30.7.19

uzun lafın kısası

baltasar gracian: asil bir yaşamın ilk günü, ölülerle sohbet ederek geçirilmelidir.

richard s. westfall: insanoğlunun boş inançlara düşkün ateşli yönü, din konularında her zaman gizemleri sevmek ve o yüzden en az anladığından en çok hoşlanmak olmuştur.

j.m. guyau: dünyada ıstırap devam ettiği sürece isyan etmiş kalbimde kuşku devam edecektir.

ömer hayyam: sema dediğimiz baş aşağı çevrilmiş tasa doğru, yardım için ellerini kaldırma; o senden daha biçaredir.

shakespeare: tanrı'ya yemin ederek sözünü doğrulamak isteyen kimseye güvenme; sözünü yerine getireceğine tanrı'yı tanık gösteren, bu tanıklıktan çekinecek kadar onur ve namus sahibi değildir.

thomas hardy: yaratıcılıkla tutuculuk bağdaşamaz, yüz bin antika meraklısı bir araya gelse tek bir yeni çığır açamazlar.

ebu'l ala el-maarri: tanıdığım ümmetler ne kadar cahildir! belki tanımamış olduğum, benden önce gelip geçmiş olan ümmetler daha sapık, daha alıktır. cuma namazlarında, eşeklikleri yüzünden, emirleri için tanrı'dan yardım isterler. onların bu haline az kalır ki, minber ağlasın.

"kutsal metinlerde öğretilen en büyük gerçek şudur: kalbindeki cehalet düğümü çözülmüş ve arzu ateşi sönmüş olan ölümlü kişi, ölümsüz olur." (upanişadlar)

jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.

sabahattin ali: insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir.

comte de volney: bütün tanrı bilimiyle ilgili kanılar fanteziden başka bir şey değildir. tanrıların nitelikleriyle, eylemleriyle, yaşamlarıyla ilgili bütün bu masallar, yalnızca mecazlama ve söylence örnekleridir.

charles bukowski: hastayız, ümit budalalarıyız. eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde.

29.7.19

yarımada

cemal süreya



zaman mı? değil zaman
akan zaman değil mesafelerdir

güneşin çekici yukarda
suyun bıçağı aşağıda
krom alçak gönüllü, bakır utangaç
ağaç: bir damla iki kıvılcım arasında
rüzgâr bilmiyor nerden eseceğini
sınırlar kesik
yerleşme yerlerinde balkıma

biz kırıldık daha da kırılırız
ama katil de bilmiyor öldürdüğünü
hırsız da bilmiyor çaldığını
biz yeni bir hayatın acemileriyiz
bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor
şiirimiz, aşkımız yeniden
son kötü günleri yaşıyoruz belki
ilk güzel günleri de yaşarız belki
kekre bir şey var bu havada
geçmişle gelecek arasında
acıyla sevinç arasında
öfkeyle bağış arasında

biz kırıldık daha da kırılırız
doğudan batıya bütün dünyada
ama kardeşin kardeşe vurduğu hançer
iki ciğer arasında bağlantı kurar
büyür, bir gün, zenginleşir orada
çünkü ali'yi dirilten iksir de saklı
hasan'a sunulmuş ağuda
granitin de olur bir okyanus diriliği
nehirler daha uysal akar
bir çiçek nasıl açıyorsa kendiliğinden
bir kuş nasıl uçuyorsa
öyle sever, çalışır insan
kıraçlar çarptıkça dağlara
gül göçürür şafağından
doğanın altın şafağından
insanın altın şafağından
tarihin altın şafağından

biz kırıldık daha da kırılırız
kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza

28.7.19

çılgın kalabalıktan uzak

thomas hardy

yaratıcılıkla tutuculuk bağdaşamaz, yüz bin antika meraklısı bir araya gelse tek bir yeni çığır açamazlar.

zavallılığı yüceliğe dönüştürmenin tek yolu ölümdür.

işten başını kaldıramayan bir ananın arada tek bir dakikacık ayırarak dönüp çocuklarını sevindirmesi gibi, doğada da kimi zaman, nereden estiği belirsiz, tatlı rastlantılar olur.

böyle olur bazen, hiçbir şey umduğumuz gibi çıkmaz.

denizciler gibi çobanlar da, uyku tanrısı gelsin diye bekleyecek yerde, bu tanrıyı kendi ayaklarına çağırmak ayrıcalığını ellerinde tutarlar.

öyle şeyler vardır ki, bunları duymamakla insan hiçbir şey yitirmiş olmaz.

bir olaylar zincirini yoktan başlatmakla, zaten başlamış olan bir zinciri belirli bir raya oturtmanın arasındaki büyük fark, sonuç karşısında afallayanın gözüne pek seyrek çarpar.

çoğu zaman, kötülük yapmama kararı alınıncaya kadar iş işten öylesine geçer ki, kötülük yapmak artık kaçınılmaz olur.

gece bekçiliğinin iyisi, kimseye görünmeksizin yapılanıdır.

sessizlik kimi zaman olağanüstü bir güçle kendini, duygunun kalıptan dışarı taşmış ruhu olarak benimsettirir; böyle zamanlarda sessizlik sözden daha etkilidir.

savaşla barış, hazırlık saatlerinde sarmaş dolaştırlar: oraklar, makaslar, budak çengelleriyle bağ bıçakları da kılıçla süngü gibi, hançerle kama gibi keskin ve sivri uçlu olmak zorundadır.

