mehmet eroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet eroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.08.2021

uzun lafın kısası

a. l. kennedy:
insanlar kiliseye gitmemeli; bir iyilik yapmak istiyorsanız onları deniz kenarına gönderin.

andre gide: hiçbir başyapıt bir iş birliği ürünü değildir.

charles baudelaire: hemen hemen bütün yaşamımızı sersemce meraklar uğruna harcarız. buna karşılık öyle şeyler vardır ki insanların meraklarını en yüksek düzeyde kamçılaması gerekirdi; oysa yaşayışlarına bakınca bu şeylerden hiç mi hiç esinlenmediklerini görürüz.

elfriede jelinek: bütün satıcılar bilir: önemli olan ambalajdır.

hakan günday: yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.

jiddu krishnamurti: dünyada büyük biri, başarılı biri olma dürtüsü varlığını koruduğu sürece zenginler ve yoksullar, sömürenler ve sömürülenler olacaktır.

kierkegaard: insanlar genellikle dünyayı nehirler, dağlar, yeni yıldızlar, gösterişli kuşlar, tuhaf balıklar ve gülünç insan türleri görmek için dolaşır. varoluşun karşısında ağızları açık kalıp hayvansal bir sersemliğe düşerler ve bir şey gördüklerini sanırlar.

mehmet eroğlu: kentlerin günahlarını orospularla çocuklar öder; dünyanın günahlarını ise filozoflar.

nâzım hikmet: kapitalizm, gelişerek öyle bir merhaleye varır ki, yalnız maddi eşyalar değil, manevi değerler de mal olur, alınıp satılır.

cenap şahabettin: yaşamak çok kişi için yiyip içerek ölümü beklemektir.

goethe: mükemmel olan her şey kendiliğinden klasiktir, hangi türe ait olursa olsun.

halil cibran: yaşamın özüne ulaştığında her şeyde güzellik bulursun; hatta güzelliği görmezden gelen gözlerde bile.

15.06.2018

budala

mehmet eroğlu

şehvet, bedenin dostudur; ruhun esaretinden kurtarır onu.

insan otuz yaşına gelmeden budalalıktan kurtulamaz.

geçmişi serüvenlerle dolu olan bir erkeğin açık yüreklilikle sergilediği güçsüzlüğünden daha çekici ne olabilir?

sanat, ölüm denilen büyük hiçliği, hiçbir şeyi, bir şeye dönüştürmektir.

kentlerin günahlarını orospularla çocuklar öder; dünyanın günahlarını ise filozoflar.

adetleri bir yana bırakın. adetler fikrin yerini aldı mı, boku yedik demektir.

gerektiğinden daha iyi, kötülüğünden tamamen sıyrılmış bir insan, yarım, iğdiş edilmiş insan demektir. ölçülü olduğu sürece kötülük doğaldır; katıksız iyilikse yapmacık. günahın yontmadığı bir beden nasıl ham ve biçimsizse, kötülüğünden sıyrılmış, arındırılmış bir kişilik de o denli katlanılmaz ve sıkıcıdır ve eninde sonunda yönünü yitirir.

gençlik, başarıları abartmaksa, yaşlılık, başarısızlıklarımızla uzlaşmayı öğrenmektir.

uzun süren dostluklarda, dostlar eninde sonunda birbirlerinin sahibi olurlar.

hayat dediğimiz, kısa ya da uzun süren bir ölüm hikayesidir.

