wittgenstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wittgenstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.03.2020

garabet

ludwig wittgenstein

im, simgede duyusal algılanabilir olandır.

bir tümce bir başkasından sonuç olarak çıkıyorsa, beriki ötekinden daha çok, öteki de berikinden daha az şey söyler.

nedensel bağlantıya inanç, batıl inançtır.

ruh veya özne, bugünün yüzeysel psikolojisinde yorumlanışıyla, bir garabettir.

dil düşünceyi örter.

dünyanın anlamı, dışındadır. dünyanın içinde her şey nasılsa öyledir, her şey nasıl olup bitiyorsa öyle olup biter, içinde hiçbir değer yoktur; olsaydı bile, hiçbir değer taşımazdı.

dünya olguların toplamıdır, şeylerin değil.

dünyanın nasıl olduğu, yüksek olan için hiç fark etmez. tanrı kendisini dünyanın içinde açığa vurmaz.

gizem yoktur. bir soru sorulabiliyorsa, yanıtlanabilir de.

benim tümcelerim şu yolla açımlayıcıdırlar ki; beni anlayan, sonunda bunların saçma olduklarını görür.

üzerine konuşulamayan konusunda susmalı.

30.10.2019

uzun lafın kısası

carl sagan: olağan dışı iddialar olağan dışı kanıtlar gerektirir.

shakespeare: bu günlerin talihsizliği, delilerin körleri yönetmesidir.

thomas bernhard: bu ülkede bugün nereye bakarsak bakalım, gülünçlüğün bir lağım çukuruna bakıyoruz. bu kadar çok gülünçlük karşısında her sabah yüzümüz kıpkırmızı oluyor.

jean meslier: her din, insanlara tanrısallıktan alçakça ve akılsızca korkma duygusu vermeye çalışır.

doris lessing: taşrada, içinde biraz hayat belirtisi olan kızlar, seks delisidir.

campillo & ferreras: vahiyli tüm dinler kendi ahlaklarının çok yüksek olduğunu ve dünyanın da o ahlaka çok ihtiyacı olduğunu iddia eder. oysa aç bir insana yiyecek bir şey vermek için tanrıya inanmak şart değildir.

godfrey hardy: en asil hırs, kalıcı değeri olan bir şeyler bırakmaktır.

yuval noah harari: bizi hastalıktan ve kıtlıktan koruyan zenginliğin büyük kısmı laboratuvar maymunları, süt inekleri ve üretim bantlarındaki tavukların çektiği acılar sayesinde elde edildi. bu hayvanların on milyarlarcası son iki yüz yılda dünya tarihinde görülmemiş zalimlikte bir endüstriyel sömürüye tabi tutuldular.

wittgenstein: insanoğlu dünyaya geldiği ilk günden itibaren doymak bilmez bir iştahla birbirinin derisini yüzmüştür. birbirlerinin gözlerini oyarak, anüsünden ve vajinasından içeri acı biber dalları sokarak, beşikten mezara kadar birbirlerinin yollarına kızgın korlar dökmüşler, bok döşemişlerdir.

charles dickens: zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü. hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana.

alain badiou: bizim dünyamızda sadece fiyatı olan şey dikkate alındığından, hiçbir düşünceye, hiçbir fikre sahip olmamak gerekir. bize, "eğer imkanın varsa tüket, yoksa kapa çeneni ve yok ol!" diyen dünyaya ancak o zaman itaat edebiliriz.

john fowles: insan sürekli bir eksikliktir, sonsuz bir yoksunluktur, bireysel şeylere görünüşte sonsuz bir kayıtsızlık içinde bulunan görünüşte sonsuz bir okyanusta sürüklenmektedir.

william s. burroughs: bütün dünya bir darağacıdır, hepimiz rolümüzü oynarız. bazıları havlucu oğlandır, diğerleri muzır doktordur, çoğumuz ise hayatın görkemli deliğine mızırdanan pis moruklardan başka bir şey değilizdir.

28.10.2019

azizler ve alimler

terry eagleton

mihail bahtin: bütün etkili eylemler araya bir mesafe koyularak yapılır. kayıtsızlıkla değil, yalnızca ironiyle. insanlar biraz mesafeli olabilselerdi çocukların derilerini yüzmezlerdi. en azından çoğu. tarihe bak. işe yaramış olan başka bir eylem biçimi var mı?

wittgenstein: tarih, annesinin gözleri önünde yavaş yavaş kızartılan yeni doğmuş bir bebektir.

james connolly: yalnızca cahillerle politikacılar tarihi yadsır. egemen sınıf bir kez doğduğunu kabul ederse ölebileceğini de kabul etmek zorunda kalır çünkü.

bahtin: ölüm, dünyaya geçmiş yüzünden geldi. geçmiş bize ömrün kısalığını, geleceğin de kısa sürede geçivereceğini hatırlatıyor. şu anda birbirimizi böyle umutsuzca boğazlamamızın nedeni bu. yalnızca geçmişi unutabilirsek özgür olabiliriz.

wittgenstein: anlam, bir duvar kağıdı rengi seçer gibi senin karar vererek belirlediğin bir şey değildir.

connolly: milliyetçilik sınıfa benzer. ondan kurtulmak için önce ona sahip olmak zorundasınız.

