chuang tzu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chuang tzu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.10.2017

epigraflar

demokritos: bir şeyin nedenini öğrenmeyi kral olmaya yeğlerim.

hippokrates: insanlar sara hastalığının nedenini tanrılara bağlıyor; çünkü ne olduğunu anlayamıyorlar. fakat anlamadıkları her şeyin nedenini tanrıya bağlarlarsa tanrısal işlerin sonu gelmez.

christiaan huygens: dünya benim ülkem ve bilim benim dinimdir.

pascal: mekan olarak evren, dört bir yanımı çevreleyip beni bir atom zerreciği gibi yutuyor; ama ben zihinsel düşüncemle dünyayı kavrıyorum.

thomas henry huxley: bilinende sınır vardır, bilinmeyende yoktur. insan aklı anlaşılmazlığın engin okyanusunda barınacak bir ada sağlar. her kuşağa düşen iş, bu okyanustaki adaya biraz daha toprak katarak onu büyütmektir.

anaksimenes: önümde ölüm ve sürekli kölelik bulunduğuna göre, yıldızların gizlerini araştırma zahmetine neden gireyim?

chuang tzu: ölü bir çocuktan daha uzun yaşamış kimse yoktur.

demokritos: yaşamın tümü anlayarak ve eğlenerek geçirilmelidir. anlamak ve eğlenmek aynı şeylerdir. eğlencesiz bir yaşam, meyhaneye rastlamadan uzun uzadıya gidilen yola benzer.

jinasena: bazı akılsızlar dünyanın bir yaratıcının elinden çıktığını söylüyorlar. dünyanın yaratıldığı görüşü yanlıştır, reddedilmelidir. dünyayı tanrı yarattıysa, yaratılıştan önce neredeydi? şunu bil ki dünya yaratılmış değildir. zaman gibi dünya da yaratılmamıştır. bir başlangıcı ve sonu yoktur ve kurallara bağlıdır.

3.09.2016

rüyanın öte yakası

ursula k. le guin

güç istencinin özü büyümedir. güç istenci varlığını sürdürebilmek için her başarıyla daha da artmalı, o başarıyı daha yüksekteki bir sonraki hedefe uzanan bir basamaktan ibaret kılmalıdır. elde edilen güç ne kadar büyük olursa daha fazla güce sahip olma iştahı da o denli artar.

lao tzu: büyük yol yitince iyilik ve hakkaniyet buluruz.

hastayla kurulan ilişkinin en değerli dönemi, hep ilk on saniyedir.

h.g. wells: hiçbir şey sağlam kalmaz, hiçbir şey -bir ukalanın zihniyeti hariç- tastamam ve kesin değildir. kusursuzluk, varlığın en derinde yatan gizemli niteliğinin, o kaçınılmaz, marjinal kesinsizliğin inkarıdır sadece.

insanı insan kılan yalnızca diğer insanlar üzerindeki etkisi ve diğer insanlarla kurduğu ilişkilerdir.

chuang tzu: tanrı'ya açılan kapı var olmayıştır.

insanlar yalnız yaşayamazlar; bir başına kalmak tutsaklıkların en beteridir. çevremizde insanlar bulunmasına ihtiyacımız var. karşılıklı yardımlaşabilmek, birbirimizle rekabet edebilmek, birbirimizi birer biley taşı gibi kullanıp zekamızı keskinleştirebilmek için.

dünyada hiçbir şey sebepsiz yere olmaz, olacağı yoksa hiçbir şey olmaz.

dünyada her şeyin bir sebebi olduğuna, insanın bir parçası olduğu bir bütünün var olduğuna ve onun parçası olmakla insanın da bütünlendiğine inanan biri ne olursa olsun asla tanrı rolüne soyunmaya heves etmez. yalnız kendi varlıklarını yadsımış olanların oynamaya can attığı bir oyundur tanrıcılık.

chuang tzu: rüyalarında bayram edenler yas'a uyanır.

alexander pope: insanoğlunun irdelemesi gereken, insandır.

rüyalar tutarsızdır, bencilcedir, akıldışıdır, ahlaksızdır. toplumsallaşmamış tarafımızın ürünüdür onlar.

