#din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.11.2022

yedi ilke

friedrich nietzsche

madde bir: doğaya her türden aykırılık günahtır. en günahkâr insan din adamıdır. o, doğaya aykırılığı öğretir. din adamına gösterilecek olan, nedenler değil tımarhanedir.

madde iki: herhangi bir tanrıya tapınma ayinine katılmak, kamu ahlakına tecavüzdür.

madde üç: hristiyanlığın yılan yumurtalarını kuluçkaya yatırdığı lanetlenesi yerler yerle bir edilmeli ve yeryüzünün rezil yerleri olarak geleceğin korkulu ibret vesileleri olsunlar diye korunmalıdır.

madde dört: perhiz vaaz etmek, insan fıtratına karşı kamusal bir kışkırtmadır. cinsel yaşamın her horlanması, kirlilik kavramıyla her kirletilmesi, yaşamın kutsal ruhuna karşı işlenmiş sahici bir günahtır.

madde beş: bir din adamıyla birlikte aynı masada yemek yemek insanı kusturur. bununla kişi kendini doğru dürüst insanlar topluluğundan aforoz etmiş olur. din adamı, bizim insan artığımızdır. onu kanun kaçağı ilan etmeli, açlığa mahkum etmeli, çöle sürmelidir. 

madde altı: kutsal tarih, layık olduğu adla, lanetli tarih adıyla anılmalı. tanrı, mesih, kurtarıcı, aziz sözcükleri küfür olarak, canilere takılan adlar olarak kullanılmalıdır.

madde yedi: gerisi kendiliğinden gelir.

5.11.2022

kefaret

raoul vaneigem

dinin asla kefaretini ödeyemeyeceği şey, doğayı mutlak anlamda bozucu bir anlayış olmasıdır.

kâra ve iktidara tabi bir evrene kutsallığın teminatını vermek; hödüklerin köleleştirme, aşağılama, küçümseme, yok etme hakkını ezeli bir ilke olarak meşrulaştırmak ona yetmez; ölümün, ıstırabın ve fedakarlığın güzelliğini rakip tarafta da vazetmesi gerekir. öyle ki, yol açtığı isyanlara, kimi zaman korku saçılan halklara bahşettiği itaatsizliğe, (cioran'ın alaya alarak, "bir dinin insanlık dışılığının derecesi, onun gücünün ve süresinin garantisidir. liberal bir din bir şaka ya da bir mucizedir." diye yazdığı) hoşgörü krizlerine dek bunları vazeder.

insanlar birbirlerini en fazla, hem de en tartışmasız nedenlerle, incil'deki "birbirinizi sevin!" buyruğunu benimsedikleri, saldırgan ve gözü yaşlı hristiyanlığın bu iki bin yılı boyunca katletmiş değiller midir?

dinsel anlayışlar kendinden feragat yoluyla hümanizmayı savunduklarında, yaşamın atılımlarını bastırırken fanatizmleri de bastırmayı kendilerine şeref bildiklerinde, ikiyüzlülük, hile ya da aptallıkla, totalitarizm eğilimlerini beslemiş olurlar yalnızca.

tek bir insan kıyımı bile yoktur ki, doğal eğilimlere karşı kolektif ya da bireysel olarak sürdürülen kutsal bir savaştan kaynaklanmasın.

1.11.2022

pagan bir dünya

albert caraco

pagan olmuş, pagan kalmış bir dünya doğayı ihlal etmezdi. pagan görüşler doğayı kutsal kabul ediyordu. genellikle ağaçlara ve su kaynaklarına tapıyorlardı. vahyedilmiş olduğu varsayılan dinlerin dogmalarının merkezine yerleştirdikleri zaman yerine, pagan görüşlerin konusu uzamdı ve istisnalar hariç, ölçüyü aşkınlığa, uyumu da her şeye tercih ediyorlardı.

kendilerinin vahyedilmiş olduğunu söyleyen dinler bizim üzerimizde fanatizmi yerleştirdiler ve bu fanatizmi sonuna dek vardıran hristiyanlık deliliği tanrısallaştırdı, tutarsızlığı yüceltti ve daha büyük bir iyilik adına kargaşayı meşrulaştırdı. bu ürkütücü tezler sonuçsuz imkanlara sahip olduğu sürece insanlar buna uyum sağladılar; ama bizim eserlerimiz bu tezlere denk düştüğünden beri, buyruklarımızın devasalığını, dahası saçmalığını hissediyoruz.

tanrısal tecessüm fikri en canavarca fikirdir ve bizim çözümsüz paradokslarımızın en önemli nedeni gelecekte burada aranacaktır. bu fikrin vardığı yerlerden biri doğaya tecavüzdür, aşkınlık bizi buna hazırlamaktadır ve bu dünyadan duyulan nefret bu tecavüzü meşrulaştırmaktadır.

şunu asla unutmamalı: dünya, ten ve şeytan hristiyanların gözünde bir karşı-üçlem oluşturmaktadır.

çoğu kimsenin putperest kalması ve tenselliği benimsemesi daha iyidir. kötülük bizim onları kınadığımız ve kendilerine yalan söyleyerek bize de yalan söylemeye onları zorladığımız andan itibaren başlar. sıradan insanların hazza da tövbeye de tanrısallık katması ve hristiyanlar için kudas ayini neyse onlar için de orgazmın aynı şey olması en iyisidir.

26.10.2022

ateist ahlak

sevan nişanyan

ahlak normları şüphesiz insanlığın tecrübelerinden türer. zina -doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaştığı döneme dek- tüm toplumlarda ciddi bir suç/günah sayıldıysa elbette -en azından kısmen- haklı bir gerekçesi vardır diyeceğiz. ahlak normlarının

a) bir koda,

b) bir lidere,

c) bir cemaate endekslenmesidir tehlikeli olan. 

bir koda (kutsal kitaba/yasaya) bağlanan ahlak, birilerinin "ahlaksız" olarak tanımlanması sonucunu doğurur.

zulmün en korkuncu ve en beyinsizi, kendini ahlaklı sayanların "ahlaksız" diye damgaladıklarına yönelttiği zulümdür. insan yüreğinde zulmü bastıran ve yumuşatan tüm mekanizmalar, o noktada iflas eder. yanılmaz sayılan bir lidere veya grup aidiyetine bağlanan ahlak, "bizden" olmayanların ahlak nesnesi olamayacağı anlamına gelir. dolayısıyla onlara yapılacak her türlü zulmü ve alçaklığı meşrulaştırır. "biz" kardeşiz. o halde "onlar" (kâfirler, barbarlar, ziyonistler vb.) kahredilmeli.

müslümanlık, kitap-peygamber-cemaat üçlemesini aşamadığı sürece ancak ahlaksızlık ve zulüm doğurur. çağdaş bir ahlak teorisi ancak ateizm üzerine inşa edilebilir.

