alfred döblin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alfred döblin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.06.2015

uzun lafın kısası

hamdi koç: mutluluk insanı değiştirmez; ama mutsuzluk değiştirebilir.

bertrand russell: yurtseverlik, çağımızın başlıca belasıdır ve eğer yumuşatılamazsa uygarlığı sona erdirecektir.

jeannette walls: bir vatan hainiyle bir vatansever arasındaki tek fark bakış açısıdır.

chuck palahniuk: hayatım değersiz ve sıkıcı olabilir ama en azından benim hayatım; fabrikada üretilmiş, ikinci el, kalitesiz bir hayat değil.

mehmet eroğlu: yalnızlık, insanı iyi ya da kötü biri olma derdinden kurtarır.

alfred döblin: iki insanın seks yaşamını bir sözleşme ile yoluna koymak ve böylece karı koca arasındaki görevleri kanunun şart koştuğu bir buyruğa bağlamak, akla gelebilen en iğrenç ve aşağılayıcı kölelikten başka bir şey değildir.

meister eckhart: her şeyi almak isteyen biri her şeyden feragat etmelidir.

andre maurois: iyi kitapların okunması tıpkı ispanyol hanları ve aşk gibidir: bu kitaplarda, kendinden ne getirmişse ancak onu bulur insan.

oscar wilde: hepimiz çukurun dibindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakmakta.

sait faik: söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. yapamadım. koştum tütüncüye kalem kağıt aldım. oturdum. kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.

tacitus: güvenlik arzusu her muhteşem ve asil girişimin karşısına dikilir.

william s. burroughs: oğlum, asla bir din adamına ya da polis memuruna kulak asma. tek sahip oldukları şey, bok çukurunun anahtarıdır.

31.05.2015

uzun lafın kısası

alfred döblin: genç yaşta darağacına gitmek, yaşlılıkta yerde sigara izmariti aramaktan iyidir.

andrew crumey: düzenli bir ortam, düzenli bir zihin yaratır, yani boş bir zihin.

william faulkner: kadınlar karmaşık değillerdir ve onlara göre her düğün hiç düğün olmamasından iyidir; bir canavarla büyük bir düğünle evlenmek, bir azizle küçük bir düğünle evlenmeye yeğdir.

bertrand russell: yaşamak demek kendini yitip gitmiş hissetmek demektir.

christopher hitchens: sadece bir anlığına dindarların cennetinin nasıl bir yer olduğunu düşünün. bitmeyen şükran ve tapınmalar, sonsuz feragat ve kendini aşağılamalar; kutsal bir kuzey kore.

jean-claude carriere: kitap tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız.

konfüçyüs: geniş bilgisi olmak, sağlam ve içten bir amacı olmak, ciddi olarak araştırma yapmak, derin derin düşünmek: işte erdem bunların içindedir.

mehmet eroğlu: kentlerin günahlarını orospularla çocuklar öder; dünyanın günahlarını ise filozoflar.

oscar wilde: gerçek yaşını söyleyen bir kadına asla inanmayın. yaşını saklamayan bir kadından her şey beklenir.

sait faik: milyonluk şehirlerde de yaşasa, insanoğlunun içinde yalnızlık, kendi içine çekilme, sinme günleri doludur.

şükrü erbaş: tarla kuşu yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.

hamdi koç: kimse kanserli bir hastayı hastaneye kaldırmayı kendine iş edinmez ama bir deliyi ya da eski bir deliyi bir yere kaldırmak, paketleyip depoya kaldırır gibi ya da kapatmak, herkesin şehvetle yerine getirdiği bir toplumsal görev, bir insanlık borcudur.

10.03.2015

kelimeler şehri

alberto manguel

her ne kadar hayıflansak da, yazılı dil, bundan beş bin yılı aşkın bir süre evvel ilk olarak ortaya çıktığı zaman, ozanlar değil muhasebeciler tarafından icat edilmişti. iktisadi nedenlerle, iktisadi vakaları, örneğin mülkleri, ticari alışverişleri ve alım satım anlaşmalarını kayıt altında tutma gayesiyle ortaya çıkmıştı.

william hazlitt: özgürlük aşkı, başkalarına duyulan aşktır; iktidar aşkı ise kendi kendimize duyduğumuz aşk.

her toplum kendini tanımlamak için kendisinin girift ve çok yönlü bir tasavvuru kadar, bir başkasıyla karşıtlık ilişkisine de ihtiyaç duyar. her sınır içeriye aldığı kadar da dışarıda bırakır ve ulusun bu ardışık yeniden tanımlamaları, birbirleriyle örtüşmek ya da kesişmek suretiyle, kümeler kuramındaki dairelerle aynı işi görür.

