richard dawkins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
richard dawkins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.05.2022

din

thomas edison: din palavralardan ibarettir.

emil cioran: hiç kimse bir inanç uğruna acı çekenler kadar tehlikeli değildir. büyük işkenceciler, idam edilmemiş kurbanlar arasından çıkar.

will durant: hoşgörüsüzlük, güçlü bir inancın doğal sonucudur; hoşgörü ancak inanç kesinliğini yitirdiği zaman büyümeye başlar. kesinlik öldürücüdür.

umberto eco: peygamberlerden ve hakikat uğruna ölmeye hazır olanlardan korkun; çünkü onlar birçok kişiyi de kendileriyle beraber, genellikle kendilerinden önce, bazen de kendilerinin yerine ölüme sürüklerler.

richard dawkins: dine karşıyım; çünkü o bize dünyayı anlamadan tatmin olmayı öğretir.

lance morrow: herhangi bir agresif kabileciliği ya da milliyetçiliği deşerseniz genellikle yüzeyin altında dindar bir yapı, bağlayıcı, eski bir inanç ya da hurafe gücü bulursunuz. bu güç, inancın kendine has yok edici enerjisi sayesinde, kendini ölümcül bir kuvvete dönüştürebilir. dini düşmanlıklar acımasız ve mutlaktır.

anatole france: aptalca bir şeye 50 milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.

bertrand russell: en vahşi tartışmalar, iki tarafın da bir kanıta sahip olmadığı konular hakkındadır. işkence aritmetikte değil, teolojide kullanılır.

1.07.2021

alan turing

richard dawkins

taliban dönemindeki afganistan'da eşcinsellik için verilen resmi ceza idamdı ve zevkli bir yöntem izlenerek, kurban canlı canlı bir duvarın altında ezilirdi.

eşcinsellik 'suçu' başlı başına mahrem bir eylemdir. birbirlerini onaylamış ve hiç kimseye zarar vermeyen yetişkinler tarafından uygulanır ve biz bir kez daha dinsel saltçılığın klasik bir özelliğiyle karşı karşıya kalırız.

gizli eşcinsellik ingiltere'de -hayret vericidir ki- 1967 yılına kadar ceza gerektiren suçlar kapsamındaydı. 1954 yılında ingiliz matematikçi alan turing, ki "bilgisayarın babası" unvanı için john von neumann ile birlikte adaydır, özel hayatında eşcinsel davranış sergilemesiyle suç işlediğine karar verildiğinde kendisini öldürmüştü. turing'in bir tank tarafından itilen bir duvarın altında canlı canlı ezilmediğini inkar edemeyiz. ona bir seçim hakkı sunulmuştu: ya hapishanede iki yıl geçirecek ya da bir dizi hormon enjeksiyonuyla -ki bunun kimyasal bir hadım etme operasyonu olduğu söylenebilir- göğüslerinin büyümesi sağlanacaktı. bu durumda, nihai ve kişisel seçimi, içine siyanür enjekte ettiği bir elmayı yemek oldu.

alman enigma kodlarının kırılmasında kilit zeka olan turing, nazilerin alt edilmesinde eisenhower ya da churchill'den, tartışmaya açık olarak daha büyük bir katkı sağlamıştır. turing ve bletchley park'taki iş arkadaşlarına şükürler olsun ki savaş alanındaki müttefik generaller, savaşın uzun periyotları boyunca alman generallerinin ayrıntılı taktiklerinden haberdar oldular ve almanlar bu planları uygulamaya koyamadan önlemler alındı.

savaşın bitmesiyle, turing'in görevi artık "top secret" olmaktan çıktı ve bu noktaya gelindiğinde turing bir ulus kahramanı olarak ağırlanıp şövalye unvanına layık görülmeliydi. bunun yerine, bu kibar, kekeç, dış merkezli deha yok edildi, hem de hiç kimseye zararı dokunmayan, gizlilikle işlediği bir 'suç' yüzünden. böylece, din eksenli ahlak tacirinin en aşikar özelliğinin diğer insanların özel hayatlarında yaptıklarına ve hatta düşündüklerine tutkuyla kafayı takmak olduğunu gördük.

15.11.2020

kuşlar

richard dawkins

geçen yıl öğrendiğim en ilginç şey ispanya'dan f. alvarez, l. arias de reyna ve h. segura tarafından bildirildi. olası sütannelerin -guguk kuşlarının olası kurbanları- yabancıları, guguk kuşu yumurtalarını veya yavrularını saptama yeteneklerini araştırıyorlardı. deneyleri sırasında, saksağan yuvasına guguk kuşu yumurtası ve yavruları ile bunlarla kıyaslayabilmek için kırlangıç gibi başka türlerin yumurta ve yavrularını koyma fırsatı buldular.

bir keresinde, bir saksağan yuvasına yavru bir kırlangıç koydular. ertesi gün, saksağan yumurtalarından birini yuvanın altında, yere düşmüş olarak buldular. kırılmamıştı, bu yüzden yerden alıp yuvaya geri koydular ve gözlediler. gördükleri son derece ilginçti. yavru kırlangıç, tıpkı bir yavru guguk kuşu gibi davranarak, yumurtayı dışarı attı. yumurtayı tekrar yerine koydular ve aynı şey tekrarlandı. yavru kırlangıç, guguk kuşunun yöntemini kullanarak yumurtayı sırtında, kanat çıkıntılarının arasında dengeledi ve yumurta aşağı düşene dek yuvanın kenarına doğru geri geri yürüdü.

