thrasymakhos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
thrasymakhos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.10.2015

ironi kavramı

kierkegaard

söylev sanatında sık kullanılan bir söz oyununun adı ironidir ve özelliği, söylenen sözün aksinin ima edilmesidir.

deneyci belirlemeyi kare, sezgisel olanı da çember olarak aldığımız zaman ikisi arasındaki niteliksel farkın sonsuz olduğu konusunda okuyucunun bize katılacağını umuyorum. ksenephon'da amaçsızca dolaşan bilinç, karenin içinde sonsuza dek yürür ve kuşkusuz çoğunlukla kendini kandırır. önünde bir düzlem gören bu bilinç, gerçek sonsuzluğa eriştiğini sanır ve köşeye vardığında bir böcek gibi tepetaklak gider; çünkü sonsuzluk gibi görünen şey aslında sadece karenin bir kenarıdır.

ksenephon'a göre, sokrates öğretisinin çıkış noktalarından biri de yararlılıktır. ancak yararlılık, sadece iyinin iç sonsuzluğuna denk gelen karedir: kendinden çıkıp kendine döner, kayıtsızca uğraklarından herhangi birine doğru gitmek yerine, tümünün ve her birinin içinde hareket eder. yararlının diyalektiği sonsuzdur; ama bu diyalektik aynı zamanda son derece kötüdür. yararlı, iyinin dış diyalektiği, onun olumsuzlayanıdır; ama parçalandığı zaman, hiçbir şeyin dayanıklı olmadığı, bir şekli ve formu olmayan cisimlerin gözlemcinin süreksiz ve yüzeysel bakışlarına göre sıkışıp dağıldığı, her bir tikel varolanın daimi bir hesap işlemi içinde varlığın sonsuzca bölünebilen parçalarından biri haline geldiği bir gölgeler krallığına dönüşür.

yararlı, her şeyin ortasıdır; hatta yararsızın bile. çünkü hiçbir şey mutlak olarak yararlı ya da yararsız olamaz; zira mutlak yararlılık hayatın sürekli değişen akışında, çabucak uçup giden tek bir andır.

sokrates: bir tezek sepeti güzel midir? elbette ve altın bir kalkan da çirkindir; eğer biri işlevi için iyi şekilde yapılmış ve diğeri yapılmamışsa.

safsata, bilginin fenomene karşı sürekli verdiği, bencilliğe hizmet eden ölüm kalım savaşıdır; bu savaş hiçbir zaman sonuca bağlanamaz; çünkü fenomen düştüğü yerden çabucak kalkar. nasıl ki bilgi tek başına, bir kurtarıcı melek gibi, ölüm fenomenini sürüp atar ve hayata dönüştürür; safsata da sonunda sayamayacağı kadar çok fenomen tarafından ayaklar altına alındığını görür.

aristophanes: her birimiz bir insanın tamamlayıcı parçasıyız; pisi balıkları gibi bir bütünün yarısına benzeriz.

aşk, insanın sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissetmesi ve onu arzulamasıdır.

ironinin doğası, onun hiçbir zaman maskesini çıkarmasına izin vermediği için, hatta ironinin özünde proteus gibi kılık değiştirme zorunluluğu bulunduğu için, ona tutkuyla bağlanan gençlerin çok acı çekmesi de kaçınılmazdır. ironinin nahoş bir tarafı da olduğundan, olağanüstü baştan çıkarıcı ve büyüleyici anları vardır. türlü türlü kılıklara girmesi ve o muhteşem gizemliliği, başlattığı mesafeli iletişim, ayrıca bir de ironistin belli bir uzaklıktan anlaşılma zorunluluğu, bir türlü yakalanamayan ve görkemi sözle anlatılamayan anlama anının hemen ardından gelen yanlış anlama korkusu, insanları kopmaz bağlarla kendine esir eder. birey ironistle ilk temasında, ironistin bireye açıldığı oranda, kendisini özgür bırakılmış ve yücelmiş hissederse de, bir an sonra onun gücüne esir düşer.

