#bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.02.2022

enformasyon

nurdan gürbilek

walter benjamin "hikâye anlatıcısı"nda, hikâye anlatıcılığını zanaatkârlığa özgü bir iletişim biçimi olarak ele alır. anlatıcılık ortadan kalkmıştır; çünkü ancak zanaatkârlıkla birlikte var olan koşullar -insanların deneyimlerini paylaşma yeteneği, bir olayı kuşaktan kuşağa aktaran gelenek zinciri, bunun üzerinde yükseldiği hafıza, geçmişin ve uzakların bilgisine dayanan bilgelik- ortadan kalkmıştır. bunun tam karşıtı, enformasyondur.

enformasyonun ön koşulu, "kendinde ve kendi için anlaşılabilir" görünmesidir. gerçi çoğu zaman, eski yüzyılların bilgisinden daha kesin değildir. ama geçmiş bilgisinin mucizevi olandan beslenme eğilimine karşı, enformasyon makul görünmek zorundadır. bu yüzden de hikâye anlatıcılığının ruhuna ters düşer. eğer hikâye anlatıcılarına giderek daha az rastlıyorsak, bunda enformasyon ağının belirleyici bir rolü vardır.

bir zamanlar uzakların bilgisi -ister yabancı ülkelerle ilgili mekansal bir bilgi, ister geleneğe dair zamansal bir bilgi olsun- doğruluğu denetlenemese de onu geçerli kılan bir yetkiye sahipti. oysa enformasyon, anında doğrulanabilir olma iddiasını taşır.

le figaro'nun kurucusu villemessant, enformasyonun doğasını ünlü bir formülle açıklamıştı. "okurlarım için," diyordu, "quartier latin'de bir çatıda çıkan yangın, madrid'deki devrimden daha önemlidir." bu da çarpıcı biçimde gösteriyor ki, artık uzaklardan gelen bilgi değil, bizi en yakında olup bitene ulaştıran enformasyon kabul görüyor.

enformasyon yalnızca yeni olduğu an değer taşır, yalnızca o an yaşar. kendini tümüyle o ana teslim etmeli, zaman kaybetmeden kendini ona açıklamalıdır. oysa hikâye farklıdır: kendini tüketmez, gücünü toplar ve korur, yıllarca sonra bile harekete geçirebilir.

1.07.2021

ölümsüz doğruluklar

friedrich engels

en küçük bir kuşkunun bize delilik gibi görünebileceği denli sağlam doğruluklar yok mudur? iki kere ikinin dört etmesi, bir üçgenin açısının iki dik açıya eşit olması, paris'in fransa'da bulunması, yiyecek bir şey bulamayan adamın ölmesi vb. gibi? yani ölümsüz doğruluklar, son çözümlemede kesin doğruluklar yok mudur? vardır elbette.

bütün bilgi alanını, eski ünlü yönteme göre, üç büyük kesime bölebiliriz. birincisi cansız doğa ile uğraşan ve matematik olarak işlenmeye az çok elverişli bütün bilimleri kapsar: matematik, astronomi, mekanik, fizik, kimya. eğer biri çok yalın nesnelere büyük sözcükler uygulamaktan zevk alırsa, bu bilimlerin kimi sonuçları ölümsüz doğruluklardır, son çözümlemede kesin doğruluklardır denilebilir; ayrıca bu nedenle de bu bilimlere kesin bilimler adı verilmiştir. ama bütün sonuçlar için bu, doğru olmaktan uzaktır. çoğu kez o denli ağırbaşlı olan matematik, işin içine değişken büyüklükleri sokarak ve bunların değişkenliklerini sonsuz derecede küçük ve sonsuz derecede büyüğe kadar götürerek, günah işledi; bilgi ağacının kendisine en büyük sonuçların; ama bununla birlikte yanlışlıkların da yolunu açan meyvesini yedi.

matematik olan her şeyin içinde bulunduğu mutlak geçerliliğin, söz götürmez tanıtlamanın erden (bakir) durumu, elveda; bilimsel tartışmalar çağı açıldı ve bugün, insanlardan çoğunun ne yaptıklarını anladıkları için değil ama arı inanla, şimdiye değin sonuçlar hep doğru çıktığı için, diferansiyel ya da integral hesaptan yararlandıkları bir noktada bulunuyoruz. astronomi ve mekanikte durum daha da kötüdür ve fizik ile kimyada, bir arı sürüsü ortasındaymış gibi varsayımlar ortasında bulunulur. ayrıca başka türlü de olamazdı.