16.07.2020

kopyalama

richard dawkins

şimdi de, her türlü kopyalama işlemine ilişkin çok önemli bir noktadan söz etmeliyiz: kopyalama mükemmel değildir. yanlışlıklar olacaktır. umarım bu kitapta baskı hataları yoktur, ama çok dikkatle incelerseniz, bir iki tane bulabilirsiniz. büyük olasılıkla cümlelerin anlamını bozmayacak hatalardır bunlar, çünkü "ilk kuşak" hatalar olacaklardır. ama baskı yönteminin bulunmasından önceki günleri düşünün; incil gibi kitapların elle kopyalandıkları günleri. tüm yazıcıların, ne kadar dikkatli olurlarsa olsunlar, birkaç hata yapmaları kaçınılmazdır; bazıları ise birkaç küçük düzeltme yapmaktan kendini alamaz. eğer hepsi de tek bir ana kalıptan kopyalıyor olsalardı, anlam çok değişmeyecekti. ancak, kopyaları yaparken başka kopyaların kullanıldığını düşünün. yeni kopyalar başka kopyalar yapmak için kullanılacak, hatalar birikecek ve önemli olmaya başlayacaktır. hatalı kopyalama işlemine kötü bir şey olarak bakarız ve insanlara ilişkin belgeler söz konusu olduğunda hataların düzeltme olarak adlandırılabileceği örnekler düşünmek çok zordur. sanırım ahdi atik öğrencilerinin, ibranice "genç kadın" anlamına gelen kelimeyi yunancaya "bakire" olarak çevirip de, "işte! bir bakire gebe kalacak ve bir oğul doğuracak." kehanetinde bulunduklarında en azından büyük bir şey başlatmış olduklarını söyleyebiliriz.

9.05.2020

bencil gen teorisi

richard dawkins

bir gezegendeki zeki varlıklar, gün gelir, kendi varlıklarının nedenini soracak yaşa gelirler. eğer günün birinde uzaydan dünyaya üstün yaratıklar gelirse, uygarlığımızın düzeyini değerlendirmek için soracakları soru şu olacaktır: "evrimi keşfettiler mi?"

canlı organizmalar üç bin milyon yıldan daha uzun bir süre dünya üzerinde var oldular ve neden yaşadıklarını hiç bilemediler, ta ki güneş doğana ve ışınları bir tanesine ulaşana dek.

bu kişinin adı charles darwin'di. dürüst olmak gerekirse, başkaları gerçeği belli belirsiz sezmişlerdi. ancak ilk kez darwin, neden var olduğumuzun tutarlı ve kabul edilebilir bir açıklamasını yapmıştır. bölümün başındaki soruyu soran meraklı çocuğa mantıklı bir yanıt vermemizi darwin sağlamıştır. artık, "yaşamın bir anlamı var mı?", "niye varız?", "insan nedir?" türünden derin sorularla karşılaştığımızda hurafelere sığınmak zorunda kalmayacağız.

bu üç soruyu ileri sürdükten sonra, tanınmış zoolog george g. simpson şöyle bir yanıt veriyor: "söylemek istediğim, 1859 öncesinde bu soruları yanıtlamaya çalışan tüm çıkışların değersiz olduğu ve onları tamamen görmezden gelmemizin doğru olacağıdır."

bugün, dünya'nın güneş etrafında dönüyor olması ne kadar şüpheye açıksa, evrim kuramı da ancak o denli kuşkuludur. yine de, darwin'in yaptığı devrimin içeriği, geniş bir çevre tarafından, anlaşılmayı beklemektedir. zooloji, üniversitelerde hâlâ yan bir konudur ve zooloji çalışmayı seçenler bile, çoğunlukla, bu kuramın derin felsefi boyutunu görmeden kararlarını vermişlerdir. felsefe ve "beşeri bilimler" olarak tanıdığımız konular, hâlâ darwin hiç yaşamamışçasına öğretilmektedir. bunun zamanla değişeceğine hiç kuşkum yok.

ben başarılı bir gende baskın özelliğin acımasız bir bencillik olduğunu düşünüyorum. genin bu bencilliği, bireyin davranışlarında da bencil olmasına yol açacaktır. bununla birlikte, göreceğimiz gibi, bir genin bencil amaçlarına ulaşmak için tutabileceği en iyi yolun, sınırlandırılmış bir özveri benimsemek olduğu özel durumlar vardır. bu son cümledeki "sınırlandırılmış" ve "özel" çok önemli sözcükler. her ne kadar aksine inanmak istesek de, evrensel sevgi ve türün -bir bütün olarak- iyiliği hiç de evrimsel anlamı olmayan kavramlardır.

duygularım, sadece genlerin evrensel acımasız bencilliği yasası üzerine temellendirilmiş bir insan topluluğunun yaşamak için kötü bir topluluk olacağını söylüyor. ne yazık ki, bir şeye karşı olmamız onu gerçek olmaktan alıkoyamıyor.

eliaçık ve özverili olmayı öğretmeye çalışalım çünkü bencil doğuyoruz. kendi bencil genlerimizin ne istediğini anlayalım; böylelikle, en azından, onların tasarımlarını bozabiliriz. bu, başka hiçbir türün cesaret edemeyeceği bir şey.

19.01.2020

golgi aygıtı

richard dawkins

üniversite öğrencisi olduğum yıllarda, oxford üniversitesi zooloji bölümü'nün ünlü ve deneyimli üyelerinden birisinin hikayesine tanık olmuştum.

bu şahıs senelerce golgi aygıtının olmadığına tutkuyla inanmış ve bunu öğrencilerine aktarmıştı. ona göre bu bir yapay doku, bir yanılsamaydı.

o yıllarda zooloji bölümündeki herkesin keyifle katıldığı bir etkinlik vardı. her pazartesi, öğleden sonra ziyarete gelen konferansçıların araştırma konuşmaları dinlenirdi.

yine bir pazartesi günüydü ve bu sefer konuşma yapacak kişi amerikalı bir hücre biyoloğuydu ve konferansın konusu golgi aygıtının gerçekliğini bütünüyle ortaya koyan bir kanıt üzerineydi.

konferans bittiğinde yaşlı adam hızla konuşma kürsüsüne yaklaştı ve amerikalının elini sıkarak ona -tutkuyla- şöyle dedi:

"sevgili dostum, sana çok teşekkür ederim. bu geçen elli senede bir hayli yanılmışım."

coşkuyla alkışladık.

tutucular bunu asla yapamazlar. pratikte bütün bilim adamları da öyle. ancak yine de bunu bir ideal olarak görüp sözde bağlılık gösterirler. politikacılar ise bu tarz bir itirafı genellikle döneklik olarak görürler.

sizinle paylaştığım bu anımı hatırladığımda hâlâ duygulanırım ve boğazım düğümlenir.