çekilen acıdan kurtulmak, bir süre için büyük bir mutluluğun yerini tutar, derler.

uygun fırsat düşmeden ortadaki koşullar işe yaramaz, koşullar uygun olmadıkça çıkan fırsat da beş para etmez.

bir tür konuşkanlık vardır ki, hiçbir şey söylemez ve bir tür susuş vardır ki, çok şey söyler.

kimi övgüler vardır, kabalık sayılabilir, benimkisi belki de bunlardandı. öte yandan da birtakım davranışlar vardır, haksızlık sayılır, sizinki de belki bunlardandır.

hippokrates: ikinci acı aynı anda, ama ayrı yerlerde ortaya çıktığında, daha güçlü olanı, ötekini bastırır.

körlük bazen keskin bir görüşten daha güçlü, dar görüş ileri görüşten daha etkili olabilir ve bir çiviyi çakabilmekte gerekli olan şey sınırsızlık değil, sınırlılıktır.

karanlık, insanlar arasındaki küçük ve sıradan kişilere şiir gücü bağışında bulunur.

boldwood'un dış görünüşünde de bir değişiklik olmuş, o eski sarsılmazlığını yitirmişti. ömründe ilk olarak savunma çizgisinin dışına çıktığını ve her kurşuna hedef olabileceğini korkunç bir açıklıkla duyarak yaşadığı, yüzünden okunuyordu. bu, güçlü yaradılışların âşık oldukları zaman düştükleri olağan durumdur.

21.7.19

hayatın yasaları

baltasar gracian

en güçlü yanınızı bilin. bu size doğuştan bahşedilen en önemli yetenektir, onu geliştirirseniz gerisi gelecektir. güçlü yanını bilen kişinin mükemmelliğe ulaşması kaçınılmazdır. hangi niteliğinizin üstün olduğunu fark edin ve bu konuda sorumluluk üstlenin. bazıları muhakemede iyidir, bazıları ise cesarette. çoğu insan doğuştan gelen yeteneklerine karşı haşin davranır; bu yüzden de hiçbir konuda üstünlük kazanamaz. zaman bizi abartılan tutkularımızdan arındırdığında ise çok geç kaldığımızı fark ederiz.

bir kahraman gibi görünmeyi istemektense bir kahraman olmayı arzulayın.

milletinizin kusurlarından uzak durun. insanın kendi milletinden aldığı kusurları düzeltebilmesi ya da en azından saklayabilmesi zeka göstergesidir. böylece kendi toplumunuzda özgün olmanın itibarını kazanabilir ve bu yöndeki beklentiler az olduğu için daha da saygın addedilirsiniz.

festina lante (yavaşça acele et), krallara yakışır bir ilkedir. asla koşuşturmayın ama asla gevşek de davranmayın.

hiçbir konuda sıradanlaşmayın. özellikle de beğeniler konusunda. ey yüceler ve bilgeler, eğer eylemleriniz ayaktakımını, halkı memnun ediyorsa rahatsız olma zamanınız gelmiştir! popüler beğeninin fazlalığı, bilgeleri kesinlikle hoşnut etmez. bazı popülerlik bukalemunları vardır ki, ayaktakımında estirdikleri rüzgardan hoşlandıkları için ilahların beğenisine ulaşamazlar. ikinci olarak da zekada ve anlayışta sıradanlıktan kaçının. cehalet merakın ötesine geçemez. halkın merakı size haz vermesin. halk ucubelere çılgınca ilgi duyarken bilgelik işin hilesini çözmenin peşindedir.

kaybedecek bir şeyi olmayan insanlarla mücadele etmeyin.

bir süre merakta bırakın. yeniliğin yarattığı hayranlık, başarılarınızın değerini artırır. kartlarınızı açık oynamak hem yararsız hem de yavandır. kendinizi hemen ifşa etmezseniz beklenti uyandırırsınız, özellikle de mevkinizin önemi çoğunluğun ilgisini çekiyorsa. her şeye biraz gizem katın, gizem saygı uyandırır. açıklama yaparken çok net olmayın, sıradan konuşmalarda en gizli düşüncelerinizi sergilemeyin. ihtiyatlı suskunluk dünyevi bilgelikler arasında en kutsalıdır. açığa vurulan bir karar asla beğeni toplamaz, sadece eleştiriye yer bırakır. hele de başarısızlıkla sonuçlanırsa talihsizlik ikiye katlanır. insanların sizi merakla takip etmesini sağlarsanız ilahi yoldan gidiyorsunuz demektir.

sıradışı bir mükemmelliğe erişseniz bile, bunu sergilerken sıradan tutumlar benimseyin.

bağımlılık hissi oluşturun. tapındığını güzelleştiren değil, güzelleştirmeye ihtiyacı olmayana tapınan kişi tanrısallığı yaratır. bilge adam kendisine teşekkür edilmesinden ziyade ihtiyaç duyulmasını tercih eder. başkalarını umudun eşiğinde tutmak diplomatça, size minnet duyacaklarına güvenmek acemicedir. umudun iyi, minnetinse kötü bir hafızası vardır. bağımlılık yaratan, nezaket görenden daha kazançlıdır. susuzluğunu gideren, kuyuya arkasını döner. sıkılan portakal altın servis tabağından çöp kutusuna düşer. bağımlılık ortadan kalkınca saygının yanı sıra kibar tavırlar da kaybolur. tecrübenin temel derslerinden biri şu olmalıdır: umudu canlı tutun ama bekleneni vermeyin; tahtta oturan haminiz bile size ihtiyaç duymaya devam etmelidir. ama hata yapma endişesiyle sessizliği de aşırıya kaçırmayın, kendi çıkarınız için başkasının batmasına izin vermeyin.