fizikte moleküllerin hareketi, kimyada atomlardan hareket ederek moleküllerin oluşmaları ile uğraşıyoruz ve eğer ışıklı dalgaların titreşim girişimi bir masal değilse, bu ilginç şeyleri kendi gözlerimizle görme umudu hiç yok demektir. son çözümlemede kesin doğruluklar, zamanla bu alanda görülmedik bir biçimde seyrekleşir. doğası gereği, özsel olarak ne bizim, ne de herhangi bir insanın tanık olarak bulunduğu süreçlerle uğraşan bir bilim olan jeolojide daha da kötü durumdayız. bu nedenle, son çözümlemede kesin doğruluklar hasadı burada çok büyük bir çaba olmaksızın yürümez ve üstelik son derece önemsiz kalır.

bilimlerin ikinci sınıfı, canlı organizmaların irdelenmesini içine alan sınıftır. bu alanda karşılıklı ilişkiler ve nedenselliklerin öylesine bir çeşitliliği gelişir ki yalnızca çözülmüş her sorun, ortaya sayılmaz bir miktarda yeni sorunlar çıkarmakla kalmaz; ama her tekil sorun da ancak çoğu kez yüzyıllar isteyen bir dizi araştırmalar aracılığıyla ve çoğu zaman parça parça çözülebilir; aynı zamanda tümlükleri sistematik olarak tasarlama gereksinmesi, son çözümlemedeki kesin doğrulukları her an çok zengin bir varsayımlar çiçeklenmesi ile kaplanmaya zorlamaktan geri kalmaz.

memelilerde kan dolaşımı denli yalın bir şeyi doğrulukla saptamak için, galenos'tan malpighi'ye değin ne uzun bir aracı sahanlıklar dizisi zorunlu oldu! kan yuvarlarının kökeni üzerine ne denli az şey biliyoruz ve bugün bile, örneğin bir hastalığın belirtileri ile nedenleri arasında ussal bir ilişki kurmak için, ne denli çok aracı halkadan yoksun bulunuyoruz! üstelik sık sık, bizi biyoloji alanında o zamana değin yürürlükte olan tüm son çözümlemedeki kesin doğrulukları tam bir gözden geçirmeye ve bunlardan birçoğundan vazgeçmeye zorlayan, hücrenin bulunması gibi bulgular ortaya çıkıyor. öyleyse bu alanda ortaya gerçekten gerçek ve değişmez doğruluklar koymak isteyen biri, bütün insanlar ölümlüdür, bütün dişi memeli hayvanların süt bezleri vardır vb. gibi yavanlıklarla yetinmek zorunda kalacaktır; kafada merkezleşmiş sinirsel etkinlik sindirim için zorunlu olduğuna göre o, gelişmiş hayvanlar yediklerini kafaları ile değil, mide ve bağırsakları ile sindirirler bile diyemeyecektir.

ama ölümsüz doğruluklar için işler, bilimlerin üçüncü grubunda, yani insanların yaşama koşullarını, toplumsal ilişkileri, hukuk ve devlet biçimlerini, felsefeden, dinden, sanattan vb. oluşan ideal üst yapıları ile birlikte, tarihsel ardışıklıkları ve o günkü sonuçları içinde inceleyen tarihsel bilimlerde daha da kötü gider. organik doğada, hiç olmazsa doğrudan doğruya gözlemleyebildiğimiz ölçüde, çok geniş sınırlar içinde oldukça düzenli bir biçimde yinelenen bir süreçler dizisi ile uğraşıyoruz. aristoteles'ten bu yana organizma türleri kabaca aynı kalmıştır. buna karşılık, toplum tarihinde insanlığın ilkel durumunu, taş devri denilen şeyi aştığımız andan başlayarak, durumların yinelenmesi kural değil, ayrıklamadır ve bu türlü yinelenmelerin kendini gösterdiği yerde de bu yinelemeler hiçbir zaman aynı koşullar içinde ortaya çıkmazlar. bütün uygar halklarda toprağın ilkel kolektif mülkiyetine ve bunun ortadan kalkma biçimine rastlanması gibi. bu nedenle, insanlık tarihi alanında sağlam bilgimiz, biyoloji alanında olduğundan çok daha geridedir.

