3.05.2022
vanitas
şan, ihtişam, rütbe, onur, birileri bunlara ne denli çok değer verirse versin, yine de bunlar ne asıl önemli mülkleri tamamlayabilirler ne de onların yerine geçebilirler. daha çok, gerekli durumlarda, onlar için feda edileceklerdir. bu yüzden, her insanın, başkalarının görüşünde değil ama öncelikle kendi derisinin altında yaşadığı; buna göre, bizim sağlıkla, mizaçla, yeteneklerle, gelirle, karımız, çocuklarımız, dostlarımızla, oturduğumuz yerle vb. belirlenen gerçek ve kişisel durumumuzun, mutluluğumuz açısından, başkalarının bizi keyfi bir biçimde yaptıkları şeyden yüz kat daha önemli olduğu basit olgusunu erkenden kavramamız, mutluluğumuza katkıda bulunacaktır. bunun karşıtı olan kuruntu, mutsuz kılar. ateşli bir biçimde, "onur yaşamın üstündedir" diye bağrıldığında, aslında bu, "var olmak ve esenlik içinde olmak bir hiçtir; asıl önemli olan, başkalarının hakkımızda ne düşündükleridir." anlamına gelmektedir.
insanların yaşamları boyunca, durmak bilmez bir çalışmayla ve binlerce tehlike ve sıkıntı altında, yorulmadan ulaşmaya çabaladıkları hemen hemen her şeyin son amacının, böylelikle başkalarının görüşündeki yerlerini yükseltmek olduğu; yani yalnızca mevki, rütbe ve nişanlarla değil, tersine zenginlikle ve hatta bilimle ve sanatla bile temelde ve esas olarak bu amacı güttükleri ve ulaşılmak istenen asıl hedefin başkalarından daha büyük bir saygı görmek olduğu düşünülürse, bu durum ne yazık ki insanların büyük budalalığını kanıtlar.
başkalarının görüşüne haddinden fazla değer vermek, genel olarak etkili bir kuruntudur. ister kökleri bizim doğamızda bulunsun, isterse de toplumun ve uygarlığın sonucunda ortaya çıkmış olsun; her durumda bizim tüm yaptıklarımız ve ettiklerimiz üzerinde bütünüyle aşırı ve mutluluğumuza düşman bir etkisi vardır; bu etkiyi "elalem buna ne der?" sorusuna korkakça ve kölece dikkat etmekten, virginius'un hançerinin, kendi kızının kalbine saplandığı noktaya kadar ya da insanın, ününün sürmesi uğruna, huzurunu, zenginliğini ve sağlığını; hatta ve hatta yaşamını feda etmeye yönelttiği noktaya kadar izleyebiliriz. bu kuruntu, insanlara hükmetmesi ya da onları yönlendirmesi gereken kimseye rahat bir bahane sunar; bu yüzden insan terbiyesi sanatının her türünde, onur duygusunu uyanık tutma ve keskinleştirme talimatı baş köşeyi alır; ama burada amacımız olan, insanın kendi mutluluğu açısından, durum bambaşkadır.
insanların çoğu, içlerinden başkalarının görüşüne en büyük değeri verdiğinden ve onlara göre, kendi bilinçlerinde olup bitenden, dolaysızca kendileri için var olan için değil, daha çok, başkalarının görüşü için bir şeyler yapmak gerektiğinden; buna göre, doğal düzenlemenin tersyüz edilmesiyle, ikincisi varoluşlarının gerçek, birincisi ise salt ideal bölümü olarak göründüğü için, yani türetilmiş ve ikincil olanı esas olan yaptıklarından ve özlerinin imgesi, kendi gönüllerinden çok, başkalarının zihninde yer aldığından; bizim için var bile olmayan bir şeye dolaysız bir değer verilmesi, bu çabanın boşluğunu ve içeriksizliğini anlatmak için "vanitas" adı verilmiş olan budalalıktır. bu da pintilik gibi, araç yüzünden amacın unutulmasıdır.