21.10.2022

beni kureyza katliamı

sevan nişanyan

uhud savaşında sayıca üstün olan mekkelilerin müslümanları yeneceğine kesin nazarıyla bakılır. bu yüzden medine yahudilerinden beni nadir aşireti, müslümanların yenilgisi halinde başına geleceklerden korkarak, kararsız kalır. müslümanların beklenmedik zaferinden sonra toplanan mecliste beni nadir yargılanır. muhammed'in idam kararı vermesi beklenirken beni nadir'in koruyucusu (velisi) olan beni hazrec aşireti ileri gelenlerinin önerisiyle beni nadir tehcir edilir. malları müsadere edilir.

bir süre sonra beni nadir liderlerinden hüyeyy b. ahtab ve kinane b. el-rabi mekkelilerle temas kurarak onları medine'ye saldırmaya teşvik ederler. ayrıca doğudaki ğatafan aşiretini de mekkelilerle beraber savaşmaya ikna ederler. medine'deki diğer büyük yahudi aşireti olan beni kureyza lideri kâ'b b. esed muhammed'le ittifakını bozmama taraftarıdır. kapısına gelen hüyeyy'i hakaretle kovar. ancak hüyeyy ısrar eder, kureyşlilerin muhammed'i yeneceklerinin kesin olduğunu, bu durumdan beni kureyza'nın zarar göreceğini savunur. k'ab lanet okuyarak hüyeyy'e kapısını açar. uzun süre direndikten sonra muhammed'le (iddiaya göre yazılı belgeye dayanan) ittifakını bozar. mekkeliler ile ğatafanlılar medine'yi kuşatır. muhammed, iranlı kölesi selman'ın tavsiyesiyle kentin etrafına bir hendek kazdırır. 27 gün süren kuşatmada müslümanlardan altı ve karşı taraftan üç kişi ölür. kuşatma esnasında muhammed adamlar göndererek müttefikler arasına nifak tohumları eker.

kureyza aşireti, mekkelilerin kuşatmayı sonuçlandırmadan çekileceğinden korkmaktadır. müslümanlarla baş başa kaldıklarında başlarına geleceği bildiklerinden, adım atmak istemezler. ebu sufyan komutasındaki mekkeliler, yahudilerin savaşacağına güvenmezler, kureyza ileri gelenlerinden bazı kişileri rehin almadıkça kesin saldırıya girişmek istemezler. ğatafanlılar yahudilerin muhammed'le anlaşacağından ve mekkelilerin çekilip kendilerini muhammed'e karşı yalnız bırakacağından kuşkulanırlar. ittifak dağılır.

kuşatmanın kalktığı gün cebrail altın sırmalı bir sarık giymiş ve ipek örtülü bir katıra binmiş olarak zuhur eder. "silahları bıraktın mı ya rasulallah?" diye sorar. muhammed evet der. cebrail, "melekler henüz silahlarını bırakmadı. allah sana beni kureyza'ya saldırmanı emrediyor. ben de orada olacağım." diye cevap verir. muhammed tellal çıkararak, beni kureyza arazisinde toplanmadan kimsenin namaz kılmamasını emreder. kendisi de kureyza surlarının yanına gelerek "ey maymun soylular! allah sizi lanetledi ve intikamımı üzerinize saldı." diye seslenir. yahudiler cevaben ona hakaret ederler. aişe'nin anlatımına göre cebrail "melekler silahlarını bırakmadı, git ve onlarla savaş" der. muhammed zırhını kuşanır. yolda rastladığı kişilere "buradan kim geçti" diye sorar. onlar da "dihye b. halife geçti" derler. dihye'ye büyük sakalı ve ipekli eğeri nedeniyle "cebrail" adı verildiğini aişe belirtir.

25 gün veya bir ay süren kuşatmadan sonra kureyza aşireti teslim olmaya karar verir. müzakere için muhammed onlara beni aws aşiretinden ebu lübâbe b. abdülmunzir'i gönderir. aws aşireti beni kureyza'nın koruyucusu (velisi) ve ebu lübabe onların dostudur. erkekler onu karşılarken yahudilerin kadın ve çocukları çığlıklar atarak etrafını sararlar ve merhamet göstermesi için yalvarırlar. "muhammed'in hakemliğini kabul edelim mi?" diye sorarlar. ebu lübabe "evet" der fakat bunu söylerken eliyle boğaz kesme işareti yapar. yapar yapmaz pişman olur. allah'a ve resulüne ihanet ettiği kaygısına kapılarak koşa koşa gider, camide kendini bir sütuna bağlatır. allah kendisini affetmedikçe oradan ayrılmayacağını bildirir. muhammed bunu duyunca güler. "bana gelseydi affederdim ama şimdi ancak allah affedebilir." der. birkaç gün sonra allah'tan gelen bir vahiyle ebu lübabe'yi affeder. (bahis konusu ayetin hangisi olduğuna dair tefsirciler arasında ittifak yoktur.)

kureyza lideri kâ'b, aşiretine hitaben konuşur. başlarına gelen beladan hüyeyy'i sorumlu tutar. üç seçenek sunar. ya topluca müslümanlığı kabul edeceklerdir. bu reddedilir. ya (masada'daki yahudiler gibi) kadınlarını ve çocuklarını öldürüp, ölünceye kadar savaşacaklardır. bu da reddedilir. ya da yahudiler için savaşmanın dinen haram sayıldığı şabat günü sürpriz bir saldırı düzenleyeceklerdir. tevrat'a göre şabat günü savaşmak yahudilerin domuza veya maymuna dönüşmesine yol açacağı için, bu seçenek de reddedilir. teslim olmaya karar verirler.

bağımsız yargı beni kureyza aws aşiretinin mevalisi olduğundan, hukuken muhammed'in yargıç olması mümkün değildir. bu nedenle aws aşiretinden sa'd b. muaz görevlendirilir. sa'd hendek savaşında yaralanmış ve yarası şişmeye başlamıştır (birkaç gün sonra ölecektir). hükmü açıklar: kureyza erkekleri öldürülecek, kadın ve çocuklar köle edilecek, malları müsadere edilecektir. muhammed "allah'ın ve resulunün yargısıyla yargıladın." diyerek onu onaylar. (yargı görevinin ölmekte olan birine aktarılması muhtemelen kan davası güdülmesini önlemeye yönelik bir tedbirdir.) nusra cephesi tesadüf mü? 

resulallah karardan sonra medine'nin çarşı alanına giderek hendekler kazdırır. beni kureyza erkekleri gruplar halinde buraya getirilerek hendeklerin başında kafaları kesilir. toplam katledilen sayısı bazı kaynaklara göre 600 ila 700, bazılarına göre 800 ila 900 kişidir. idamların çoğunu ali b. ebu talib (sonradan dördüncü halife) ve zübeyr infaz ederler. komplonun lideri hüyeyy getirilir. pembe kumaştan değerli giysisini (ganimet edilmesin diye) delik deşik etmiştir. muhammed'e hitaben "sana düşmanlık ettiğim için kendimi ayıplamıyorum, çünkü allah'ın terk ettiği kişi lanetlenmiştir." der. (bu sözün anlamı açık değildir. lanetlenen kişinin hüyeyy mi muhammed mi olduğu anlaşılmaz.) sonra halkına dönerek "allah'ın emrinde haksızlık yoktur. zira israiloğulları için büyük bir katliam olacağı kitabımızda yazılıdır." der. idam edilir. (hüyeyy'in son sözleri daha sonraki islami literatürde süslenip püslenerek, yahudilerin idam kararının kendi kitaplarına uygun olarak verildiği tezine dönüşecektir.)

aişe'nin ifadesine göre idam edilenler arasında tek bir kadın vardır. "rasulallah erkekleri meydanda öldürürken kadın benim yanımdaydı, sohbet ediyor ve durmadan gülüyordu. derken bir ses adını çağırdı. 'ne var?' dedim. 'öldürecekler' dedi. 'neden' diye sordum. 'yaptığım bir şeyden ötürü' diye cevap verdi. götürüp kafasını kestiler. neşesini ve gülüşünü hayatta unutamam. öldürüleceğini biliyordu."

vakıdî'nin anlatımına göre kadının öldürülmesinin nedeni, kuşatma sırasında sur üstünden bir değirmen taşı atarak hallâd b. süveyd'in ölümüne sebep olması idi. 

