yargıları bir zincirin halkaları gibi iç içe geçmiş olsa da.. her bir halkayı iyi algılamak gerekir. toplumsal değer yargılarını ve geleneksel yaşam biçimini bilinçli biçimde özümlemek, sahiplenmek zorundayız. egemen güçler, bu ve diğer tüm yargıları devamlı olarak çarpık bir biçimde kışkırtır, insanların bu bilinçle yoğrulmalarını ve ömür boyu taşımalarını ister. bunun içindir ki toplumsal değer yargılarında olduğu gibi çoğu zaman gelenekler, görenekler de istismar edilir. anadolu insanının günlük yaşamının bir parçası olan başörtü, nasıl türbana dönüştürülerek siyasi simge haline getirilip insanlara dayatılmak istenmişse kıskançlık gibi ilkel olgular da çok rahatlıkla kötüye kullanılabilir. kıskançlık daha çok namus kavramıyla eşleştirilir. kıskançlık da diğer toplumsal değer yargıları gibi yozlaştırılarak, bağnaz hale getirilerek ve vurma-kırma kültürüyle harmanlanarak bu toplumun genetik kodlarına yerleştirilmek istenir. amaç bu konuda da diğer konularda olduğu gibi insanların beyinlerini boşaltarak biat eden ve düşünmeyen insanlar yığını oluşturmaktır. töre ve namus cinayetlerinin özünde işte böyle bir kültür yatar. böylelikle cahil insanları bu tür kavramlarla rahatlıkla oyalayabilirsin, kolayca yönlendirebilirsin. üstelik hoşgörü kültürünün esamesinin okunmadığı bir toplumda kıskançlık daha bireysel bir olgudur. insanın kendisine daha aittir, insanın kendisine daha özgüdür. sanıldığından daha yaygındır ve büyük sorundur.

julius fuçik: gerçek hayatta seyirci yoktur; herkes katılır bu yaşama.

"ankara emniyeti'nin üzerine geliyorlar, gelecekler. hiçbir açık vermeyin. siz hiç merak etmeyin. biz bu vatanı seviyoruz. ne yapıyorsak bu vatan için yapıyoruz. bu ülke bizim. demokratik talepler adına bu ülkeyi zayıflatmak isteyen dış güçler var. ifade ve düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü diyerek bizi içten içe çürütecekler. bunlara müsaade etmeyeceğiz. bunu hepiniz bilin."

konstantin simonov: bütün sır, senin, başkalarının bilmediği gibi beklemeyi bilmende.

ekip otosuna alınması istenen kişi, başmüdür emin'in ajan gibi kullandığı eski sabıkalı vatandaşlardan biriydi. bu insanları muhbir gibi kullanmalarının yasal dayanakları yoktu ama bu, güvenlik birimlerinin sıkça başvurdukları bir yöntemdi. gizli kapaklı yürütülen ve yasal dayanağı olmayan yöntemlerdi bunlar. bu kişiler bazen operasyonlara katılırlar, operasyon yaparlardı. bazen insanları kaçırır, sorgular ve öldürürlerdi. kaçırıp sorguladıkları ya da öldürdükleri insanları "örgüt sempatizanı" ya da "örgüt yardakçısı" diye yaftalamaları yeterliydi. soruşturma yapmaya, yargılamaya gerek duyulmazdı. ülkenin bir korku ülkesine dönüşmesi herkesin işine geliyordu. bu kişiler, kendilerini devlet gibi görüp rant getiren bütün işlerde söz sahibi oluyor, gayrımeşru işler yapıyor, bazıları da çeteleşiyordu. birçok operasyonda kilit rol oynadıkları ve çok şey bildikleri için o bölgenin emniyet güçleri de bu kişilerin yasadışı faaliyetlerine mecburen göz yumuyordu. bu kişiler için geçerli savunma hep aynıydı. bu kişilerin vatansever oldukları, onların sayesinde bölücü ve hain terör örgütlerinin çökertildiği söyleniyordu. bu kişilerin haraç alma, adam kaçırma, çek-senet, kumar, ihale yolsuzlukları gibi özellikle büyük rant sağlayan suç organizasyonlarında yer alması bu kişileri kullananlar için çok önemli değildi. her türlü yasadışı yol, yöntem mübahtı. bazen örgütlerin içine adam sızdırarak onları da istedikleri gibi yönetmeye kalkışırlardı, bazen de yine bu örgütlerle mücadele etmek adına, kendilerinin kontrolünde, resmen illegal bir örgüt kurdururlardı. dinci, sağcı, solcu ideoloji kisvesi altında yapılandırılırdı. bazen de dağıtılan bir örgüt yeniden canlandırılır ya da o örgütün uzantısı olarak yeniden yapılanma oluşturulurdu. gelecekte ortaya kaotik bir durum çıkarmak için bu örgütleri ellerinde bir koz olarak tutarlardı. her şey yıllar öncesinden hesaplanır, planlanırdı. zamanı gelince pandora'nın kutusundan çıkartılır, senaryo hayata geçirilirdi. ülkenin özellikle son 40 yıllık tarihi "komplolar bileşkesi"nden oluşuyordu. bu yöntemler, her dönem faili meçhul bir öfkeye dönüşürdü.