dahası var: bir dönemin toplumsal ve siyasal varlık biçimlerinin iç bağlantısı bir kez kazara öğrenilecek olsa, bu iş hiç şaşmadan, bu biçimler ömürlerinin yarısını çoktan doldurmuş, sonlarına doğru gitmekte oldukları zaman olur. demek ki ancak belirli zamanda ve belirli halklar için var olan ve özü gereği geçici bir nitelik taşıyan bazı toplum ve devlet biçimlerinin bağlantı ve sonuçlarını kavramakla yetinmesi sonucu, bu alandaki bilgi özsel olarak görelidir. öyleyse bu alanda son çözümlemede kesin doğruluklar, mutlak olarak değişmez katışıksız doğruluklar avına çıkan biri, örneğin insanların genellikle çalışmadan yaşayamayacakları, şimdiye değin çoğu kez egemenler ve egemenlik altında olanlar olarak bölünmüş oldukları, napolyon'un 5 mayıs 1821'de öldüğü gibi en kötü cinsten yavanlıklar ve beylik düşünceler dışında, çok az avla dönecektir.

ne var ki ölümsüz denilen doğruluklara, son çözümlemede kesin doğruluklara vb., çoğu kez tam da bu alanda rastlamamız ilginçtir. iki kere iki dört eder, kuşların gagası vardır ve aynı türden başka olgular ancak, genel olarak ölümsüz doğrulukların varlığından, insanlık tarihi alanında da matematik kavrayış ya da uygulamalarınınkine benzer bir geçerlilik ve bir diğer savında bulunacak ölümsüz doğruluklar, ölümsüz bir ahlak, ölümsüz bir adalet vb. bulunduğu sonucunu çıkarma niyetini besleyen biri tarafından ölümsüz doğruluklar olarak ilan edileceklerdir. ondan sonra aynı insanseverin, bize ilk fırsatta, ölümsüz doğruluklar üretimindeki bütün öncellerinin az çok eşek ve şarlatan olduklarını, hepsinin yanılgı içine düştüğünü, hepsinin yanıldığını açıklayacağına tam bir güven besleyebiliriz; ama onların yanılgısı ve onların yanılabilirliğinin varoluşu doğaldır ve kendisinde doğruluk ve doğrunun varlığını kanıtlar; kendisi, daha yeni doğmuş bulunan bu yalvaç, son çözümlemedeki kesin doğruluğu, ölümsüz ahlakı, ölümsüz adaleti hazırlop bir biçimde cepte taşır. bu, şimdiye değin o denli çok yinelenmiş bir durumdur ki kendilerinin böyle olduğuna inanacak kadar bön adamların hala var olmasına yalnızca şaşılır.

bununla birlikte burada da, başkaları herhangi bir adamın son çözümlemede kesin doğruluğu sağlayacak durumda olduğunu yadsıdıkları zaman, her zamanki gibi ultra-moral bir öfkeye kapılmaya hazır o yalvaçlardan birini görmüyor muyuz? böyle bir yadsıma, hatta yalın bir kuşku, güçsüzlüktür, içinden çıkılmaz karışıklıktır, hiçliktir, ahlak bozucu kuşkuculuktur, yalın nihilizmden daha kötü bir şeydir, anlaşılmaz karışıklık ve aynı türden başka sevimliliklerdir. bütün yalvaçlarda olduğu gibi, bilimsel ve eleştirel bir açıdan incelenmez ve yargılanmaz ama düpedüz ahlak yıldırımları yağdırılır.

yukarda insan düşüncesinin yasalarını irdeleyen bilimleri: mantık ve diyalektiği de sayabilirdik. ama ölümsüz doğruluklar için gelecek, burada daha iyi değil. asıl diyalektik, der bay dühring, arı bir saçmalıktır ve mantık üzerine yazılmış ya da yazılacak birçok kitap, o alanda da son çözümlemede kesin doğrulukların çoğunun sandığından çok daha seyrek olduğunu yeterince tanıtlar.