16.06.2019

toplumsal böcekler

richard dawkins

toplumsal böcekler, yerleşik besin yetiştirmenin avlanmaktan ve yiyecek toplamaktan daha verimli olduğuna insandan çok önce öğrendiler. örneğin yeni dünya'daki birçok karınca türü ve bunlardan bağımsız olarak afrika'daki termitler, mantar bahçeleri ekerler. en iyi bilinenleri güney afrika'daki şemsiyeli karıncalardır. son derece başarılıdırlar.

iki milyondan fazla birey içeren koloniler bulunmuştur. yuvaları, geniş bir alana yayılmış, 3 metreden daha derine inen bir galeriler ve tüneller ağından oluşur. yuvanın kazılması sırasında 40 ton kadar toprak çıkarılır. mantar bahçeleri bu yeraltı odacıklarındadır. karıncalar belirli bir mantar türünü, yaprakları parçalar halinde çiğneyerek hazırladıkları özel yataklara bilerek ekerler. işçiler doğrudan yiyecek toplamak yerine bu yatakları yapmak için yaprak toplarlar. şemsiyeli karıncalar kolonisinin bu yaprak iştahı devasa boyutlardadır ve karıncaları ana ekonomik zararlılardan biri durumuna düşürür. ancak yaprakları kendileri için değil, mantarları için yiyecek olarak kullanırlar. karıncalar mantarların hasadını yapar, yerler ve yavrularına yiyecek olarak verirler. mantarlar, yaprakları karıncaların midesinden daha iyi parçalar ve karıncalar böylece bu düzenlemeden yarar sağlarlar. hasat edilmelerine rağmen, muhtemelen mantarlar da bu durumdan yararlanırlar. karıncalar, mantarların kendi spor dağıtma mekanizmalarından daha verimli biçimde çoğalmasını sağlar. bunun da ötesinde, karıncalar mantar bahçelerini ayıklayarak yabancı mantar türlerini uzak tutarlar. rekabetin kaldırılmasından karıncaların yetiştirdiği mantarlar yararlanacaktır. mantarlar ve karıncalar arasında bir çeşit karşılıklı özveri ilişkisi olduğu söylenebilir. karıncalarla hiçbir ilişkisi olmayan termitlerde de çok benzer bir mantar ekim sisteminin evrimleşmesi oldukça şaşırtıcıdır.

karıncaların ekinlerinin yanı sıra kendi evcil hayvanları da var. yaprak bitleri ve benzeri böcekler bitkilerin özsularını emme konusunda hayli uzmanlaşmışlardır. bitkinin damarından özünü, sindireceğinden daha hızlı emerler. sonunda da içerdiği besinin yalnız bir kısmı özümlenmiş bir sıvı salgılarlar. şekerce zengin "balsu" damlaları, böceklerin gerilerinden hızla, bazı durumlarda saat başına böceğin ağırlığını geçen bir hızla boşaltılır. bu balsu normalde toprağa damlar (bu, tevratta "manna" olarak bilinen allahın lütfu ruhani besin olabilir pekala).

ancak böcekten çıkar çıkmaz birçok karınca türü balsuyunu kapar. karıncalar, yaprak bitlerinin gerilerini dokungaçları ve bacakları ile sıvazlayarak sağarlar. yaprak bitleri de buna yanıt verirler. bazen bir karınca gelip onları sıvazlayana dek damlacıklarını tutarlar ve hatta damlayı alacak bir karınca yoksa damlayı geri bile çekerler. bazı yaprak bitlerinin, karıncaları daha iyi çekebilmek için karınca suratına benzeyen bir vücut gerisi evrimleştirdikleri öne sürülmüştür. bu ilişki, yaprak bitlerinin doğal düşmanlarından korunmasını sağlıyor. bizim süt ineklerimiz gibi korunmalı bir yaşam sürdürüyorlar ve karıncalar tarafından fazlaca bakım gösterilen yaprak biti türleri savunma mekanizmalarını kaybediyorlar. bazı durumlarda karıncalar yaprak biti yumurtalarına toprak altındaki kendi yuvalarında bakar, yavru yaprak bitlerini besler, büyüdüklerinde de yukarıya, korunmalı otlaklarına taşırlar.

19.04.2018

gen bencildir

richard dawkins

etrafımızda gördüğümüz ve açıklamak istediğimiz şeyler -kayalar, galaksiler, okyanus dalgaları- hepsi de, şöyle ya da böyle, kararlı atom desenleridir.

edinilmiş özellikler kalıtsal değildir. yaşamınız boyunca ne kadar bilgi ve akıl edinirseniz edinin, bir damlası bile çocuklarınıza genetik yollarla geçmez.

her yeni kuşak sıfırdan başlar. bir beden, genlerin kendilerini değiştirmeden saklama aracıdır.

eşeyli üreme, eşleme değildir. bir topluluğun başka topluluklarla karışması gibi bir birey de cinsel eşi ile kaynaşarak döllerini yapar. çocuklarınız sizin yarınızdır; torunlarınız ise dörtte biriniz. birkaç kuşak sonrası için umabileceğiniz en iyi şey, birkaç tanesi sizin soyadınızı taşıyan ama hepsi de sizden minik bir parça -birkaç gen- içeren çok sayıda döl olacaktır.

genlerse jeolojik zamanın yerleşik sakinleridir. genler ölümsüzdür. gen, bencilliğin temel birimidir.

doğada koruyucu devlet yoktur. aşırılığa kaçan her gen anında cezalandırılır. bu geni taşıyan çocuklar açlıktan ölür.

darwinci kuramın çağdaş çeşitlemelerinin şaşırtıcı sonuçlarından biri, hayatta kalma olasılığı üzerindeki küçücük, ancak can alıcı etkilerin evrimde geniş değişimlere neden olabilmeleridir. bunun nedeni, böylesi etkilerin kendilerini hissettirmek için çok uzun zamana sahip olmalarıdır.

w.f. bodmer'in kısaca belirttiği gibi, eşey, "farklı bireylerde tek tek ortaya çıkan mutasyonların tek bir bireyde birikmesini kolaylaştırır."

memelilerde bebeği bedeninde taşıyan annedir. bebek doğduğunda emmesi için süt yapan annedir. bebeğin büyütülmesi ve korunmasında yükün çoğu annenin sırtındadır. dişi eşey sömürülmektedir ve bu sömürünün evrimsel başlangıç çizgisi, yumurtaların spermlerden daha büyük olmasıdır.