31.03.2018

uzun lafın kısası

sophokles: devlet esenlik içindeyse her şeyimizi onda buluruz; dostluklarımızı bile.

kürşat başar: ve eğer kadınların kalbine giden bir yol varsa, inanın bana, sözcüklerden geçer. hatta o yol sözcüklerle döşelidir. başka hiçbir şey doğru bir söz dizimi kadar bir kadının başını döndüremez.

michel tournier: şeytan dünyanın güzelliği karşısında gözyaşı döker.

jean-françois bayart: insanlar bir şeyi yadsıdıklarında değil de daha çok onu sahiplendiklerinde onunla çatışma yoluna giderler.

jerzy andrzejewski: sorgulamak istemeyen insan, insan olmak istemeyen insandır.

maurice duverger: imparatorluk, başka ulusları fetheden bir ulusun egemenliği altında kurulan çok uluslu bir devlette uygulanan kişisel bir diktatörlüktür.

lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.

max horkheimer: insanlar gerçekte yaptıklarından, düşündüklerinden ve hissettiklerinden daha iyidirler.

lidia yuknavitch: tam işlerin toptan sıçmış olduğunu düşündüğünüz anda, son bir kez osurup yörüngeden çıkıveriyorlar.

mehmet eroğlu: yaşanan her serüven insan hayatında eksik kalan bir resmin tamamlanmasıdır.

31.08.2016

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bazı insanlarda aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.

amin maalouf: gerçek, çok şey isteyen bir sevgilidir. hiçbir ihaneti kabul etmez, bütün inancın ona yönelik, yaşamının bütün anları ona aittir.

choderlos de laclos: insan ciltler dolusu yazar da bir çeyrek saatlik konuşmanın aydınlatıvereceği bir şeyi bir türlü anlatamaz.

epikuros: insanın ruhuyla ilgilenmesi için hiçbir zaman çok erken ya da çok geç değildir.

william s. burroughs: başarı kazanacağın bir yaşam biçimi hakkında yazılacak bir şey varsa şudur: bavulunu daima hazır tut ve yolculuğa hazır ol.

gustave flaubert: büyük yaradılışlar her şeyden önce müsrif insanlardır; kendilerini kolay harcarlar.

james baldwin: kadınlar erkekleri, erkeklerin görülmek istedikleri gibi görmezler. bütün zayıf noktaları, kanayabilecek yerleri bilirler.

wittgenstein: şu aşkın zırıltıları keselim; zira her şey insanın çenesine atılmış bir yumruk kadar açık.

klaus schröter: sanatsal üretimin anlamı ve değeri konusunda şüphe duymak entelektüel bir dürüstlüktür.

mehmet eroğlu: bir keresinde kendimi değerli hissetmiştim, yazabildiğimi sandığım gece. ama sabah beş para etmez birisi olarak uyandım.

oscar lewis: hayat bir güldürü, dünya bir tiyatro, bizler de oyuncuyuz.

sabahattin ali: şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?

4.08.2016

düş kırgınları

mehmet eroğlu

bir keresinde kendimi değerli hissetmiştim, yazabildiğimi sandığım gece. ama sabah beş para etmez birisi olarak uyandım.

yalnızlık, vahşi hayvanlar ve krallar içindir.

birçok edebiyat başyapıtı, günah ve ahlaksızlığın soylu bir hayasızlıkla, görkemli bir şölen gibi sergilenmesinden başka bir şey değildir.

yalnızlık, insanı iyi ya da kötü biri olma derdinden kurtarır.

pierre schoendoerffer: bir düşler kıyımıdır yaşam; çiğnenmiş, ihanete uğramış, satılmış, bırakılmış, unutulmuş bir düşler mezarlığıdır. ne israf..

cesaret taklit edilemez.

dramlar, ne kadar yakıcı olurlarsa olsunlar, sadece kahramanlarını kavuran iç yangınlardır; tutuşturdukları alevler kara, isli dumana dönüşmeden fark edilmezler.

içki, acıyı unutturmaz; sadece katlanılabilir kılar.

mutluluk diye bir şey yoktur; vardır diyenler, mutluluk sandıkları şeyin, razı oldukları bir mutsuzluk olduğunun farkına varamayanlardır.

insan dediğimiz, eski acıları yeni baştan yaşamaya mahkum edilmiş bir canlı türüdür.

hüznün ilacı yok. insanı bir kez ele geçirdi mi, eninde sonunda çürütür.

hayat, kendimizi değiştirip değiştiremediğimizin öyküsüdür. ilginç hayatlar, kendisini değiştirebilmiş kişilerin öyküleridir.