1.03.2021

devlet

elias canetti

devlet, her insan hakkında, bu insan tehlikeli olursa diye ya da olduğunda onunla baş edebilmek için, mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olmak ister. bir insana sorulan resmi ilk soru adı, ikincisi de adresidir. kimliği ve yeri ilgilendiren bu sorular, en eski iki sorudur. bir sonraki soru olan iş, o insanın faaliyet alanını ve sahip olduklarının olası miktarını açığa çıkarır. bundan ve yaşından prestiji ve etki alanı, aslında ona nasıl muamele edilmesi gerektiği çıkarsanabilir. adamın verdiği karşılıklar onun insan olarak sahip olduklarını da içerir: karısının ve çocuklarının olup olmadığını belirtmek zorundadır. doğum yeri ve uyruğu olası inançlarını belirtir. fanatik milliyetçilik çağında, artık eskiden olduğu kadar önemli olmayan dininden çok daha fazla aydınlatıcı nitelik taşır. fotoğrafı ve imzası da dahil olmak üzere bütün bunlarla pek çok şey kesinleşmiş olur.

5.07.2018

zeka ve yaratıcılık

jiddu krishnamurti

karakteri yaratan şey, kahramana tapınmak veya bir idealin peşinden gitmek değil, zekadır. kişinin kendini anlaması, olağanüstü karmaşık benliğinin farkına varması, karakteri açığa çıkaran zekanın başlangıcıdır.

her şeyden önce zeka ancak özgürlük varsa ortaya çıkabilir: düşünme, hissetme, gözlemleme, sorgulama özgürlüğü. ancak özgürlükten doğan zeka sayesinde birey zihnin ötesindekini keşfedebilir.

zeka olmadan ne kadar okursak okuyalım, ne kadar ders çalışırsak çalışalım, ne kadar bilgi toplarsak toplayalım, toplum yapısında ne kadar reform, küçük değişiklik yaparsak yapalım, asıl dönüşümü gerçekleştiremez, ebedi mutluluğa kavuşamayız.

toplayıcı bir merkez olmadan kişi kendini olduğu gibi bildiğinde, bu bilgi hayatı göğüsleyebilecek zekayı doğurur ve o zeka yaratıcıdır. hayatınıza şöyle bir bakın. ne kadar sönük, ne kadar ahmakça, ne kadar küçük değil mi? çünkü siz yaratıcı değilsiniz. büyüdüğünüzde çocuk sahibi olabilirsiniz ama bunda yaratıcılık yoktur. bürokrat olabilirsiniz ama bunda canlılık yoktur. ölü rutin, bitmeyen bir sıkıntıdır o. hayatınızı korku kuşatmış ve bundan dolayı otorite ve taklit var. yaratıcı olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz. yaratıcılıktan kastım resim yapmak, şiir yazmak ya da şarkı söyleyebilmek değildir.

özgürlük ancak zekayla gelir. zeka olmadan sadece bağımsızlığı aramak veya ilişkiden sıyrılmayı beklemek yanılsamaya düşmek olur. öyleyse önemli olan nokta ilişkideki psikolojik bağımlılığı anlamaktır. kalbin ve zihnin gizli yanlarını açığa çıkarmak, yalnızlığımızı, boşluğumuzu kavramak özgürlüğü getirir. ilişkiden sıyrılmak anlamında değil de çatışmaya, sefalete, acıya ve korkuya yol açan psikolojik bağımlılıktan kurtulmak anlamında özgürlüğü.

zeki bir insan hiçbir zaman durağan değildir, asla "ben biliyorum." demez. her zaman sorgular, araştırır, şüphelenir, bakar, keşfeder. "ben biliyorum." dediği anda çoktan ölmüştür. ve ister genç ister yaşlı olalım, çoğumuz gelenek, zorlama, korku, bürokrasi ve dinsel saçmalıklar yüzünden ölü haldeyiz; canlılıktan, coşkudan, özgüvenden yoksunuz. öyleyse öğretmenin de keşfetmesi gerekir. kendi bürokratik eğilimlerini ortaya çıkarıp başkalarının zihinlerini köreltmeye bir son vermelidir ve bu çok zor bir süreçtir. büyük oranda sabır ve anlayış gerektirir.