eğer yüzlerce milyon sene boyunca her hafta toto kuponu doldurursanız, birçok kez büyük ödül kazanabilirsiniz.

jacques monod: evrim kuramının bir başka garip yönü de herkesin onu anladığını zannetmesidir.

peter medawar'ın ileri sürdüğü bir başka kuram da, evrimi gen seçilimi açısından düşünmek için iyi bir örnek oluşturuyor. medawar, öncelikle geleneksel tartışmaları bir kenara atıyor: "yaşlı bireyler türün diğer bireyleri için özverili bir davranışta bulunarak ölürler; çünkü üreyemeyecek denli bitkin düştüklerinde dünyayı amaçsız bir kalabalık haline getirirler."

insansı duyguları bir amipten daha fazla olmayan bir insan dölütü, yetişkin bir şempanzeye gösterilenden çok daha ileri bir saygı ve koruma altındadır. yine de, şempanzenin duyguları vardır, düşünür ve -son deneysel kanıtlara göre- bir çeşit insan dilini öğrenebilir. dölüt ise kendi türümüze aittir ve bu nedenle anında özel hak ve ayrıcalıklarla donatılır.

doğum kontrolü uygulanmasının nedeni grubun kaynaklarının aşırı kullanımından kaçınmak değildir. her birey, sahip olabileceği, hayatta kalabilecek çocuk sayısını en üst düzeye çıkartmak için doğum kontrolü uygular. bu genelde doğum kontrolü ile ilişkilendirdiğimiz amacın tam tersi bir amaçtır.

anlaşmalardaki sorun -hatta uzun dönemde herkesin avantajına olanlarda bile- kötüye kullanıma açık olmalarıdır.

dini kurallara uyulması konusunda en etkili olan doktrin, cehennem ateşi korkutmacasıdır. çoğu çocuk ve hatta bazı yetişkinler, ruhani kurallara uymazlarsa ölümden sonra korkunç azaplar içinde yanacaklarına inanırlar. bu, orta çağ boyunca ve hatta günümüzde bile büyük psikolojik acılara neden olmuş, alışılmışın ötesinde sevimsiz bir ikna tekniği. ancak çok da etkili.

gen makineleri olarak yapılmış ve mem (kültürel gen) makineleri ile yetiştirilmiş olsak da bizim yaratıcılarımıza karşı çıkacak gücümüz var. biz, dünya üzerinde yalnızca biz, bencil eşleyicilerin tiranlığına karşı isyan edebiliriz.

15.11.2017

bilim yolunda

richard dawkins: yetişkin bir inek, ahlak açısından, her türlü makul ölçüte göre, doğmamış bir bebekten daha çok sevgi ve yakınlığımızı hak eder. öte yandan, kürtaj doktoruna "cani!" diye haykıran yaşam yanlısı kişi, evine gidip bifteğini afiyetle yer. dr. doolittle ile büyümüş olan bir çocuğun gözünden bu çifte standart kaçmaz. kutsal kitap ile büyütülmüş bir çocuksa elbette bunu göremez.

alison gopnik: bilimde çocuklar gerçekten de bir kadın için en büyük engeldir. bilim kurumları kadınların hem çocuk yetiştirip hem bilim hayatını sürdürmelerini çok güçleştirmektedir. şimdi düşünüyorum da ben ya psikolojiye yatkın bir felsefeci ya da felsefeye yatkın bir psikolog olmaya yazgılıydım. ama koşullar birazcık farklı olsaydı, pekala ya küskün bir kreş öğretmeni ya da bir üniversite hocasının karısı olabilirdim.

lee smolin: einstein'ın bana çekici gelen düşüncelerinden biri, bir bilim adamı olarak insanın gündelik hayatın belirsizliği ve acılarını aşabileceği idi. doğanın yasalarını kavrayarak, insan yaşamının kısa süreli uğraşlarına göre dünyanın çok daha kalıcı ve güzel bir yönüyle bağ kurabilirdiniz.

jaron lanier: doğal ya da somut dünyayı kucaklarken daha eşitlikçi oluruz; çünkü inancımız hiç kimseyi dışlamamızı gerektirmez. ama bunu yaparken, bize birer birey olarak değer kazandıran ve hayatlarımıza çeşni ve anlam katan öznel dünya deneyimimizi önemsizleştiririz. öznelliği öne çıkardığımız zamansa karşıt inanç topluluklarına bölünme tehlikesiyle karşılaşırız. geriye baktığımda, bu ikilemin çocukluğumda boğuştuğum yalnızlığı nasıl artırmış olduğunu görebiliyorum. çocukluğum devam ediyor.

10.05.2017

meraklı zihinler

john brockman

"din, insanları yöntemli bir şekilde dolandırma sanatıdır."

richard dawkins: genç bir bilim adamı adayına bir kitabın ya da bir öğretmenin verebileceği en değerli armağan, otoriteyi sorgulama alışkanlığıdır. size herkesin söylediği şeyi hemen kabul etmeyin, kendiniz düşünün.

robert m. sapolsky: din, temelde sadece din adına itaatkar olmaktan ve törensellikten başka bir şey değildir.

paul c.w. davies: gerçekten büyük soruları en iyi şekilde yanıtlamanın yolu, dinden değil ancak kuramsal fizikten geçmektedir. fizik, ne de olsa, beyindeki atomların dans ederken ayak uydurdukları müziktir.

lee smolin: bir yetişkin olarak insanın kendi büyümesiyle ilgili kanıları, büyük oranda kişisel bir efsanedir; arkasında anne ve babalarımızla ilgili dramların gelişimi yatar.

mary catherine bateson: yeni bir dil insanın yeni şeyler düşünmesine olanak sağlar.

theodosius dobzhansky: biyolojide evrimin ışığında görülmeyen hiçbir şeyin anlamı yoktur.

lynn margulis: sağlam verilerin ve gözlemin gerçekliği beni her zaman bir yetkilinin savlarından daha çok etkilemiştir.

j. doyne farmer: bazen beni ben yapan amansız yazgı ile, salt rastgele koşulların oluşturduğu tuhaf karışımı hayretle düşünürüm. tarihsel önemde olaylar bazen, bir tek hayatın doğal akışının sularına karışabilecek, ileriye dönük rastlantısal sonuçlar doğurabilir.

ray kurzweil: ne tür zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım -ister işimizle, ister sağlığımızla ilgili sorunlar olsun, ister ilişki güçlükleri- bizim bunları alt etmemizi sağlayacak bir fikir vardır.