aslında başkalarının görüşlerine verdiğimiz değer ve bu görüş hakkındaki sürekli endişemiz, neredeyse her mantıklı amacı aşar; öyle ki, bir tür genel yaygınlığı olan ya da daha çok doğuştan gelen bir düşkünlük olarak görülebilir. yapıp ettiğimiz her şeyde, neredeyse her şeyden önce başkalarının görüşü gözetilir ve daha yakından baktığımızda, yaşadığımız tüm kaygıların ve korkuların bu görüş hakkındaki endişemizden kaynaklandığını görürüz. çünkü, bizim hastalıklı bir hassaslıkta olduğu için sık sık hastalanan tüm özgüvenimizin, tüm kibirliliğimizin ve iddialarımızın ve aynı zamanda tüm gösterişimizin ve böbürlenmemizin temelinde başkalarının görüşü yatmaktadır. lüks, bu endişe ve düşkünlük olmadan, olduğu şeyin onda biri bile olamazdı. her türlü gurur, türü ve etki alanı ne denli değişik olursa olsun, her onur duygusu ve onur düşkünlüğü buna dayanır.
* vanitas: lat. boşluk, değersizlik, kibirlilik.
2.09.2021
şöhret sendromu
ün ve onun getirdiği güç, sıradan bir insanoğlunu, her arzusu yerine getirilen yarı-tanrıya, füme camların ardında limuziniyle ya da pahalı spor arabasıyla geçerken kıskanç bakışlara hedef olan, yanına yaklaşılmaz bir ilaha, tırmanacak tepeleri ya da olanaksız fetihleri kalmamış birine dönüştüren sihirli sözcüktür.şöhret sendromu. meslekleri, evlilikleri, hristiyan değerlerini mahvedebilir ve bilgilinin de cahilin de gözünü kamaştırabilir. birkaç örnek: büyük bilimciler, çok önemli bir ödüle layık görüldükten sonra, insanlığa büyük hizmeti dokunabilecek araştırmalarını bir yana bırakıp onun yerine konferanslar vererek hem egolarını hem de banka hesaplarını şişirmeyi tercih ediyorlar. ünlü bir şarkıcının amazon ormanlarından kapıp uygarlığa kavuşturduğu bir yerli, yoksulluğunun kötüye kullanıldığını iddia etmeye başlıyor. hayatını bahtsız insanların haklarını aramaya adamış bir adalet savaşçısı, birden kamu görevlisi olmaya karar veriyor, seçimleri kazanıyor ve hemen ardından kendini yasalardan üstün görmeye başlıyor; ta ki bir motel odasında, parası vergi mükelleflerinin cebinden ödenen bir fahişeyle basılana dek.
şöhret sendromu. insanın kim olduğunu unutup başkalarının kendi hakkında söylediği her şeye inanmaya başlaması. süpersınıf, herkesin rüyası, gölgelerin ya da karanlıkların olmadığı, "evet"in her arzuya verilecek tek yanıt sayıldığı bir dünya.
insanlar en eski zamanlardan beri, erişilmez ve gizemli bir şeye yakın olmanın kendilerine uğurlu geleceğine inanırlar. o yüzden guruları ve kutsal yerleri ziyaret etmek için hac yolculuklarına çıkarlar. her zaman ortalıkta görünmeyen bir ünlünün uzaktan da olsa bir bakışını yakalayabilecekleri her yer olabilir. o ünlünün şöyle bir el sallayışı, tapınan kalabalığa, tanrılar sofrasından atılmış bir lokma gibi gelir.
