fazıl hüsnü dağlarca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fazıl hüsnü dağlarca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.05.2021

dünyaca

fazıl hüsnü dağlarca


burda, hindistan'da, afrika'da
her şey birbirine benzemektedir
burda, hindistan'da, afrika'da
buğdaya karşı sevgi aynı
ölüm önünde düşünce bir

nece konuşursa konuşsun
anlaşılır gözlerinden dediği
nece konuşursa konuşsun
benim duyduğum rüzgarlardır
dinlediği

biz insanlar ayrı ayrı kalmışız
bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların
biz insanlar ayrı ayrı kalmışız
gökte kuşların kardeşliği
yerde kurtların

11.03.2021

şiir mükafatı

orhan veli kanık

"bizde cumhuriyet döneminde, istiklal marşı için açılan şiir yarışmasını saymazsak, bilinen ilk şiir yarışması 1946'daki chp şiir yarışması'dır." (mehmet h. doğan)

parti'nin şiir müsabakasına 164 şair iştirak etmiş; bunlar arasında da cahit sıtkı tarancı birinciliği, attila ilhan ikinciliği, fazıl hüsnü dağlarca üçüncülüğü kazanmıştı. bu sonuç üzerine her türlü söz söylendi. bazı kimseler cahit sıtkı'ya verilen birinciliğe itiraz ettiler; bazı kimseler onun yazdığı "otuz beş yaş" şiirine hayran oldular. bazı yazarlar cahit sıtkı gibi, fazıl hüsnü gibi sevdiğimiz şairlerin bu müsabakaya katılmalarının müsabakaya daha bir itibar kazandırdığını söylediler; bazı yazarlar birinciliği, daha çok, fazıl hüsnü dağlarca'ya layık gördüler. birçokları da -bu iş en ziyade, konuşmalarda oldu- ikinciliği kazanan attila ilhan üzerinde dedikodular yürüttüler. kimisi dedi ki: "attila ilhan diye biri yoktur. bu bir takma isimdir." kimi: "on para etmez" dedi; kimi de: "hakkı ikincilik değil, birincilikti."

bütün dedikoduları bir tarafa bırakalım. biz bu sonuçtan memnunuz. fazıl hüsnü dağlarca ile cahit sıtkı tarancı gibi iki değerli şairimizin derece almaları bizi gerçekten sevindirdi. ikinciliği kazanan attila ilhan'ın da iyi bir şair olduğunu görüp ayrıca sevindik.

birinciliği kazanan "otuz beş yaş" şiiri için ileri sürülen itirazların başında bu şiirin kötümser, karamsar bir şiir olması geliyor. bu itirazlara karşılık ulus gazetesi yazarlarından biri -bu zat ayrıca jüri üyelerindendir- "otuz beş yaş" şiirinin dünyaya karşı duyulan bağlılığın şiiri olduğunu söyledi. hakkı var. ama biz bir sanatkarın mutlaka kendisine hak verdirecek şeyler söylemek zorunda olduğuna pek inanmıyoruz. güç olan, söylemektir; doğru söylemek değil. "otuz beş yaş" şiirinin kolay söylenir bir şiir olduğunu sananlar, kağıdı kalemi alıp bir yol da kendileri denesinler.

n'eylersin, ölüm herkesin başında
uyudun, uyanmadın olacak
kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında
bir namazlık saltanatın olacak
taht misali o musalla taşında

ikinciliği kazanan attila ilhan bir gazeteye verdiği beyanat arasında en çok sevdiği şairlerin tevfik fikret, mehmet akif ve ahmet muhip dıranas olduğunu söylüyor. ama şiiri daha çok nazım hikmet'e benziyor. bir parça da ondan alalım:

rivayet şöyledir kim
dumanlı bir güz akşamı
şu mor dağlar, efendim
destur demiş de yürümüş
silkinip kalkmış ayağa

fazıl hüsnü dağlarca'yı biliriz. onun kimsenin erişemediği yerlere erişen, kimsenin dokunamadığı tellere dokunan bir hassasiyeti vardır. bu hassasiyeti bize duyuran birçok pürüzlerine rağmen çok hoşumuza giden bir de dili vardı. son zamanlarda bu dili biraz anlamaz olduk. ama, kimbilir, belki de bu, anlayışsızlığımızdır. dağlarca'nın kitabının başlıkları bile şiir. derece alan şiirinde "çakır"ı şöyle anlatır:

"yaşamayı kabullenmiş cihan arasında, bu hissi, canlı ve cansız ne görse ondan ümit ederdi."