kuşkuculuk bile her zaman birtakım varsayımlarda bulunurken, ironi, yaşlı bir cadı gibi, önce görebildiği her şeyi, ardından da kendisini yiyip yok etmek için olağanüstü bir çaba gösterir.

doğulu, vücudundan kurtulmak isteyebilir ve bunu bir baskı unsuru olarak görebilir; ama bunun nedeni daha özgür olmak değil, daha da bağımlı hale gelmektir; sanki özgürce hareket etmek yerine bir bitkinin hayatını tercih etmektedir. bir esrarkeşin buğulu, uykulu esnemesi, düşüncenin genişliğine yeğrid; tıpkı hareketin enerjisindeki aldatıcı bir duraklamanın dolce far niente'sinin (tatlı avarelik) yeğlenmesi gibi.

bu hayat kusurludur ve özlemin nesnesi şekilsizdir.

insan hayatının iki kutup arasında uykulu uykulu dolaştığından söz edilebilir: birinci kutupta ironi, insan ruhunu göreceliliğin ağlarından kurtardığı için sağlıktır; ikinci kutupta ise, hiçlik biçimi dışında hiçbir mutluulğa dayanamadığı için hastalıktır; ama bu hastalık çok az kişinin yakalandığı, daha da azının kurtulduğu, belirli insanlar özgü ateşli bir hastalıktır.

bilge insanlar, başka bir bilgili insanın değil, bilgisiz bir insanın söylediğinden daha fazlasını söylemek için çaba gösterirler; ama bilgisiz insanlar, hem bilgili hem de bilgisiz insanların söylediğinden fazlasını söylemek isterler.

safsata, benlikçi düşüncenin çılgınca ve ahlaksızca debelenmesi; sofist de onun nefes nefese kalmış rahibidir. safsatadaki daimi düşünce, sonsuz bir düşünceler zinciri olmak üzere dağılırken, bu düşünce yığını da aynı yoğunlukta bir sofist yığını ile canlandırılır.

ahlaklı birey iyiyi asla gerçekleştiremez; ancak olumlu anlamda özgür olan birey iyiyi sonsuz olumlu algılayabilir, görevi bilir ve gerçekleştirir.

"her kim canını kurtarmaya çalışırsa onu kaybedecektir." (yeni ahit, luka 17:33)

her bilgede cesaret vardır ve ancak hayatını öne sürecek kadar cesur bir adam onu kurtarabilir. geri kalan herkes, karısını geri getirmek için yeraltına inen orpheus gibidir; tanrılar ona karısının ancak hayaletini gösterirler; çünkü onu, aşkı için hayatını öne sürecek cesareti olmayan samimiyetsiz bir çalgıcı gibi görürler.

herakleitos: birlik, kendi içinde çatışan şeylerin uyuşmasıdır; tıpkı ok ile yay arasındaki uyuşma gibi.

thrasymakhos: doğru insan iyi yüreklidir; ama istediğini bilmez.

hegel: ölüm, hastalık ve nöbete tutulma gibi durumlarda insanlar, eşyanın bilinen ilişkisi içinde henüz belirlenmemiş olan, gelecekteki ya da halihazırdaki bazı durumları kavrayabilirler.

"insan bilgeliği ya çok az şeydir ya da hiçbir şey değildir. ey insanlar! içinizde en bilge kişi, sokrates gibi bilgeliğin gerçekte bir hiç olduğunu bilendir." (delphoi bilicisi)

her ne kadar cicero sokrates'in felsefeyi gökyüzünden indirip insanların evine getirdiğini yazsa da, onun yaptığı aslında insanları evlerinden ve yaşamakta oldukları yeraltı dünyasından yükseklere çıkarmaktı.