29.11.2015

uzun lafın kısası

oscar wilde: bizler acının soytarılarıyız.

bertrand russell: günah duygusu, daha iyi, daha temiz bir yaşama değil, bunun tam aksine neden olur. bir adamı hem mutsuz yapar hem de ona aşağılık duygusunu aşılar.

christine arnothy: hayatta her şey satılıktır.

erik orsenna: herkes bilir ki, otomobiller bazen yağ damlatsalar ve duman çıkarsalar da, geceleri nadiren kavga eder; asla gürültülü bir şekilde çiftleşmez ve dünyaya tahammül edilmez çocuklar getirmezler.

halil cibran: bugüne kadar yalnızca "sen kimsin?" diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

jean jaures: bir sınıfın tahakkümü, insanlığa karşı yapılmış bir suikasttır.

konfüçyüs: bir insan topluluğunun nasıl yönetildiğini anlamak isterseniz onun müziğine bakın. bir ülkede müzik yozlaşmışsa o ülkeden hayır gelmez.

mehmet eroğlu: hayat, insanlığın içine düştüğü kuyudan kurtulma çabasıdır.

walter benjamin: yıkıcı karakter, yaşamın yaşanmaya değer olduğu duygusundan ötürü değil, intiharın bile uğraşmaya değmez olduğu duygusundan ötürü yaşar.

sadık hidayet: yarın ölebilirim, kendimi tanıyamadan.

alexandre dumas: şaraptan korkanlara yazık; çünkü onlar içlerindeki kimi kötü düşünceleri şarabın ortaya çıkaracağından korkarlar.

şükrü erbaş: ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!

31.08.2015

uzun lafın kısası

andre malraux: bir insan yaratmak için dokuz ay gerekir; öldürmek içinse bir gün yeter.

bertrand russell: eğer iş adamlarının zenginleşme arzuları başkalarını yoksullaştırma arzularından daha güçlü olsaydı, dünya çarçabuk bir cennete dönerdi.

christine arnothy: ahlaklı olmak fakirlere has bir şeydir. daha tahammüllü olsunlar diye.

erik orsenna: gerçeğin özelliklerinden biri de az bulunurluktur. az bulunurluk, yani pahalılık.

hakan günday: ne yapmak istediğini bilememek kadar acı verici bir şey daha yoktur.

jean baudrillard: insan hiçbir zaman, karın içindeki vahşi bir hayvanın güzelliğine, gri filin yumuşak melankolisine, yeşil karıncaların basiretine ulaşamayacak.

mehmet eroğlu: büyük bir yürek taşımak her zaman başa beladır.

alexandre dumas: politikada insanlar yoktur, düşünceler vardır; duygular yoktur, çıkarlar vardır; politikada bir adam öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.

oscar lewis: ölüler bağışlanır, hayatta olanlar değil.

sadi şirazi: düşünceli insanlar dünyadan götürecekleri her şeyi yanlarına alırlar; alçak adamlarsa mallarını hasretle arkalarında bırakırlar.

klaus schröter: toplum sıradışı insanı ikiyüzlülüğe zorlar.

şükrü erbaş: biz bir kentten gideriz kent boşalır, bir evden koparız ev küçüldükçe küçülür, bir insandan ayrılırız dünyanın en büyük yabancısıdır.