önemli olan nokta, tüm bu sorulara birinin verdiği cevaplar değil, sizin kendi başınıza meselenin aslını sürekli araştırarak keşfetmenizdir. bu da herhangi bir inanca veya düşünce sistemine saplanıp kalmamayı gerektirir. inisiyatifi yaratan ve zekayı doğuran şey sürekli araştırmaktır. sırf cevapla yetinmek zihni köreltir. o halde sadece kabullenmekle yetinmeyip sürekli araştırmak ve hayatın anlamını kendi başınıza özgürce keşfetmeye başlamak sizin için çok önemlidir.

ancak bireyler olarak bizler güç peşinde koşmadığımız, kişisel hırslarımızı tatmin etmeye çalışmadığımız, karşımıza çıkan devasa sorunları apaçık anladığımız zaman mutluluğa erişebiliriz. bu ise büyük bir zekayı, yani belli bir kalıba göre düşünmeyen, kendi içinde özgür ve dolayısıyla doğru olanı görme, yanlış olanı bir kenara atma yetisine sahip bir zihni gerektirir.

içsel dünyası yetersiz ve boş olan çoğu insana ve çoğu ihtiyara göre gelenek çok önemlidir. sınavları geçebilir, çok iyi bir iş bulabilir, birbirinden şık kıyafetler giyebilir, pahalı takılar takabilir, arkadaşlara ve itibara sahip olabilirsiniz; ama geleneğin esiri olmuşsanız zekanız körelir.

birinin peşinden gitmek kesinlikle zekayı köreltir. hakikat takip edilebilecek bir şey değildir, keşfedilecek bir şeydir.

18.06.2018

bilginin gücü

jared diamond

"evrensel tarih, insanın bu dünyada neler başardığının tarihi, temelde dünyada başarılı olmuş büyük adamların tarihidir." (thomas caryle)

bilgi güç demektir. bu yüzden de yazı, çok daha uzak ülkelere ve çok daha eski zamanlara ait çok daha fazla bilgiyi çok daha sağlıklı ve çok daha ayrıntılı bir biçimde aktarma olanağı verdiği için çağdaş toplumlara güç kazandırır. elbette bazı halklar (özellikle inkalar) yazıları olmadan da imparatorlukları yönetebilmişlerdi ve "uygar" halklar, hunlarla karşılaşan roma orduları gibi, her zaman "barbarları "yenemezler. ama amerika kıtalarının, sibirya'nın ve avustralya'nın avrupalılarca ele geçirilişi en yakın geçmişteki sonuçların tipik bir örneğidir.

bir patent avukatının gözüyle bakarsak en kusursuz icat, tam biçimini almış olarak zeus'un alnından fırlayan athena gibi, öncesi olmayan bir icattır.

insanın yaratıcılığı olmasaydı bugün hepimiz hâlâ yiyeceğimiz eti taş aletlerle kesiyor ve çiğ yiyor olacaktık, tıpkı bir milyon yıl önceki atalarımız gibi. bütün insan toplumlarında yaratıcı insanlar vardır. ancak bazı yaşam çevreleri başka yaşam çevrelerine göre bize daha fazla başlangıç malzemesi ve icatları kullanmak için daha olumlu koşullar sunar, hepsi bu.

26.04.2016

hayal kırıklığı

zygmunt bauman

umutları çökeldikleri gerçeklikler içerisinde çoğu zaman fark etmek zordur.

filozof martin heidegger, ancak bir şeyler yanlış gittiğinde -iflasın eşiğine gelindiğinde, alışık olmadığımız şeyler gerçekleştiğinde ya da "normların dışına çıkılıp" dünyanın nasıl bir yer olduğu ve dünyada nelerin olabileceğine dair zımni varsayımlarımıza meydan okuyan şeylerle karşılaşıldığında- şeyleri gördüğümüzü, onların farkına ve bilincine vararak bütün dikkatimizi onlara yoğunlaştırıp maksatlı eylemin hedefleri haline getirdiğimizi söylemiştir.

heidegger'e eşlik ederek, bilginin kaynağının ve aynı zamanda eylemi güdüleyen şeyin hayal kırıklığı olduğunu söyleyebiliriz.

susan neiman'ın öne sürdüğü gibi, "aydınlanma bizi kendimizi düşünmeye teşvik ettiği kadar, içine doğduğumuz dünyanın sorumluluğunu almaya da yöneltmiştir." ancak, "insanlar tarafından üstlenilmesi gereken kötülüğün dozu arttıkça, bu sorumluluğun gitgide değersizleştiğini kabul etmişlerdir."