bahtin: dünyaya boyun eğdiren bütün ülkeler kendilerini dar görüşlülüğe mahkum ederler. kendilerinin üstün olduğuna inanır ve onlara işin doğrusunun bu olmadığını söyleyebilecekleri için fikirlerden tiksinirler. en melez ulus, savaş gemileri her kıtada yayılan ulustur.

james joyce: insanı hayvandan büyük yapan dildir. trajedisi de burada yatar.

bahtin: fikir, insanın hamurunda vardır. insanlar onunla yaşarlar ya da onunla ölürler.

wittgenstein: soyut bilgi masum değildir. zehirdir: karanlık, şiddet dolu, acımasızdır. hayattan kopuk olmakla kalmaz; hayatı terörize eder, kanla canla beslenir. bu korkunç bilgi isteğinin nerede biteceğini biliyor musun? yaz bir kenara. bir tarlada korkuluk olarak bitecek.

terry eagleton: şehirde yaşayanlar seksten çok ender olarak söz ederler ama onu akıllarından hiç çıkarmazlar; gerçeklik ile onun temsili arasında adı konmamış bir uçurum vardır.

8.10.2019

sevgi adına

ludwig wittgenstein

dilimizin sınırları dünyamızın da sınırlarıdır.

ingiliz imparatorluğundan nefret ediyorsunuz, gelgelelim ondan bin kat daha fazla kan gölüne batmış bir kuruma -kiliseye- yapışıyorsunuz. liderlerinin ölümünden nasıl kıyım yapılacağından başka şey öğrenmemiş bir teröristler ve kasaplar çetesi. tarihe yaptıkları biricik özgün katkı, bunu sevgi adına yapıyor olmaları.

eğer tanrı varsa konuştuğumuz dilin ötesindedir. politikanın da ötesinde.

insanoğlu dünyaya geldiği ilk günden itibaren doymak bilmez bir iştahla birbirinin derisini yüzmüştür. birbirlerinin gözlerini oyarak, anüsünden ve vajinasından içeri acı biber dalları sokarak, beşikten mezara kadar birbirlerinin yollarına kızgın korlar dökmüşler, bok döşemişlerdir. bu sonu gelmez tekme tokat yağmurunu sona erdirmek için ne kadar çok erdem gerekeceğini hayal edebiliyor musun? cengiz han ölçüsünde bir iyilik herhalde.

6.08.2019

özgürleşme

henri delacroix: sanat hem özgürleşme hem de yaratmadır.

spinoza: yüce mutluluk erdemin ödülü değildir; ödül, erdemin kendisidir.

ernest bersot: acı, kara ilaçtır. acı, engellenmiş istektir, durdurulmuş harekettir, kötürümleştirilmiş yaşamdır.

raymond polin: değerlerin gerçeği yoktur; yalnızca eylemin gerçeği vardır.

jacques maritain: bilgeliğin özünden ve barışından yararlanamayan sanatçı, zekanın ve spekülatif yaşamın acımasız gereksinimlerinin tutsağı olur ve zamansal üretimin ve pratiğin tüm kölece sefaletlerine mahkum olur.

william blake: tasarım bir evre değildir, insansal varoluşun kendisidir.

maurice pradines: kişinin, elde etmek için kendini feda ettiği diğerinde sevdiği şey kendisidir.

fenelon: iyi tarihçi, hiçbir zaman hiçbir ülkeye ait olmayan tarihçidir; vatanını sevse de hiçbir zaman ona nedensiz övgüler yağdırmaz.

francis herbert bradley: iyi istencin dışında hiçbir şey ahlaklı değildir.

descartes: okul mantığı, insana bilinen şeyleri öğreten veya bilinmeyen şeylerle ilgili muhakemesiz bir sürü sözler söyleyen ve böylece sağduyuyu geliştirmekten çok engelleyen bir diyalektikten başka bir şey değildir.

wittgenstein: gelecek olaylar şimdiki olaylardan çıkarılamaz. nedensel bağlılık bir boş inançtır.

lucien laberthonniere: aşk kaynaktır, araçtır ve amaçtır. her şeyi hesaba katan, aydınlatan, açıklayan nihai akıldır. ve aşk öz olarak özgür olduğu için, özgürlük şeylerin temeli olarak tepede hüküm sürmektedir.

19.11.2017

çıkış yolu

joyce carol oates

çıkış yolu. wittgenstein'ın yaşamının tek amacı sineğe şişeden çıkış yolunu göstermekti; ama, gerçek şuydu: insanoğlu şişeden çıkış yolunu öğrenmek istemiyordu; bizler tutsaktık, şişenin içi bizi büyülüyordu; cam yüzeylerin dokunuşu yetiyordu bize; bu cam yüzeyler deneyimlerimizin ve heveslerimizin sınırlarıydı; şişe derimizdi, ruhumuzdu; camın görüşümüzü bulandırmasına alışmıştık; çevremizdekileri arada cam olmadan açıkça görmek istemiyorduk; daha taze bir hava solumak istemiyorduk; şişenin dışında yaşayamazdık. ya da, şişenin camdan yansımalı dilinde, kendimize bunun böyle olduğunu söylüyorduk.

"sineğe şişeden çıkış yolunu göstermek mi istiyorsun? şişeyi kır."