31.07.2015

uzun lafın kısası

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

andre malraux: insan dediğin nedir ki? küçük, acınacak bir gizler yığını. insan bir rastlantıdır ve temelinde dünya, unutulmuşluktan yaratılmıştır.

alexandre dumas: tüm vahşi yapılı insanlar güçlü bir eylemi beğenmeye yatkındırlar.

bertrand russell: olağanüstü bir karar verme yetisine sahip kimseler dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine günün her saatinde ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.

christine arnothy: sağcılar, her türlü iktidarın kıçını yalayan insanlardır.

erik orsenna: tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

lucrezia borgia: sanatları sevmek, düşüncenin yapıtlarını sevmek, sevdiklerimizi sevmek; dünyada budur yalnız büyük olan.

jean jaures: bugünkü devlet büyük bir patrondan başka bir şey değildir; ücret ve rekabet yasalarına bağlanan, onları uygulayan kocaman bir patron.

konfüçyüs: bir insan uzağı düşünmezse, yakın bir zamanda kesinlikle üzüntüyle karşılaşacaktır.

oscar wilde: çocuklar hayata ana babalarını severek başlar, zamanla onları eleştirir ve nadiren affederler.

sadi şirazi: mutlu, yiyen ve eken; mutsuzsa ölüp ardında bırakan kişidir.

mehmet eroğlu: hiç tanrı'ya inandın mı? her şeyden, bir parça da olsa, o da sorumlu değil miydi? kutsal kitapların hepsinde "öldürme" diyordu; ama tanrı adına öldürülenler kadar çok insanoğlu öldürmeyi başaramadı kimse.

29.06.2015

uzun lafın kısası

hamdi koç: mutluluk insanı değiştirmez; ama mutsuzluk değiştirebilir.

bertrand russell: yurtseverlik, çağımızın başlıca belasıdır ve eğer yumuşatılamazsa uygarlığı sona erdirecektir.

jeannette walls: bir vatan hainiyle bir vatansever arasındaki tek fark bakış açısıdır.

chuck palahniuk: hayatım değersiz ve sıkıcı olabilir ama en azından benim hayatım; fabrikada üretilmiş, ikinci el, kalitesiz bir hayat değil.

mehmet eroğlu: yalnızlık, insanı iyi ya da kötü biri olma derdinden kurtarır.

alfred döblin: iki insanın seks yaşamını bir sözleşme ile yoluna koymak ve böylece karı koca arasındaki görevleri kanunun şart koştuğu bir buyruğa bağlamak, akla gelebilen en iğrenç ve aşağılayıcı kölelikten başka bir şey değildir.

meister eckhart: her şeyi almak isteyen biri her şeyden feragat etmelidir.

andre maurois: iyi kitapların okunması tıpkı ispanyol hanları ve aşk gibidir: bu kitaplarda, kendinden ne getirmişse ancak onu bulur insan.

oscar wilde: hepimiz çukurun dibindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakmakta.

sait faik: söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. yapamadım. koştum tütüncüye kalem kağıt aldım. oturdum. kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.

tacitus: güvenlik arzusu her muhteşem ve asil girişimin karşısına dikilir.

william s. burroughs: oğlum, asla bir din adamına ya da polis memuruna kulak asma. tek sahip oldukları şey, bok çukurunun anahtarıdır.

2.06.2015

adını unutan adam

mehmet eroğlu

büyük bir yürek taşımak her zaman başa beladır.

eğer denizdeysen, hava da bozuksa, kıyıya değil, açık denize doğru açılmak daha güvenlidir. kıyıya çok yanaşırsan dalgalar seni kayalara atar, parçalar. hava yatışıncaya kadar açıkta beklemek daha iyidir.

hayat, direnmek ve unutmamaktır.

"eğer" ile "evet" arasındaki yol oldukça kısadır.

gariptir; ama çoğu erkeğin kadınlar konusunda başarılı olmasının sırrı, sanıldığının aksine güçlü değil, güçsüz olmalarında gizlidir.

insanlar kendilerine karşı güvenlerini artıran başarılara aşık oluyorlar.

kadın dizi, görünenle görünmeyenin, bilinenle bilinmeyenin, olağanla olağanüstünün ayrımı ve sınırıdır. gizdir, isteklerin düğüm noktasıdır. diz, zevke varan uzun yolun ilk ve son dönemecidir.

savaşlar romantizm ve romantikler olmadan kazanılmaz.

insanların sahip oldukları için sorumlu tutulmaları gereken asıl şey cesaretleridir. insan korkusuzluğundan da korkaklığı kadar sorumludur.

gerçek hayat, yaşamak istediğimizle yaşadığımızın arasında kalandır, diyen yanılıyor. gerçek hayat, köpeklerle aramızda giderek kısalan uzaklık ve biz onun sonuna doğru koşuyoruz.

