cahit sıtkı tarancı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cahit sıtkı tarancı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.04.2022

otuz beş yaş şiiri

cahit sıtkı tarancı


yaş otuz beş! yolun yarısı eder
dante gibi ortasındayız ömrün
delikanlı çağımızdaki cevher
yalvarmak yakarmak nafile bugün
gözünün yaşına bakmadan gider

şakaklarıma kar mı yağdı ne var
benim mi allahım bu çizgili yüz
ya gözler altındaki mor halkalar
neden böyle düşman görünürsünüz
yıllar yılı dost bildiğim aynalar

zamanla nasıl değişiyor insan
hangi resmime baksam ben değilim
nerde o günler, o şevk, o heyecan
bu güler yüzlü adam ben değilim
yalandır kaygısız olduğum yalan

hayal meyal şeylerden ilk aşkımız
hatırası bile yabancı gelir
hayata beraber başladığımız
dostlarla da yollar ayrıldı bir bir
gittikçe artıyor yalnızlığımız

gökyüzünün başka rengi de varmış
geç fark ettim taşın sert olduğunu
su insanı boğar, ateş yakarmış
her doğan günün bir dert olduğunu
insan bu yaşa gelince anlarmış

ayva sarı nar kırmızı sonbahar
her yıl biraz daha benimsediğim
ne dönüp duruyor havada kuşlar
nerden çıktı bu cenaze? ölen kim
bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar

n'eylersin ölüm herkesin başında
uyudun uyanamadın olacak
kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında
bir namazlık saltanatın olacak
taht misali o musalla taşında

11.03.2021

şiir mükafatı

orhan veli kanık

"bizde cumhuriyet döneminde, istiklal marşı için açılan şiir yarışmasını saymazsak, bilinen ilk şiir yarışması 1946'daki chp şiir yarışması'dır." (mehmet h. doğan)

parti'nin şiir müsabakasına 164 şair iştirak etmiş; bunlar arasında da cahit sıtkı tarancı birinciliği, attila ilhan ikinciliği, fazıl hüsnü dağlarca üçüncülüğü kazanmıştı. bu sonuç üzerine her türlü söz söylendi. bazı kimseler cahit sıtkı'ya verilen birinciliğe itiraz ettiler; bazı kimseler onun yazdığı "otuz beş yaş" şiirine hayran oldular. bazı yazarlar cahit sıtkı gibi, fazıl hüsnü gibi sevdiğimiz şairlerin bu müsabakaya katılmalarının müsabakaya daha bir itibar kazandırdığını söylediler; bazı yazarlar birinciliği, daha çok, fazıl hüsnü dağlarca'ya layık gördüler. birçokları da -bu iş en ziyade, konuşmalarda oldu- ikinciliği kazanan attila ilhan üzerinde dedikodular yürüttüler. kimisi dedi ki: "attila ilhan diye biri yoktur. bu bir takma isimdir." kimi: "on para etmez" dedi; kimi de: "hakkı ikincilik değil, birincilikti."

bütün dedikoduları bir tarafa bırakalım. biz bu sonuçtan memnunuz. fazıl hüsnü dağlarca ile cahit sıtkı tarancı gibi iki değerli şairimizin derece almaları bizi gerçekten sevindirdi. ikinciliği kazanan attila ilhan'ın da iyi bir şair olduğunu görüp ayrıca sevindik.

birinciliği kazanan "otuz beş yaş" şiiri için ileri sürülen itirazların başında bu şiirin kötümser, karamsar bir şiir olması geliyor. bu itirazlara karşılık ulus gazetesi yazarlarından biri -bu zat ayrıca jüri üyelerindendir- "otuz beş yaş" şiirinin dünyaya karşı duyulan bağlılığın şiiri olduğunu söyledi. hakkı var. ama biz bir sanatkarın mutlaka kendisine hak verdirecek şeyler söylemek zorunda olduğuna pek inanmıyoruz. güç olan, söylemektir; doğru söylemek değil. "otuz beş yaş" şiirinin kolay söylenir bir şiir olduğunu sananlar, kağıdı kalemi alıp bir yol da kendileri denesinler.