4.02.2015

sıçrama yarışı

richard dawkins

kuşlarda uyarı çağrıları gerçekten işe yarıyor, ancak bunların mümkün olduğunca göze çarpmayacak ve ihtiyatlı bir biçimde düzenlendiği açık. ceylanların sıçraması öyle değil; kışkırtma derecesinde gösterişli. sanki avcının dikkatini özellikle çekmek istiyor, avcıyla alay ediyormuş gibiler.

bu gözlem şirinlik derecesinde cüretli bir kurama yol açtı. kuramın temelleri n. smythe'e ait ancak mantıksal sonucuna ulaştıran a. zahavi'nin şüphe götürmez imzası. zahavi'nin kuramını anlatmaya çalışayım:

sıçrama diğer ceylanlara bir işaret olmaktan öte aslında avcılara yöneliktir. diğer ceylanlar tarafından fark edilir ve onların davranışını değiştirir ancak bu rastlantısaldır; çünkü temelde avcıya verilen bir işarettir. kabaca çevirirsek şu anlama gelir: "bak ne kadar yükseğe sıçrayabiliyorum; çok sağlıklı ve güçlü bir ceylan olduğum çok açık. beni yakalayamazsın, bu kadar yükseğe sıçrayamayan komşumu yakalamaya çalışırsan daha akıllıca davranmış olursun!"

gösterişli bir biçimde yükseğe sıçrama genlerinin avcılara yem olma olasılığı azdır; çünkü avcılar yakalanması kolay avları seçme eğilimindedir. birçok memeli avcı hayvanın, yaşlı ve sağlıksız avlara yöneldiği bilinmektedir. bu denli yükseğe sıçrayan bir birey abartmalı bir biçimde, ne yaşlı ne de sağlıksız olduğunu sergileyerek kendi reklamını yapmaktadır. bu kurama göre ceylanların davranışı özverili olmaktan çok uzaktır. eğer nitelendireceksek bencil demeliyiz; çünkü amaç avcının bir başkasını kovalamasını sağlamaktır. bir açıdan, bunun bir sıçrama yarışı olduğu söylenebilir: avcı kaybedeni yem olarak seçecektir.

13.06.2014

the unbelievers

gus holwerda

lawrence krauss: bazı konuların sorgulamaya açık olmadığı bir dünyada yaşıyorsak düşünmeye son verilmiş bir dünyada yaşıyoruz demektir.

cameron diaz: bence dinler uyuşturucu gibidir. birçok insan için dünyanın gerçekte ne olduğunu görmek kaldıramayacakları kadar büyük bir yük olduğundan kendilerini iyi, rahat, sıcak, hafif ve her şeyi yolunda hissettirecek bir mit hapını almayı tercih ediyorlar.

ricky gervais: tanrı bana özgür irade vermiş. o zaman bunu kullandığım için beni neden cehenneme yolluyor?

lawrence krauss: hiçbir fikir alay edilmekten hariç tutulmamalı. alay etmek çok önemli bir araçtır. neden din de alay edilmekten hariç tutulsun? siyaset alay konusu olabiliyorsa, bilim, seks ve dünyadaki geri kalan her şey gerçeği aydınlatmanın bir yolu olarak alay konusu olabiliyorsa neden din bundan hariç tutulsun?

woody allen: herkesin aynı gerçeği bilmesine rağmen, yaşamlarımız gerçeği nasıl çarpıtmak isteyeceğimizden ibaret.

penn jillette: bizler bu hayata inanan insanlarız. bizler ahlaka inanan insanlarız. ödül veya cezalandırma şartıyla bir şeyler yapıyorsanız ahlaktan yoksunsunuz demektir.

christopher hitchens: din her şeyi zehirliyor.

ian mcewan: insanlar icat ettikleri mitlere aslında inanmıyorlar. rahibin öbür dünyadan bahsederken orada bulunan insanların bile hıçkıra hıçkıra ağladığı pek çok cenazeye katıldım. sevdikleriyle 5 yıl içinde karşılaşacaklarını sahiden de düşünmüyorlar. öte yandan, rıhtımın kenarında durup queen mary gemisinin new york'a doğru yola çıkışını izlerken rıhtımın yanında bekleyen insanların ağlamadığını görürsünüz; çünkü yolcu ettikleri kişileri çok yakında göreceklerini biliyorlar.

richard dawkins: inançlı kişileri hor görmekle suçlanıyorum sık sık. inançlı kişileri hor görmüyorum, savundukları inancı hor görüyorum. 

lawrence krauss: demokrasi için en büyük tehdit halkın bilinçsiz olmasıdır. 

ricky gervais: herkesin her şeye inanmaya hakkı olduğuna inanıyorum. her şeye inanmaya hakları var ama benim de inançlarını gülünç bulmaya hakkım var.

lawrence krauss: düşünme şeklimizi değiştirmediğimiz sürece, serbest sorgulamaya, tartışmaya ve gerçekliğe dayalı kamu politikası önünde saygı duymaya istekli olmadığımız sürece birçok yönden sahibi olduğumuz bu harika dünyayı bir hiçliğe dönüştürebiliriz; bunun olmaması için elimizden geleni yapmalıyız.

james randi: onlara korku hükmediyor. bu benim tarzım değil, sizlerin de değil. hepimizin içinde büyüdüğü çağ bu, hiç şüphesiz. geçmişe dönmektense 21. yüzyılı bağnaz, kaprisli, acımasız, düzenbaz, soykırımcı, homofobik, kadın düşmanı, ırkçı, kindar ve şiddet yanlısı bir zorbaya olan inanca bir son vererek kucaklamalıyız.