öldürülecekler arasında geçmişte müslümanlara iyiliği dokunmuş olan yaşlı ebu abdurrahman el-zebîr vardır. müslümanlardan sabit b. kays rasulallah'tan rica ederek yaşlı adamın canını bağışlatır. ebu abdurrahman "karım ve çocuklarım olmadan hayatın ne anlamı var?" diye sorar. onlar da bağışlanır. "malım ve servetim olmadan nasıl yaşayabilirim?" der. malına dokunulmayacağına söz verirler. "aslanlar aslanı, güzel adam kâ'b b. esed ne olacak?" diye sorar. öldürüldüğünü söylerler. aşiretinin akıbetini sorar, hepsinin idam edildiğini anlatırlar. "o zaman bana bir iyilik yapıp beni de öldürün." der. "akrabalarım olmadan yaşamanın faydası yok, öbür dünyada onlara kavuşmak için sabırsızlanıyorum." ebubekir bu sözleri duyduğunda "akrabalarıyla cehennemde buluşacak, orada sonsuz azap görecek" diye konuşur.

idamlar sona erdikten sonra rasulallah beni kureyza'nın mallarını, kadınlarını ve çocuklarını müminler arasında pay eder. beşte bir (kamu payı) çıkarıldıktan sonra geri kalandan süvarilere üçer pay, piyadelere birer pay verilir. bu savaş esnasında müslümanların otuz altı atlısı vardır. onların hakkı, bir pay ata, iki pay sürücüsüne olmak üzere üç pay olarak hesaplanır. ganimetin beşte birinin (muhammed'e) ayrılması kuralı ilk kez bu olayda uygulanır ve daha sonra gelenek (sünnet) olarak benimsenir.

rasulallah köle kadın ve çocukların bir kısmını sa'd b. zeyd ile orta arabistan'daki necd'e göndererek, karşılığında at ve silah satın alır. esir alınan kadınlardan reyhane bt. amr'ı kendine ayırır. cariye edindiği bu kadın, muhammed'in ölümünde hâlâ onun kölesidir. muhammed ona kendisiyle nikâhlanmasını ve hicaba girmesini teklif ederse de reyhane "ya rasulallah, senin kölen kalayım, böylesi senin için de benim için de daha kolay" diyerek reddeder. islamiyeti kabul etmeyerek yahudi dininde ısrar eder. bundan ötürü muhammed onu nikâhına almaz, fakat canı sıkılır. kimi anlatımlara göre daha sonra reyhane müslümanlığı kabul ederek muhammed'i sevindirir. ancak bu anlatımla, muhammed'in ölümünde reyhane'nin hâlâ köle olduğu bilgisi çelişir.

20.10.2022

muhammed

karen armstrong

bütün mekkeliler, arabistan'ın en önemli kutsal yeri olan kabe'yle övünüyorlardı. her yıl yarımadanın her yerinden araplar hac için mekke'ye geliyor, bir kaç gün boyunca geleneksel ritüelleri uyguluyorlardı. kutsal yerin çevresinde bütün şiddet eylemleri yasaklanmıştı ve araplar mekke'de, eski aşiret düşmanlıklarının askıya alındığını bilerek, barış içinde ticaret yapabiliyorlardı. kureyşliler kutsal yer olmadan ticari başarılarını ve öteki aşiretler arasındaki, kabe'nin muhafızlığından ve eski kutsal mekanların koruyuculuğundan kaynaklanan prestijlerini elde edemeyeceklerinin farkındaydılar. fakat allah, kureyş'i özel olarak kendisi için seçmiş olmasına karşın, onlara hiçbir zaman ibrahim, musa veya isa gibi peygamber göndermemişti ve arapların kendi dillerinde kutsal kitapları yoktu.

bu nedenle yaygın bir ruhsal aşağılık duygusu vardı. arapların temasa geçtikleri yahudi ve hristiyanlar, onlara tanrı'dan vahiy almamış barbar bir halk diye meydan okuyorlardı. araplar, kendilerinin bilmediklerini bilen bu halklara karşı gücenme ve saygıyla karışık duygular içindeydiler. yahudilik ve hristiyanlık, arapların, bu ileri din biçimlerinin kendi geleneksel paganlıklarından üstün olduğunu görmelerine karşın, bölgede pek ilerlemiş değildi.

sonuçta muhammed'in dini islam, her kabul edenin allah'a varoluşunu teslim etmesi olarak bilinecektir: müslüman, bütün varlığını yaratıcıya teslim eden kişi temektir.

muhammed müslümanlara pagan tanrılara inanmayı yasaklayana kadar önde gelen kureyşlilerin açık bir karşı koyuşu da yoktu. görevinin ilk üç yılında muhammed'in mesajının tek tanrıcı yönünü fazla ön plana çıkarmadığı ve insanların, her zaman yaptıkları gibi, yüce tanrı allah yanında arapların öteki geleneksel ilahlarına da tapınmayı sürdürebileceklerini sandıkları anlaşılıyor. ama eski kültler ve putları mahkûm edince bir gecede birçok izleyicisini yitirdi ve müslümanlar horlanan ve sorgulanan bir azınlık haline geldi.

kureyş ilk müslümanların namaz (salat) kıldığını gördüğünde korkuya kapılmıştır: kureyş klanının yüce üyelerinin yüzyıllarca süren onurlu bedevi bağımsızlığından sonra, köle gibi yere kapanması kabul edilebilir iş değildir ve müslümanlar ibadetlerini gizlice yapmak için şehir çevresindeki vadilere çekilmek zorunda kalmışlardır. kureyş'in tepkisi, muhammed'in onların ruhunu kusursuz bir doğrulukla tanıdığını ortaya koyar.

18.10.2022

tanrı

karen armstrong

jean paul sartre, insan bilincinde tanrı'nın her zaman bulunduğu, tanrı biçimli boşluktan söz etti. bununla birlikte, tanrı varsa bile, tanrı düşüncesi özgürlüğümüzü reddettiğine göre, onu reddetmek gerektiğinde ısrar etti.

geleneksel din bize tam insan olmak için insanlığın tanrı düşüncesine boyun eğmesi gerektiğini söyler. oysa biz insanlığı özgürlüğün bulduğu beden olarak görmeliyiz.

sartre'ın ateistliği avutucu bir öğreti değildi ama diğer varoluşçular tanrı'nın yokluğunu olumlu bir kurtuluş olarak gördüler.

maurice merleau ponty, merak duyumuzu artırmak yerine tanrı'nın aslında onu reddettiğini ileri sürdü. çünkü tanrı tam bir kusursuzluğu simgeler, bizim yapabileceğimiz ya da kazanacağımız bir şey kalmamıştır.

albert camus, kahramanca bir ateistliği önerdi. insanlar, insanlığa duydukları arzuyu dışarı boşaltabilmek için cüretle tanrı'yı reddetmeliydiler. her zamanki gibi ateistlerin geçerli bir dayanakları vardı. tanrı geçmişte gerçekten bir yaratıcılık gösterisi için kullanılmıştı. olası her soruna veya duruma kapsamlı bir yanıt vermiş olsaydı, merak veya başarma duyularımızı gerçekten bastırabilirdi. tutkulu ve bağlayıcı bir ateistlik usandırıcı ve yetersiz bir tektanrıcılıktan daha dinsel olabilir.

marksist filozof ernst bloch, tanrı düşüncesini insanlık için doğal buldu. insan yaşamının bütünü geleceğe yönelmişti: yaşamlarımızı eksik ve tamamlanmamış olarak yaşarız. hayvanların tersine, asla yetinmeyip hep daha çok isteriz. bu, yaşamımızın her noktasında kendimizi aşmak ve bir sonraki aşamaya geçmek zorunda olduğumuzdan bizi düşünmeye ve gelişmeye iter: bebek emeklemek zorundadır, yeni yürüyen yetersizliklerinin üstesinden gelmek ve çocuk olmak zorundadır ve benzeri. tüm düşlerimiz ve isteklerimiz ileriye, sonra gelene yönelir. felsefe bile, henüz olmayanın, bilinmeyenin deneyimi olan, merakla başlar. sosyalizm de bir ütopya için ileriye bakar ancak, inancın marksist reddine karşın, umudun olduğu yerde din de vardır. 

feuerbach gibi, bloch da tanrı'yı henüz gerçekleşmemiş insan ülküsü olarak gördü ama bunu yabancılaşma olarak görmek yerine insanlık durumu için elzem buldu.

max horkheimer, frankfurt okulu'nun alman toplum kuramcısı, tanrı'yı bir bakıma peygamberleri anımsatan önemli bir ülkü olarak gördü. onun var olup olmadığı ya da ona inanıp inanamamak gereksizdir. tanrı düşüncesi olmaksızın kesin anlam, hakikat ya da ahlaklılık olmaz: basit olarak bir tat, bir hal ya da bir kapris sorusuyla başlar etik politika ve ahlak bilimi tanrı düşüncesini her nasıl olur da içermezse, pragmatik ve zekiden çok açıkgöz kalacaklardır.

kesin olan bir şey yoksa niye nefret etmemeliyiz'in ya da niye savaş barıştan daha kötüdür'ün hiçbir nedeni yoktur. din esas olarak bir tanrı var diye içte duymaktır. en baş düşlerimizden biri adalet özlemidir (çocukların şikayetlerini nasıl da sıkça duyarız: 'hiç de adil değil!'). din, acı çekiş ve hatayla yüz yüze gelen sayısız insanın arzularını ve suçlamalarını kaydeder. bu bizi sınırlı doğamızın farkına vardırır; hepimiz dünyanın haksızlığının son sözcük olmayacağını umuyoruz.