4.02.2015

temel kural

jean-jacques rousseau

dünyada sahibine ün ve onur kazandıran bir rütbe varsa o da yetilerin ve erdemlerin kazandırdığı, sizlerin sahip olmaya layık bulunduğunuz, yurttaşlarınızın sizi yükselttiği mevkilerdir.

insanların sahip oldukları bilgiler içinde en fazla yararlı ve en az ilerlemiş olanı, insan hakkındaki bilgidir.

delphes tapınağı'ndaki yazıtın (kendini tanı), tek başına ahlakçıların bütün iri kitaplarından çok daha önemli ve güç bir temel kural içerdiğini söylemeye cesaret ediyorum. insanlar kendilerini tanımaya başlamazsa insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı nasıl bilinebilir?

doğal haldeki insandan daha çekingen hiçbir şey yoktur. insan, kulağına çarpan en küçük bir gürültü karşısında, sezinlediği en küçük hareket karşısında hep tir tir titrer, kaçmaya hazırdır.

4.01.2015

çin müziği

mina urgan

eskiden "allame-i cihan" denilen türden bir hoca varmış. hem her şeyi bilirmiş hem de bildikleri her zaman doğruymuş. bu yüzden de, hangi konu açılırsa açılsın, herkes susup onu dinlemek zorunda kalırmış. bu duruma fena halde içerleyen öteki hocalar, adama bir oyun oynamaya karar vermişler. aralarında toplanmışlar ve bir uzman grubu tarafından çin üstüne yeni yayımlanan bir kitaptan yararlanarak çin müziği konusunu okuyup ezberlemişler.

bilgisiyle sinirlerini bozan arkadaşlarıyla bir araya gelince, biri çin demiş, öteki müzik demiş ve çin müziği konusunda ezberlediklerinin hepsini anlatmışlar. allame-i cihanın, ömründe ilk kez ağzını açmadan onları dinlemesine pek sevinmişler. gelgelelim, sevinçleri uzun sürmemiş. çünkü onlar susunca adam, "beyler" demiş, "çin müziği üstüne, imzasız olarak o kitaba gönderdiğim yazıyı dikkatle okuduğunuzu anladım; çok da memnun oldum. ne var ki, kitap basıldığı sırada bu konuda bilgim sınırlıydı. sonraları incelemelerimi derinleştirdim ve kitabın ikinci baskısına şunları eklemeye karar verdim."

allame-i cihan bu açıklamayı yaptıktan sonra, çin müziği üstüne yeni öğrendiklerini aktarmış ve herkes susup onu bir saat kadar gene dinlemek zorunda kalmış.

1.02.2014

cehalet

mary wollstonecraft

kız kardeşlerim; eğer gerçekten alçak gönüllü olmak istiyorsanız, hangi türden olursa olsun, erdem sahibi olmak, cehalet ve yüzeysellikle mümkün değildir. yalnızca görevlerin yerine getirilmesinin ve bilgi peşinde koşmanın getireceği zihinsel açıklığı edinmelisiniz; yoksa içinde bulunduğunuz bağımlılık durumundan çıkamazsınız ve yalnızca güzelliğinizi koruyabildiğiniz sürece sevgi görürsünüz. önlerine bakan gözler, utangaç kızarmalar, çekingen tavırlar kendi mevsimlerinde çekici olabilir; ama aklın çocuğu olan alçak gönüllülük düşüncenin denetlemediği duyarlıkla birlikte yaşayamaz. ayrıca yaşamınızdaki tek uğraş aşk olursa, bu masum bir aşk dahi olsa, yüreğiniz asla alçak gönüllülüğü taşıyabilecek denli güç kazanamayacak; alçak gönüllülüğün insanlıkla paylaştığı yuva olan o sessiz köşeyi sunamayacaktır.

20.09.2009

eğitim

cenap şahabettin

bilgisizliğin rahat uykusu, yaşamda en korkulu düştür.


gündüz kandilini hazırlamayan, gece karanlığa razı demektir.

bilgi katarını, her durakta bin bilinmez bekler ve son durakta anlarsınız ki katarını yürüten güç de bir bilinmezmiş.

herkesi aydınlatmak isteyen öğretmenler, mum gibi erimeye razı olmalıdırlar.

bilgiyi boşlarsak mahkeme, meclis, mescit, her ne yapmış olsak cezaevi olur.

insan ancak bilgisi kadar özgür olabilir.