19.09.2017

mutluluk

andrey platonov: mutluluk yararlıdır.

boethius: ölümlü yaratıkların tek bir endişesi vardır. bunun için olağanüstü gayret sarf edip türlü türlü işlerin peşine düşer, farklı yollardan ilerler; ama yine de mutluluğun yegane amacına ulaşmak içindir tek çabaları.

charles dickens: zaman olur, cehalet saadettir.

demir özlü: nedir ki mutluluk? hayatta bir şeylerin gelip bulması seni, ummadığın şeylerin olması ya da saplantıların kendi kendini onarması. başka ne olabilir ki?

choderlos de laclos: bir gönülde uyandırılan mutluluk, bağların en güçlüsüdür; gerçekten bağlayabilen bir o vardır.

javier marias: insanların çoğu hazzı elde ettikleri zaman nasıl keyfini süreceklerini bilemezler.

wittgenstein: mutlunun dünyası, mutsuzunkinden başka bir dünyadır.

viktor emil frankl: mutluluk sadece kişinin kendi aşkınlığını yaşamasının, kendini hizmet edilecek bir davaya veya sevilecek bir insana adamasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.

daniel defoe: hor kullanılmış bir mutluluk, çoğunlukla en büyük yıkımlara yol açar.

walter benjamin: mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.

14.11.2016

bireyselleşmiş toplum

zygmunt bauman

"toplum, insan hayatının önemli olduğuna dair bir mit, cüretkar bir anlam yaratma girişimidir." (ernest becker)

henry ford: tarih oldukça saçmadır. gelenek istemiyoruz. bizler bugünü yaşamak istiyoruz. dikkate alınabilecek yegane tarih bugün yapmakta olduğumuz tarihtir.

sigmund freud: uygarlık insanın mutluluk olanağının bir bölümünü bir parça güvenlik ile takas etmiştir.

"birey yurttaşın en kötü düşmanıdır." (tocqueville) birey, "ortak çıkar", "iyi toplum" ya da "adil toplum" konusunda kayıtsız, kuşkucu ya da ihtiyatlı olma eğilimi gösterir.

knud logstrup: hiç kimse önceden verilen direktifleri uygulamaya ve gerçekleştirmeye özen gösteren kişiden daha düşüncesiz değildir.

karl marx: tarihi insanlar yapar; ancak seçtikleri koşullar altında değil.

jeffrey weeks: insanlık gerçekleştirilecek bir öz değil, en geniş anlamda insanlığımızı oluşturan çeşitli bireysel projelerin, farklılıkların ifade edilmesiyle geliştirilecek pragmatik bir yapı, bir perspektiftir.

henry ford: egzersiz saçmadır. eğer sağlıklıysanız ona ihtiyacınız yoktur; eğer hastaysanız, zaten yapamazsınız.

bir nesnenin değeri onun edinilmesindeki zorlukla ölçülür.

sigmund freud: mutluluk, büyük ölçüde bastırılmış ihtiyaçların tatmininden gelir.

"hedefe ulaştığım zaman özgürlüğümü kaybederim; birisi olduğum zaman kendim olmaktan çıkarım." (zbyszko melosik / tomasz szkudlarek)

seneca: en çabuk gerçekleşen haz aynı zamanda ilk yok olandır.

ludwig wittgenstein: hiçbir ıstırap çığlığı tek bir insanın çığlığından daha büyük olamaz. hiçbir ıstırap tek bir insanın çekebileceği acılardan daha büyük olamaz. bütün gezegen tek bir candan daha büyük bir acı çekemez.

victor hugo: ütopya, yarının gerçeğidir.

"şimdi" hayat stratejisinin parolasıdır. böylesine güvenliksiz ve kestirilemeyen bir dünyada, akıllı ve becerikli gezgin hafif seyahat eder ve kendi hareketlerini kısıtlayan herhangi bir şey için asla gözyaşı dökmez.

24.09.2016

mantık

ludwig wittgenstein

mantıkta hiçbir şey rastlantısal değildir.

mantıkta olanaklı olan her şey, aynı zamanda geçerlidir.

mantık dünyayı doldurur; dünyanın sınırları onun da sınırlarıdır.

mantıkta hiçbir zaman beklenmedik şeyler olamaz.

mantık bir öğreti değil, dünyanın bir ayna tasarımıdır.

mantık aşkındır.

31.08.2016

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bazı insanlarda aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.

amin maalouf: gerçek, çok şey isteyen bir sevgilidir. hiçbir ihaneti kabul etmez, bütün inancın ona yönelik, yaşamının bütün anları ona aittir.

choderlos de laclos: insan ciltler dolusu yazar da bir çeyrek saatlik konuşmanın aydınlatıvereceği bir şeyi bir türlü anlatamaz.

epikuros: insanın ruhuyla ilgilenmesi için hiçbir zaman çok erken ya da çok geç değildir.

william s. burroughs: başarı kazanacağın bir yaşam biçimi hakkında yazılacak bir şey varsa şudur: bavulunu daima hazır tut ve yolculuğa hazır ol.

gustave flaubert: büyük yaradılışlar her şeyden önce müsrif insanlardır; kendilerini kolay harcarlar.

james baldwin: kadınlar erkekleri, erkeklerin görülmek istedikleri gibi görmezler. bütün zayıf noktaları, kanayabilecek yerleri bilirler.

wittgenstein: şu aşkın zırıltıları keselim; zira her şey insanın çenesine atılmış bir yumruk kadar açık.

klaus schröter: sanatsal üretimin anlamı ve değeri konusunda şüphe duymak entelektüel bir dürüstlüktür.

mehmet eroğlu: bir keresinde kendimi değerli hissetmiştim, yazabildiğimi sandığım gece. ama sabah beş para etmez birisi olarak uyandım.

oscar lewis: hayat bir güldürü, dünya bir tiyatro, bizler de oyuncuyuz.

sabahattin ali: şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?