herhangi birinin oyundan, herhangi bir modadan, herhangi bir yüzyıldan bağımsız olmayı hedefleyin.

başlangıçta abartılı beklentiler uyandırmayın. önceden yaratılan beklentileri karşılayamamak, tüm ünlülerin genel şanssızlığıdır. idealleri oluşturmak kolay, gerçekleştirmek zor olduğu için gerçekler hayallerin yerini asla tutmaz.

kaçamaklardan yararlanın. akıllı insanlar zorluklardan böyle sıyrılır. zekice yapılmış bir nükteden yola çıkarak en karmaşık labirentlerden çıkış yollarını bulurlar. onlar en ciddi münakaşalardan havalı bir tavırla "hiçbir şey" söylemeyerek ya da sadece gülümseyerek kurtulurlar. büyük liderlerin çoğu bu sanatta ustalaşmıştır. birini reddetmek zorunda kaldığınız zaman, konuyu değiştirmek her zaman kibar bir yöntemdir. bazen bir şeyi anlamazdan gelmek, aslında en yüksek anlayışın göstergesidir.

herhangi bir insanı harekete geçiren temel dürtüyü bildiğinizde, onun iradesinin anahtarı elinize geçer.

ışığınızı karartan birine asla yanaşmayın. size daha çok ışık veren insanlarla birlikte olun. hiç kimse başkalarının kendisini üzmesine izin verecek kadar iyi niyetli olmamalıdır.

klişelerden kaçınmak için asla mantığa aykırı davranmayın. mantıklı yaklaşımlardan ayrılan her girişim aptallıktır. mantıkla çeliştiği halde doğruymuş gibi görünen her söz bir aldatmacadır. ilk anda yeniliği ve ilginçliği nedeniyle büyük takdir kazanır fakat daha sonra kandırmaca olduğu sezilerek aslında boş olduğu açığa çıktığında güvenilirliğini yitirir.

sorumluluğu güzel bir şey olarak görmeyin; çünkü bu genellikle başka birinin sizi kendine bağımlı kılmak için kurduğu bir plandır.

ilk izlenimlerinizin kölesi olmayın. kimse parıldayan güneşe doğrudan bakamaz. ama güneş tutulmasında herkes gözünü ona diker. sıradan düşünceler genellikle neyin doğru olduğu değil, neyin yanlış olduğu hakkındadır. kötü haberler her türlü takdirden daha hızlı yayılır. birçok insan dünyadan ayrılıncaya kadar tanınmaz bile. bir insanın bütün kahramanlıkları, küçük bir kusurunu kapatmak için bile yeterli olmayabilir. bu yüzden hataya düşmekten kaçının. şunu bilin ki kötü niyet her hatayı görse de, hiçbir başarıyı fark etmez.

yiğitlik, cömertlik ve sadakat dünyadan yok olsa dahi, insanoğlunun bu erdemleri sizin kalbinizde tekrar bulabilecek olmasıyla övünebilmelisiniz.

yalnız bir bilge olacağınıza, dünyanın geri kalanıyla deli olun. en büyük bilgeliğin içinde biraz cehalet ya da en azından cahil rolü yapmak da vardır. insan başkalarıyla birlikte yaşamak zorundadır ve bu "başkaları" çoğunlukla cahildir.

doğru olan şey bile yeterince doğru gibi görünmezse kimsenin ilgisini çekmez. gördüklerine inananlar, gördüklerine aldananlardan çok daha az sayıdadır. kurallara göre oynayın, dünya "ye kürküm ye" dünyasıdır ve birçok kürk aslında göründüğü gibi değildir. ama yine de sırttaki iyi bir kürkün, iyi bir kalp için de en geçerli tavsiye mektubu olduğunu unutmayın.

bir köşede, her zaman herkesin gözünü kamaştırabilecek bir yeniliğiniz olsun. bir kandil ne kadar fazla ışık verirse o kadar hızlı erir ve enerjisi tükenir. kendinizi daha az ortaya koyun, bunun ödülünü daha fazla saygı ve itibar görerek alacaksınız.

20.7.19

din

yuval noah harari

dinlerin sosyal düzeni koruma ve büyük çapta işbirliği organize etme aracı olduğu önermesi, dini en önemli ruhani yol olarak görenler için can sıkıcı olabilir.

kurgulanmış mitlere biraz da olsa sırtınızı yaslamadan insan kitlelerini etkin bir şekilde organize etmek mümkün değildir. katışıksız gerçekliğe sadık kalarak içine hiçbir kurgu karıştırmazsanız çok az insan peşinizden gelecektir.

akıllı kişi doğal olarak kutsal kitabı öğrenmeye başlar ve ruhani bir alim olup hakim atanır. görevi boyunca kadınların mahkemede şahitlik yapmasına izin vermez; tabii yerine seçeceği halefi de kutsal kitabı iyi bilen biri olacaktır. kim ki, "bu kitap sadece kağıttan ibaret!" diye itiraz eder ve buna göre davranırsa, o şaşırmış tanrıtanımaz hayatta muvaffak olamayacaktır.

bu kendine odaklı olma hali, tüm insanların çocukluğunda belirleyici bir özelliktir. her ulustan ve kültürden çocuk kendini dünyanın merkezi sanarak diğer insanların duygularına ya da koşullarına pek de ilgi göstermez. boşanma çocuklar için bu yüzden travmatik bir deneyimdir. beş yaşında bir çocuk, kendisinden bağımsız nedenlerle önemli bir şeyler olabileceğini kavrayamaz. anne ve babası, birbirinden farklı istekleri ve sorunları olan bağımsız bireyler olduklarını ve onun yüzünden boşanmadıklarını ne kadar anlatırsa anlatsın, çocuk bunu içselleştiremeyecektir. her şeyin onun yüzünden olduğuna inanır.