6.10.2022

din

sevan nişanyan

kutsallarla her zaman için problemli bir ilişkim olmuştur.

dinî mantığı sonuna kadar götürürsen mutlak bir kayıtsızlığa, duyarsızlığa hatta ahlaksızlığa varırsın. allah elbet bilir ne yaptığını, ben ne diye düşüneyim? değil mi?

insanları kendilerinde gözü dönmüş bir sevgiyle bağlamanın sırrına sahipler. o sırrın özü ise, yanılmıyorsam, kırık ve yoksul ve kaybolmuş insanlara, gerçekte olağanüstü kıymetli oldukları mesajını vermektir. muhammed'in de yaptığı budur, isa'nın da, bhagwan'ın da, adnan oktar'ın da.

olağanüstü sevgi, olağanüstü iktidar doğurur. olağanüstü iktidar, gerçek dünyada, ancak gerçek ve potansiyel düşmanları ezerek korunabilir. dolayısıyla her aziz, kaçınılmaz ve karşı konulmaz bir mantıkla, nihayetinde cinayetin, paranın ve evet seksin batağına batar. üzgünüm, muhammed'in farklı olduğunu düşündürecek en ufak bir belirti göremiyorum. arabistan'ı "sevgi ve dostluk" gücüyle mi fethetti? bu iş için kaç para harcadı ve o parayı nereden buldu? kaç eşi vardı ve eşlerinin ortalama yaşı adnan oktar'ın çevresindekilerden çok mu farklıydı?

evet, tüm azizler, gözü dönmüş bir sevgi kadar, onunla eş ölçüde, gözü dönmüş nefret de üretirler.

dine karşı argüman ileri sürmek boşa kürek çekmektir. hiç kimseye ve hiçbir şeye faydası yoktur. kimseyi ikna edemezsin. birkaç kişiyi ikna etsen de ilk fırsatta zalime dönüşürler.

dinin esas işlevi, zincirinden boşanmış cehaleti ve safsatayı dile getirmeye ruhsat vermesi olabilir mi acaba? normalde adam hicap edecek, susacak. ama din gazını aldı mı tutabilene aşk olsun! din mevzubahis olunca aklın, ilmin, sağduyunun kıymeti yok. sokaktaki meczup, aynştayn'dan daha kıymetli.

ahlak ve vicdan insanın doğasında olan bir şeydir. dünyada bin çeşit farklı inanç sistemine mensup olan insanlar arasında, ahlak ve vicdan bakımından herhangi bir fark gözlemlenmiş değil. ayrıca tanrıya ve dine inanmayanların, inananlara oranla daha az ahlaklı veya suça daha meyilli olduğuna dair en ufak bir belirti yok. tam tersi muhtemelen daha doğrudur; yani ortalama ateist, muhtemelen ortalama dindardan daha erdemli ve vicdanlıdır.

ceza korkusuyla günahtan kaçınan insan içten pazarlıklıdır, iki yüzlüdür. kalbinin sesi farklı, çıkarının veya korkularının dikte ettiği farklıdır. esas öylelerinden korkmak lazım. günahtan kaçınmak için, kendi iç sesinden başka hiçbir sese kulak vermemelisin. önemli olan o sesin temiz gelmesidir. o ses gür ve temiz geliyorsa, istersen adına allah de, zeus de, ne dersen de, bana uyar.

başkasının bulduğuyla beslenen en kötüsüdür. tarihteki bütün kötülükleri onlar yapmıştır. onun için "aradım ve buldum" diyen adamı derhal ve törenle çarmıha gereceksin. kendi zararsız olabilir belki ama müritleri şeytanın yeryüzündeki temsilcisi olacaktır.

din adına ne garip şeyler yapıyor insanlar, düşünseniz. tanrı zeus'u memnun etmek için erkek çocuklarının pipisinin ucunu kesenler bile var, bazı ilkel kültürlerde.

3.10.2022

menemen

nedim gürsel

yedi değil dört kişiydiler, dört mehmet, kendilerini kuran'daki "yedi uyurlar"a benzetseler de. sonra çoğaldılar, aralarına karışıp isyana katılanlarla sayıları yüzü buldu. oysa en başta giritli mehmet, şamdan mehmet, sütçü mehmet ve mehmet emin, manisa'nın araboğlu mahallesindeki çırak ibrahim'in kahvesinde buluşup esrar çekiyor, zikir ayinleri yapıyorlardı. nakşibendi'ydiler. ve suçları bundan ibaretti. istanbul'da erenköy'deki köşkünde elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, kuş tüyü yastıklarda uyuyan, kutbü'l-aktab şeyh esat efendi'ydi mürşitleri. bir de kıtmir adını verdikleri bir köpekleri vardı. köpek kahvenin önünde uyukluyor, içerden gelen tekbir seslerini duydukça kulaklarını dikip sonra yeniden uykuya dalıyordu. dört mehmetlerse allah'ın adını andıkça kendilerinden geçiyor, uyumak şöyle dursun silkindikçe diriliyor, vecd içinde istanbul'daki şeyhleriyle rabıtaya giriyor, ona teslimiyet yemini ediyorlardı.

şeyhin, doksan yaşını geçmiş olmasına rağmen rabıta ve zikir dışında başka işleri, başka planları vardı. tekke ve zaviyeleri kapatan, halkı fes çıkarıp şapka giymeye zorlayan, şeriatı hiçe sayan kâfir hükümeti allah'ın inayeti ve resulullah'ın şefaatiyle devirmekti niyeti. bu amaçla manisa'ya yerleşmiş florinalı mübadiller arasına müritlerini salarak epeyce taraftar toplamıştı.

1930 yılının aralık ayında dört mehmetler, başlarında giritli mehmet olmak üzere, harekete geçtiler. yanlarında kıtmir, esrar çekip zikir yaparak yola düştüler. konuk kaldıkları bozalan köyünde silahlandılar, burada giritli mehdiliğini ilan etti. artık bir kurtarıcıydı o, yalnızca derviş değil. gerçi yunan işgalinde tekkesini meyhane yapıp gâvur subayların hizmetine sunmuştu ama kurtuluş'tan sonra yasaklanan tarikatına da bağlı kalmıştı. nicedir günahkâr istanbul'un burçlarına dikmek için can attığı sancak-ı şerif dalgalanıyordu dumanlı kafasında. afyon yutan derviş taifesindendi evet ama bu taifede pek sık görülmeyen bir özelliği de vardı: kan dökücüydü. yandaşlarıyla birlikte menemen halkını ayaklandırmak üzere bağlar, bahçeler arasından geçer, çoban ateşlerinde ısınırken reisicumhur gazi paşa'nın kellesini pancar gibi koparıp yeşil bayrakla birlikte göndere çektikten sonra hilafet ordusunun başında payitahta muzaffer bir peygamber olarak girmeyi hayal ediyordu.