kitap da ekmek kadar gerekli, insanca yaşamamız için.

toplumsal sorunların temelinde ekonomik sorun yatar. en temel çelişki olan ekonomik sorun, ancak insanlarda oluşan sınıfsal bilinçle çözümlenir. bu sınıfsal bilincin oluşmasında işçi sınıfı lokomotif vazifesi görür ve toplumsal kurtuluşu hazırlar. bu nedenle bizim gibi ülkelerde sendikal mücadeleler yok edilmeye ya da sulandırılmaya çalışılır.

aşk sorgulanmaz; sorgulandığında aşk, aşk olmaktan çıkar, mantıksal ilişkiler yumağına dönüşür.

eric blondel: sevmek, arzulamak, kafada kurmaktır: şeyleri oldukları gibi görseydik hiçbir şeyi sevemezdik belki de.

aşk bir inançsa eğer, dar görüşlü bir inanç olabilir ancak; çünkü hiçbir inanç öfkesini onu kabul etmeyenler ve inançsızlardan çıkarmaktan alıkoyamamıştır kendini. başka bir deyişle, insan bir şeye inandığı anda, o inancın gücü, tüm seçenekleri kendiliğinden yok etmek durumundadır.

hayat acıların bileşkesidir.

ibn arabi: ayrılığa ulaşabilseydik ona kendi acısını tattırırdık.

17.07.2011

kıskançlık

adnan gerger

namus, inanç, töre, kan davası gibi yargılarla kıskançlık, konukseverlik, yardımseverlik gibi yargıları karıştırmamak gerekir. evet, her ne kadar tüm değer yargıları bir zincirin halkaları gibi iç içe geçmiş olsa da.. her bir halkayı iyi algılamak gerekir.

toplumsal değer yargılarını ve geleneksel yaşam biçimini bilinçli biçimde özümlemek, sahiplenmek zorundayız. egemen güçler, bu ve diğer tüm yargıları devamlı olarak çarpık bir biçimde kışkırtır, insanların bu bilinçle yoğrulmalarını ve ömür boyu taşımalarını ister. bunun içindir ki toplumsal değer yargılarında olduğu gibi çoğu zaman gelenekler, görenekler de istismar edilir.

anadolu insanının günlük yaşamının bir parçası olan başörtü, nasıl türbana dönüştürülerek siyasi simge haline getirilip insanlara dayatılmak istenmişse kıskançlık gibi ilkel olgular da çok rahatlıkla kötüye kullanılabilir. kıskançlık daha çok namus kavramıyla eşleştirilir. kıskançlık da diğer toplumsal değer yargıları gibi yozlaştırılarak, bağnaz hale getirilerek ve vurma-kırma kültürüyle harmanlanarak bu toplumun genetik kodlarına yerleştirilmek istenir. amaç bu konuda da diğer konularda olduğu gibi insanların beyinlerini boşaltarak biat eden ve düşünmeyen insanlar yığını oluşturmaktır. töre ve namus cinayetlerinin özünde işte böyle bir kültür yatar. böylelikle cahil insanları bu tür kavramlarla rahatlıkla oyalayabilirsin, kolayca yönlendirebilirsin.

üstelik hoşgörü kültürünün esamesinin okunmadığı bir toplumda kıskançlık daha bireysel bir olgudur. insanın kendisine daha aittir, insanın kendisine daha özgüdür. sanıldığından daha yaygındır ve büyük sorundur.