her yerde aynıdır bu. daha çok ayinleri andıran o kalabalık pop konserlerini ya da sırf süpersınıf üyelerinin kapalı gişe oynanan bir oyuna girişini ve çıkışını görebilmek için tiyatronun kapısında bekleşen insanları düşün. bir topun peşinden koşan bir avuç adamı seyretmek için futbol statlarına koşan kalabalıkları düşün. şöhretlerin birer idol, birer ikon oldukları da söylenebilir; bir bakıma kiliselerde gördüğün resimlere benzerler ve gençlerin ya da ev kadınlarının yatak odalarına; hatta onca zenginliklerine rağmen onların şöhretine imrenen sanayi patronlarının ofislerine astıkları birer tapınma nesnesi haline gelebilirler.
arada bir tek fark var: bu durumda halk başyargıçtır; bugün alkışlayanlar, yarın bir dedikodu dergisinde idolleriyle ilgili bir rezaleti okuduklarında aynı ölçüde mutlu olabilirler. o zaman da şöyle diyeceklerdir: "zavallıcık. çok şükür onun yerinde değilim." bugün idollerine tapınanlar, yarın onu taşa tutabilir, en küçük bir vicdan azabı duymadan çarmıha gerebilirler.
22.05.2020
cemiyet
john steinbeck
bana her zaman garip gelmiştir: insanlarda beğendiğimiz güzel huylar; iyilik, cömertlik, açık kalplilik, dürüst ve anlayışlı oluş, hassasiyet hep bizim cemiyet düzenimizde başarısızlığın dostlarıdır. şiddetle eleştirip beğenmediğimiz sertlik, ihtiras, kazanç hırsı, aşağılık bencillik ve menfaatperestlik de başarıyı, şöhreti sağlayan etkenler oluyor. biz insanlar, birincisinin hayranı olduğumuz halde ikincisinin sonuçlarına bayılırız. karnı doymayacak olduktan sonra iyi olmayı kim ister?
mesele karın doyurmak da değil. bu bambaşka bir şey. dünyayı elde etmek için benliğimizi satmak tamamen içimizden gelen, hemen hemen istisnası olmayan bir durumdur; ama bunun da istisnaları yok değil.
17.12.2019
şöhret
akıllı insan şunu bilir ki basiret, rüzgârın estiği yönde yol alır.temeli sağlam olmayan şeyler asla uzun süre yaşamaz.
ünlü olma tutkusu insanın en iyi yönünden kaynaklanır. çağlar boyu devlerin kardeşi olmuştur, her zaman uçlara meyleder. ya insanı dehşete düşüren ucubeler ya da göz kamaştıran dahiler yaratır.
güzellik ve aptallık genellikle el ele yürürler.
kendimizden daha iyilere karşı duyduğumuz hoşnutsuzluk kadar küçük düşürücü bir şey yoktur.
eğer talihin evine zevk kapısından girerseniz hüzün kapısından çıkmanız gerekir. talih pek az kişiyi kapıya kadar uğurlar. yeni geleni her zaman sıcak karşılasa da ayrılan ziyaretçiye genelde soğuk davranır.
iyi bir geri çekilme, cesur bir saldırı kadar başarılıdır.
bazı insanların karakterleri tamamen aldatıcıdır. kulübe odalarına açılan saray koridorları gibidirler.
hiçbir şey kalbin hırslarını başka birinin şöhretinin ilan edilmesi kadar kamçılayamaz. kıskançlığı bileyen, zengin bir ruhun beslenmesini de sağlar.
birçok insan rakibi yokken iyi bir şöhrete sahiptir. her rekabet insanın saygınlığına zarar verir.
yetenekler ve hizmetler sayesinde alınandan daha kahramanca bir intikam yoktur, bunlar rakiplerinizi kıskançlığın pençesine yuvarlar.
her başarı rakibinizin boynundaki yağlı ilmeğe atılan bir düğümdür ve düşmanın galibiyeti, rakibin cehennemidir. kıskançlar birçok kez ölür ama alkışı yine de kıskanılan kazanır.