payitahta olmasa bile menemen'e bu hevesle girdiklerinde gün yeni ağarmaktaydı. doğruca müftü camii'ne gidip cemaatle birlikte sabah namazını kıldılar. mihraptaki yeşil bayrağın üzerinde "fetih suresi"nin ilk ayetini gören derviş mehmet hayalinin gerçekleştiği sanısına kapılarak bayrağı yerinden alıp tekbir getirmeye, sonra da tüm kasabada yankılanan sesiyle "doğrusu biz sana apaçık bir zafer verdik." ayetini haykırmaya başladı. caminin imamı da minareye çıkıp iki el silah atarak halkı cihada çağırdı. kısa zamanda olay asker ve sivil yetkililer tarafından haber alındı. hükümet konağının önünde toplanan isyancılar alkış ve tekbir sesleri arasında üzerlerine gönderilen askeri kuvvete karşı direniş gösterdiler.

süngü takmış emir bekleyen askerin başında genç bir yedek subay vardı. üniforması içinde üşüyen, zayıf ve kumral, dal gibi bir delikanlı. adı mustafa fehmi kubilay'dı. müstakbel katili gibi girit kökenliydi o da ama değil cana, bir karıncaya bile kıyamazdı. bu nedenle komutasındaki askerlere mermi vermemiş, isyancıları caydırmak için yalnızca süngü taktırmakla yetinmişti.

kubilay'ın anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçmişti çocukluğu, küçük yaşta evlenip baba, sonra da öğretmen olmuş, derken memleketi izmir'i mekan tutarak çoluk çocuğuyla karşıyaka'ya yerleşmişti. askerliğini yedek subay olarak menemen alayında yapıyordu.

menemen izmir kadar olmasa da sıcak yerdir. ama kışın soğuk olur. gediz'in suladığı toprak donar, kırağı çalar bağı bostanı. acı patlıcanı kırağı çalmaz derler, kubilay acı patlıcan değil yeni yeşeren bir fidandı. işte bu yüzden yaptı hayatının yanlışını, mürtecilerin yanına gidip onları uyarmaya, dağılmaları için iknaya çalıştı. ve içlerinden birinin attığı kurşunla yaralanıp yere kapaklandı. yarası ağırdı. buna rağmen ayağa kalkmayı başararak bir cami avlusuna sığındı. derviş mehmet orada, musalla taşının yanında buldu kubilay'ı. genç subay burnundan soluyordu. kanı avluyu kızıla boyamıştı. mehmet cüppesinin cebinden çıkardığı kör bıçakla yaklaştı yanına, yalvarmalarına aldırmadan yerde yatan kurbanını yüzükoyun çevirdi ve kuzu boğazlar gibi tüm gücüyle üzerine çökerek başını gövdesinden ayırdı. kesik başı musalla taşına vurdu sonra, yüzüne sıçrayan kanı yalarken tekbir getirmeye devam ediyordu. elinden bıraktığı yeşil bayrağı aldı yerinden, kubilay'ın başını göndere takıp mehdiliğini tanımayanların sonunun böyle olacağını haykırmaya başladı.

duruma müdahale eden iki bekçi de isyancıların açtıkları ateşle şehit oldular. bunun üzerine yüzbaşı ragıp bey komutasında bir askeri birlik kasabaya gönderildi. çatışmada mehdi olduğu için kendisine kurşun işlemeyeceğine inanan derviş mehmet başta olmak üzere öbür üç mehmet öldürüldüler, dördüncüsüyse tutuklandı. bölgede sıkıyönetimin ilanından sonra kurulan askeri mahkemede yargılanıp diğer elebaşlarıyla birlikte idam edildi. kurunun yanında yaş da yandı bu arada.

gazi paşa önce olaya alkış tutan menemen halkının topa tutulmasını, biraz yatıştıktan sonra da sürülmesini emrettiyse de yakın çevresinin ricaları sonucunda bundan vazgeçerek mahkemenin verdiği idam ve ağır hapis cezalarıyla teselli buldu. ama küstü manisa'ya, izmir'e trenle giderken özel vagonunun perdelerini kapattırıp istasyondan son hızla geçtiği söylenir. bu bir söylenti belki ama menemen vahşeti ne yazık ki gerçek.

23.09.2022

günah

carlos fuentes

bilge kişi cennetini, arafını ve cehennemini içinde taşır. ruhu özgür olan insan günahı bilmez. her şeyi alın, siz günah saymazsanız hiçbir şey günah değildir. benimle ve kör babamla birlikte masumiyet mevkisine dönün. çıkaralım elbiselerimizi, hepimiz el ele tutuşalım, diz çökelim, sadece özgür ruha bağlı kalacağımıza yemin edelim. tüm diğer yeminleri bozun, evlilik, bekâret, rahiplik.. tanrı özgürdür, bu yüzden yaratılan her şey paylaşılmalıdır. özgürce, herkesçe, gözün görebildiği ya da arzuladığı her şey. elinizi uzatın ve alın, hanlara gidin, para vermeyi reddedin, sizden ücret isteyeni dövün, hayırsever olun ama size hayırseverlik gösterilmezse zorla alın, kadın, yemek, para..

16.09.2022

yardım

david foster wallace

alaska'nın ücra bir köşesinde bir barda iki adam kafaları çekiyormuş. adamlardan biri dindar, diğeri ise ateistmiş. dördüncü biradan sonra alevlenen o tipik heyecanla tanrının varlığı hakkında tartışıyorlarmış. ateist şöyle demiş: "bak, tanrıya inanmamak için geçerli nedenlerim var benim. duaydı, ibadetti.. bunları denememiş değilim. daha geçen ay, kamptan çok uzaklardayken korkunç bir tipiye yakalandım. göz gözü görmüyordu. tamamen kaybolmuştum, en az eksi elli dereceydi. işte o zaman yaptım, denedim. karda dizlerimin üzerine çöktüm ve yakardım: "tanrım, eğer varsan yardım et, bu tipide kayboldum ben.. yoksa öleceğim!" dindar adam bunları duyunca ateiste şaşkınlıkla bakmış: "e, o halde, artık inanıyor olman lazım." demiş. "neticede buradasın, yaşıyorsun." ateist: "ne kadar ahmaksın!" dercesine gözlerini devirmiş: "hayır dostum, altı üstü çevrede dolaşan eskimolarla karşılaştım, bana kampın yönünü onlar gösterdi."

24.08.2022

muhammed

osho

muhammed neredeyse hayatı boyunca her gün tekrar tekrar ısrarla, "ben sadece bir elçiyim, bir peygamberim. bana tapmayın, ben sadece ilahiden gelen bir mesajı taşıdım. bana bakmayın, size mesajı gönderen ilahiye bakın." dedi. fakat müslümanların bir kısmı kaynağı unuttular.

isa'dan altı yüz yıl sonra muhammed yeni bir din kurdu; çünkü arapların kendilerine ait bir dini yoktu. göçebe bir ırktılar. organize bir dinleri yoktu. muhammed bu arapları müslümanlık adı altında topladı. o da bir arap'tı ve doğal olarak büyük etkisi oldu. tüm hayatı boyunca savaştı. savaşıp durdu. tek gün dinlenmedi. ve mesajı kılıcındaydı: "benim mesajım barış." kılıcında böyle yazıyordu.

george bernard shaw yanılmıyor: sanki bu dünyaya her tür deli hükmediyor. eğer mesajın barışsa -ve kesinlikle mesajının barış olduğuna inanıyordu; fakat onun şartlarına uygun olmalıydı: eğer tüm dünya müslüman olursa barış olurdu. fakat bu nasıl mümkün olur? o, dinine isim verdi. müslümanlık onun dinine verdiği isim değil, onun verdiği isim islam ve islam barış demek. fakat tuhaf bir tür barış. barış peygamberi tüm hayatı boyunca savaştı, öldürdü ve katliam yaptı ve nihai sorunu ardında bıraktı. gerçekten şen şakrak bir hikâye.

hiç kimse müslümanların iktidardayken hindulara ne yaptığını yazmadı. ne kadar güzel tapınaklar yıkıldı, asırların çalışmasını temsil eden ne kadar sanat eseri, heykel, tapınak yıkıldı, ne kadar kadına tecavüz edildi, ne kadar insanı ya müslüman olmaya ya da ölmeye ittikleri yazılmadı.

hindistan'daki bütün müslümanlar arabistan'dan gelmedi. onlar kılıcın ucunda din değiştirdiler, ikna olarak değil. müslümanlığın kendi dinlerinden daha iyi olduğu ispatlandığından değil. müslümanlar kılıcı tek argüman olarak kullandılar; fakat neredeyse on beş asırdır süren cinayet ve ırza geçmeler hakkında tek kitap yok.