"ceset her nerede ise, akbabalar da orada toplanmış olur." (matta, 24:28)

gorgias: hiçbir şey var olmaz. var olsa bile, bilinemez. bilinebilse bile, başkasına bildirilemez.

olumsuz, kendi içinde yansıyan şeyle ilişki içindeki su gibidir: doğurduğu her şeyin kendisinin çok üzerinde görünmesini sağlarken, karşı olduğu her şeyin kendisinin çok altında görünmesine de yol açma özelliğine sahiptir. ancak olumsuz da, bundan ancak suyun olduğu kadar haberdardır.

schlegel: bir zaman gelecek ki, ikimiz tek bir akıldan, bir bitkinin çiçekleri ya da bir çiçeğin yaprakları olduğumuzu düşüneceğiz. o zaman şimdi umut olarak gördüğümüz şeyin aslında hatırlama olduğunu, gülerek fark edeceğiz.

31.10.2011

uzun lafın kısası

carlos fuentes: kapitalizm varsa çürüme de vardır.

montaigne: dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız.

hermann hesse: haz denilen şey sürüp gitmez, seni yine çöl ortasında bırakıverir.

arthur cravan: çok yakında sokaklarda sadece sanatçıları göreceğiz ve artık sıradan insan bulmakta güçlük çekeceğiz.

talat sait halman: müziği baştacı etmeyen toplumlar, yaygaraya mahkum kalır.

lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.

paulo freire: mücadele, insanların, başkalarınca mahvedilmiş olduklarını görmeleriyle başlar.

sigmund freud: bazı bilinmeyen sinir sistemi bozukluklarının histerik semptomlara yol açması durumunda olay her zaman cinsel bir şeydir. her zaman.. her zaman..

alberto moravia: herkes kendi cennetini başkalarının cehennemine koyar.

tarık buğra: iyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu, mağara devri, taş devri hortluyor.

thrasymakhos: doğru olmayan doğru olandan daha iyi yaşar.

dragan babic: insan, bir mahkumun başını soktuğu bir barınak olarak kabul ettiği ve dışarıya oranla daha rahat ettiği hücresine bağlandığı gibi, neden hayata bağlanır ki?

16.09.2011

devlet

platon

bir devlette başa geçenler, başa geçmeyi en az isteyenler oldu mu, dirliğin de, düzenin de en iyi olarak var demektir. baştakilerin böyle olmadığı yerdeyse, tam tersine, ne dirlik vardır, ne düzen.

zenginlikle doğruluk öyle ayrı şeylerdir ki, ikisini teraziye koydun mu, kefelerin biri hep aşağı iner, öteki yukarı çıkar.

bir devlette zenginlik ve zenginler baş tacı olunca, doğruluğun ve doğru insanların şerefi azalır.

bir şehirde dilenci gördün mü, orada hırsızlar, yankesiciler, dinsizler, kanlı katiller de vardır.

oligarşilerde baştakilerden başka hemen herkes dilencidir.

değerli insan kendine yeter; tek başına yaşamanın tadına varabilir. herkesten daha az arar başkalarını.

filozoflar devletlerde kral ya da şimdi kral, önder dediklerimiz gerçekten filozof olmadıkça; böylece aynı insanda devlet gücüyle akıl gücü birleşmedikçe, devletlerin başı dertten kurtulmaz.

bir şeyin en iyi koruyucusu, en iyi bekçisi, o şeyin en iyi hırsızıdır da.

thrasymakhos: doğru, güçlünün işine gelendir.

doğru insan iyi yüreklidir; ama istediğini bilmez.

haksızlık etmek fırsatını bulan herkes haksızlık eder. doğruluksa doğruya hiçbir kar sağlamaz. eğriliğin doğruluktan daha çok karlı olduğuna inanmayan hiç kimse yoktur. her şeyi yapma fırsatını bulan kimse, haksızlık etmek istemez, başkalarının malına dokunmazsa, bunun farkına varanlar ona enayi derler içlerinden. ama haksızlık görmekten korktukları için de yüzüne karşı onu yalancıktan överler.

babalar oğullarına "doğru adam olacaksın" derler; eğiticilerin de yaptığı budur. ama doğruluğu, doğruluktur diye değil, insana iyi ün kazandırdığı için överler. doğru görünüp böylece yüksek mevkilere ulaşmasını, iyi evlenmesini, nimetleri sağlamasını isterler. onlar için önemli olan ün kazanmaktır.