n'eylersin, ölüm herkesin başında
uyudun, uyanmadın olacak
kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında
bir namazlık saltanatın olacak
taht misali o musalla taşında

ikinciliği kazanan attila ilhan bir gazeteye verdiği beyanat arasında en çok sevdiği şairlerin tevfik fikret, mehmet akif ve ahmet muhip dıranas olduğunu söylüyor. ama şiiri daha çok nazım hikmet'e benziyor. bir parça da ondan alalım:

rivayet şöyledir kim
dumanlı bir güz akşamı
şu mor dağlar, efendim
destur demiş de yürümüş
silkinip kalkmış ayağa

fazıl hüsnü dağlarca'yı biliriz. onun kimsenin erişemediği yerlere erişen, kimsenin dokunamadığı tellere dokunan bir hassasiyeti vardır. bu hassasiyeti bize duyuran birçok pürüzlerine rağmen çok hoşumuza giden bir de dili vardı. son zamanlarda bu dili biraz anlamaz olduk. ama, kimbilir, belki de bu, anlayışsızlığımızdır. dağlarca'nın kitabının başlıkları bile şiir. derece alan şiirinde "çakır"ı şöyle anlatır:

"yaşamayı kabullenmiş cihan arasında, bu hissi, canlı ve cansız ne görse ondan ümit ederdi."

üç şairi de tebrik ederim.

5.09.2016

ziya osman saba

istanbul'da bir yalıda doğdu. kalabalık bir ailede geçen mutlu çocukluk günleri, sekiz yaşındayken annesinin ispanyol gribi nedeniyle hayatını kaybetmesi ve ardından eve iç güvey olarak girmiş olan babasının evden ayrılmasıyla son buldu.

galatasaray lisesi'ne yatılı olarak verildi. burada iyi bir edebiyat eğitimi aldı. fransız şairlerini, özellikle sembolistleri okudu. ilk şiirleri servetifünun'da yayımlandı.

okulda tanıştığı yaşar nabi aracılığıyla lise birinci sınıftayken yedi meşaleciler topluluğuna katıldı. topluluğun en genç üyesiydi. 1928'de ortak çıkardıkları yedi meşale adlı kitapta beş şiirine yer verildi.

kitabın elde ettiği başarı sayesinde meşale, içtihat, varlık, ağaç, yücel gibi dergilerde şiirleri yayımlandı.

bir sene sınıfta kalınca alt sınıftan gelen cahit sıtkı tarancı ile hem sınıf arkadaşı hem de yakın arkadaş oldu.

hukuk fakültesi'nde okurken âşık olduğu amca kızı nermin'le ailesinin itirazlarına rağmen evlendi. eşinin psikolojik sorunları ve maddi sorunlar nedeniyle karamsar bir ruh haline büründü. on yıllık evlilikten sonra eşinden ayrıldı.

birkaç yıl emlak bankası'nda çalıştı. iş arkadaşlarından rezzan hanım'la ikinci evliliğini yaptı ve yeniden iyimser bir ruh haline büründü.

istanbul'da beş yıl milli eğitim basımevi tashih bürosu şefi olarak çalıştıktan sonra ankara'ya döndü.

babası gibi kalbinden rahatsız olan şair, 1953'te ilk, 1954'te ikinci kalp krizini geçirdi. işinden ayrılmak zorunda kaldı. yaşar nabi tarafından kendisine varlık dergisinin sanat sayfalarını hazırlama görevi verildi. bu dönem şiirlerinde ölüm temasına ağırlık verdi.

1957'de geçirdiği üçüncü kalp krizi sonrası kadıköy'deki evinde öldüğünde 47 yaşındaydı. cenazesi eyüp'teki aile mezarlığına defnedildi. mezarı 1980'lerde yapılan yol çalışmaları nedeniyle kayboldu.


edebi kişiliği

edebiyata şiirle başlamış, öyküyle devam etmiştir.

fransız şairlerini, özellikle sembolistleri okumuştur.

dostu cahit sıtkı'dan hem etkilenmiş hem onu etkilemiştir.

yedi meşaleciler'in şiir anlayışına hayatının sonuna kadar bağlı kalan tek şairdir.

saf şiir anlayışının bir temsilcisidir.

ilk dönem şiirlerinde hece ölçüsüne bağlı kalmış ve daha çok sone nazım biçimini kullanmıştır. ikinci dönem şiirlerinde serbest ölçüye ağırlık vererek yalın ve yapmacıksız bir söyleyişi tercih etmiştir.

şiirlerinde çocukluk anıları ve özlemi, ev ve aile sevgisi, küçük mutluluklarla yetinme, allah’a kulluk, kadere boyun eğiş, şefkat, acıma, ölüm, öte dünya özlemi gibi konuları işlemiştir.

hikâyelerinde çocukluk anılarını ve geçmişe duyduğu özlemi dile getirmiştir.