önemli olan ulaştığın yerdir, oraya nasıl ulaştığın değil.

lafcadio hearn: ebedi kederin, doymak bilmez arzunun ebedi açlığından ibaret olduğunu; sönüp gitmiş güneşlerin, ancak ve ancak kaybolmuş hayatların ateşi söndürülemez tutkularıyla yeniden alevlenebileceğini öğrenmek zorunda kalabiliriz.

dehanın en büyük koşulu, doğru zamanda doğru yerde olmaktır.

dertlerin sökülmüş kumaşını dikip onaran, uykudur.

t.s. eliot'ın bir şiirinde, insanın gerçekliğin fazlasına tahammül edemediğini söyleyen bir kuş vardır; oysa kuş yanılıyor. insan evrenin bütün ağırlığını seksen yıl boyunca gıkını çıkarmadan taşıyabilir sırtında. asıl gerçekdışılıktır onun tahammül edemediği.

hangi aklı başında insan bu dünyada yaşar da delirmez ki?

7.01.2015

boş kayık

osho

hiç kimse olmak dünyadaki en zor, en imkansız, en sıradışı şeydir.

en büyük nezaket her türlü resmiyetten uzaktır. kusursuz davranış endişeden uzaktır. kusursuz bilgelik plansızdır. kusursuz sevgi gösterişsizdir. kusursuz samimiyet sunmaz en ufak güvence.

aydınlanmış bir insanı takip edemezsin; çünkü hiç iz bırakmaz, ayak izleri yoktur. gökyüzündeki bir kuş gibidir, ilerler ama hiçbir iz kalmaz. hiçbir bilge senin onu takip etmeni istemez. daima zikzak çizerek ilerlediği için peşinden gidemezsin. onu takip etmeye çalıştığın takdirde gözden kaçıracaksın.

şöyle dedi bir bilge: "kendinden hoşnut olan önemsiz bir iş yapmıştır. başarı başlangıcıdır başarısızlığın, ün başlangıcıdır gözden düşmenin."

kim kendini başarıdan uzak tutabilir ve ünden, alçalabilir ve kaybolabilir insan yığınlarının ortasında? tao gibi akacaktır o insan, görünmeden, dolaşacaktır yaşamın kendisi gibi isimsiz ve evsiz. basittir o insan, ayrım gözetmeden. dış görünüşe bakılırsa aptalın tekidir. adımları hiçbir iz bırakmaz. güç sahibi değildir. hiçbir başarısı yoktur, şöhret sahibi değildir. kimseyi yargılamadığı için kimse de onu yargılamaz. böyledir kusursuz insan: kayığı boştur.

halk biliminde tilki zihnin, zekanın, mantığın sembolüdür. tilkiler büyük mantıkçılardır.

sözde dindar yalnızca sana kınayıcı bir gözle bakmak için, senin günahkâr olduğunu söyleyebilsin diye dindardır.

gerçekten uyum içinde, içsel dünyada gerçekten zengin olduğunda, gösterişle ilgilenmezsin. para için mücadele etmez ve yoksulluğu erdem haline getirmez. kendi yoluna gider başkalarına bel bağlamadan, ve gurur duymaz kendisiyle yalnız yürüdü diye.

ancak polis hırsızları bulabilir; çünkü birbirlerini anlarlar. polisin bakışıyla hırsızın bakışı farklı değildir. polis hükümetin hizmetindeki hırsızdır. onların kafası, onların düşünce şekli aynıdır, sadece onların efendileri farklıdır. hırsız kendi yararına çalışır, polis devletin hizmetindedir; fakat ikisi de hırsızdır. bu yüzden polisler hırsızları yakalayabilir.

bir hintli bilgeyi hırsız yakalamaya gönderirsen bulamayacaktır; çünkü başkalarını kendisi gibi görecektir.

yaşlı bir adam ölüm döşeğindeymiş, ölüyormuş. oğlunu çağırmış ve "artık ölüyorum, sana sırrımı söylemeliyim. iki şeyi her zaman hatırla: ben bu şekilde başarıya ulaştım. birincisi, bir söz verdiğin takdirde o sözü tut. bedeli ne olursa olsun dürüst ol ve sözünü tut. bu benim kuralım oldu, bu şekilde başarılı oldum. ve ikinci şey, asla hiçbir söz verme!" demiş.

ölüm, ölüm yüzünden değil, sen hiç doğru yaşamadığın için çirkindir. eğer hiç canlı olmadıysan, güzel bir ölümü hak etmemişsindir.