çoğu insan bu çocuksu sanrıdan büyüdükçe kurtulur. tektanrıcılar ise öldükleri ana kadar bu sanrıya tutunurlar. ebeveynlerinin kendisi yüzünden kavga ettiğini düşünen çocuk gibi, tektanrıcılar da perslerin babillerle savaşmasının sebebinin kendileri olduğunu düşünürler.

animist ve çoktanrılı dinler dünyayı tek bir tanrının mutlak alanından ziyade birden fazla tanrının oyun alanı olarak görürler. bu yüzden de animist ve çoktanrılı inançlarda, olayların kişiden ya da kişinin en gözde ilahından bağımsız gerçekleştiğini kabullenmek daha kolaydır. olanlar ne işlediğim hayırların ödülü ne de günahlarımın cezasıdır.

teist dinler, kainatı bir varlıklar meclisi olarak görmek yerine, yüce tanrılar tarafından yönetilen bir teokrasi olarak görürler.

diğer dinler, özellikle de jainizm, budizm ve hinduizm hayvanlarla daha fazla empati kurar. insanlarla ekosistemin geri kalanı arasındaki bağı anlar ve en önemli ahlaki emirleri, yaşayan herhangi bir canlının canına kastetmemektir.

incil'deki "öldürme!" emri sadece insanlar için geçerlidir. ahimsa (zarar verme!) denilen antik hint öğretisiyse hisseden her canlıyı kapsar. jain keşişleri bu konuda çok özenlidir. yanlışlıkla bir böcek yutmamak için ağızlarını kapalı tutar, yürürken önlerine çıkabilecek minik canlıları kibarca kenara çekmek için bir süpürge taşırlar.

ekosistem üzerindeki etkilerinin farkında olmayan avcı-toplayıcılar, kendilerini üstün varlıklar olarak görmüyordu haliyle. birkaç düzine kişiden oluşan sıradan bir avcı grubunun yüzlerce vahşi hayvanla çevriliyken hayatta kalması, grubun bu hayvanların isteklerini anlamalarına ve onlara saygı duymasına bağlıydı.

17.7.19

eğlence endüstrisi

theodore kaczynski

eğer eğlence endüstrisi olmasaydı sistem şu anda bize uyguladığı stres üreten baskıyı asla uygulayamazdı.

çağdaş toplumda tatmin arayışı çok yaygındır. ancak insanların çoğunluğu için, temel amacı tatmin olan bir etkinlik -yapay bir etkinlik- bütünüyle tatmin getirmez.

eğlence endüstrisi sistemin önemli bir psikolojik aracı olarak hizmet verir. eğlence modern insana önemli bir kaçış aracı sağlar. insan, televizyona, videoya vs. gömülmüşken stresi, endişeyi, hayal kırıklığını, tatminsizlik duygusunu unutabilir.

kitle eğlence aracını kullanmamız "isteğimize" bağlıdır. hiçbir yasa bizi televizyon izlemeye, radyo dinlemeye, dergi okumaya zorlamaz; yine de kitle eğlencesi, çoğumuzun bağımlı hale geldiği bir kaçış ve stres atma aracıdır. herkes televizyonun kötülüğünden bahseder ama yine hemen herkes onu izlemeye devam eder.

insanlar çok fazla para kazansalar bile pazarlama endüstrisinin onların gözünün önünde salladığı parlak, yeni oyuncaklara duydukları şiddetli arzularını doyuramazlar. bu yüzden, gelirleri büyük olsa da kendilerini para açısından hep darda ve arzuları engellenmiş hissederler.

bir iki yıl önce fc'nin (freedom club) bir üyesi şunları açıkça söyleyen bir satış müdürüne rastlamıştı. "işimiz, insanların istemedikleri ve ihtiyaç duymadıkları şeyleri almalarını sağlamaktır."

propaganda yalnızca reklamlarla sınırlı değildir, bazen onu yapan insanlar tarafından bilinçli olarak bile yapılmaz. örneğin, bir eğlence programının içeriği, güçlü bir propaganda biçimidir.

bazı insanlar ise reklam ve pazarlama tekniklerine karşı dirençlidir. bunlar parayla ilgilenmeyen insanlardır. maddi kazanımlar onların güç sürecine olan ihtiyaçlarına hizmet etmez.

ilkel insanın daha az stres ve hayal kırıklığı çektiğine ve çağdaş insana oranla yaşam tarzından daha memnun olduğuna inanmak için pek çok sebep vardır.

pek çok ilkel kişi, çalışmak zorunda olmadığında, hiçbir şey yapmadan saatlerce oturmaktan oldukça memnun kalır; çünkü kendisi ve dünyası ile barışıktır. ama çoğu modern insan sürekli olarak meşgul kalmalı ya da eğlenmelidir; yoksa sıkılır, huzursuz ve asabi olur.

15.7.19

günlük

charles bukowski

kendimle baş başa kalmamı engelleyen bir şeyler vardı hep.

adalet ya da mantık aramıyordum. hiç aramadım. sosyal içerikli yazmamamın nedeni bu belki de. bu sistemden ne köy olur ne de kasaba. olmayan bir şeyi geliştiremezsin. o polisler korku göstermemi istemişlerdi, buna alışıktılar. bense sadece iğreniyordum.