31.07.2016

uzun lafın kısası

epikuros: ölümsüz iyilikler arasında yaşayan bir insanın ölümlü bir canlıya benzer bir yanı yoktur.

anatole france: anavatan için öldüğünüze inanıyorsunuz; oysa bazı sanayiciler için ölüyorsunuz.

g.b. shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.

charlotte bronte: dünya tarihinin en iyi insanlarından birçoğu parasız, evsiz yaşamışlardır.

wilhelm reich: asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.

gustave flaubert: insan, yeteneğinin doruğuna ancak kendinden soyunarak erişebilir.

wittgenstein: ölüm korkusu yanlış, yani kötü yaşamın en belirgin işaretidir.

max horkheimer: zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.

alexandre dumas: büyük bir umutsuzlukla dolu yüreklerde artık başka heyecana yer yoktur.

orhan pamuk: içinizde kalbinize nakşettiğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hala sizin evinizdir.

william faulkner: zeki insanlar her türlü insan adaletsizliğine, budalalığına ya da acısına karamsar ve alaycı bir akli acıma duyarlar.

rollo may: sizi kabul edecek bir baba olmadan yaşayabilirsiniz; ama sizce anlam taşıyan bir dünya olmadan yaşayamazsınız.

13.06.2016

tractatus

ludwig wittgenstein

dünya, olduğu gibi olan her şeydir.

mutlunun dünyası, mutsuzunkinden başka bir dünyadır.

dilimin sınırları, dünyamın da sınırlarıdır.

düşünce, düşündüğü olgu durumunun olanağını içerir. düşünülebilir olan, olanaklıdır da.

gündelik dil, insan örgenliğinin bir parçasıdır ve ondan daha az karmaşık değildir.

gündelik dilin anlaşılması için yapılan sessiz düzenlemeler korkunç derecede karmaşıktır.

felsefe konularında yazılmış çoğunluk tümceler ve sorular yanlış değil, saçmadır.

uzam, zaman ve renk, nesnelerin biçimleridir. ancak nesneler varsa dünyanın belirgin bir biçimi olabilir.

bir tümceyi anlamak, o doğru olduğunda, neyin olduğu gibi olduğunu bilmektir.

felsefe bir öğreti değil, bir etkinliktir.

hiçbir tümce kendi üzerine bir şey söyleyemez; çünkü tümce imi kendi kendisinin içinde kapsanamaz.

10.11.2015

arayış

ludwig wittgenstein

her şeyin gözle görülür olması katlanılmaz bir şey. görülebilecek bütün her şeyin gördüklerimizden ibaret olması. bunu hazmedemiyoruz, son nefesimize kadar bununla savaşıyoruz.

sahnedeki dram amatörce ve derme çatma olduğu için, gözlerden uzakta temsil edilen daha saf, daha güzel bir oyun seyredebilir miyiz, diye sahne gerisine göz atmaktan kendimizi alamıyoruz. ama sahne gerisi bomboş, görmüyor musun? mezarı açtılar, boş çıktı. asıl vahiy buydu işte. şeylerin nasıl oluştuğu değil, ne oldukları: giz bu. hiçbir şey olmayabilirdi, öyleyse neden var?

bir derinlik hayaline saplanmış budalalar olduğumuz için gizli olanı arıyoruz. gerçekliğin dayanılmaz buradalığını görmemek için elimizden geleni yapıyoruz. bunu bir an kafamıza kazıyabilsek kurtuluruz. belki de deliririz. oysa biz fikirlerin arkasına sığınıyoruz. fikirler! domuzların bile fikri olabilir.

üzerinde konuşulamayan şeyler konusunda susmalı.

7.08.2015

yan değiniler

ludwig wittgenstein

ölüm, bir yaşam olayı değildir. ölüm yaşanmaz.

ilkin gezginliğe çıkman gerek; ancak sonra, yurduna dönebilir, o zaman da ötekileri anlayabilirsin.

kendini aldatmamaktan daha zor bir şey yok.

insanlar iyiye doğru götürülemezler; ancak şuraya buraya götürülebilirler. iyi, olgu uzamının dışında yatar.

yüz, bedenin ruhudur.

insanın -belki de halkların- hayret duymaya uyanmaları gerekir. bilim, onları yeniden uyutmanın aracıdır.

kendi zamanından önce olmakla yetineni, gün gelir, yakalar zamanı.

yetenek taze suların sürekli çağladığı bir kaynaktır. ama bu kaynaktan doğru biçimde yararlanılmazsa değersizleşir.

doğaüstünü ancak doğaüstü olan dile getirebilir.

yalnızca tinle üflenmiş boş bir balon gibi ortalıkta gezinmek zorunda olmak utanç verici bir şey.

iş, senin gurur binanı yıkmakta. korkunç bir uğraş gerektiriyor bu da.

düşünceler de bazen olgunlaşmadan düşer ağaçtan.