ölüm denilen şey nedir; unutmak mı, yoksa unutulmak mı?

31.05.2015

uzun lafın kısası

alfred döblin: genç yaşta darağacına gitmek, yaşlılıkta yerde sigara izmariti aramaktan iyidir.

andrew crumey: düzenli bir ortam, düzenli bir zihin yaratır, yani boş bir zihin.

william faulkner: kadınlar karmaşık değillerdir ve onlara göre her düğün hiç düğün olmamasından iyidir; bir canavarla büyük bir düğünle evlenmek, bir azizle küçük bir düğünle evlenmeye yeğdir.

bertrand russell: yaşamak demek kendini yitip gitmiş hissetmek demektir.

christopher hitchens: sadece bir anlığına dindarların cennetinin nasıl bir yer olduğunu düşünün. bitmeyen şükran ve tapınmalar, sonsuz feragat ve kendini aşağılamalar; kutsal bir kuzey kore.

jean-claude carriere: kitap tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız.

konfüçyüs: geniş bilgisi olmak, sağlam ve içten bir amacı olmak, ciddi olarak araştırma yapmak, derin derin düşünmek: işte erdem bunların içindedir.

mehmet eroğlu: kentlerin günahlarını orospularla çocuklar öder; dünyanın günahlarını ise filozoflar.

oscar wilde: gerçek yaşını söyleyen bir kadına asla inanmayın. yaşını saklamayan bir kadından her şey beklenir.

sait faik: milyonluk şehirlerde de yaşasa, insanoğlunun içinde yalnızlık, kendi içine çekilme, sinme günleri doludur.

şükrü erbaş: tarla kuşu yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.

hamdi koç: kimse kanserli bir hastayı hastaneye kaldırmayı kendine iş edinmez ama bir deliyi ya da eski bir deliyi bir yere kaldırmak, paketleyip depoya kaldırır gibi ya da kapatmak, herkesin şehvetle yerine getirdiği bir toplumsal görev, bir insanlık borcudur.

29.04.2015

uzun lafın kısası

andre malraux: insani saygınlık dediğimiz şeyin temelinde ıstırap vardır.

bertrand russell: şimdi, dünyada genellikle 100 yıl öncekinden daha az özgürlük bulunmaktadır.

halil cibran: sevgi; ışıktan bir elin, ışıktan bir sayfaya yazdığı, ışıktan bir sözdür.

oscar wilde: erkekler yorulunca evlenirler. kadınlar ise sırf meraktan evlenirler. sonunda her iki taraf da hayal kırıklığına uğrar.

yusuf atılgan: huzurunu yaşadığı günde bulamayan insana kurtuluş yoktur.

alexandre dumas: zavallı insanlığın övünçlerinden biridir bu: herkes kendini yanında inleyen ve ağlayan bir başkasından daha mutsuz sanır.

christine arnothy: kabalık bir çeşit zeka yoksunluğudur.

konfüçyüs: bütün gün kafasını iyi şeyler üzerinde çalıştırmayıp da yalnızca yemeği düşünen bir insanla anlaşmak güçtür.

mehmet eroğlu: hüznün ilacı yok. insanı bir kez ele geçirdi mi, eninde sonunda çürütür.

tennessee williams: kültürlü, zeki ve iyi terbiye görmüş bir kadın, bir adamın hayatını inanılmaz derecede zenginleştirebilir.

zygmunt bauman: hükmedilenlerin akılsallığı daima hükmedenlerin silahıdır. 

sadi şirazi: önceleri, kalpleri mana aleminin gizemleriyle dolu, görünüşleri perişan ama içleri düzgün insanlar vardı. şimdiyse içleri perişan, görünüşleri düzgün insanlar türedi.