şiir: sebil ve güvercinler, geçen zaman, nefes almak

hikâye: mesut insanlar fotoğrafhanesi, değişen istanbul

19.07.2016

pervaneyle yaren

onur caymaz


ateşe bir kez değmiş olan
yarenidir pervanenin

"pervaneler yarenimiz
gelsin bir hoşça yanalım."
(kul nesimi)

"ve sen daha demincek
yıllar da geçse demincek"
(ahmed arif)

biz yapsak şiddet, devlet yapınca bayrak denir
dağ çıplaktır ama rozetleri, kravatları vardır vekillerin

"askerim, benim ağzım kuşlardan."
(edip cansever)

"hamravat suyu dondu
dicle'de dört parmak buz
biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa
çayı kardan demliyoruz
anam sır gibi saklar siyatiğini
'yel' der, 'baharın geçer'
bacım, iki canlı, ağır
güzel kızdır, bilirsin
ilki bu, bir yandan saklı utanır
ve bir yandan korkar
ölürüm deyi
bir can daha çoğalacağız bu kış
bebeğim, neremde saklayım seni
hoş gelir
safa gelir
ahmed arif'in yeğeni"
(ahmed arif)

"annemden mektup aldım
memlekette gibiyim."
(cahit sıtkı tarancı)

"umutsuz kaldıkça seni düşündüm."
(cahit külebi)

beni, çok sevdiğim için seviyorsan
seni daha çok sevmemi ister misin?

"yüz bin aman dedim, bir buse aldım
hasılı ömrümün kan bahasıdır."
(dertli)

"acı çekmek bir yanlış anlamadır."

"dört kitabın manası bellidir bir elifte"
(yunus emre)

pavyonları karart, eski sinemaları, bin yıllık meydanları
durdur yavan şarkıları tekinsiz marşlarda sıra
ey yoksul sözcüğü! öksüz çocuğu türkçenin, siyah ceketli
büyük kulüpleri karart, sömürüyü, iş takipçilerini
de ki yolların çamuru akıyor televizyon dizilerinden
karart parti başkanlarını, sahibinin köpeği haber bültenleri
kimse yaşamıyor, ölmüyor kimse romanlarda, şiirlerde
payımız var diyorlar şimdi ekmeğin beyazında bizim de

4.08.2015

git

cahit sıtkı tarancı


boşver kardeşim dünya işlerine
değer mi sevincine, kederine
hatırladıkça güldüğümüz şeyler

paylaşırsa dost paylaşırmış
insanın derdini sevincini
dost ümidiyle ortalığa düşmeyegör
hangi kapıyı çalsan kimseler yok
hangi omuza dokunsam yabancı çıkar

git, git, benden uzak, uzak bir yere git
ne olur, içimde her zaman bir ümit
her uzak şey gibi öyle yalnız hayal
yalnız rayiha, renk, şarkı halinde kal

9.06.2014

gün eksilmesin penceremden

cahit sıtkı tarancı


ne doğan güne hükmüm geçer
ne halden anlayan bulunur
ah aklımdan ölümüm geçer
sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur

ve gönül, tanrısına der ki
- pervam yok verdiğin elemden
her mihnet kabulüm, yeter ki
gün eksilmesin penceremden

8.01.2014

aşk adamı

cahit sıtkı tarancı


ben aşk adamıyım
sevmeye geldim insanları
gönlümle, elimle, kafamla sevmeye
hesapsız, karşılıksız
ayrılık gayrılık gözetmeden
gün gelip gidersem şayet
öyle severekten gideceğim ki
karanlık kıyılardan bile olsa
candan selamlarım
civarımdan geçecek gemileri
güneşli gemileri
şarkılı gemileri
içlerinde kendim varmışım gibi

3.12.2012

ölümden sonra

cahit sıtkı tarancı


öldük, ölümden bir şeyler umarak
bir büyük boşlukta bozuldu büyü
nasıl hatırlamazsın o türküyü
gök parçası, dal demeti, kuş tüyü
alıştığımız bir şeydi yaşamak

şimdi o dünyadan hiçbir haber yok
yok bizi arayan, soran kimsemiz
öylesine karanlık ki gecemiz
ha olmuş ha olmamış penceremiz
akarsuda aksimizden eser yok

14.03.2012

şairin işi

orhan veli kanık

güçlüklere, bir başına da olsa, karşı koyan insan kuvvetli insan olmalı. ben bunu yalnız kalıp da ümitsizlik içinde olduğumu hissettiğim anlarda daha iyi anladım. bununla beraber, senelerden beri, o kadar çok zamanlar yalnız kaldım ki bu hale adeta alışır; hatta -kuvvetli olmanın gururunu duyabilmek için- zaman zaman yalnızlığı arar oldum. şu anda gurur diye isimlendirdiğim bu his başlangıçta bir avunma yolu idi. hayatlarının, benim gibi, ıstırapla dolu olduğunu sananlar, buna benzer bir sürü avunma çareleri bulmuşlardır. bu çareler, o yalnız kalmış insanların, yalnızlık anlarındaki arkadaşlarıdır. hayatın karşısında; hatta sırasında ölümün karşısında; ancak bu arkadaşların yardımıyla tutunabiliriz.