çoğu insan korkak olduğu için erdemlidir.

her şeyden önce bilge bir insan asla tercih yapmaz, tercihsiz yaşar; çünkü sonucun aynı olacağını bilir.

kusursuz insan hayatı eğlence olarak, oyun olarak yaşar. ordular ne yapabilir? bilinçsiz, uykudaki insanlar? uyanmış bir insan hepsine bedeldir.

felsefe hayatın düşmanıdır. bir insanın başına gelebilecek en zararlı şey felsefi açıklamalara saplanıp kalmaktır.

kierkegaard, "konuşmaya başladım, sonra birden bunun faydasız olduğunu fark ettim." der.

ancak küçük zihinler tutarlıdır. zihin ne kadar darsa o kadar tutarlıdır. zihin çok genişse içine her şey girer: ışık oradadır, karanlık oradadır, tanrı oradadır ve şeytan da, bütün ihtişamı içinde.

chuang tzu çok ısrar eder: "uyanık ol ve çok faydalı olma; yoksa insanlar seni sömürür." o zaman seni idare etmeye başlarlar, başın belaya girer. eğer bir şeyler üretebiliyorsan seni hayatın boyunca üretmeye zorlayacaklar. belli bir şeyi yapabiliyorsan, eğer becerikliysen, o zaman boşa harcanmazsın.

başkaları için faydalı olabiliyorsan, o zaman başkaları için yaşamak zorundasın. yararsızsan kimse sana bakmaz, kimse sana dikkat etmez, kimse varlığınla ilgilenmez. tek başına kalırsın. pazar yerinde himalayalar'da yaşıyormuş gibi yaşarsın. o tek başınalıkta büyürsün. bütün enerjin içe döner.

mutlu olduğun zamanlarda asla "mutluluğun amacı nedir?" diye sormadığını hiç fark ettin mi? âşıkken hiç, "bütün bunların ne amacı var?" diye sordun mu? sabah güneşin doğuşunu ve gökyüzünde ok gibi bir kuş sürüsünü gördüğün zaman, "bunun ne amacı var?" diye sordun mu? gece tek başına açan, bütün geceyi rayihasıyla dolduran bir çiçek için "ne amacı var?" diye sordun mu?

ancak bir bilge konuşmaya değerdir. ancak bir bilge dinlemeye değerdir. ancak bir bilge birlikte yaşamaya değerdir.

bilge nedir? boş bir kayık: içinde kelimeler yok, bulutların olmadığı boş bir gökyüzü. ses yok, gürültü yok, kimse deli değil, içeride karmaşa yok, sürekli bir uyum, eşitlik, denge. mevcut değilmiş gibi yaşar. adeta yokmuş gibidir. hareket eder ama içinde hiçbir şey kıpırdamaz. konuşur ama iç sessizliği oradadır. asla altüst olmaz, kelimeleri kullanır ama o kelimeler yalnızca araçtır. o kelimeler yoluyla sana kelimelerin ötesinde bir şey gönderir. eğer sen kelimeleri yakalar ve tutarsan kaçıracaksın.

adolf hitler kavgam'da şöyle der: "hakikatle yalan arasında tek bir fark biliyorum: bir yalan pek çok kez tekrarlandığında hakikat olur."

ancak eziyet ve yıkım yoluyla bir insan nesneye dönüştürülebilir.

yoksul biri zengin olduğunda bütün geçmişini temizlemeye başlar ki bir zamanlar yoksul olduğunu kimse bilmesin. bir zamanlar fakir olduğunu gösteren bütün tanıdıkları bırakır. akrabalarını görmek istemez, geçmişinin hatırlatılmasından hoşlanmaz. geçmişi tamamen bırakır.

öfkelendiğin zamanlar varlığında sızıntılar olur. arzu ettiğin zamanlar varlığında delikler vardır. kıskandığın, nefretle, cinsellikle dolduğun zamanlar bir enerji sütunu değilsindir.

bu nedenle buddha'lar bize arzusuzluğu öğretti; çünkü arzusuz olduğun zaman enerji dışarı doğru hareket etmez, içe doğru hareket eder. içsel bir döngü olur; bir elektrik alanı, biyoelektrik bir alan olur.

alkol seni toplumdan ayırır. bu yüzden toplum alkole daima karşıdır, hükümet alkole daima karşıdır, üniversiteler alkole daima karşıdır, bütün ahlakçılar daima alkole karşıdır; çünkü alkol tehlikelidir. sana toplumun dışına dair bir işaret verir. bu nedenle amerika'da ve batılı ülkelerde uyuşturuculara karşı bunca propaganda var.

planlama delisiyiz. hayatı planlarız, ölümü planlarız ve planlama yoluyla kendiliğindenlik yok edilir, güzellik yok edilir, bütün coşku yok edilir.