üç şairi de tebrik ederim.

5.04.2011

fazıl hüsnü dağlarca

şükrü erbaş

kürt sorununun yol açtığı bilinç yarılmasına son (olmayan) ve trajik bir halka daha eklendi: yaşayan en büyük türk şairi fazıl hüsnü dağlarca!

siz, bir halkın ana dilini kanunlarla, kolluk kuvvetleriyle ev içlerine hapsedeceksiniz, ana dili dışında bir dille ancak yaşama hakkı tanıyacaksınız, yurdunda yurtsuz edeceksiniz; sonra da o halktan çıkmış bir büyük edebiyatçıya, yaşar kemal'e, hiçbir harfi adil olmayan bir davet çıkaracaksınız: "eğer kürt ise kürtçe yazsın da görelim!"

"özgürlük olmayınca evren olmaz" diyen dağlarca; bülbülün dilini koparıp "şakı bakalım!" demek, daha yaralayıcı değil, yukarıdaki dizenizin ışığında bakınca bu söze.

"kürtleri şöyle tanımlıyorum: türkiye'nin dağlık yerlerinde kalmış, eski ırkların bakiyesi. içlerinde tam kürt de yoktur. her türlü ırktan insan vardır aralarında." (dağlarca) hitler'in yahudilere bakışı ile sizin kürtlere bakışınızı, kim, nasıl lehinize çevirebilir? bu bakışın bilimsellikle, çağdaşlıkla, türk ve kürt halklarının tarihsel/kültürel gerçeğiyle uzak yakın bir ilgisi olabilir mi? bir halkı aşağılamanın dayanağı olabilir mi? hititlerden bu yana onlarca, yüzlerce halkın yaşadığı, gelip geçtiği bu kavimler kapısında "tam ırk" ne demektir, nasıl olur ve neyle belirlenir?

"asker şu bakımdan haklı: türkiye'de ulus birliği olmadığı için, burada avrupa ayarında dil özgürlüğü olamaz; olmaması lazım. olursa yıkılır bu devlet." (dağlarca) bu gerçekten trajik bir buluşma: 1940'lı yılların, devletleri ve sınırları hiçleyen şair yüreği, 2000'lerde varıp derin devletin ufuksuz aklına kapılanıyor. antakyalı araplar dört yıl öncesine kadar düğünlerinde kendi dillerinden şarkı söyleyemiyordu. bunun nasıl bir acı ve aşağılanma olduğunu bir düşünür müsünüz?

kürtler, en fazla avlularda soluk alan dillerini, sizin, dilinizin hazzını yaşadığınız gibi şiirle, yazıyla yaşamak istiyorlar. bu, neden sizin için doğal bir hak da onlar için hak edilmemiş bir üst aşama oluyor? bu topraklarda süryaniler, ezidiler, rumlar, museviler, ermeniler gibi kürtleri de bitirdikten sonra dil özgürlüğünü kime vereceksiniz? (kürtler dışındaki azınlıkların lozan'la tanınmış haklarını bilerek "bitirmek" sözcüğünü kullanıyorum!) çok masum bir soru daha: bunca yasağı ve sevgisizliği şair yüreğinize nasıl sığdırıyorsunuz?

bundan yaklaşık 60 yıl önce, "ortalıkta bir yalnızlık/birisi kaybolmuş kadar" dizelerini yazan büyük dağlarca.. kürtlerin şu son 15 yılda kaybolmuşlarının sayısının 4000'i geçmiş olması -bize mi, kürtlere mi ait olduğu belli olmayan- bu yalnızlığı ne kadar büyüttü dersiniz? "kuvvetlisin ama kuvvet hak değil" demiştiniz kızılırmak kıyıları'nda. bir dizenizi daha anımsatmama izin verin: sizin bu düşüncelerinize sahip, ellerinde silahlı yaptırım gücü olan birilerinin yaptıkları sonucu "ne sıcak vücutlar gitti/toprağı ısıtmak için" biliyor musunuz?

bu söylediklerinizi okuma olanağı olsaydı, cemal süreya, kadıköy'de, sizinle her an karşılaşabileceği düşüncesiyle ceketinin düğmeleri ilikli gezer miydi, çok merak ediyorum.