alfred döblin: sanatta yönteme yer yoktur, ahmaklık daha iyidir.


alfred döblin: bitmiş kitap beni ilgilendirmez; ancak yazılmakta olan, sıradaki kitap beni ilgilendirir.


eric ormsby: kimi zaman, kelimelerin bizden bağımsız, kendilerine ait hususi bir varoluş sürdüklerine inanıyorum ve bana, bilhassa güçlü duygularla dolu olduğumuz anlarda konuştuğumuzda ya da yazdığımızda, yardımımıza nazır birtakım hecelere ya da birtakım uygun ifadelere atlayıp bir gezintiye çıkmaktan başka pek bir şey yapmıyormuşuz gibi geliyor.


sokrates bilinçli bir şekilde şunu öğretmişti: "kendini bil!" am
a kendimi nasıl bilebilirdim; hem bilecek hem de bilinecek olan bensem?

ölüm yalnızca kaçınılmaz ortak kaderimiz değildir; insanlığın ona dair ortaklığı bizzat yaşamın içine dek yayılır; yaşamımız asla bireysel değildir, öteki'nin varlığıyla ilelebet zenginleştiği gibi yokluğunda da fakirleşir. bir başımıza, bir adımız ve bir yüzümüz yoktur, bize seslenecek biri ve ayırt edici özelliklerimizin farkına varmamızı sağlayacak bir yansımamız yoktur.

"her şeyi görmüş, coşkudan yeise bütün duyguları tatmıştı.
her şeyin, her gizli yerin, tufan'dan önce olup bitenin sırrına ermişti.
dünyanın ucuna kadar gitmiş ve uzun yolculuktan bitkin; fakat sapasağlam olarak dönmüştü." (gılgamış destanı)

franz kafka: ilerlemeye inanmak, onun zaten gerçekleşmiş olduğuna inanmak anlamına gelmez. çünkü buna inanmak denmez.

bütün hikayeler, aslen, yorumladığımız hikayelerdir ve hiçbir okuma masum değildir.

oscar wilde: ölüm kalım meselelerinde dirimsel olan samimiyet değil, üsluptur.

her edebi ilişki, az çok bilinçli bir biçimde, öteki'ni görmenin üç yolunu içerir: hayali, yarı-kurmaca, tahayyülümüzde sembolik ya da alegorik ağırlığı olan bir varlık olarak; mülkiyetimize ve kimliğimize göz diken ve mücadele ederek yok edilmesi gereken bir tehdit olarak; bizi yöneten, bize bilgece öğretmenlik eden, sevmemiz ve gözüne girmemiz gereken yaratıcı bir yardımsever olarak.

jorge luis borges: iyi bir dize ya hiç kimseye ait değildir ya da edebiyata aittir.

kierkegaard: filozofların gerçeklik üzerine söyledikleri bitpazarında bulunan bir tabelada yazanlar kadar yanıltıcıdır: "burada ütü yapılıy." çamaşırlarını getirirsin ve kandırıldığının farkına varırsın: tabela, satılmak üzere oradadır.

bellek, zamanın akışının yanı sıra, geçmişimizin mahzenleriyle olan bağımızdır.

jorge luis borges: gerçeğin ilginç olma zorunluluğu hiç mi hiç yoktur.

cervantes: eskilerin altın çağ dedikleri çağ ne mutlu bir çağmış, ne mutlu yüzyıllarmış. içinde bulunduğumuz demir çağda bu kadar değerli olan altın, o talihli çağda kolaylıkla bulunabildiği için değil; o çağda yaşayanlar "senin" ve "benim" kelimelerini bilmedikleri için.

tarihsel gerçek, olup bitenler değildir; tarih, bizim olduğuna hükmettiğimiz olaylardır.

don quijote'u düzenli bir toplumdaki deli bir adam yerine koyan her okumaya karşılık, onu delirmiş ve adaletsiz bir dünyanın en rasyonel adalet arayıcısı olarak gören biri mutlaka çıkacaktır.

berkeley: var olmak algılanmaktır. (esse est percepi)

26.11.2014

ilerleme

alfred döblin

yoldaşlar, seçim yapılacak, ardı ardına ve hep denecek ki, bu defa daha iyi olacak, dikkatli olun, çaba gösterin, evinizde ve işyerinizde propaganda yapın, 5 oy, 10 oy, 12 oy daha bulun. oynanan oyunun körlerin döne döne oynadığı oyundan hiç farkı yok. her şey eskisi gibi kalacak, hiç değişmeyecek.