22.08.2022

din

joan bakewell: yarattıkları varlıkların kendi bedenlerinden utanması gerektiğini öne süren bu tanrılar da kimdir? sözde yaratıcının kendi eserinin doğal güzelliğinden rahatsızlık duyduğu fikri, neredeyse dine küfretmekle eşdeğerdir.

katha pollitt: bence din ciddi bir iş-otoriter saçmalıklar, kadın düşmanlığı ve insanlığın aşağılanmasından oluşan ıvır zıvırların toplamı, insanın mutluluk ve özgürlüğünün ebedi düşmanıdır.

tertullianus: siz kadınlar şeytanın geçidisiniz. sizin hak ettiğiniz şey olan ölüm yüzünden, tanrı'nın oğlunun bile ölmesi gerekti. kadınlar! bizim sizin insanlığın yıkımı olduğunuzu unutmamızı sağlamak için, gözleriniz pişmanlık gözyaşlarıyla dolu olarak, yas giysileri içerisinde dolaşmanız gerekir.

johannes kepler: mucizeler kabul edildiğinde her bilimsel açıklama önemini yitirir.

ethan allen: dünyanın eğitim ve bilimin hüküm sürdüğü bölgelerinde mucizeler sona ermiştir. fakat barbarlık ve cehalet içinde yaşayan bölgelerde mucizelere hala rağbet edilmektedir.

william s. burroughs: bir şeyi mucize olarak nitelendirdiğinizde, gerçeklik olgusunu reddederek gerçeklik alanının ötesinde, karanlık ve sahte bir alan yaratıyorsunuz.

greg erwin: dindar insanlar kendi dinlerinin kanıtı olarak öne sürdükleri şeyleri, diğer dinlerin müritleri tarafından öne sürüldüğü zaman bir kanıt olarak kabul etmezler. dinler birbirlerinin mucizelerini, vahiylerini, peygamberlerini ve kutsal kitaplarını kabul etmezler.

21.08.2022

din

charles baudelaire

düşünceyle yaratılan şey maddeden daha canlıdır.

cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.

insan tapınan bir hayvandır.

tanrı, tanrılığını sürdürmek için var olmasına bile gerek olmayan tek varlıktır.

bir rezilliktir tanrı, yarar getiren bir rezillik.

aslında benim, daha yüksek anlamda birtakım inançlarım var; ama çağımın insanlarınca anlaşılmaları olanaksız.

boş inançlar bütün gerçeklerin sarnıcıdır.

her insanda, her saatte, eşzamanlı iki yönelim vardır; biri tanrı'ya, biri şeytan'a doğru.

yeryüzünde dinlerden daha ilginç bir şey yok.

bütün zevklerimiz, içlerine erdem ve evrensel sevgi düşüncesi karışmamışsa, vicdan azabı ve işkence olacaktır.

16.08.2022

tanrı

albert einstein

yaratıklarını ödüllendiren ve cezalandıran ya da bizde olduğu gibi bir iradeye sahip olan bir tanrı düşünemiyorum. ben aynı zamanda kişinin fiziksel ölümünden sonra da yaşayacağını düşünmediğim gibi düşünmek de istemem. bırakalım zayıf ruhlar korkudan ya da saçma bir bencillikle böylesi düşünceleri benimsesinler.


hayatın sonsuzluğunun gizemi ve bu dünyanın olağanüstü yapısını bir an için olsun görebilmek; bunun yanı sıra kendini doğada gösteren aklın çok küçük de olsa bir bölümünü anlayabilmek için verilen direşken uğraş benim için yeterlidir.

11.08.2022

muhammed

sevan nişanyan

tarihteki tüm büyük insanlar ilgimi çeker. jül sezar da, muhammed de, kemal de. deha ile fırsatçılık, idealizmle gaddarlık, yüce gönüllülük ile kıskançlık, önderlik ve yalnızlık arasındaki gitgellerini pekala anlayabiliyorum, ibret ve belki biraz gıpta ile izleyebiliyorum. üçüncü sınıf müritlerinin zihinsel kısırlığına öfke duymam bundandır biraz da.

muhammed naif ve duygusal biri. zeki, alıngan, doğuştan gelen muazzam bir iktidar hırsına sahip. okuryazar olmayan insanlara has, hayal ile gerçeği ayırt edemeyen o garip kâbus mantığıyla dolu. tüm büyük liderler gibi ruhen cömert. kendisine boyun eğenlere karşı mütevazı ve kibirsiz, boyun eğmeyenlere karşı acımasız. bilgi evreni son derece kısıtlı. kişiliğinin en zayıf halkası kadınlara olan zaafı. peygamberliğini cinsel avantaj için kullanması, bu uğurda ipe sapa gelmez ayetler indirtmesi, belli ki kendi döneminde de kuşkuya ve eleştiriye neden olmuş. ha bunu eleştirecek olan sevan mıdır, tartışılır tabii. ama mesela buddha veya isa, bu açıdan kıyaslandığında, peygamberlik kalitesi açısından fark atıyorlar bence.

diğer önemli zaafı, geçen gün değindiğim mevzudur. gerçekten evrensel olduğuna inandığı bir mesajla başlamış. ama hristiyan ve yahudi direnişini kıramamış. onlara karşı bir hizip ve iktidar mücadelesi içine girmiş. bir ahlak ve felsefe öğretisi ile başlayıp, kılıç zoruyla aşiretler yok eden, ülkeler talan eden bir zorbalık düzeninin lideri olarak vefat etmiş.

bir insanın allah'la özel hattan mesajlaştığını iddia etmesini, şüphesiz aklıma hakaret olarak görüyorum. hem yalnız akla hakaret değil. gerçek bir tanrı duygusuna sahip olan biri için, bu iddianın tanrıya hakaret sayılması gerektiğini düşünüyorum. her şeye kadir olan tanrı, yaratıklarına vasıtasız hitap edemeyecek kadar aciz midir? eli silahlı, kıt görüşlü bir siyasi liderin aracılığına mı muhtaçtır?

tabii ki esas meselem muhammed'in şu veya bu olması değil. kendisini tarihteki herhangi bir büyük adamdan ve öğretisini de tarihteki herhangi bir mitolojiden farklı görmem için bir sebep yok. tartışmanın nedeni o değildir. zorbalıktır. 1400 seneden beri refleks haline gelmiş, "bir üstünüz, biz hakimiz, o yüzden bizi eleştiremezsin, eleştirirsen seni yaşatmayız." söylemidir. batı'nın emperyal ideolojisiyle kıyaslanmayacak derecede zorbalığı içselleştirmiş, kaba ve çiğ bir kuvvet söylemi!

mütevazı ve iyi yürekli müslümanlar da olduğunu biliyorum elbette. ama müslümanlığın ana damarı onlar değil; hiçbir zaman da onlar olmadılar. onlar, yaşadıkları toplumun egemen dini hangisiyse ona tevekkülle sarılan, o dinin dilini kullanarak kendi ahlaki dünyalarını savunmaya çalışan küçük insanlardır. islam'ın yolunu çizen ve islam'ı ayakta tutan onlar değil. "milleti hakime" zorbalığını çıkar, geriye islamiyet namına bir şey kalmaz.

gömlek ile sandaletten başka malı olmadığı hikâyesi inandırıcı değildir. bir düzineye yakın eşinin geçimini fazlasıyla sağlayacak miras bıraktığına dair yeterince delil vardır. ayrıca cariyelere sahip olduğu ahzab suresi 51 ile sabittir. cariye maldır. ölmeden hepsini saldıysa bilmem.

küçük çaplı insanlar parayla lüks ve konfor satın alır. büyük çaplı olanlar iktidar satın alır. büyük çaplı biriymiş, belli. ama şahsi zevki için 11 ila 13 eş alması, yeterince büyük olmadığının delilidir.

müslümanlık, zorbalık üzerinden varlığını sürdürebilmiş olan bir dindir.

gerçekten büyük maddi, siyasi ve dünyevi hırslara sahip olan insanlar genellikle hasır üzerinde yatmayı tercih ederler. çünkü kuş tüyü yastıkta yatmak küçük insanlara özgü bir zevktir. küçük çaplı insanlar maddi lükslerle, altın kaplama musluklarla ilgilenirler. büyük çaplı insanlar insanlara hükmetmekle, kıtaları fethetmekle ilgilenirler.

muhammed nefsine mağlup olmuş. hak ve adalet hissi körelmiş. söylemlerinin birçoğu (hepsi değil birçoğu) nefretle, partizanlıkla, cehaletle, bariz çıkar kaygılarıyla dopdolu.