7.11.2013

a universe from nothing

lawrence krauss

"her yolculuğa eşlik eden ilk gizem, yolcunun başlangıç noktasına nasıl ulaşmış olduğudur." (louise bogan)

müthiş olan şu ki, vücudumuzdaki her bir atom patlayan bir yıldızdan geliyor. ve sol elimizdeki atomlar da muhtemelen sağ elimizdekilerden farklı bir yıldızdan geliyor. fizik konusunda bildiğim en şiirsel şey bu: her birimiz yıldız tozuyuz. yıldızlar patlamasaydı burada olamazdık. çünkü evrim için önemli olan karbon, azot, oksijen, demir vs. bütün elementler zamanın başlangıcında oluşmamıştı. bunlar yıldızların nükleer fırınlarında oluşmuştu ve vücudumuza girebilmelerinin tek yolu yıldızların patlayacak kadar kibar olmalarıydı. o yüzden isa'yı falan boşverin. bugün burada olmamızı yıldızların ölmesine borçluyuz.

"hiçbir bilgi ışıktan daha hızlı yayılamaz." (albert einstein)

evren düz olmalı. peki neden? bunun iki sebebi var, ilki hakkında normalde şunu söylüyorum: matematiksel olarak güzel olan tek evren bu. ve bu doğru. pek bahsetmediğim ikinci bir sebebi daha var, şimdi burada bahsedeceğim: düz bir evrende, evrenin toplam enerjisinin kesinlikle sıfır olduğu görülmüş bulunuyor. çünkü çekim kuvveti negatif enerjiye sahip olabilir. ve çekim kuvvetinin negatif enerjisi, maddenin pozitif enerjisini dengeler. peki, toplam enerjisi sıfır olan bir evrenin nesi güzel? çünkü sadece böyle bir evren sıfırdan oluşabilir. ve bu müthiş; çünkü fizik yasaları, evrenin sıfırdan oluşmasına izin veriyor! bir tanrı'ya ihtiyacımız yok. hiçbir şeyimiz yok. evrenimiz düz ve toplam enerjisi sıfır. ve sıfırdan doğmuş olabilir. sıfır toplam enerji ve kuantum dalgalanmaları bir evren yaratabilir. 

bunlar dindar insanların sorup durduğu şu manyak soruya cevap veriyor: "neden hiçbir şey değil de bir şeyler var?" çünkü olması gerek. kuantum mekaniğinde, hiçbir şeyiniz yoksa hep bir şeyler elde dersiniz. bu kadar basit!

copernicus bize özel bir yerde yaşamadığımızı söylemişti. şimdi iki şeyi biliyoruz, aslında bir şeyi. bu, bize düşündüğümüzden çok daha önemsiz olduğumuzu anlatıyor. evreni, gördüğümüz her şeyi ele alırsanız; yıldızlar, galaksiler ve kümeleri, gördüğümüz her şey. bunları kaldırıp atın, evren yine aynı evrendir. %30'u karanlık madde ve %70'i karanlık enerji olan bir evrende, %1'lik bir kirlilik yaratıyoruz. tamamen anlamsızız. içinde bu kadar anlamsız olduğumuz bir evrenin neden bizim için yaratılmış olduğu beni aşıyor.

bazıları evrene ince ayar yapılmış olduğunu söylemişti. eğer biraz olsun farklı olsaydı burada olamazdık. tanrı evreni apaçık bizim için yaratmıştı! bu saçmalık. ve richard dawkins'in kitaplarıyla güzelce öğrendiğimiz aynı sebeplerden ötürü saçmalık. arılar çiçeklerin rengini niçin ayırt edebiliyor? onları bulabilsinler diye. tanrı öyle istedi diye değil. eğer çiçekleri bulamasalardı, yemek için ihtiyaçları olan şeyleri alamazlardı ve var olamazlardı; bu doğal seçilim. ve bu bize şunu söylüyor: bir tür kozmik doğal seçilim var. çünkü eğer bu doğruysa, tek söylediği yaşama imkan tanıyan bir evrende olmamızın çok da şaşırtıcı olmadığı! çünkü, yaşama imkan tanımayan evrenlerde yaşıyor olamazdık. bu kadar basit!

fiziğin evren hakkında bize asıl anlattığı şu: evren büyük ve nadir olaylar hep gerçekleşiyor. yaşam da bunlara dahil. ve bu, onun özel olduğunu göstermiyor.

2.11.2013

tanrı yanılgısı

richard dawkins

din, egemen kesim tarafından halkı zapt etmek için kullanılan bir araçtır.

dinsel inanç kavramının sahip olduğu gücün ve ihtişamın tüm esprisi, mantıklı nedenlere bağlı olmamasıdır. geriye kalanımızdan beklenen, ön yargılarımızı savunmamızdır. ancak dindar birisinden inancını doğrulamasını istediğinizde, "dinsel düşünce özgürlüğü"nü ihlal etmiş olursunuz.

kanıt ortaya çıkana kadar kararı ertelemek gerçekten iyidir.

benim ya da diğer ateistlerin din karşısında ara sıra takındığımız düşmanca tavır sadece kelimelerle sınırlıdır. ben ilahiyat kaynaklı bir anlaşmazlık yüzünden hiçbir yere bomba atmayacağım, kimsenin kafasını kesmeyeceğim, kimseye taş fırlatmayacağım, kimseyi çarmıha gerip yakmayacağım, kimseye işkence etmeyeceğim veya gökdelenlere uçakla çarpmayacağım.

bir bilim insanı olarak tutucu inanca düşmanım; çünkü bu eğilimdeki bir inanç her zaman bilimsel girişimin önünü tıkar. din bize görüşlerimizi değiştirmememiz gerektiğini ve ayrıca, kavranması mümkün, ilgi uyandırıcı konuların keşfedilmesini arzulamamayı öğretir. din, bilimin düzenini bozar ve kişinin idrak kabiliyetini baltalar.

din; sayısız masum, iyi niyetli ve hevesli genç beyne yönelik bilimsel öğretimi yıkmanın tutkusuyla hareket eder. çok küçük yaşlardaki çocuklara sorgusuz sadakatin bir erdem olduğunu öğreterek dünyayı tutucular için güvenli bir yer haline getirir.