27.09.2012

aşk

mehmet eroğlu

aşk, yalnızlık çığlıklarından doğar.

üç şeyden asla kurtulamayız: gölgemizden, ölüm korkusundan ve aşktan.

aşk hakkında konuştuklarında her erkek inandırıcıdır. 

bazı erkekler sevmeye ruhtan değil, bedenden başlarlar. 

picasso, wagner.. bunlar hep kendilerinden çok genç kadınları seçtiler. sade'in justine'i on iki, nabokov'un lolita'sı on üç buçuk, shakespeare'in juliet'i ise on dört yaşındaydı.

aşıkken, ölüm karşısında olduğu kadar tek başınadır insan.

aşk yoktur. aşk, içinden yeni nesiller çıkacak bir birleşmeyi sağlamak için cinseliğimizin bize oynadığı bir oyundan başka bir şey değildir.

sevmek bazen de bırakmaktır.

kavurucu bir kavuşma isteği olan aşk, her zaman kısa vadelidir. benliklerden birisi ötekini tamamen ele geçirdiğinde duyduğumuz arzu yatışır, aşk da sona erer. sevgi ise uzun solukludur, işgalci değildir.

aşk sizi değiştirip başkası yapmıyorsa aşk değildir.

aşk, her şeyi alan ya da her şeyi veren bir saltlıktır. acıma, sevecenlik gibi öteki duygular yalnızca dış çemberinde yer alırlar.

aşkın bir yarısı olasılıksa, öteki yarısı da aldanıştır.

insan, aşkı ancak yitirince kavrar; felaket, yaşamda var olan anlamsızlığı belirginleştirdiğinde, acısı utanç verdiğinde.

aşk, yüreğimizin en narin ürperişi..

aşk, bir erkekle bir kadının birlikte oluşturabilecekleri en görkemli şeydir; ulaşabilecekleri en yüce konum, gidebilecekleri en uzak ülkedir.

aşk, ruhumuzun çileli ergenliği imiş.

17.07.2011

yazgı

mehmet eroğlu

minnet gerçek dostluğu engeller.

insan dediğimiz, yazgısına hükmedemeyen ruhsal bir süreçtir.

cennetle ilgili en kötü şey, oraya öldükten sonra gidiyor olmaktır. üstelik huriler, tembelliği özendiren iklim, uyuşturucu mutluluk gibi insanı günaha çağıran şeylerle dopdoluyken, içki yok. ne anlamsızlık!

gerçekten güzel olan kadınlar, güzelliğinin kanıtlarını aramayanlardır.

cesaret dediğimiz çoğu kez korkaklığımızı saklama becerisinden başka bir şey değildir.

kaderin yolu hep tek yönlüdür.

öz yıkım eğilimi taşıyan birisinin, başkalarından korkmasına gerek yoktur. çünkü ona zarar verecek tek insan kendisidir.

yarını katlanılabilir kılan tek şey, ölme olasılığımı içeriyor olması. bunun ötesinde bir anlamı yok.

yazarlar analarının rahminden değil, kalemlerinin ucundan doğarlar.

çoğu dost, seni hayatının içine çekmez, bunu yapmak yerine hayatına sızar, ta en ücra köşesine kadar. dostlarımız çok yakınımızdayken onları bu denli az tanımamızın nedeni de budur işte.

insana verilebilecek en büyük ceza, sürekli iyi olmanın bedelini ödemektir.