çok sevmem ben insanları. ne kadar uzak olursam o kadar iyi.

başkalarını bilmem ama ben her sabah ayakkabılarımı bağlamak için eğildiğimde içimden, "ey büyük tanrım, yine mi?" diye geçiririm. hayat düzmüş beni bir kere, geçinemiyoruz. hayattan küçük lokmalar almak zorundayım, bütün atamıyorum ağzıma. kovalar dolusu bok yemek gibi. akıl hastanelerinin, hapishanelerin, sokakların dolu olması beni şaşırtmıyor.

kedilerimi seyretmek iyi gelir bana, içimi serinletir. onların yanında kendimi iyi hissederim. insan dolu bir odaya sokmayın beni yeter ki. sakın! özellikle tatil günlerinde. yapmayın.

deli değilim ama aklımın başımda olduğu da söylenemez. arabamla bir köprüden geçiyorsam aklımdan mutlaka intihar etmek geçer. intiharı düşünmeksizin bir göle ya da okyanusa bakamam.

şimdi jakuzimdeyim ve hayatım kapanmak üzere. üzüntü duymuyorum, sirki gördüm. hem o karanlığa ya da her neyse oraya atılana dek yazacak şey çok. işte bu yüzden kutsaldır söz; sürekli yürür, arar, cümlelere dönüşür, zevkten dört köşe olur. söz içimden hâlâ akıyor ve hâlâ iyi. talihliydim. yaşlı yazar jakuzisinde düşüncelere dalmış. güzel, güzel. cehennem hep var ama. çözülmeyi bekliyor.

gençken daha iyiydi, arayış içindeydim. geceleri sokakları dolaşırdım. kaynaşırdım, dövüşürdüm, arardım. hiçbir şey bulamadım. kadınlara gelince, her kadın bir ümitti ama çok sürmedi. durumu hayli çabuk kavrayıp rüyalarımın kadınını aramaktan vazgeçtim. kabus gibi olmayan bir kadın kabulümdü.

insanlara gelince, artık hayatta olmayan ölümsüzlerde buldum ne bulduysam -kitaplarda. klasik müzikte. güç verdiler bana. ama sihirli kitapların sayısı sınırlıydı, bir süre sonra tükendiler. yıkılmaz kalem klasik müzikti. çoğunu radyoda dinledim. hâlâ radyoda dinlerim. ve bugün bile güçlü, yeni, duyulmamış bir şey dinlediğimde şaşarım ve bu sık olur. şu an radyoda daha önce dinlemediğim bir şey çalıyor. yeni bir kan akışı ve anlam arayışı içinde biri gibi tadını çıkarıyorum her notanın. yüzyıllardır bestelenen olağanüstü müziğin zenginliği beni şaşırtıyor.

eskiden yüce ruhlu insanlar varmış demek. açıklayamam ama bu büyük şanstı benim için. bunu hissetmek, bundan beslenmek, bunu kutsamak. radyoda klasik müzik bulmadan yazmam. işimin bir parçası gibidir. belki bir gün biri bana klasik müzikte neden bu kadar mucizevi bir enerji olduğunu açıklar. ama sanmıyorum. merakımı gideremeden öleceğim. neden aynı güce sahip daha çok kitap yok? neden, neden? nedir bu yazarların hali? iyi yazar neden bu kadar az?

hastayız, ümit budalalarıyız. eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde.

14.7.19

canım aliye, ruhum filiz

sabahattin ali

şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir. ilk bakışta insana bir kurnazlık ve akıllılık gibi görünen bu hal hakikatte aptallıktır.

insan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek.

başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır. bugün böyle düşünenlere saf, hatta enayi derler. fakat ne derlerse desinler, biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğu şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız. hayatta en büyük vazife ve saadet olarak şunu almak lazımdır: bize yakın ve uzak bütün insanlara yardım etmek, bütün insanların iyiliğine çalışmak.

insan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş olmuştu. fakat bu yetmiyor. şiirlerimde de gördün ki kitaplara rağmen çok ıstırap çektim. çünkü candan bir insanım yoktu. sen benim yarım kalan tarafımı ikmal edeceksin.

doğrusu, dünyada rahat yaşamak için aptal olmak lazım. fakat aptal olmaktansa biraz daha rahatsız yaşamak daha iyidir bence.

neşe insanın içinde bulunduktan sonra, hayat onu ne kadar meydana çıkmaktan men etse, ne kadar boğmaya çalışsa yine ilk fırsatta kendini gösterir.

iki insanın hayatlarını birleştirmesinde en ehemmiyetli nokta, birbirlerini sevmeleri ve hüsnüniyet sahibi olmalarıdır.

köylü kıyafetindeki resmine bakmaya doyamıyorum. her gece başucumda duruyor, ona bakarak uyuyorum. ben dünyada bu kadar güzel gülen, güldüğü zaman bu kadar güzel olan insan görmedim.

mektupların senin göğsünde ne kadar temiz ve insan bir kalbin çarptığını bana gösteriyor, bu kalp bundan böyle benimkiyle beraber çarpacağı için dünyanın en bahtiyar insanıyım.

sağduyu: tanrısızlığın ilmihali

jean meslier

din, insanların sınırlı zekalarını, anlaşılması kendileri için olanaksız olan bir şeyle meşgul etme sanatıdır.

din, ahlakı felce uğratır.

