roni margulies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roni margulies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.03.2021

pil

roni margulies


"pil takacaklarmış" dedi, "kalbime
bir dönemi daha ömrümün
kapanmış olacak böylece
ne futbol artık ne güreş ne dağcılık"

"cemil" dedim (çocukluk arkadaşım
doğumu benimkinden beş gün önce)
"ne güreşle ilişkin var ne dağlarla
ne de bir topa vurdun bunca yıldır bir kere"

"olsun" dedi, "önemli olan o değil ki
ya yarın birden canım çekerse?"

9.12.2020

radyo

roni margulies


ben dinlediğine tanık olmadım gerçi hiç ama
babamın çocukluğunda saatlerce her gün dedem
ikinci dünya savaşı'nın o karanlık yıllarında
kendi istanbul'da, annesiyle babası polonya'dayken
sessizce bbc haberlerini dinlermiş saatlerce
naziler nihayet girdiğinde varşova'ya umut kesmiş
o gün kapattığı radyoyu hiç açmamış bir daha

26.12.2016

mevsimler

roni margulies


"bir kışı da devirdik" derdi
şubatta bir gün güneş açacak olsa
"saçmalama" derdim, "kar bile yağar haftaya"
"olsun, ne önemi var, ne kaldı ki
şunun şurasında ilkbahara?"
telefona sarılırdım kar yağdığında sonra
"hani" derdim, "hani bahar, dışarı baksana"
"say bak" derdi, "kaç günü kalmış şubatın"
tartışırken biz böyle, bahar geliverirdi

daha kötüsü, ağustos başlarında
yeni dönmüşken londra'dan ben
"bu yaz da bitti" derdi birden, "ağustosun
kıştır zaten yarısı. dönüşün yaklaştı"
"hayır" derdim, "dışarısı kırk derece
dört haftası var bu ayın daha
buna bir de pastırma yazını ekle"
"ne eklersen ekle" derdi, "geliyor işte kış yine"

aceleye getirmeyi sevmem ben mevsimleri
zaten geçiyorlar. zaten geçiyor yıllar
beş kış devirmişim işte fikret gideli

24.09.2013

kimya

roni margulies



izbe bir otel lobisinde karşılaşmıştık
çevremizde plastik, cam ve çelik
ellerinde eski siyah bond çantalarla
yorgun, yabancı, yalnız insanlar
sararmaya yüz tutmuş bir iki bitki

bir tanıdığımın istanbul'dan gelen
ve kim olduğunu çoktan unuttuğum
bir tanıdığıyla buluşacaktım ben
nedeni bile kalmamış aklımda ama
bir şey gönderilmiş olsa gerekti bana

sıkılıyordu belli ki. geldi yanıma oturdu
alışık olduğu anlaşılıyordu bu otellere
kolayca girip lafa havadan sudan
hiç ilgilenmediğim halde beni de kattı
aslında kendi kendine yaptığı sohbete

amerikalıymış. bush'a oy vermiş ama
şimdi biraz tedirginmiş, pişman olmuş
hoş karşıladı solculuğumu. iyiymiş
farklı farklı fikirler olmalıymış dünyada
beş yıldır ayrıymış çocuklarından, eşinden

seviyormuş aslında kadını hala ama hayat
böyle bir şeymiş işte, ben de bilirmişim ya
yapamazmış her an her istediğini insan
her şey bir yana, müthiş bir satıcıymış şimdi
"sorabilir miyim" dedim, "ne satıyorsunuz?"

"kimya hammaddeleri" dedi. "ne garip
hayatta anlamadığım tek şeydir kimya"
durakladı. "okul yıllarında öyleydi yani
sonraki yıllarda" dedi
"daha niceleri eklendi."

21.09.2012

şiir defteri

şeref bilsel / cenk gündoğdu



beni anlama
ruhumda gezinen bu nehir boşuna
boşuna alnımda açılan bu levha
insan dediğin bu dünyada bir yaradır
bir inleyiş hüzünler kapısında
(veysi erdoğan)

anlaşılmayacaksın. ey kanatsızlık!
(ece ayhan)

sen ve ben
sesimizde uçurum şarkıları
ellerimiz iki kuğu boynu yere eğilmiş
iki yana düşüyoruz sessizce
yolda kalmış arabanın
kırılmış tekerleği dönüyor beynimizde
(ayten mutlu)

bir gün, bir yerde, bir an
bir şey var mıydı söyleyebileceğim
her şeyi değiştirebilecek olan
(roni margulies)

hayat, hesaba pek gelmeyen cilveli bir oyuncaktır
bir bebeğin altını ıslatırkenki rahatlığıyla
bakar insana
(turgay fişekçi)

derdi olmayanın şiirle ne işi var
eskimeyen bir denize sırtınızı dönmeyin
nasılsa masal olacağız dünya takla atınca
incelikler şarkısı olmuş göz gibi bakan kalbin
zeytin ağacına sarılamayan bir şiir
hayatla ne işi var
(engin turgut)

çetele tutmadan hesaba kitaba girmeden
gittim ayırmadan çağrıldığım her yere
kini de hıncı da coşkusu da var sevinci de
uykusuz yolculuklarda olsa mıydım bulanık bir dere
(mehmet can doğan)

14.08.2011

tk1980

roni margulies



anlamı her neyse
yaşam boyu yaptıklarımızın
o kadar anlamlı olacak
aşağı yukarı, giderayak, ölüm de

nereden kalmış aklımda, bilmem
ama biliyorum, sakalıyla tırnakları
uzarmış ölülerin bir süre

yüklenip küreklere götürdüğümüz bir teknenin
dümensuyu gibi hayatlarımız ardımız sıra
uzaklaştıkça parlayan hışırtılı bembeyaz bir köpük
çok çarpıcı. ve çok kısa

ne kadar çok şey sığarmış gibi geliyor bazan
dile kolay, yetmiş yıl, seksen hatta, doksan
iyice az yaşadıklarımız oysa
çok zaman düşleyip de yaşayamadıklarımızdan

simsiyah olur göz dediğin
suç gibi. pişmanlık gibi. geç kalmak gibi
sonuna iyice yaklaşmak gibi bir şeyin