şimdiye kadar senin ilişkilerinden hiç iman, hiç güven, hiç sevgi, hiç mutluluk meydana gelmedi. ölüm geldiğinde nasıl yas tutabilirsin? senin yasın sahte olacak. eğer yaşamın sahteyse ölümün de sahte olacak. ve bir tek senin sahte olduğunu sanma! etrafta seninle ilişkisi olan herkes sahte. öyle sahte bir dünyada yaşıyoruz ki, devam edebilmemiz son derece şaşırtıcı.

6.11.2013

son istasyon

jay parini

günlerin çoğu birbirine benzer. peş peşe gelirler, zamana yenik düşerler. kayıplarına pek üzülmeyiz. ama birkaç muhteşem gün belleğe kazınır; her bir an'ı, kumsaldaki çakıl taşları gibi, tek tek parlar. yeniden yaşamak isteriz onları, uzak olmalarına üzülürüz.

yoksul düşmüş aristokratlardan daha acıklı bir şey yoktur.

"bedenin birbirinden ayırdığı ruhların birleşmesidir aşk."

romanlar kadınlar içindir; zamanlarını nasıl geçireceklerini bilmeyen şımarık burjuva kadınlar için.

din ve ahlak konusunda gerçek icat edilemez; keşfedilir ve duyurulur.

"enerjimizi anlamsız anlaşmazlıklara değil, iyi olduğu açıkça belli olan şeylere harcamalıyız. eğer bir devrim gerçekten yeni bir şey getirmiyorsa -her türlü hükümetin ortadan kaldırılması gibi- o zaman daha önce gördüklerimizin taklidinden başka bir şey olmaz; bu da yerine geçtiği şeyden daha kötü olacak demektir."

insanları övmek kolaydır. kusurlara işaret etmekse ayrı bir şey.

"yaşlı adamlar bir açıdan gençlere hiç benzemezler: sağlıklı değildirler."

"yazmak şuna benzer: içinden bir porsuk çıkabilir diye umutla toprağı eşeleyip durursun. ama nadiren çıkar."

bir yazarın başarılı olması yetmez; arkadaşlarının başarısız olması da gerekir.

"bir insan bütün dünyayı kazanıp kendi ruhunu kaybederse ne kazancı olur?"

çuang tzu: eski zamanların büyükleri uyurken rüya görmezlerdi. korkuyla uyanmazlardı. basit yiyecekler yer, derin soluklar alırlardı. büyüklerin solukları topuklarından çıkardı, solukları kusmuk ve gırtlaklarından çıkan bugünün vasat insanlarına benzemezlerdi. bu insanlar şehvet ve arzuyla dolduklarında kutsal doğaları sığlaşır. eski zamanların büyükleri hayatı ya da ölümü sevmek konusunda bir şey bilmezlerdi. doğarken sevinç duymazlardı. ölüme giderken ıstırap çekmezlerdi. tasasızca gelir ve giderlerdi. hepsi bu kadardı. verilene sevinir; ama üzerinde düşünmezlerdi.

başarısızlığın nedeni, ders verenlerin verdikleri derse kendilerinin uymamaları, yani ikiyüzlü olmalarıdır.

("acı ve ıstırap, sadece dünyadaki hayattan kendini ayırmış ve dünyaya acı çektiren günahlarını hiç görmeden kendilerini suçsuz sayan kişiler tarafından çekilir; sonunda dünyanın günahları ve kendi manevi sağlıkları için çektikleri acılara isyan ederler.")

"insanın kendisiyle ilgilenmeyecek kadar uzun yaşaması büyük şanssızlık."

"insan bir yol ayrımında durursa ve hangi yöne gideceğini bilmezse, en büyük özveriyi barındıran karara öncelik vermelidir."

bir karı-koca hayatta kalabilmek için bazen aralarına hem zaman hem de mesafe koymalıdırlar.

"deliler amaçlarına ulaşmakta akıllılardan daha başarılıdırlar her zaman. kendilerine engel olacak ahlak anlayışları yoktur. ne utanırlar ne de vicdanları sızlar."

dayanak noktası eksikliği çoğu zaman dengesizlik kaynağıdır.

her insanın sevilecek bir yanı vardır.

ailede birisinin uzun süren bir hastalıktan sonra ölmesi durumunda onu kaybettiğimize üzülür ama aynı zamanda ferahlarız da.

* tırnak işareti (" ") içindeki sözler kurgusal metinde tolstoy karakterinin sözleridir.