"kişi bilmediği şeyin düşmanıdır." derler ama bilmediği şeylerin ateşli yandaşı olanları ben çok gördüm.

anlaşılanı anlamayanlardır ki anlaşılmayacakları anlamak iddiasındadırlar.

neleri bilmediğini bilen çoktur; güçlük, neleri hiçbir zaman bilemeyeceğini bilmektir.

eşeği okul müdürü yapan, dersliklerin ahıra döndüğünden yakınmamalıdır.

hiç cezasız eğitime aklım ermiyor. saclar bile kıvrılmak için kızgın demir ve basınç ister.

cahillik sürdükçe mescit, mahkeme, matbaa, medrese, her ne yapmış olsak cezaevi olur.

16.03.2009

uzman

john fowles

kadar çok bilim dalı içinde bu yeni adlar ve bilgilerden oluşan sonsuz çağlayanlar dizisi, dehşetengiz bir yeni frankenstein yaratmıştır, diğer adıyla uzman.

uzmanlaşma, bir merceğin güneş ışınlarını odaklaması gibi, genellikle pek küçük bir alana ve konuya ilişkin bilgi üzerinde yoğunlaşabilir. ancak, talihsiz bir alışkanlıkla yalnızca konu üzerinde değil, uzmanın üzerinde de yoğunlaşabilir ve bu kişiyi, bir sonbahar yaprağı gibi sarartıp kurutabilir. yalın bir ifadeyle, başka hiçbir şey daha acıklı biçimde suyunu çekip insanı doğal ortamından kopartamaz.

uzun bir süre, çeşitli alanlarda bilgi sahibi bilgin efsanesinin kurbanıydım. bilgi ansiklopedik olarak çok engindir. günümüzde bu bilgiye ancak sibernetik açıdan denetimli bilgisayarlar aracılığıyla egemen olunabilir. tek bir kişi ya da tek bir bilinç asla bu bilgiye erişemez. yine de, bizim gibi eski yalancılık hastaları tüm bilginin tek bir küçük beyinde tutulabileceği düşüncesinden vazgeçmeye yanaşmaz.

içimdeki sözde bilimsel bir tuhaflığın, bir diktatör edasıyla bir ara benden onaylanmış tek bir bilimsel yoldan bilgi edinmemi istemiş olmasından hiç mutlu değilim.

bilgiye ilişkin tüm diktatörce aşırılıkları, saldırıları ve emirleri dengeleyecek bir şeye umutsuzca gereksinim duymaktayız.

16.02.2009

kültür ve zarafet

baltasar gracian

kültür ve zarafet.. insanlar barbar doğar ve kültür aracılığıyla hayvanlıktan uzaklaşır. bu nedenle, insanı yaratan şey kültürdür. ne kadar insan olursak o kadar yükseliriz. yunanistan işte bu sayede dünyanın geri kalanına "barbar" diye hitap edebilmiştir.

cehalet çok çiğdir. hiçbir şey kültüre bilgi kadar hizmet etmez. ancak zarafet olmayınca bilgi bile hamdır. yalnızca zekamız değil, arzularımız ve her şeyden öte sohbetimiz de ince olmalıdır. bazı insanların hem içi hem de dışı doğuştan zariftir; düşünceleri, yönelimleri, ruhlarının kabuğu olan giyimleri ve meyvesi olan yetenekleri bunu belli eder.

öte yandan, kendileriyle ilgili her konuda patavatsız davranan insanlar da vardır. onların en büyük üstünlükleri bile çekilmez görünür ve benlikleri barbarca bir zarafet yoksunluğuyla lekelenmiştir.

21.02.2008

bilge

baltasar gracian

eğer bilge bir insan herkes tarafından onurlandırılmak istiyorsa, bilgi ve yeteneklerinin sonuna kadar didiklenmesine izin vermemelidir. o, insanların bilgi ve yeteneklerini anlamalarına değil, onlardan haberdar olmalarına izin verir. hiç kimse onun yeteneklerinin sınırlarını bilmemelidir, yoksa hayal kırıklığına uğrayabilir. hiç kimse onun derinliğini tamamen ölçme fırsatı bulamamalıdır. çünkü bilge kişinin yeteneklerine dair zihinlerde dolaşan tahmin ve şüpheler, -asılları ne kadar büyüleyici olsa da- bu yeteneklerin tam olarak bilinmesinden daha fazla saygı uyandırır.