23.09.2013

din

richard dawkins: umut ediyorum ki herkesin yahve'ye inanmamayı, en az thor'a ve jüpiter'e inanmamak kadar doğal gördüğü bir gün gelecektir. dini lobilerin giderek artan biçimde ümitsizliğe düştüğüne ve karşı koyarken başvurdukları kinlerini ve iğneleyici sözlerini artırdıklarına dair bazı belirtiler var. tanık olduğumuz şey, can çekişme sonun başlangıcı olabilir. can çekişen yaralı bir hayvan saldırmaya eğilimli olur.

richard dawkins: abd kongresi'nin 535 üyesi var ve içlerinden yalnızca bir tanesi tanrıya inanmadığını açıklamıştı. istatistiksel olarak bunun böyle olması imkansız. demek istediğim, kongre üyelerinin büyük bir çoğunluğu iyi bir eğitim almış olmalı. abd kongresi'nin önemli miktarda ateist üyesi bulunuyordur, tahminimce 200'den fazla olmalı. ne var ki bunu kabul edemiyorlar; çünkü seçilebilmek için inançları konusunda yalan söylemek zorunda kalıyorlar.

lawrence krauss: kanada ve abd'de bir grup psikoloğun yaptığı bir araştırma üzerine bir makale hazırlamıştım. araştırmada insanlara toplumun hangi kesimlerine güvenmedikleri soruluyor ve sonuç olarak en güvenilmeyen kesim ateistler çıkıyor. ama tam olarak "en güvenilmeyen" sayılmazlar. oranları tecavüzcülerle aynı.

richard dawkins: bu bana göre, birleşik devletler kongresi'nin çok sayıda üyesinin kişisel inançları hakkında neden apaçık yalan söylediği sorusuna yeterli bir cevap gibi geliyor. tecavüzcülerle aynı düzeydeyseniz bu kaçınılmaz. bu ülkeden çok sayıda ateist devlet başkanı geçmiştir zannediyorum. kennedy'nin ateist olması beni şu kadar olsun şaşırtmazdı. clinton'ın ateist olması beni şaşırtmazdı. obama'nın ateist olması beni şaşırtmazdı. bunu itiraf edemezler; çünkü aksi takdirde seçilemezler. görev dönemi sonuna yaklaşan devlet başkanlarının ve senatörlerin şunu demeleri için bir kampanya başlatmak istiyorum: "artık aday değilim, ben bir ateistim, en başından beri de öyleydim."

3.09.2013

on emir

anonim

sana yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma.

her meselede, zarar vermemek için mücadele et.

arkadaşlarına, arkadaş canlılara ve dünya geneline sevgi, şefkat, içtenlik ve saygıyla yaklaş.

kötülüğe göz yumma ve adaleti uygulamaktan çekinme ama özgürce itiraf edilen ve dürüstçe pişmanlık belirtilen kabahatleri affetmeye daima hazır ol.

hayatını neşe ve hayranlık duygusuyla yaşa.

hep yeni şeyler öğrenme arayışında ol.

her şeyi sına; durumlar karşısındaki fikirlerini daima gözden geçir. eğer uyumlu değilse tutkuyla bağlı olduğun bir inancı dahi terk et.

düşünce ayrılıklarını asla sansürleme ya da yok etme; diğer insanların seninle aynı fikirde olmama haklarına daima saygı duy.

öz deneyim ve mantığınla kendi bağımsız fikirlerini oluştur. başkalarının seni körü körüne idare etmelerine izin verme.

her şeyi sorgula.

via richard dawkins

9.06.2013

jyllands-posten

richard dawkins

toplumun abartılı din saygısının, sıradan insani saygının ötesine geçişini etkili bir şekilde aydınlatan özel bir dava:

bu dava şubat 2006'da parlayıverdi; komedi ve trajedinin sınırlarında çılgınca yön değiştiren komik bir olaydı.

2005 yılının eylül ayında bir danimarka gazetesi, jyllands-posten, hz. muhammed'i tasvir eden 12 adet karikatür yayımladı. sonraki üç ay zarfında, danimarka'ya sığınmalarına izin verilmiş iki imam önderliğinde, danimarka'da yaşayan müslümanlardan oluşan küçük bir grup, islam dünyasını baştan başa saracak bir öfkeyi özenle ve sistemlice besledi.

2005 sonunda, sürgünde yaşam süren bu kötü niyetliler yanlarına bir dosya alarak danimarka'dan mısır'a seyahat ettiler. ardından dosya burada kopyalandı ve başta endonezya olmak üzere tüm islam ülkelerine dağıtıldı. dosyanın içeriğinde danimarka'daki müslümanların maruz kaldığı sözümona eziyet hakkında temelsiz iddialar vardı ve jyllands-posten'in devlet yönetimindeki bir gazete olduğu iftirası da bu dosyada yer almıştı. dosyada ayrıca kritik nitelikli 12 karikatür ve imamların kaynağını açıklamadan ekledikleri, ancak danimarka'yla kesinlikle hiç ilgisi olmayan 3 ilave resim bulunuyordu. orijinal 12 karikatürün aksine, bu üç ekleme resim gerçekten hakaret boyutundaydı. ya da olacaklardı; tabii eğer ateşli propagandacının ileri sürdüğü üzere gerçekten muhammed'i betimliyor olsalardı. bu üç resimde bilhassa zarar verici olanı bir karikatür değildi ve bu resim, lastikli sahte bir domuz burnu takan sakallı bir adamın faks cihazından geçmiş fotoğrafıydı. daha sonra bunun bir associated press fotoğrafı olduğu ortaya çıktı; fotoğraf fransa'daki bir köy panayırının her yıl düzenlediği domuz çığlığı yarışmasına katılan bir fransız vatandaşının fotoğrafıydı. fotoğrafın ne muhammed peygamber, ne islam ne de danimarka'yla bir bağlantısı vardı. ancak müslüman eylemcilerin kahire'ye yaptıkları zararlı ve coşkulu yürüyüşleri bu üç bağlantıyı protesto ediyordu. ve tahmin edilebilir sonuçlar hayat buldu.