12.07.2010

ıssızlığın ortası

mehmet eroğlu

yaşanan her serüven insan hayatında eksik kalan bir resmin tamamlanmasıdır.

hiç tanrı'ya inandın mı? her şeyden, bir parça da olsa, o da sorumlu değil miydi? kutsal kitapların hepsinde "öldürme" diyordu; ama tanrı adına öldürülenler kadar çok insanoğlu öldürmeyi başaramadı kimse.

hayat, insanlığın içine düştüğü kuyudan kurtulma çabasıdır.

gerçek, insanın dünyayı nasıl düşlediğidir; ama hiçbir şey zaman kadar gerçek değildir. çözümler hep zamanın içinde saklıdır. zaman, korkulacak tek gerçektir. çünkü insanların unutmak için çıldırdıkları iki büyük gerçeği bağlar birbirine: doğum ve ölüm. insanlar o iki gerçeğin arasına gerilen incecik ipin üstündedirler ve bütün çırpınışları ipten düşmemek içindir. o ip durmadan kısalır, insanlar birbirlerini boğazlar. iki uç birleşinceye kadar sürer bu boğazlaşma.

insan olmak, bütün evrenin sorumluluğunu içinde duymak demektir.

kendini, kurban edilmişlerin trajik rolüne hazırlayıp o rolü beceremezsen hapishane gerçeği o dakikadan sonra başlar ve çekilmez.

insan, o doğru dediğimiz şeylerin ne anlama geldiğini ancak büyük yanlışlıklar yaptıktan sonra anlıyor.

bir militanı kararsızlığa sürükleyecek; acaba doğru mu, böyle mi yapmalı gibi sorulara takılmak anlamsızdır. kararsızlık yanlış karardan daha kötü bir illet bence. kararlı düşünceyle perçinleşmeyen eylem ölü doğmuş bir eylemdir. mücadelede her şeyi kalın çizgilerle bölmek, eylemleri birbirinden ayırmak, doğrunun sonu demektir.

her insan kendi celladını içinde taşır.

evet, hedefi büyük seçtik; gel gör ki altında ezilmekten de kurtulamadık. şimdi çok gülünç geliyor. kahraman olacaktık; tıpkı ortaçağ şövalyeleri gibi. olduk mu? tavuk boğazlayamayan bir kahraman. galiba biz sonu gelmiş kavramlara sığındık bu kavgada. dünyayı değiştirecektik; ama değiştirmeye çalıştığımız dünyanın ne denli değiştiğini kavrayamadık. artık kimsenin kahramanlara aldırdığı yok. kahramanların sonu geldi, soyları tükendi. belkemiğine bir sopa ve işin bitik. yoksa biz kavganın soylu bir kavga olduğunu düşünürken mi yanlış yaptık? öyle ya, eğer kahramanlar yoksa, bir savaş soylu sayılır mı? sen hiç kahramanı olmayan dövüş hatırlıyor musun?

neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu bilmek olanaksızdır. gerçekte her duygu, her düşünce, her olay aynıdır; önemini insanlar biçer onların.

bir kez adam öldürdün mü, istesen de eskisi gibi olamazsın. sen unutsan bile insanlar sana baktıkça adam öldürmüş birisiyle karşı karşıya olduklarını hiç akıllarından çıkarmazlar.

soyluluk, özet olarak tersyüz edilmiş vahşetten başka bir şey değildir.

bizler aslında hayvanız. hem de en kötüsü, pençe yerine parmaklarına demirden ölümler kuşanan bir türden. sanki homo-homicidus. yani öldürmek içgüdüsüyle öldüren cinsten. biliyor musunuz ki, doğada hiçbir canlı kendi türünden olanları salt öldürmek amacıyla öldürmez. ama biz insanlar bunun binlerce yolunu keşfettik. kurşundan nükleer silahlara kadar. aslında korkağız ve bu doğanın içinde korkunç bir ürkeklik içindeyiz. sonuç: öldürmek ya da tanrı yerine geçmek güdüsü.

tanrım, biz insanları yaşamın ayrıntılarından yoksun bırakma.