11.02.2010
yaratıcılık
cemil meriç
kaldı ki konuya damdan düşer gibi girmez bergson. bu parça da bir bütünün kolu veya kanadı. güzel olan o bütün. devam edelim:
"hayatın manası ne, niçin yaratıldık? bu konular üzerinde kafa patlatan filozoflar şu noktaya dikkat etmemişler: hayat, kendisi söylüyor bize niçin yaratıldığımızı, hedefe varıp varmadığımızı açıkça belirtiyor. mutluluk duyuyorsak vardık hedefe, haz demiyorum. haz bir tuzak. canlı varlık hayatını devam ettirsin diye böyle bir oyun icat etmiş, böyle bir yem bulmuş tabiat. haz, hayatın hangi yöne atılması gerektiğini bildirmez. oysa mutluluk daima bir fethin, bir zaferin, bir galibiyetin belirtisidir. hayat yeni bir başarı sağlamıştır. her mutlulukta bir zafer havası var. nerede mutluluk varsa, mutlaka bir ibda ("creation") var orada. ibda ne kadar zenginse mutluluk o kadar derin. çocuğunu seyreden anne, mutluluk duyar; onu et ve ruh olarak yarattığını bildiği için duyar bu mutluluğu. servet ve itibar mutluluk vermez insana, bir takım hazlar sağlar. düşüncesine biçim veren sanatçının, yeni bir keşif, yeni bir icat sağlayan bilginin duyduğu mutluluğu düşünelim. size bu adamların şöhret için çalıştıklarını, duydukları büyük mutluluğun uyandırdıkları hayranlıktan ileri geldiğini söyleyecekler. büyük hata! insan başarısından şüphe ettiği ölçüde övülmek ister, pohpohlanmak ister. gururun temelinde mahviyet vardır. emin olmak için takdir bekler sanatçı. vaktinden evvel doğan çocuğu pamuklara sararlar; sanatçı da eserinin hayatiyetinden şüphe ettiği için sıcak bir hayranlıkla sarıp sarmalamak ister onu. yaşayan, yaşayacak olan bir eser halk ettiğine inanan kimse metihleri ne yapsın? şöhret vız gelir ona. vız gelir, çünkü tanrısal bir mutluluk duymaktadır. demek her alanda hayatın gayesi: yaratış. insanın kendi kendini yaratması, kendini aşan bir varlık yaratması dünyadaki zenginliklere her an bir yenisini katması.."
7.07.2009
menajer
menajere göre, bir insanı aziz yapan en önemli faktör, medyada ne kadar yer aldığıdır. menajerin hayat hakkında söylediği her şey doğru. eğer kimse sizi izlemiyorsa, dışarıya çıkmanın bir anlamı yok. pekala evde oturup otuzbir çekebilir veya haberleri izleyebilirsiniz. bir şeyler yapıyor olmanızın hiçbir önemi yok. eğer yaptıklarınızı kimse fark etmiyorsa, hayatınız koca bir sıfırdan ibarettir. boştur. anlamsızdır.
menajere göre insanlar bir lider arayışı içindeler. enerjik, kitlesel ve dinamik bir lider istiyorlar. kimse çelimsiz bir tanrı istemiyor. göğüs ve bel ölçüleri arasındaki farkın yetmiş beş santim olmasını istiyorlar. büyük göğüs kasları, uzun bacaklar, çukur çene ve iri baldırlar istiyorlar. insanüstü bir şey görmek istiyorlar. hayattakinden daha büyük boyutlar istiyorlar. sıradan insanlarla aynı problemlere sahipseniz, ağzınız aynı şekilde kokuyorsa ve saçlarınız karman çorman, parmaklarınızda şeytan tırnakları varsa, hiç kimse size tapmak istemez. sıradan insanların sahip olamadığı her şeye sahip olmak zorundasınız. onların başarısız olduğu alanlarda, siz sonuna kadar gidebilmelisiniz. insanların olmaya korktukları şey olursanız, onların hayranlığını kazanırsınız.
