alberto moravia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alberto moravia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.08.2014

romalı kadın

alberto moravia

herkes kendi cennetini başkalarının cehennemine koyar.

dünya hırsları, tutkularıyla bizi yakamızdan kıskıvrak tutmaktadır; er ya da geç, bize acıya ve pahalıya mal olacaktır. yalnızca kimsesizler, bir de her şeyden el etek çekmiş olanlar bedel ödemeye zorlanmayacaklarını umabilirler.

insan dediğin ciğeri on para etmez bir yaratıktır.

doğanın bize bahşettiği ve herkesin övdüğü meziyetler sonradan insanların bahtsızlığını artırmaktan başka bir işe yaramaz.

para yoksa mutluluk da yoktur.

bir insan her şeyde bir fenalık düşündü mü hemen her zaman gerçeğe yaklaşmış demektir.

evleneceğiz deyip duran ama bir türlü evlenemeyen kızlara "ayazda kalmış kızlar" derler. hani et çok gelir, yenmez de serin bir yere konur; onun gibi kız da serin bir yerde ayakta tutulmaktadır; ama et serin yerde bekleyip de bozulacak olursa o vakit kaldırır atarlar.

aşk, canavarı bile sevimli gösteren gözlüktür.

gerçek talihsizlik, insan ümitlerini yitirdi mi gelir; insanın durumu isterse iyi olsun, isterse bir gereksinimi olmasın, fayda vermez o zaman.

insanlar iyi ya da fena olabilirler; bildiğim bir şey varsa, o da fuzuli olduklarıdır.

acımak aşkın en büyük düşmanıdır.

zenginler korkunç yaratıklardır; ama yoksullar da, başka nedenlerden de olsa, iyi değildirler.

insanlarda garip olan bir şey yoktur; onları anlamaya başladınız mı, ne kadar garip olursa olsun, davranışlarının çok makul bir temele dayandığını görür, anlarsınız.

bir kadını hem sevmek hem de ona saygı göstermemek mümkün değildir.

uzun zaman kapalı kalmış sandıklar vardır; açarsınız, beklediğiniz güzel eşyalar yerine birkaç paçavrayla toz ve güveden başka bir şey çıkmaz.

hayal, emel ve umuttan oluşan bir hayattı benimkisi.

31.10.2011

uzun lafın kısası

carlos fuentes: kapitalizm varsa çürüme de vardır.

montaigne: dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız.

hermann hesse: haz denilen şey sürüp gitmez, seni yine çöl ortasında bırakıverir.

arthur cravan: çok yakında sokaklarda sadece sanatçıları göreceğiz ve artık sıradan insan bulmakta güçlük çekeceğiz.

talat sait halman: müziği baştacı etmeyen toplumlar, yaygaraya mahkum kalır.

lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.

paulo freire: mücadele, insanların, başkalarınca mahvedilmiş olduklarını görmeleriyle başlar.

sigmund freud: bazı bilinmeyen sinir sistemi bozukluklarının histerik semptomlara yol açması durumunda olay her zaman cinsel bir şeydir. her zaman.. her zaman..

alberto moravia: herkes kendi cennetini başkalarının cehennemine koyar.

tarık buğra: iyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu, mağara devri, taş devri hortluyor.

thrasymakhos: doğru olmayan doğru olandan daha iyi yaşar.

dragan babic: insan, bir mahkumun başını soktuğu bir barınak olarak kabul ettiği ve dışarıya oranla daha rahat ettiği hücresine bağlandığı gibi, neden hayata bağlanır ki?

31.07.2011

uzun lafın kısası

lucretius: zeka bocalar, dil sürçer, zihin tökezler.

alberto moravia: insan dediğin ciğeri beş para etmez bir yaratıktır.

carson mccullers: en vasat insan bile, çılgın, ölçüsüz ve bataklığın zehirli laleleri kadar güzel bir aşkın nesnesi olabilir.

duygu asena: insan, yaşamında eksik olanı, her şey sanıyor.

franz kafka: hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğini sandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.

trevanian: işin doğru yapılmasını istiyorsan onu en meşgul adama yaptır.

hermann hesse: nasıl ki delilik yüksek bir anlamda tüm bilgeliğin başlangıcıysa, şizofreni de tüm sanatın, tüm düşlerin başlangıcıdır.

danilo kis: düş, geceleri yaşamın kaynağına doğru kaçan ruhun susuzluğunu giderdiği yerdir.

montaigne: doğanın ne kadar azla yetindiğini görmek harikulade bir şeydir.

paulo freire: demokrasiyi yüceltirken halkı susturmak yüzsüzlüktür; hümanizmden dem vururken insanı hor görmek, bir yalandır.

sigmund freud: doyurulduğu zaman sönmesi, tensel sevginin kaderidir.

arthur koestler: idam sehpası yalnızca bir ölüm makinesi değil, aynı zamanda sadece insana özgü olan kendi ahlaki yıkımını isteme eğiliminin de en eski ve en müstehcen simgesidir.