doğru yoldan sapmada şiddetle çıkarı olan, doğru yoldan sapanın yanında yer alan ve düşünceden, muhakemeden çekinen insanlara en iyi kanıtları, en iyi tanıkları dahi kabul ettiremezsiniz.

j.m. guyau: dünyada ıstırap devam ettiği sürece isyan etmiş kalbimde kuşku devam edecektir.

yeryüzünde görülen semavi dinlerin tümü, gizli inanışlarla, inanılmaz mucizelerle, aklı karıştırmak için icat edilmiş görünen, hayret uyandıran masallarla doludur.

firdevsi: başkalarının zararında kendi yararlarını ararlar ve dini öne sürerler.

bir dinde en çok saygı duyulan sırlar, diğer dinde alay konusudur. kendisini insanlara tanıtmak için bu kadar çabalayan tanrı, hiç olmazsa insanların tümüne bir lisanla seslenmeliydi. evrensel bir tanrı'nın, evrensel bir din bildirmesi gerekirdi.

shakespeare: tanrı'ya yemin ederek sözünü doğrulamak isteyen kimseye güvenme; sözünü yerine getireceğine tanrı'yı tanık gösteren, bu tanıklıktan çekinecek kadar onur ve namus sahibi değildir.

insanlar ne kadar ışıksız, kültürsüz ve akılsız olurlarsa dinlerine o oranda bağlılık gösterirler.

ömer hayyam: sema dediğimiz baş aşağı çevrilmiş tasa doğru, yardım için ellerini kaldırma; o senden daha biçaredir.

"gerçek, çoğunlukla can çekişenlerin dudaklarında yer bulur."

ey insan! milyonlarca yıl önce ne idiysen o olacaksın; o zaman "bilmem ne" idin, yine o zaman olduğun bu "bilmem ne" olmaya karar ver. haberin olmaksızın, bu biçiminle çıkmış olduğun kainat evine yeniden gir ve seni çevreleyen öteki bütün yaratıklar gibi, serzenişte bulunmadan, geç..

13.7.19

upanişadlar

via max müller & paul deussen 

kutsal metinlerde öğretilen en büyük gerçek şudur: kalbindeki cehalet düğümü çözülmüş ve arzu ateşi sönmüş olan ölümlü kişi, ölümsüz olur.

tutkularının peşinden koşan cahil kişiler, her şeyin etrafını kuşatan ölüm tuzaklarına düşerler; fakat yok olmayanı arayan bilge kişiler, geçici şeylerin peşinde koşmazlar.

iyiyi seçenler kutsal kişilerdir, güzeli seçenler ise gerçek amacı yitirmiş olan kişilerdir.

bir dağın tepesine yağan yağmurun, dağın yamaçlarında akarsular halinde görülmesi gibi; atman'ın (gerçek ben'in) çeşitli hallerini gören insanlar bu görüntüleri, bu şekilleri gerçek addederek onların peşinden koşarlar.

zihin ve bütün duyular sükuna kavuştuğu, akıl tek bir amaç üzerinde tespit edildiği zaman, en yüksek duruma ulaşılmıştır. bilge kişiler öyle söylerler.

yoga, zihni ve duyuları kontrol etme ilmidir. zihnini ve duyularını kontrol edebilen kişi, yanılgıdan kurtulmuştur.

kendinde bütün varlıkları ve bütün varlıklarda kendini gören kişi, hiç kimseden nefret etmez.

kendilerini sadece dünya hayatına adamış olan kişiler karanlıkta kalmaya mahkumdurlar. sadece tefekkür hayatına dalmış kişiler de aynı durumdadır.

sadece kendi çıkarları konusunda akıllı olan, lakin cehalet cehennemi içinde yaşayan ahmak kişi, kendisi gibi kör olan diğer insanlara sorarak yolunu bulmaya çalışan kör bir insan gibidir.

ırmaklar denize ulaştıkları zaman nasıl isim ve şekillerini kaybederlerse, bilge kişiler de tanrıya ulaştıkları zaman isim ve şekillerini kaybederler.

daima hatırla ki, zihin besinden, hayat sudan, söz de ateşten oluşur.

sık sık yalnız kalabileceğin temiz bir yere çekil. baş ve boyun düz bir hat teşkil edecek şekilde, dimdik vaziyette otur. dünya ile bütün ilişkilerini kes. bütün duyularını kontrol et. sonra kalbinin kendi özünün derinlerine dal ve orada gizli bulunan saf ve mutlu varlığı, tanrı'yı tefekkür et.

12.7.19

tanrı'nın tarihi

karen armstrong

din, bir şeylerin yanlış olduğu düşüncesiyle başlar.

tarih boyunca insanlar ruhun bu geçici dünyayı aşan boyutunu hissettiler. gerçekten de insan zihninin bu biçimde kendisini aşan kavramlar düşünebilmesi onun dikkate değer bir özelliğidir. bu aşkınlık deneyimi yaşamın gerçeği olmuştur.

zihnimizin çalışmasından, çatışma ve çeşitlilikten haz duymayışımızdan anlayacağımız üzere, bütün varlıklar birliği arzularlar. bir'e dönme özlemi içindedirler. bu dışsal bir gerçeğe yükselmeden çok, zihnin derinliklerine doğru içsel bir iniştir.

engin insan kalabalığında korkmuş, yitik ve yalnızız her birimiz. bu bilinmezlik ve korkudan tek kurtuluşumuz tanrı'nın bize dönmesidir. tanrı bizim bireyselliğimizi azaltmaz, bu nedenle, tam kendi bilincine erişmemizi sağlar.