çocuk kötüdür; ama kimse ona başka türlü olmayı öğretmez ki; ana babası da gösterdikleri budalaca yakınlıkla daha da beter ederler onu.

31.10.2014

uzun lafın kısası

cicero: kamu esenliği en büyük yasadır.

samuel johnson: vatanseverlik alçakların son sığınağıdır.

boethius: iyi olan her şeyle dolup taşmak, başkasına gerek duymadan sadece kendi kendine yetmek, mutluluğu gerçekleştirecek tek şeydir.

wittgenstein: bu dünyada acayip şeyler olduğunu biliyorum. hayatımda tam manasıyla öğrendiğim üç beş şeyden biridir bu.

henrik ibsen: bir görüş, bir ideal hiçbir zaman açlığı ve susuzluğu gidermemiştir.

william s. burroughs: eğer dindar bir orospu çocuğuyla iş yapıyorsanız her şeyi belgeleyin. onun sözü beş para etmez. yüce efendisi ona sizi bu anlaşmada nasıl becereceğini söylerken, bu mümkün değildir.

la rochefoucauld: nehirler nasıl denize dökülürlerse, erdemler de menfaat denizinde öyle kaybolurlar.

alain de botton: sevgi, bir kişinin başka bir kişinin varlığına gösterdiği saygı ve hassasiyettir.

paul auster: insanlar, inanmaları istenilen şeylere inanırlar.

tahsin yücel: en olmayacak zırvaları yüksek yöneticiler, yüksek din adamları ve ünlü filozoflar üretir.

michel foucault: iktidarın olduğu yerde direniş de vardır.

andreas ady: kimse bizi gerçek yüzümüzle tanıyamaz; birey, kendisine değin eşi bulunmayan, kendisinden sonra da yinelenmesi olanaksız, tek bir varlıktır. yaşamı boyunca bu yalnızlığın acısını çeker, ondan kaçmaya çabalar; ancak bunu hiçbir zaman başaramaz.

23.10.2014

inferno

ilhan berk

şiir sürgünlüktür.

dokunma bitimsiz, uçsuz bucaksız fırtınalı bir yolculuktur.

d.h. lawrence: insan bedeni utançla saklama yerine saygıyla yüceltilecek bir tapınaktır.

epikuros: et için hazların sınırı yoktur.

umberto eco: asıl gizem varoluş değildir, varolmayıştır. erotizm de aşk gibi gerçekleşmemektir. aşkın kendisi gibi de olanaksızlıklar yuvasıdır.

fernando pessoa: asıl çöl "ben"dir.

andre breton: erotizm insana yaraşan tek sanattır.

sigmund freud: düş, bir isteğin gerçekleşmesidir.

andre breton: şiir usun bir bozgunluğu olmalıdır.

anlam, bir bakıma güzelliğin yaratılmasından başka bir şey değildir. bir şiir, bir köğük güzelse anlamlıdır.

stendhal: benim işim yaşamak değil yazmaktır.

t.s. eliot: büyük bir şiir bir başka büyük şiiri anımsatmadıkça büyük olamaz.

şiir gerisinde gizli bir tarih bırakır.

akılla yazılan şiir on para etmez.

jose ortega y gasset: günümüzde şiir, eğretilemelerin yüksek cebiridir.

jacques derrida: uzaklık kadının etkinliğinin ögesidir.

duvarcılar dünyanın en sessiz, en güzel insanlarıdır. taşlara benzerler; taşlar gibi yalın, sade, güzel. bir de şairlere. şairler gibi çilekeş, sabırlı; gene şairler gibi güzel işlerin adamıdırlar. 

andre breton: şiir yatakta yapılır.

emmanuel levinas: en iyi karşılaşma biçimi gözlerin rengini bile fark etmemektir.

gustave flaubert: her olağan nesnede tansıklı öyküler gizlidir.

şiir dilin belini getirmektir.

"nasıl resim yapıyorsunuz?" sorusuna, "erkeklik organımla!" yanıtını verir renoir.

francis ponge: sessiz dünya bizim asıl dünyamızdır.

ludwig wittgenstein: ancak nesneler varsa dünyanın belirgin bir biçimi vardır.

gerçeklik tutunabileceğimiz tek daldır.

2.08.2014

sözcükler

ludwig wittgenstein

sözcükler eylemlerdir.

ancak çok mutsuz bir insanın başka bir insan için üzülmeye hakkı vardır.

kişi dile gelmeyeni dile getirmeye çalışmayınca, hiçbir şey yitirilmiş olmaz.

kişi yalan söylemiyorsa, yeterince özgündür.

kitap, yaşamla doludur -bir insan gibi değil, bir karınca yuvası gibi.

düşüncelerimin çeperi, muhtemelen, sandığımdan çok daha dar. 