la rochefoucauld: öyle insanlar vardır ki, aşktan bahsedildiğini duymasalardı aşık olmazlardı.

sabahattin eyüboğlu: tiyatro sokakla arasını açtı mı, kolay kolay kendine gelemiyor artık. salonları, kibarlar çevresini kazanmak isteyen tiyatro ister istemez incelip züppeleşiyor, nükteden öteye geçemez oluyor. nükte de iyi şeydir; ama likör misali, hoşa gitmekle kalır. insanı ne doyurur ne coşturur. sahnede söz rakı gibi sert, su gibi cömert gerek.

yanlış işler görenler bile o işleri memleket sevgisiyle gördüklerine inanırlar.

bugün avrupa'da tanınan bir tek şairimiz var: nazım hikmet. o da bize rağmen tanınıyor. biz, "aman kimse duymasın!" diyoruz. ama faydası yok; duymuşlar. nazım hikmet'i bize, onlar kabul ettirmeye çalışıyorlar. adını, lehimize değil, aleyhimize kullanıyorlar. bizi, büyük şairler yetiştiren bir millet olarak değil, büyük şairleri hapislerde süründüren bir millet olarak tanıtıyorlar.

mektep kitabında yazısı olan bir insanın, yani benim, bir başka kitabında açık saçık şiirleri varmış. bu kitabı çocuklara okutmaları şart değil. sanat meselesi ile ahlak meselesinin birbirinden ayrı şeyler olduğunu öğrenememiş bir türkçe öğretmeninin kitabımı değil okutmak, eline bile almasına gönlüm razı olmaz. ne okusun ne de okutsun.

atatürk sadece bu yurdun kurtarıcısı, cumhuriyet'in kurucusu değildi. milleti, çağdaş medeniyetler, batılı medeniyetler seviyesine ulaştırmak isteyen bir devrimci idi. en belli başlı işlerinden olan dil devrimi ile din devrimi de bu amaçla girişilmiş hareketlerdendi. onun başladığı işi biz tamamlayacaktık. işte, tamamlıyoruz:

ilk iş olarak arapça ezan, ondan sonra radyoda kuran, okullarda din dersi, yeni yapılan camiler, imam hatip kursları, ilahiyat fakülteleri, hac seferleri, din dergileri bolluğu, okul kitaplarından çıkarılan türkçe terimler yerine arapça.. en sonunda da bütün bunlar yetmiyormuş gibi atatürk'ün ve devrimlerinin aleyhinde bir sürü yazı yazmış olanları yeniden öğretmenliklere tayinler.

hala nasıl anıyoruz atatürk'ün adını. utanmıyor muyuz?

teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki, tarihin aç gözünü artık doyurmuştur.

şiir, bütün hususiyetleri edasında olan bir söz sanatıdır. yani tamamıyla manadan ibarettir. mana insanın beş duyusuna değil, kafasına hitap eder.

paul eluard: bir gün gelecek, o; sadece kafa ile okunacak, edebiyat da böylece yeni bir hayata kavuşacak.

"sanat bahislerinde aksini ispat edemeyeceğim mesele yoktur."

holivut'ta şarlo'yu en iyi taklit eden sanatkarı bulmak için müsabaka açmışlar; o müsabakaya gizlice şarlo da girmiş. otuz-kırk kişinin içinde ancak dokuzuncu olabilmiş.

suut kemal yetkin: hayatında vezinsiz kafiyesiz tek bir şiir yazmamış olan namık kemal bile, bundan şu kadar yıl önce (mukaddime-i celal, s.88-89) zamanına göre ileri sayılacak bir görüşle şiirde vezinle kafiyenin esas olmadığını söylediği, o günden bugüne şiir anlayışı büyük değişiklikler geçirdiği halde, vezinle kafiye üzerinde hala direnilmesi, yeni şiirin birçok kimseleri rahatsız etmeye devam etmesi, alışkanlıklarımızdan öyle kolay kolay kurtulamadığımızı apaçık gösterir.

bir şair her şeyden evvel şairliği ile hükümlendirilir. her mesleğin erbabından, meslek bahsi konuşulduğu zaman, nasıl ilkin işinin ehli olması istenirse, bir şairden de şiirin erbabı olması istenir.