5.12.2008
şan hırsı
times dergisinin 31 mart 1846 tarihli nüshasından, intikam amacıyla ustasını öldürmüş olan thomas wix adlı zanaatkar kalfasının idamının infazına ilişkin haberdeki bir bölüm:"idam için belirlenen sabah, saygıdeğer cezaevi papazı tam zamanında onun yanındaydı. ancak wix, sakin davranmasına karşın, din adamının nasihatlerine ilgi göstermedi. onun gönlünde yatan asıl şey, utanılası sonunu izleyeceklerin önünde büyük bir cesaret göstermekti. sonra bunu başardı da. acımasızca hapishanenin yanında kurulmuş bulunan idam sehpasına giderken geçmesi gereken avluda şunları söyledi: 'hadi bakalım, doktor dodd'un söylediği gibi, az sonra büyük sırrı öğreneceğim!' kolları bağlı olmasına karşın, idam sehpasının basamaklarını en küçük bir yardım almadan çıktı; yukarı vardığında, sağdaki ve soldaki izleyicilere reveranslar yaptı; bu reveranslar orada toplanan kitlenin çılgın gibi alkışlarıyla yanıtlandı ve ödüllendirildi."
bu olay, ardından sonsuzluk gelecek olan ölümün en korkunç biçimi burnunun dibindeyken, bir araya toplanmış izleyiciler yığınında uyandıracağı etkiden ve onların zihinlerinde oluşturacağı görüşten başka bir şeyi dert etmeyen şan hırsının en güzel örneğidir.
aynı yıl fransa'da kralı öldürmeye teşebbüs etmekten idam edilen leconte'un yargılanışı sırasında, esas olarak aristokratlar kamarasının karşısına ciddi bir kıyafetle çıkamadığı için canı sıkılmıştı ve infazı sırasında da baş sıkıntısı, daha önce tıraş olmasına izin verilmemesiydi.
mateo aleman'ın ünlü romanı guzman de alfarache'ın giriş bölümünde; yoldan çıkmış çok sayıda suçlunun, son saatlerini sadece ruhlarının kurtuluşuna ayırmaları gerekirken, idam sehpasının merdiveninde vermek istedikleri küçük bir söyleve çalışmak ve onu ezberlemek uğruna bundan vazgeçmiş oldukları söylenir.
tüm endişelerimiz, kaygılarımız, gücenmelerimiz, kızmalarımız, korkmalarımız, zahmet çekmelerimiz belki de çoğu durumda asıl olarak başkalarının görüşüyle ilgilidir ve bu durum da, o zavallı günahkarlarda olduğu kadar saçmadır. kıskançlığımız ve nefretimiz de büyük oranda, sözü edilen kökten filizlenir.
13.07.2008
bedel
baltasar gracian
uygulama ve yetenek olmaksızın hiçbir mevkiye ulaşılmaz; ancak bu ikisi birleştiği zaman en yükseklere erişilir. bazen orta zekalı insanlar sadece eylem içinde oldukları için, oturduğu yerde oturan üstün insanlardan daha başarılıdırlar. çalışmak itibarın bedelidir. bedeli az olanın değeri de düşüktür. en yüksek mevkilere ulaşmanın önünde, uygulama eksikliği sık sık, yetenek eksikliği ise nadiren bir engel teşkil eder. mütevazı bir işte şöhret ve saygınlık kazanmaktansa büyük işlerde ortalama bir başarı yakalamayı tercih etmek, en azından asil bir zihnin göstergesidir. fakat en yükseklerde parlayabilecekken, ortalama bir başarıyla tatmin olmak bu şekilde mazur gösterilemez. dolayısıyla hem doğal yeteneğe hem de onu işleme becerisine ihtiyaç vardır, uygulama ise insanı bütünlüğe eriştir.


.jpg)