çok şey bilen için yalan söylememek zordur.

ben, başkalarının ilerlediği noktada, dururum.

becerikliliğin kıraç yüksekliklerinden hep yeniden budalalığın yeşeren koyaklarına in.

okurun da yapabileceğini, okura bırak.

budalalığın çayırlarında, becerikliliğin kıraç yüksekliklerinin yetiştirdiğinden daha çok ot biter filozoflar için yine de.

ancak çok mutsuz bir insanın başka bir insan için üzülmeye hakkı vardır.

kişi yalnızca en korkunç acılar içindeyken yazmalı -o zaman bambaşka bir anlamı olur yazdıklarının.

kendi eylemlerin tiksintiyle sarstı seni, onları başkalarında görünce.

başkasının derinlikleriyle oynama.

16.08.2013

goethe öleyazıyor

thomas bernhard

goethe, schiller'in resmini kaldırıp gözlerinin önüne getirmiş ve şöyle demişmiş: "nefesleri yetmediği için büyüklüğe layık olmayan bütün zayıflar için üzgünüm."

"totolojide gerçeklik koşulu yoktur; çünkü o kayıtsız koşulsuz gerçektir. çelişki ise hiçbir koşulda gerçek değildir." diyormuş goethe bu günlerde, wittgenstein alıntılayarak.

anababa evleri her zaman birer zindandır ve çok az kişi kurtulup çıkabilir ordan. çoğunluk, yani bana kalırsa yüzde doksan sekiz oranında kimse hayat boyu bu zindanda hapis kalır. bu zindanda alt edilir ve sonuçta mahvedilir ve gerçekte bu zindanda ölürler.

büyük ustalar hep aynı şeyi çizer ya da resmederler, hep aynı şeyi çizdikleri ya da resmettikleri için büyüktür onlar.

durmadan huzur arıyoruz ve tabii bulamıyoruz; çünkü biz huzursuzluğun ta kendisiyiz.

kaçmak, kurtulmak isteriz ama artık mümkün değildir. ondan sonra artık sadece soluksuz kalıp boğulacağımız anı bekleriz.

6.06.2013

tarih ve tin

joel kovel

aşkta arzuladığımız aslında başkasının bizim için duyacağı arzudur. evrensel anlamda arzu duyulan şey kalıcı bir sevilme duygusudur.

kendisine ideallerinin güzel; ama gerçekleşemez olduğu söylenen eski ispanyol anarşistin verdiği yanıt "tabii ki bunları gerçekleştirmek olanaksız; ancak bugün olanaklı olan her şeyin değersiz olduğunu görmüyor musunuz?"

wittgenstein: ölüm korkusu yanlış, yani kötü yaşamın en belirgin işaretidir.

kar uğruna insanların çoğunu umutsuzluk ve yoksulluğa iterek gezegenin intiharına yol açan bir dünya düzeni, tinsel merkezi olmayan bir öldürme/üretme makinesidir. theodor adorno, bir keresinde, yahudi soykırımından sonra artık şiir yazılamayacağını söylemişti. aynı şey tinsellik için de söylenebilir. tinden uzaklaştırılan bir dünyanın evrensel koşulu bir tür hissizleşmeyse, bunun nedeni bir ölçüde her yerde hazır bekleyen korkuyu bertaraf etme gereksinimidir. kar, düzen ve verimlilik adına mutat olarak işlenen katliamlarla karşılaşan ruh kendi içine sığınır, daha doğrusu kaybolur.

william blake: eğer algının kapıları temizlenirse insana her şey olduğu gibi görünecektir: sonsuz olarak.

ilkel insanın asla yapmadığı bir şey vardır: o, benliği birleşmiş bir bütünlük olarak düşünme ya da durağan bir şey olarak görme hatasına düşmemiştir. onun için benlik, her zaman, düşünürün bile tek bir birim halinde birleştiremediği çok sayıda parçadan oluşan dinamik bir kendiliktir.

karl marx: benlik toplumsal ilişkilerin bir toplamıdır.

genelde, öteki ile olan ilişki sınırlar içinde tutulamaz ve çeşitli türden ötekilikler bir araya gelir ve birbirlerini belirlerler. bu, freud'un insanların doğuştan biseksüel olduğu görüşünün ve aktarım teorisinin dayanağıdır; çünkü bu sonraki ilişkilere öncekilerin nüfuz edişini açıklayarak bastırılmış tin-varlığın geri dönüşünü yeniden üretir. freud'un, her cinsel ilişkinin en az dört kişiyi içerdiği yolundaki aforizması onun en doğru görüşlerinden biridir.

pascal: yüreğin, aklın hiç bilmediği kendi nedenleri vardır.

freud dinsel ve mistik fenomenlerin olgunluk öncesi deneyilerin kalıntıları olduğunu, bunların dünyadan kaçış amacı güttüğünü ve böylelikle rasyonel bir temelleri olmadığını ileri sürmüştür. aynı eleştiri orgazm, aşık olma ve politik tutku gibi kendinden geçme duygularına da uygulanabilir.

sigmund freud: ego, terk edilmiş nesne kateksisinin tortusudur. nesnenin gölgesi egonun üzerine düşer.

kapitalizm, egonun ruhu yendiği bir benlik düzeyinde işlev gören bir tür toplumsal düzendir.

descartes: farklı ellerce yapılmış birçok parçadan oluşan eserlerde tek bir ustanın elinden çıkmış eserlerde görülen mükemmelliğe rastlanmaz.