"hikaye bize insanların yardımıyla bir vaka, romansa vakaların yardımıyla bir insan anlatır." derler.

yaşadığım iyi kötü günleri
değişmem hiçbir cennet masalına (cahit sıtkı tarancı)

"saadet ya paradadır yahut da onun parada olduğunu bilmemekte. saadet parada mıdır değil midir, bir şey diyemem. ama herhalde saadet onun nerede olduğunu bilmemektedir."

jean cocteau: ne masayı anlatacağım diye masa kelimesini kullanacaksınız; ne kuşu anlatacağım diye kuş kelimesini ne de aşkı anlatacağım diye aşk kelimesini.

shakespeare: yapmak, yapılması gereken şeyleri bilmek kadar kolay değildir.

yeşil hoca da vaaz etmiş. kendi çıkardığı "islamiyet" dergisinde okuduk. meğer marshall planı da kuran'da yazılıymış. mukaddes sayılan hiçbir şeye dil uzatmak istemem. ama bu kadarına pes! atom bombasından sonra bir de marshall planı! bu gidişle ingiliz seçimlerini, italyanlarla imzaladığımız ticaret anlaşmasını, endonezya hadiselerini falan da hep kuran'dan takip edeceğiz demektir.

emin karakuş: türk edebiyatını beğeniyor musunuz?
orhan veli: bir kelime ile: hayır!
emin karakuş: hiç mi? şahıs olarak da beğendikleriniz yok mu? mesela haşim, necip fazıl, ahmet hamdi, cahit sıtkı veyahut proleter şairi olan nazım?
orhan veli: şahıslar üzerinde düşünmüyorum. behçet kemal olmuş, necip fazıl olmuş yahut necdet rüştü olmuş benim için fark yok. hükmümü hepsi hakkında verdim. yalnız nazım hikmet'i o isimlerle bir arada saymayın!

25.11.2011

otuz beş yaş

cahit sıtkı tarancı



yaşadığım iyi kötü günleri
değişmem hiçbir cennet masalına

öyle dalmışım ki bu akşamüstü
komşu arsadır gözümde gökyüzü
ben dünyadan bihaber bir çocuğum
kayıp zıpzıplarımı arıyorum
koşun çocuklar, koşun komşu kızlar
avuçlarıma sığmıyor yıldızlar

alemde ister kış isterse bahar
ister bir yaz ister bir güz olsaydı
yeter ki riyasız bir yüz olsaydı
gam yemezdim, sular, ağaçlar, kuşlar

sevsen beni çocuğum
geçen güne yazıktır
bugün var yarın yokum
işim bir şarkılıktır

aşk, dostluk! hepsi dökülür yapraklar
çıplak bir ağaç durgun suda aksin
yalnızlık dediğin hayatta başlar
kabir boyunca devam etmek için

yalnız aşkta, kumarda, hayalde değil
her adımda bir şeyler kaybediyoruz

ne yardan geçilir ne serden
korkuyorum bu gecelerden
bel bağladığım tepelerden
gün doğmayabilir bir daha

dün güzel bir kadın geçti
kabrimin yakınından
doya doya seyrettim
gün hazinesi bacaklarını
gecemi altüst eden
söylesem inanmazsınız
kalkıp verecek oldum
düşürünce mendilini
öldüğümü unutmuşum

20.02.2011

abbas

cahit sıtkı tarancı


haydi abbas, vakit tamam
akşam diyordun işte oldu akşam
kur bakalım çilingir soframızı
dinsin artık bu kalp ağrısı
şu ağacın gölgesinde olsun
tam kenarında havuzun
ay'a haber sal çıksın bu gece
görünsün şöyle gönlümce
bas kırbacı sihirli seccadeye
göster hükmettiğini mesafeye
ve zamana
katıp tozu dumana
var git
böyle ferman etti cahit
al getir ilk sevgiliyi beşiktaş'tan
yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan

8.06.2010

paydos

cahit sıtkı tarancı


paydos bundan böyle çılgınlıklara
sert konuşmaya başladı aynalar
yetişir koştum aşkın peşi sıra
bitirdi beni bu içki, bu kumar

ne saklayayım gaflet ettiğimi
elimle batırmışım gençliğimi
binip bineceğim en güzel gemi
aldığını geri vermez dalgalar

meyhaneler, sabahçı kahveleri
cümle eş dost, şair, ressam, serseri
artık cümbüşte yoksam geceleri
sanmayın tarafımdan ihanet var

yaş ilerliyor... artık geçti bizden
kişi ev bark edinmeli vakitken
gün gelince biz değil miyiz ölen
cenazemiz yerde kalmasın dostlar