insanlar, ancak korkaklık, ihtiyarlık ya da başka bir yetersizlik yüzünden eğrilik edemedikleri için, eğriliği kötülerler. bu çeşit insanlara haksızlık etmek imkanı verilecek olsa, bu imkanı sonuna kadar kullanırlar.

başlı başına bir doğruluk ve eğrilik vardır. her ikisi de, tanrılar ve insanlar görsün görmesin, insanın içindedir.

toplumu yapan, insanın tek başına, kendi kendine yetmemesi, başkalarını gereksemesidir.

thrasymakhos: doğru olmayan doğru olandan daha iyi yaşar.

bir iş tam zamanında yapılmadı mı bir şeye yaramaz.

savaş, teklerin hayatında olduğu gibi, toplumun hayatında da kötülüklerin kaynağı olan şeyden, başkalarından çok mal edinme hırsından doğuyor.

her işte önemli olan başlangıçtır.

yapısı en sağlam olan şey, başka bir şeyin en az dokunabileceği, en az değiştirebileceği şeydir. bir beden yiyeceğin, içeceğin ve yorgunluğun; bitkiler de güneşin, rüzgarın ve buna benzer kuvvetlerin etkisi altında, ne kadar sağlam ve güçlüyseler, o kadar az değişirler. ruh da ne kadar sağlam ve olgunsa, dışarıdan gelecek bir etki onu o kadar az değiştirir.

yalan, devlet gemisini batıracak bir fırtınadır.

odysseus: açlıktan ölmek insanın başına geleceklerin en kötüsüdür.

"dayan yüreğim, bir vakitler daha da kötüsüne dayanmıştın."

hiçbir şey insanın içine ritim ve düzen kadar işlemez. müzik eğitimi gereği gibi yapıldı mı insanı yüceltir, özünü güzelleştirir. kötü yapılınca da, bunun tersi olur.

müziğin insanı götüreceği yer, güzellik sevgisidir.

phokylides: insan dünyalığını sağladı mı, üstün değerlerle uğraşmalıdır.

gördüğü eğitim bir insanı nereye sürerse, oraya gider; çünkü benzer hep benzerini arar.

bir şey iyi başlarsa zamanla daha iyiye, kötü başlarsa daha kötüye gider. her şey sonunda kendinin en son gücüne varır.

kanun koyarken güzellik, iyilik, doğruluk üstünde aldanmak, bir adamı yanlışlıkla öldürmekten çok daha ağır bir suçtur.

bitkilerde, bütün canlılarda, her tohumun, her fidanın yaşama gücü ne kadar büyük olursa, kendine uygun besini, mevsimi, yeri bulamayınca göreceği zarar da o ölçüde büyük olur; çünkü kötünün iyiye zararı, iyi olmayana zararından daha çoktur.

iyi dediğimiz şey, halk için zevkte, aydın kişiler içinse düşüncededir.

düşünceyi gerektirmeyen nesneler, insanda aynı zamanda iki karşıt duyuş uyandırmayan nesnelerdir. uyandıranlarsa, düşünceyi gerektirir. uzaktan olsun, yakından olsun gördüğümüz bir şeyin şu mu, bu mu olduğunu kestiremediğimiz zaman düşünürüz.

geometri biliminin konusu, onu kullananların sandıklarından çok ayrı bir şeydir. geometri her zaman için var olanı bilmeye yarar; doğup öleni bilmeye değil.

şeref, amacına erişen herkesin tattığı bir şeydir; zengin, kahraman ve bilge, halkın alkışladığı insanlardır; her üçü de ün kazanmanın ne olduğunu bilirler; ama gerçeğin ne olduğu üzerinde düşünmenin zevkini yalnız filozof tadabilir.

en iyi şey kendimize özgü olanı bulmaktır.

insanın üç zevki varsa, bunun biri kanuna, düzene uygun, ikisi piçtir.

kötü insanı asıl öldüren, başkalarının ona kötülüğü yüzünden verdikleri ölüm cezası değildir.