elbette herkesin bir ruhu vardır. ruhsuz koşullar terimiyle denmek istenen şudur: ruhu ortaya çıkaran varlık biçimleri dünyevi başarı ile ödüllendirilmez. toplumun ana kurumları insanları verimli tekno-bürokratik işçiler, neşeli tüketiciler ve yaşam oyununun tutkulu galipleri olmak üzere yetiştirir. bu düzen içinde bir ruha sahip olmak tamamen gereksiz bir kategoridir ve kişiye ilerlemede yardımcı olamaz; hatta başarısızlığa neden olur.

walter benjamin: peri masalları, mitin insana yüklediği kabustan kurtulma yolunda insanların ilk çabalarını anlatır.

hiçbir şey, insanca yaşama hakkından daha değerli değildir.

bir kişi politik olarak tam bir faşist olup kuşlara ve çiçeklere derin bir sevgi duyabilir. hitler'in köpeklerine düşkünlüğünü anımsayın. dağlarda yaşayan heidegger vahşi hayata hayrandı ve doğaya ilgi duyardı; ancak bildiğim kadarıyla bu onun poltik görüşlerinde bir iyileşmeye neden olmadı. başka birisi kendini yoksul kişilere adarken çimenlerden nefret edebilir.

tarsuslu saul: tanrı bilgeleri şaşırtmak için dünyanın aptalca şeylerini seçmiştir ve tanrı güçlü olanları şaşırtmak için dünyanın zayıf şeylerini seçmiştir ve dünyanın aşağılık ve horgörülmüş şeyleri tanrı tarafından seçilmiştir ve olmayan şeyler, olan şeylere yokluğu getirmek için seçilmişlerdir.

ateşli bir anticinsellik, cinsel kategorisini gerekli kılar. yani eğer bir mezhep, üyelerinin dine bağlılığını ispatlamak için hadım etme töreni getiriyorsa, bunu cinselliğin bir tezahürü olarak almak zorundayız. kuşkusuz sağlıklı bir cinsellik olmasa da yine de cinseldir. çünkü cinselliği kökünden ortadan kaldırmaya yönelik böyle bir davranışın ardında, her ne kadar nefret edilse de, ancak erotik bir patlama olabilir.

şeyleri söze dökmek için varlığın bütünlüğünü bozarız.

sigmund freud: insanlar sevilmek isteyen ancak saldırıya uğradıklarında kendilerini koruyan nazik canlılar değillerdir; tam tersine, insanlar içgüdüsel donanımları içinde saldırganlığın güçlü bir yer bulduğu canlılardır. bir kural olarak, bu zalim saldırganlık bir tahrik bekler ya da başka ılımlı yollarla da ulaşılabilecek bir amaca hizmet eder.

meister eckhart: her şeyi almak isteyen biri her şeyen feragat etmelidir.

maddi özgürlük olmadan tinsel özgürlük olmaz.

tanrı'nın ölümü mutlak varlığın yadsınması değil, yalnızca insan özelliklerini ve eğilimlerini göklere de uzatan bir tanrı kavrayışının yadsınmasıdır. diğer bir deyişle, nietzsche ayrı ve özel bir varlık olarak tapılan teistik tanrı'yı öldürmüştür. bunun güzel bir kurtuluş olduğunu söyleyeceğim! çünkü böyle bir tanrı tarihin başının belası olan yarılma ve tinsel gururun başlıca özelliği olmuştur. narsisizme acı bir darbe olsa da herhangi bir birey ya da ulusun ilerlemesine adanmış bir mutlak varlık olmadan çok daha iyi yaşayabiliriz.

sigmund freud: kitleler tembel ve akılsızdırlar.

liderin belki de en büyük dramlarından biri tutkulu bir ruhu soğuk bir zeka ile birleştirip kılı bile kıpırdamadan acı dolu kararlar almasıdır.

tinselliğin başlangıcı çoğu kişi için doğa alanı ile duyumsal bir karşılaşmadır: yıldızlı bir gece, denizin kükremesi, karanlık bir yerdeki ateşböceklerine bakmak. meditasyon tinselliği içe döndürür; o bilincin öyle bir değiştirilmesine dayanır ki, beden-organizma, ruh ile evren arasında sonsuz küçüklükte bir perde olur. ikinci doğa ile birinci doğa, aynı doğa ile dolaysız bir karşılaşma umuduyla birbirine yaklaşır. onu evrenle birleştirerek, insan varlığının ayrılmışlığını eritip yok eden saf varlığın kıvılcımı: mistik an.

bilgi ileri kapitalizmin yaşam-plazması olarak düşünüldüğü için, büyük bir fetişleştirmeye maruz kalmıştır. bu hiçbir yerde, bilgisayarın bir süper-akıl olarak putlaştırılmasından daha belirgin değildir. ancak bilgisayarın sınırlarını onun farklılaşmamış varlığı belirler. bir bilgisayar saniyede kaç milyar hesap yaparsa yapsın, hiçbir zaman bir ruha sahip olmayacaktır.

kurban olmak erdemli olmaya yetmez. en iyi olasılıkla mazlumu efendi olmanın günahlarından uzak tutar; en kötü olasılıkla kişiyi sırf öç almak için öç almanın sonsuz ve nihilistik döngüsüne sokar. bazen ezilenlerin özgürleşme hareketi -ıra gibi- kurbanlaştırma ve intikam mantığı içinde umutsuz bir tuzağa düşer.