ruhta üç özellik vardır: bellek, anlama ve istek. bunlar bilgi, kendini bilme ve sevgiye tekabül eder. üç tanrısal kişilik gibi, bu zihinsel etkinlikler özünde tektir çünkü üç ayrı zihin oluşturmazlar fakat her biri zihnin bütününü işgal eder ve öteki ikisiyle örtüşür.

tanrı, dışsal, nesnelleşmiş ve varlığı akılla kanıtlanabilir bir varlık olmak yerine, her şeyi kapsayan bir gerçeklik ve ona bağlı ve varlığını onun zorunlu varlığından alan varlıkları algıladığımız gibi algılanmayacak nihai varlıktır: öyleyse özel bir görme biçimi geliştirmemiz gerekir.

işaya: yüreğimin inandığı ve sevdiği gerçeğini bir nebze anlamak istiyorum. inanayım diye anlamak istemiyorum, anlayayım diye inanıyorum (credo ut intellegam). çünkü şuna inanıyorum: inancım olmadıkça anlamayacağım.

insan soyunun yarısını beğenmeyerek ayrıca da zihnin, yüreğin ve gövdenin her türlü irade dışı hareketini ölümcül bir şehvetin belirtisi olarak görerek bir din ancak erkek ve kadınları kendi konumlarına yabancılaştırır.

batı hristiyanlığı bu nevrotik kadın düşmanlığından hiçbir zaman tam anlamıyla kurtulamadı ve hâlâ kadınların papaz olarak atanmasına gösterilen dengesiz tepkiyle gündemdedir. doğulu kadınlar o zamanki bütün uygar dünyanın kadınlarının yaşadığı aşağılanmanın yükünü paylaşırlarken, batılı kız kardeşleri fazladan, onları toplum dışı bırakan korku ve nefrete yol açan günahkar ve iğrendirici cinselliğin lekesini de taşıdılar.

dinsel bakış açısından bile, belki düzen kavramından çıkartılan sav dışında, her kanıt "tanrı"nın yalnızca bir başka varlık, varlık dizisinde bir halka olduğu görüşünü içererek kuşkulu kalıyor.

zihnin derinliklerine yolculuk büyük kişisel riskler taşır; çünkü orada bulduklarımızı taşımaya gücümüz yetmeyebilir.

halüsinasyon genellikle patolojik bir durum olduğundan, yoğun tefekkür ve içsel bakış sırasında görünen simgelerle başetmek ve onları yorumlamak önemli derecede yetenek ve zihinsel denge gerektirir.

9.7.19

candide

voltaire

iyimserlik, insanın kötü bir durumdayken her şeyin iyi olduğunu ileri sürmek çılgınlığına tutulmasıdır.

olayların başka türlü olamayacağı kanıtlanmıştır; çünkü her şeyin bir amacı vardır. o halde her şeyin en iyi amaç için olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. böylece her şeyin iyi olduğunu söyleyenler aptalca bir söz etmişler. her şey en iyidir demek gerekirdi.

insan bir yerde şöyle böyle rahat etti mi orada kalmalı.

insanlar doğayı biraz bozmuş olmalılar. çünkü insanlar kurt doğmadıkları halde kurt olmuşlar. tanrı onlara ne yirmi dörtlük top ne de süngü verdi. oysa onlar, birbirlerini yok etmek için süngüler, toplar yaptılar. bütün bunlar gerekliydi; çünkü genel iyilik özel felaketlerden doğar. öyle ki ne kadar çok özel felaket olursa her şey o kadar iyi olur.

özgür irade ancak mutlak zorunlulukla birlikte var olabilir. çünkü özgür olmamız zorunluydu.

nesnelerin, bulundukları yerlerden başka yerde bulunmaları olanaksızdır. çünkü her şey iyidir.

eğer her şeyin olduğu gibi olması en iyisi ise, demek ki ne cennetten kovulma ne de ceza vardır. cennetten kovulması, lanete uğraması sayesinde insan zorunlu olarak, olabilecek dünyanın en iyisine girmiştir.

ben çok deneyimliyim. dünyayı tanıyorum. hoşça vakit geçirmek isterseniz herhangi bir yolcuyu başından geçenleri anlatmaya çağırın. yaşamına lanet okumayan, çoğu kez kendi kendine insanların en mutsuzu olduğunu söylemeyen bir tek kişi bulursanız, beni baş aşağı denize atın.

umut her zaman tatlı şeydir.

belki yüz kez kendimi öldürmek istedim. ama yaşamı hâlâ seviyordum. bu gülünç zayıflığımız belki en vazgeçilmez düşkünlüklerimizden biridir. çünkü her zaman yere çalmak istediğimiz bir yükü sürekli taşımaya çalışmaktan, varlığımızdan dehşete düştüğümüz halde ona bağlanmaktan, kısacası bizi kemiren yılanı kalbimizi yiyinceye kadar okşamaktan daha budalaca bir şey olur mu?

doğa yasası bize, "kendi cinsinizden olanları öldürün." der: yeryüzünde herkesin yaptığı da budur. biz kendi cinsimizden olanları yemeye gerek görmüyorsak, bunun nedeni, yiyecek bir sürü başka güzel şeyin olmasıdır.

insanların bugünkü gibi her zaman birbirlerini öldürmüş olduklarını, her zaman onların böyle yalancı, hilekâr, hain, nankör, haydut, zayıf, vefasız, alçak, kıskanç, obur, sarhoş, hasis, hırslı, katil, dedikoducu, serseri, tutucu, ikiyüzlü ve budala olduklarını mı sanıyorsunuz? atmacaların her zaman güvercin bulsalar yiyeceklerine inanır mısınız? o halde, madem ki atmacalar hiç huylarını değiştirmemişler, niçin insanların huy değiştirmesini istiyorsunuz?

platon bundan çok zaman önce, en iyi midelerin her yemeği kabul edemeyen mideler olmadığını söylemişti.

iyi ama her şeyi eleştirmenin, başkalarının güzel sandıkları şeylerde kusur bulmanın da bir zevki yok mudur? yani zevk almamakta zevk vardır.

olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır.

leibniz leipzig'de doğmuştur. kendisi iyimserliğin savunucusudur. bu filozofa göre, dünyadaki her şey olanaklı olanın en iyisidir.