8.08.2022

perspektif

pascal

akıl pek çok perspektiften ve ilkeden hareketle yavaş hareket eder; bu ilke ve perspektiflerin daima onun huzurunda bulunması gerekir; fakat akıl bu ilkeleri daima aklında tutamadığından sürekli dalgınlığa düşer veya yolunu şaşırır. hisler ise böyle işlemez; derhal faaliyete geçer ve harekete hep hazırdır. dolayısıyla inancımız hissiyatımızda yer etmelidir; aksi halde daima sallantıda olacaktır.

dindarlık bağnazlıktan farklıdır. dindarlığı bağnazlığa vardırmak onu tahrip etmektir.

herkes kendine göre bir tanrı yaratıyor.

sıradan insanların, düşünmek istemedikleri şeyleri düşünmemek gibi bir kabiliyetleri vardır.

at için koşmak neyse inkâr, iman ve şüphe etmek de insan için odur.

bazıları tanrı'yı kaybetmekten, bazıları ise bulmaktan korkar.

akıl inanca götürmez.

aklın varacağı son nokta, kendisini aşan sonsuz şey olduğunu kabul etmesidir.

kalbin, aklın bilmediği gerekçeleri vardır.

3.08.2022

son peygamber

sevan nişanyan

son diyelim, başka çıkmasın muhammed, her toplumda dönem dönem çıkanlar cinsinden bir dini liderdi (bkz. martin luther, jean calvin, mormonluğun kurucusu joseph smith, bahailiğin kurucusu bahaullah, sikh dininin kurucusu guru nanak, koreli reverend moon, yezidiliğin kurucusu şeyh adi b. müsafir, dürziliğin kurucusu ahmed b. dürzi, said nursi, adnan oktar vb.). ötekilerden daha ilginç ya da "hakiki" bir özelliğini göremiyorum. uluslararası konjonktürün uygun olması nedeniyle, takipçileri çok kısa zamanda muazzam bir askeri-ekonomik başarıya ulaştılar. medeni dünyanın yarısını silah zoruyla zaptettiler. muazzam bir nüfus üzerinde, haraç ve cizyeye dayalı bir sömürü düzeni kurdular. muhammed'in "din kurucusu" diye kutsanması bu olayın sebebi değil sonucudur.

muhammed 7. yüzyılda yaşadı. fetih hadisesi olmasa, orta doğulu on binlerce dini reformcudan biri olarak kalır, unutulur giderdi. fetihten yüz yıl sonra, 8. yüzyıl sonu ile 9. yüzyıl başında, resmi tarih yeniden yazıldı, muhammed "son peygamber" ilan edildi. ne demek son peygamber? "bundan sonra her isteyen dini önderliğe soyunamaz, bizden ruhsat alması lazım" demek. o kadar."

itiraz üzerine, ilave notlar.

1. dini liderler: on tane isim saymışım, kılçık olsun diye eklediğim adnan oktar'a takılmanın manası yok. isterseniz emsalinden elli tane daha ekleyeyim, aziz francis, jan hus, kardinal newman, jonathan edwards, hasan sabbah, haydar ve cüneyd, hacı bektaş, sabetay zvi... entelektüel seviyelerinin ya da tarihi önemlerinin eşit olduğunu söyleyen yok. ama dini-karizmatik lider tipinin gayet belirgin ortak noktaları olduğunu görmezlikten gelemezsin. (mario vargas llosa, dünyanın son ucundaki savaş, bu konuda okuduğum en etkileyici kitaptı. brezilya taşrasında 19 yüzyılda zuhur eden bir mehdi'yi anlatır.)

"oktar'la muhammed'i aynı nefeste sayamazsın" diyenlere: esas luther'le muhammed'i aynı nefeste sayamazsın. luther derin bir kültürün ve muazzam bir tefekkürün temsilcisidir. muhammed'de böyle bir derinliğin izlerini göremiyorum. buna karşılık kişilik özellikleri ve yaşam tarzı bakımından, oktar'ı andıran yönleri yok değil.

2. uluslararası konjonktür: islam'dan önceki yüz yılda medeni dünyanın ekonomik ve kültürel ağırlık merkezi orta doğu'ya kaydı. iki büyük imparatorluğa bölünmüş süryani/arami kültürünün biti kanlandı, yeni siyasi arayışlara girdiler. iki imparatorluğun marjında yaşayan araplar güçlendi, etkinleşti. en önemlisi, 602-630 arası iki imparatorluk arasında müthiş travmatik bir "dünya savaşı" yaşandı. orta doğu'da egemen olan iki hristiyan mezhebinin (ve sanırım yahudilerin) bu yüzden pusulası kaydı, yeni tekliflere açık hale geldiler. 

3. sömürü: arap istilası tarihin en büyük soygun operasyonlarından biridir. suriye çölündeki emevi saraylarından bir ikisini görsen, servet aktarımının boyutu hakkında fikir edinirsin. abbasi devleti kurulurken, orta doğu dünyanın en mamur, en medeni, en şehirleşmiş bölgesi idi. nüfusun üçte ikisi, belki daha fazlası hristiyandı. ödedikleri cizyenin miktarını hesapla, dudağın uçuklar. 9. yüzyılda araplar o denli parlak bir kültürel yaşama kavuştularsa bedavadan mı oldu sanıyorsun? 

4. ama batılılar: peki, diyelim ki son iki yüzyılda müslümanlar durmadan dayak yiyor, onlara da yazık, günah. peki ama bunun 7. yahut 9. yüzyılda olanlarla ne ilgisi var? bugün dayak yiyorlar diye, geçmişteki soygunu ve onun üzerine kurulmuş soygun ideolojisini yok mu sayacağız? 

5. hz. muhammed'in öz hakiki islam'ını emevilerle abbasiler bozdu: hikâyedir. kaç defa yazdım, anlattım. gerek kuran'ın nihai metni, gerekse onlarsız kuran metninin hiçbir anlam ifade etmeyeceği biyografi ve hukuk çerçevesi, emevi ve abbasi devrinde şekillenmiştir. muhammed'in mesajını, eğer gerçekten muhammed'in ise, ancak emevi ve abbasi kaynaklarından öğrenebiliyoruz. siyeri, hadisi, tabakatı ve fıkıh mezheplerini çıkar, geriye islam kalmaz, hava kalır. m 632-800 arasında gerçekleşen islam fethi, tarihin en büyük siyasi devrimlerinden ve en müthiş iktidar kaymalarından biridir. tastamam bu zaman aralığında şekillenen islam dinini, bu muazzam siyasi-sosyal olaya bir ideolojik, ahlaki ve mitolojik kılıf uydurma hadisesi olarak oku. bak nasıl aydınlanıyor her taraf.