13.12.2010

derin araştırma laboratuvarı

adnan gerger

tem (terörle mücadele) şubesi'nde bulunan dal'ın (derin araştırma laboratuvarı) ilk ünlenmesi 1980 yılında oldu. özellikle 12 eylül askeri darbesinde dal işkencenin, korkunun, nefretin merkezi haline geldi.

dal binasının hemen yanında, şimdi bir alışveriş merkezi haline gelen yerde et-balık kurumu'nun kesimhanesi bulunurdu. buradan gelen kan ve çürümüş et kokusu, bu binanın üzerinden sanki hiç eksik olmazdı. faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmadığı dönemlerde bu kadar çok gencin militan olarak kamuoyuna tanıtılmasında; hatta örgüt üyesi olmasa bile sonradan örgüt üyesi olmasında bu yerin katkısı büyüktü. hiçbir şeyden habersiz gençler, işkencelerden kurtulmak için her türlü suçlamayı kabul eder hale gelir; hatta birçok eylemi gerçekleştirdiklerini kabul etmekten başka çareleri kalmazdı.

bu "laboratuvar" kadar, görev yapan polisler de yaptıkları işkencelerle özdeşleşmişler, aldıkları unvanlarla ünlenmişlerdi.

bu şubede "taşakçı", "zalim", "mengene", "yumurtacı", "askıcı", "mezarcı", "copçu", "itfaiyeci" gibi, yaptıkları işkenceyle isimleri özdeşleşmiş polisler çalışıyordu. aralarında rütbelilerin de olduğu bu polislerin birçoğu yaptıkları işkence yöntemlerini kendileri icat ettikleri için aldıkları lakaplar da patent gibiydi. örneğin:

"taşakçı" lakabı, gözaltına alınan erkeklerin taşaklarını sıkmasıyla ve fiske vurmasıyla bilinen emniyet amirine;

"zalim" lakabı, dal'ı "allah'ın bile giremediği yer" olarak adlandırılmasına neden olacak şekilde acımasızlığıyla ve işkence yapmaktan zevk alışıyla bilinen polise;

"mengene" lakabı, sorguladıkları insanların el ve ayak parmaklarını iki kalemin arasına sıkıştırarak kırmasıyla bilinen polise;

"yumurtacı" lakabı, haşlanmış kızgın yumurtaları gözaltına alınan kız çocuklarının koltukaltlarına koymakla bilinen kadın polise;

"askıcı" lakabı, gözaltına alınanların kollarını arkadan bağlayarak kalın bir kalasa asmakla bilinen ve filistin askısı denilen yöntemi geliştirdiğini (!) sanan komisere;

"mezarcı" lakabı, gözaltına alınan insanları oturacak ve sağa sola dönecek kadar genişlikte olmayan daracık yere koyarak sabırla, günlerce, inatlarının kırılarak istedikleri yanıtları alana kadar bekleyen polise;

"copçu" lakabı, gözaltına alınanları cinsiyet ayrımı yapmadan copla tecavüz etmekle tehdit eden polise;

"itfaiyeci" lakabı, gözaltına alınan insanları çırılçıplak soyarak buz gibi suyla ıslatmaktan zevk alan polise;

"sulu" lakabı da, "tabutluk" adı verilen ve gözaltına alınan kişinin oturmasına izin vermeyecek kadar daracık hücrelere konulan kişilerin kafasına saatlerce hortumla su damlatan polise verilmişti.

bir zamanlar siyasi şubenin operasyon ve işkence timlerinden başka kimsenin giremediği, il emniyet müdürünün bile zaman zaman içeri girmesine izin verilmeyen bu yer, sonunda uluslararası üne bile kavuşacaktı. ne var ki uluslararası ün başına bela olacaktı. uluslararası insan hakları örgütü başta olmak üzere uluslararası mahkemeler ve birçok ülke, hükümet düzeyinde bu yerin bir an önce kaldırılmasını istiyordu. aksi takdirde türkiye'ye büyük yaptırımlar uygulanacak; hatta ikili ilişkiler bile askıya alınacaktı. türkiye, yalnızlaşan bir ülke olacaktı. bu nedenle dal'ı şehrin ortasında dokunulmazlığı olan, giderek kontrolden çıkan ve herkesin bilmesine karşın görmezden geldiği bu izbe, bu karanlık yeri normal bir devlet kurumu haline getirmekten başka çare yoktu. avrupa parlamentosu'ndan ve avrupa insan hakları örgütü'nden birer heyet gelip burada inceleme yapmak için türkiye hükümetinden onay bile almıştı.

işte bu inceleme için ilk iş olarak terörle mücadele şubesi'nin binasına makyaj yapıldı. bina tamamen yıkılmamış ama sanki yeniden inşa edilmişti. polisteki yenilik, binanın yenilenmesiyle özdeşleştirildi. gelecek heyetler de böylelikle türkiye'nin geliştiğine, uygarlaştığına inanacaklardı.