8.7.19

akıllı yaşama sanatı

baltasar gracian

asil bir yaşamın ilk günü, ölülerle sohbet ederek geçirilmelidir.

sahip olmadığımız her şeyin zevki bir başkadır.

bir şeyi omzunuzun üstünden fırlatıp atabilecekseniz onu yüreğinize dert etmek aptalcadır.

kendini tanımak bireysel gelişimin başlangıcıdır.

kimsenin işine yaramamak büyük bir talihsizlik, herkesin işine yaramaksa bir başka talihsizliktir.

kibarlık ve onur öyle erdemlerdir ki, kime dağıtırsanız dağıtın, yine de en çoğu sizde kalacaktır.

vahşi hayvanla evcil hayvanı aynı boyunduruğa koşmak hem aptalca hem de zalimcedir.

karışıklıkları gidermenin en iyi yolu işleri bir süre oluruna bırakıp ortalığın durulmasına zaman tanımaktır.

ürünlerin kalitesi hakkında yanılmaktansa fiyat konusunda kazık yemek daha iyidir.

karakter ve idrak, kapasitemizin iki kutbudur; biri eksikse mutluluğumuz yarım kalır. idrak yetmez, karakter de gerekir. öte yandan kendine uygun bir mevki, iş, muhit ve arkadaş çevresi edinememek ancak aptalın talihsizliğidir.

bu mükemmel dünya evinde günün birinde istenmeyecek kadar saklanmış bir oda yoktur.

tüm zaferler nefret doğurur, üstlerinize karşı kazandığınız zaferler ise aptalca veya ölümcüldür.

6.7.19

tanrı

vincent van gogh

tanrı'ya inanmadan, ona güvenmeden yaşamak kolay olmaz. bunlar olmazsa tüm cesaretini yitirir insan.

doğa karşısında hemen herkes duygulanır; ama daha az, ama daha çok. oysa tanrı'nın bir ruh olduğunu ve ona inananların ona tüm ruhlarıyla ve gerçekten bağlanmaları gerektiğini ta derinden duyan pek az insan vardır.

büyük sanatçıların, gerçek ustaların, başyapıtlarında bize söylemek istediklerinin gerçek anlamını kavramaya çalışmak da insanı tanrı'ya götürür.

öte yandan, din adamlarının tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız.

tanrı'yı tanımanın en iyi yolu pek çok sevmektir. bir dostu sev, karını sev, bir şeyi, canın ne istiyorsa onu sev, bildiğinden daha fazlasını bilmenin doğru yoluna girmişsin demektir. ancak ulu, ciddi, mahrem bir duygu birliğiyle sevmeli kişi, tüm gücü ve aklıyla sevmeli, daha derinden, daha iyi, daha çok öğrenmeye çalışmalı. böylesi bir yol tanrı'ya götürür, sarsılmaz imana götürür.

4.7.19

sicilyalı

mario puzo

kâğıtta yazanlar tarihi etkiler fakat yaşamı değil. yaşam ayrı bir hikâyedir.

yalnız oynayan adam asla kaybetmez.

son iki bin yıllık insanlık tarihini bilmeyen bir adam, karanlıkta yaşıyor demektir.

yeğeniniz, cerrah olmak gibi romantik bir fikre nasıl sahip oldu? dediğiniz gibi çok yumuşak başlı, oysa cerrahlar sadist doğarlar.

unutma, gerçek itikat, mucizelere inancımıza dayanır.

yasadışı olmak yeterince kötüydü fakat devrimci olmak daha da tehlikeliydi. "edebiyatta hepsi çok iyi," dedi. "fakat gerçek yaşamda erkenden mezara girebilirsin."

kadınlar çok saf, dünyanın maddi değerlerinin peşine düşen erkeklerdeki şehvet ve hırsı bilmiyorlar."

iyi şeyler her zaman pahalıdır.

gerçekte, ünlü bir şahsiyeti kaçırmak, düşünüldüğü kadar kolay değildir. açgözlü amatörlerin ya da yaşamak için çalışmayı reddeden hiçbir işe yaramayan kafası dağınık tembellerin yapacağı iş değildir. kuş beyinlilerin de yapacağı iş değildir, fakat adam kaçırma işini kötü bir şekilde isimlendiren amerika'da uygulayıcılarınınki gibi intiharla eş anlamlı da değildir.

bir kini unutacak kadar zeki olmayan biri üç yıl dayanamaz.

mahkumlar arasında dikkatimi çeken bir şey var. özgürken sağlıklarını hor kullanırlar, aşırı sigara içerler, içip sarhoş olurlar, rastgele ilişki kurarlar. yeterince uyumaz ve egzersiz yapmazlar. sonra buraya gelip hayatlarının kalanını hapishanede geçirirken spor yaparlar, sigarayı bırakırlar, diyetlerine dikkat ederler ve her şeyleri ılımlıdır.