21.07.2022

manastır

victor hugo

ispanya'da eskiden, tibet'te de bugün mevcut olduğu şekliyle manastırcılık, uygarlık için bir çeşit verem illetidir. hayatı düpedüz durdurur. nüfusu en basit yoldan seyreltir. keşişlik, iğdişlik. avrupa için bu bir afet olmuştur. buna bir de, vicdanlara sık sık yapılan ezayı, zorla rahiplik, rahibelik mesleğine sokuluşları, manastırlara dayanan feodaliteyi, büyük evlatların ailedeki nüfus fazlasını manastırlara kapatmasını, gaddarlıkları, in-paceleri, tıkanan ağızları, duvarla çevrilen beyinleri, ebedi yeminlerle hücrelere tıkılan talihsiz zekaları, ruhban sınıfına girişleri, ruhların diri diri gömülmesini ekleyin. milletçe uğranılan değer kayıplarına bir de ferdi eziyetleri ekleyin; o zaman, kim olursanız olun, rahip cübbesiyle rahibe peçesinin, bu insan icadı iki kefenin karşısında titreme duyarsınız.

ne var ki bazı noktalarda, bazı yerlerde, felsefeye rağmen, ilerlemeye rağmen manastıra kapanma zihniyeti, on dokuzuncu yüzyılın ortasında bile sürüp gitmekte, çileci sofuluğun garip bir şekilde nüksetmesi şu an uygar dünyayı hayrete düşürmektedir.

köhnemiş müesseselerin kendilerini devam ettirmekteki inatları, bozuk bir ıtır yağının saçlarımızdan bir türlü çıkmak istememesine, kokuşmuş balığın yenilebilir olduğunu iddia etmesine, yetişkin bir insana giydirilmek istenen çocuk elbisesinin eziyetine, canlıları kucaklayıp öpmeye gelen kadavraların şefkatine benzer. nankörler! der elbise. sizi kötü havalarda ben korumuştum. beni niçin istemiyorsunuz artık? açık denizlerden geliyorum, der balık. ben evvelce güldüm, der koku. sizleri sevmiştim, der kadavra. manastır da, sizlere medeniyet verdim, diyor. bütün bunlara verilecek tek bir cevap var: o eskidendi.

ölmüş şeylerin sonsuza dek sürüp gidebileceğini ve insanların mumyalama yoluyla yönetilebileceklerini hayal etmek, yıkık dökük dogmaları onarmak, kutsal emanet sandıklarının yaldızını tazelemek, manastır duvarlarının sıvasını yenilemek, yadigâr kutularını yeniden takdis etmek, batıl inançları donatmak, bağnazları beslemek, kutsal su serpicilerine yeni bir sap takmak, manastır zihniyetini ve militarizmi diriltmek, toplumun selametini parazitlerin çoğalmasında görmek, geçmişi şimdiye zorla kabul ettirmek, bütün bunlar garip geliyor insana. ama bu teorileri savunan teorisyenler de yok değil. akıllı kişiler olan bu teorisyenlerin pek basit bir usulleri var; geçmişin üzerine, sosyal düzen, ilahi hukuk, ahlak, aile, atalara saygı, eskinin otoritesi, kutsal gelenek, meşruiyet, din adını verdikleri bir sıva çekiyor, sonra bağıra çağıra dolaşıyorlar: bakın! ey namuslu insanlar, bunu alın işte!

eskilerce de bilinen bir mantıktır bu: eski romalı kurban falı bakıcıları da aynı mantığı kullanırlardı. siyah bir düveyi tebeşirle boyar, sonra bu düve beyaz, derlerdi. bos cretatus. size gelince, biz geçmişin şurasına burasına saygı duyarız ve onu her yerde esirgeriz; yeter ki ölmüşlüğünü kabul etsin. ama hâlâ canlı kalmayı isterse ona saldırırız ve öldürmeye çalışırız onu.

hiçbir şey manastır kadar bir genç kızı ihtiraslara hazırlamaz. manastır düşünceyi bilinmeyene doğru çevirir. kendi üzerine kapanan kalp, samimiyetle içini dökemediği için oyulur, açılamadığı için derinleşir. işte o hayaller, faraziyeler, tahminler, tasarlanan romanlar, özenilen maceralar, akıl almaz kurgular, ruhun iç karanlığında kurulan koca koca yapılar -demir parmaklıklı kapı aşılır aşılmaz, ihtirasların hemen içinde kendilerine bir barınak buldukları karanlık ve gizli meskenler- hep buradan kaynaklanır. manastır insan kalbi üzerinde öyle bir baskıdır ki, üstün gelebilmesi için bütün ömür boyunca sürmesi gerekir.

hurafeler, ham sofuluklar, yobazlıklar, peşin hükümler yaşayanlara eziyet etmek için ortalıkta dolaşan ölü hayaletleridir; ama ölü hayaletler olmalarına rağmen hayata yapışmaktan bir türlü vazgeçmezler; dumandan varlıkları içinde dişleri, tırnakları vardır, onlarla göğüs göğüse çarpışmak, savaşmak gerekir, hem de hiç aralıksız. çünkü insanlık, hayaletlerle ezeli ve ebedi bir cebelleşmeye mahkumdur; onun alınyazılarından biri de budur. gölgeyi gırtlağından yakalayıp yere sermek güç bir iştir.

19. yüzyılın tam ortasında fransa'da bir manastır demek, gün ışığına karşı koymaya çalışan bir baykuşlar yuvası demektir. 89'un, 1830'un, 1848'in sitesi paris'in orta göbeğinde açıktan açığa yobazlık ve çilecilik suçu işleyen bir manastır, paris'te açılıp gelişen roma, bir anakronizmadır. normal zamanda bir anakronizmayı dağıtmak, yok etmek için ona yıl rakamını heceletmek yeter. ama biz hiç de normal zamanda değiliz. savaşalım. savaşalım; ama ayırt ederek.

gerçekliğin başlıca özelliği hiçbir zaman aşırı olmamaktır. ne ihtiyacı var onun abartılmaya! yıkılması gereken şey var, sadece aydınlatılması ve bakılması gereken şey var. iyi niyetli ve ciddi inceleme ne büyük güçtür! ışığın yeterli olduğu yere alevi götürmeyelim.

genel bir tez olarak bütün ülkelerde, avrupa'da olduğu gibi asya'da da, türkiye'de olduğu gibi hindistan'da da manastırlara kapanmaya karşıyız. manastır demek bataklık demektir. kokuşmuşlukları apaçıktır, durgunlukları sağlığa zararlıdır, ekşimeleri milletleri hummaya verir, sarartıp soldurur, çoğalmaları bir afet olur. fakirlerin, budist rahiplerinin, rum papazlarının, afrika muratıplarının tayland, birmanya budist rahiplerinin, dervişlerin kıvıl kıvıl kaynaşan kurtlar gibi üreyip çoğaldıkları memleketleri dehşete kapılmadan düşünemeyiz.

20.07.2022

muhammed

pascal

muhammed otoriteden yoksundu. o yüzden gerekçeleri oldukça kuvvetli olmalıydı; çünkü bu güçten başka bir şeye sahip değildiler. sonuçta söylediği nedir? kendisine inanmamız gerektiği. muhammed'e kim şahitlik ediyor? kendisi. isa mesih için kendi şahitliği yok hükmündedir. şahitler vasıfları gereği daima vardırlar, her yerdedirler ve sefil haldedirler. o ise yalnızdır. incil ne kadar aziz matta'nınsa kuran da o kadar muhammed'indir.

muhammed'i kapalı olan ve gizemli bir anlama yorulabilecek sözleri üzerinden değil, cennet ve ahiretle ilgili, anlamı açık olan sözleri üzerinden değerlendirmemiz gerekir. bu bakımdan söyledikleri akla aykırıdır. ve anlamı açık sözleri, akla aykırı olduğundan, kapalı sözlerini gizem saymak da doğru değildir.

kutsal kitap için aynı şey söylenemez. gerçi onda da muhammed'in sözlerindeki kadar tuhaf belirsizlikler vardır; fakat hayranlık verici açıklıkta bölümler ve bariz, gerçekleşmiş kehanetler de vardır. dolayısıyla ikisi denk değildir.