şu andaki toplum düzenine göre çalışan sınıf ekonomik, politik ve de sosyal bakımdan köle olmaya mahkumdur. bunun en iyi örneklerini mülkiyet hakkında -mal tekelinde- ve devletçilikte -güç tekelinde- görmekteyiz. günümüz üretiminin ana ilkeleri, kişinin doğasal gereksinimleri değil, kazanç umutlarıdır. tekniğin ileri attığı her adım, mülk sahibi sınıfın zenginliğini ölçüsüzlüğe doğru artırmaktadır. toplumun önemli bir bölümü ise utanılacak oranda yoksulluğa sürüklenmektedir. devlet, mal mülk sahibi sınıfın çıkarlarını korumakla, toplumun büyük bölümünü alaşağı etme görevini üstlenmiş. o, hilenin ve gücün bütün olanaklarını kullanarak tekelin ve sınıf farklarının korunmasına çaba göstermekte. artık bireyin kukladan farkı yok, şimdi o muazzam bir mekanizmanın içinde ölü bir çarktır.

mısır ülkesinde köleler yıllar boyu, hiç makine olmaksızın kral mezarları inşa etmişti. günümüzde ise avrupa'nın işçileri yıllar boyu, önlerinde makineler, kişisel servetler inşa ediyor. ilerleme mi bu? olabilir. fakat kimin için?

10.03.2013

berlin-alexander meydanı

alfred döblin

hiç kimse vermez, elinde olandan fazlasını.

iki insanın seks yaşamını bir sözleşme ile yoluna koymak ve böylece karı koca arasındaki görevleri kanunun şart koştuğu bir buyruğa bağlamak, akla gelebilen en iğrenç ve aşağılatıcı kölelikten başka bir şey değildir.

deniz kıyısında öpen, dans eden dalgaları dinleyen biri, dünyada en güzel şeyin ne olduğunu bilir. çünkü o aşk ile yarenlik etmiştir.

nedir insan, nedir yaşam? büyük schillerimiz ne demişti bir zamanlar: "en iyi, kalite değildir." ve ben de derim ki: "kümeste tavukların inip çıktığı merdivendir yaşam. pislik dolu."

yürümek isteyen, bir çift ayakkabı satın alır.

istediği kadar anlatsın, istediği kadar güzel konuşmayı becersin. kızlar her yerde hep aynıdır. değişmezler.

hayatta bir hedefe varmak için bir şeyleri göze almak gerekiyor.

genç yaşta darağacına gitmek, yaşlılıkta yerde sigara izmariti aramaktan iyidir.

güzel ışınlar, beyaz ve güçlü caddeleri doldurur, odalarda renkleri canlandırır, insan yüzlerine can verir. hatlara dokunmak huzur getirir, hele renkleri görmek mutluluğu. kişi sevinir, kişi yaşar. seviniriz. nisan ayında biraz ısınan havalara, açmaya başlayan çiçeklere. sanırım birer sıfır değiliz biz insanlar. böyle düşünmek bir hata.

kazanç, malın alınışındadır.

sen doğ, güneş, korkutmuyorsun bizi. yüz binlerce kilometreden bize ne, çağın da, iriliğin de korkutmuyor bizi. sıcak güneş, sen doğ. güzel ışınlar, gelin siz. güneş, sen mutluluksun biz insanlar için.

her şeyin zamanı gelir, herkesin zamanı gelir.

solucanlar ne kadar toprak yerlerse yesinler, yediklerini yine arkalarından çıkarırlar, sonra yenisini yemeye başlarlar. bu hep böyle devam eder. mideleri bugün tıka basa dolsa, ertesi gün yeni baştan açarlar ağızlarını. insan da yangın gibidir. yanarsa yer çevresini, bitirir. yiyemedi mi, söner, sönmek zorunda kalır.

insan kendini o kadar çok önemsememeli. başkalarının söylediğine de kulak vermeli.

bilir misin özlem nedir? insanın yüreği nasıl yanar özlemle? çevrende her şey buz gibidir. bomboştur.

akıllı insanlar vardır, az akıllı insanlar da vardır.

savaş hiç sona ermiyor, insan yaşadığı sürece. önemli olan ayakta kalmayı becerebilmek.

insan bir şeyi doğru dürüst öğrenmeli.

birçok uğursuzluğun nedeni insanın tek başına yürümek istemesidir. insanlar bir araya geldi mi çok şey değişir. alışmalı başkalarının söylediğini dinlemeye; çünkü onların söylediği benim yararıma olabilir, beni ilgilendirebilir. anlar insan o zaman kim olduğunu, ne yapacağını.