6.02.2013

bir gün beraber gideriz

joyce carol oates

wittgenstein: bir resmin içine sıkışıp kalmışız. bir türlü dışarı çıkamıyoruz, dilimize sinmiş, dil gözümüzün yaşına bakmadan inadına yaşatıyor o resmi.

"anlama çabası ilk ve en temel erdemdir."

uygar dünyada insan aydınlandığını sandıkça akılsızlıkla kuşatılır.

"başkalarının da bizi iyice gördüğünü söyleyemeyiz ki. çünkü onların gördükleri, o aciz gözleriyle, görmek istedikleridir."

"hep kendi varlığımızda kalmayı isteriz."

spinoza: akılda mutlak özgür irade yoktur; ancak akıl bu ya da şu iradeye bir nedenle bağlıdır; bu neden de başka bir nedene dayanır, o da başka bir nedene ve bu böylece sonsuza dek gider.

"adım farklı olsaydı bambaşka bir insan olurdum."

insan birini umarsızca seviyorsa ona ihanet etmeyi de sever; her tür bağlantı heyecan verir.

"kendimizle ve bizi etkilediğine inandığımız veya neşe bulduğumuz nesneyle ilgili her şeyi olumlamaya çalışırız; bizi tam tersi şekilde etkileyen ya da üzen şeyleri de reddetmeye çalışırız."

"başkalarının gözünde bir çift gibi görünüyorsak, o zaman öyleyizdir."

kumarbaz felsefesi çok basittir: işlerin senin lehine dönme olasılığı çok düşükse, neden her şeyini ortaya koymayasın ki?"

"yaşamımızı gerçek kılan şeyler hak etmediklerimizdir."

wittgenstein: dilimin sınırı dünyamın da sınırıdır.

"insanın birden fazla değil de bir tek sorumlu olduğuna inanması daha kolaydır. evrenin akla dayalı olduğuna ve bizim ne kadar yanıltıcı olursa olsun bu doğrunun yalnızca küçük bir bölümünü bilebileceğimize inanmak."

"insan nedir ki? azgın yılanlardan yapılma bir yumak."

yalnızdım, yalnız. kendimi buz gibi suya dalan yalnız bir yüzücü gibi boşluğa atıyordum; bütün yüzücüler ruhun o hüzünlü diyarında yalnızdır.

"evren beni uzayla atom gibi çepeçevre sarıyor; düşünceyle."

insanlık denen güruh her söylenene inanan dev bir bebek; bulduğu her memeyi emiyor.

"beni sevme. beni tanımaya bile çalışma. çünkü bu mümkün değil. beni tanımak. çünkü kimlik içtedir. insanın benliği dışarıdan kimsenin ölçemeyeceği bir yerdedir."

"hakikat istektir; inanma isteğidir; inandığımız şeye hakikat der çıkarız. aşkın olduğu yerdeyse hakikat yoktur."

"işte o zaman başladı, çözülme. belki de aylar hatta yıllar önce başlamıştı da şu an, şu geç saatte iyice açığa çıkmıştı: bütün anlaşılmazlığıyla, bir anda uyanıp kendini burada duygusuz, ilgisiz, yalnızca kendilerine hayran olunmasını bekleyen yabancıların arasında buluyorsun, telaşla elindeki on yedinci yüzyıl geometri teoremleri ve önermeleriyle dolu etik kitabına sarılıp kalıyorsun. ağlamamaya çalışıyorsun. çünkü çocuk değilsin. on dokuz yaşında bir yetişkinsin. öyle incinmişsin ki! kalbin kırılmış! sarhoş bir ağızdan çıkan o azar dolu kaba sözlerin acısını ömrün boyunca unutamayacaksın."

"yıldızlar hayallerimizin sınırsızlığını göstermeye yarar."

"burada güzellikten söz edilemez; onun için kırgınlık ve umut da yoktur."

"tanrı bir kitapsa neden bu kadar çok kitap var o zaman? kendini neden bu kadar çok kitapla açığa vurmuş?"

her sevgili bizi yeniden keşfeder. bizi yeniden adlandırır. eskisi hemen silinir. kalakalır.

"kendimi bütünüyle arındırmak; ama nasıl? etsiz beyaz iskelet haline, hiçliğe dönmek. ancak o zaman özgür olabilirim."

"işte tarihe girince böyle olur: tarih insanı ayakkabılarının topuğundan yakalayıp yere serer."

"ilk aşkını hiç unutamayacaksın. o ilk aşktan sonra da kimseyi asla aynı şekilde sevemeyeceksin."

sevgilimi şaşırtma, onu mutlu etme isteği. çünkü hayran olduğumuz bir insanın mutlu olması bizi de mutlu eder; mutsuzluğu ise mutsuz eder; onun dışında evrenin bir hükmü yoktur, anlamsız bir mürekkep hokkası gibidir.

"aşk barbarca bir şeydir ama ondan daha beteri arzudur; ondan da beteri arzuyu alışkanlık haline getirmektir, tutkudur."

schopenhauer: yaşam uykuya karşı verilen bir savaştır; sonunda hep kaybedilir.

"kimsem yok benim; ailem, erkek ya da kız kardeşim. tanrım da yok; zihnim dışında barınacak evim yok. tek evim düşüncelerim."

"bütün insan yaşamı totolojiktir, organik bir kıyastır."