özenle işlenen 'incinme' ve 'hakaret', 12 orijinal karikatürün yayımlanmasından 5 ay sonra patlamaya hazır bir noktaya geldi. pakistan ve endonezya'daki göstericiler danimarka bayraklarını yaktı ve danimarka hükümetinin özür dilemesi adına isterik taleplerde bulunuldu. ne için özür dilenecekti? karikatürleri onlar çizmedi ya da yayımlamadı.

danimarkalılar tam anlamıyla özgür bir basının bulunduğu bir ülkede yaşarlar ki bu, çoğu islami ülkedeki halkın anlamakta zorluk çekeceği bir şeydir.

norveç, almanya, fransa ve hatta amerika'daki gazeteler, jyllands-posten'la iyi niyetli dayanışma içinde olduklarını gösterircesine karikatürleri tekrar bastılar ve ateşe körükle gitmiş oldular. elçilik ve konsolosluklar kınandı, danimarka ürünleri boykot edildi, danimarka halkı ve genellikle batı amerikalılar fiziksel tehdide maruz kaldı; pakistan'daki hristiyan kiliseleri, danimarka ve avrupa'yla hiçbir bağlantıları olmamasına rağmen yakıldı. libyalı isyancılar saldırdığında 9 kişi öldü ve bingazi'deki italyan konsolosluğu yandı. germain greer bu konuyla ilgili yazısında şöyle diyor:

"bu insanlar kıyamet çıkarmaya sahiden bayılırlar ve en iyi yapabildikleri şey de budur." 

danimarkalı karikatüristin kellesine pakistanlı bir imam tarafından 1 milyon dolar ödül kondu. belli ki 12 farklı danimarkalı karikatürist olduğundan habersizdi ve en kötü üç resmin danimarka'da hiçbir zaman ortaya çıkmadığından da neredeyse kesin olarak habersizdi. nijerya'da danimarkalı karikatürleri kınayan müslüman protestocular birkaç hristiyan kilisesini ateşe verdiler ve sokaklardaki hristiyanlara saldırıp onları öldürmek için pala kullandılar. bir hristiyan zorla bir araba lastiğinin içine tıkıldı, benzinle ıslatılıp tutuşturuldu. taşıdıkları pankartların üzerinde şiddet içerikli ifadeler bulunan göstericiler fotoğraf karelerine yansıdı: "islam'a hakaret edenleri katledin!", "islam'la alay edenleri doğrayın!", "avrupa, bunun bedelini ödeyeceksin: yıkım başlamak üzere!" ve görünüşe göre ironisiz olarak, "islam vahşi bir dindir diyenlerin kafasını kesin!"

birçok kişi müslümanlar tarafından iddia edilen isterik 'üzüntüyle', arap medyasının klişe yahudi karşıtı karikatürlerini yayımlamakta gösterdiği gönüllülük arasındaki zıtlığı fark etti. pakistan'daki danimarka karikatürleri karşıtı gösteri sırasında, siyah çarşaflara bürünmüş bir kadın, "tanrı hitler'i korusun!" yazılı bir pankartı taşırken fotoğraflandı.

tüm bu çılgın gümbürtüye cevaben, saygın liberal gazeteler şiddeti kınadılar ve ifade özgürlüğü hakkında göstermelik beyanlarda bulundular. ancak aynı zamanda, müslümanların 'katlandıkları' derin 'üzüntü' ve 'kalp kırıklığı' için 'saygı ve duygudaşlık' hislerini bildirdiler. hatırlayın, üzüntü ve kalp kırıklığı herhangi bir müslümanın şiddete ya da bir tür gerçek acıya maruz kalması sonucu ortaya çıkmamıştı: tüm bunlara sebep olan, danimarka sınırları haricinde yaşayan hiç kimsenin asla adını dahi duymadığı bir gazetede yayımlanan birkaç acemi karikatürdü; ancak bu kasten planlanmış bir zarara teşvik kampanyasıydı.

bu uğurda kimseyi üzmek ya da kimsenin kalbini kırmak niyetinde değilim; ama laik topluluklarımızın dine aşırı ayrıcalık tanıması beni hem şaşırttı hem de ilgimi çekti. tüm politikacılar yüzlerinin saygısız karikatürlerine alışmalı ve hiç kimse onları savunmak için ayaklanmamalıdır. ancak din söz konusu olduğunda bizden böylesi eşsiz, ayrıcalıklı bir saygı görmesini sağlayan özellik nedir? h.l. mencken'in dediği gibi:

"diğer dostlarımızın inancına saygı göstermek zorundayız; ancak bu saygı yalnızca karısının güzel, çocuklarının da akıllı olduğu teorisine gösterdiğimiz anlayışta ve boyutta olmalıdır."

13.04.2013

hitler ve stalin

richard dawkins

hitler ve stalin ateistlerdi. bu konuda ne söyleyeceksiniz?

"bu soru din konusunu tartışmaya açtığım hemen her konferans ve elbette çoğu radyo sohbetinde karşıma çıkmıştır. bu soru haşin ve kızgın bir tavırla yöneltilir ve iki genel sanı vardır:

1. stalin ve hitler ateisttir.
2. yaptıkları korkunç şeyleri ateist oldukları için yapmışlardır.

birinci sanı, stalin için gerçek ancak hitler için şüphelidir. ancak birinci sanı her koşulda yersizdir; çünkü ikinci sanı doğru değildir. yersiz bir sanıdan yola çıkıldığına göre, hiç kuşkusuz her iki iddia da mantıksızdır.

odaklanmamız gereken nokta, kötü ya da iyi insanların dindar ya da ateist olup olmadıkları değildir. önemli olan, hitler ve stalin'in ateist olup olmadıkları değil, ateizmin insanları kötülük yapmakta sistematik olarak etkileyip etkilemediğidir.

bazı ateistler kötü eylemler sergileyebilir; ancak bu kötülükleri ateizm adına yapmazlar. din savaşları ise gerçekten de din adına yapılmıştır ve bu tür savaşlar tarihte korkutucu derecede sık görülür. ateizm adına yapılmış herhangi bir savaş yoktur. savaşlar ekonomik hırslar, siyasi tutkular, etnik ya da ırksal ön yargılar, keskin dindarlık, intikam ya da bir ulusun yapısındaki bir tür vatansever inançla başlar. bir savaşın fitilini ateşleyebilecek bir diğer gerçekçi motivasyon ise, bir insanın sarsılmaz bir biçimde kendi inancını tek gerçek inanç olarak görmesidir ve bu görüş rakip dinlerin tüm takipçilerini kafir olarak gören ve ölüm cezasına mahkum eden ve aleni bir şekilde, tanrı'nın askerlerinin doğrudan cennete gideceklerini vaat eden bir kutsal kitapla desteklenir."

sam harris: dinsel inancın tehlikesi, sıradan insanların çılgınlık meyvelerini toplamalarına ve bu meyvelerin kutsal olduklarına inanmasına imkan vermesidir. her yeni neslin çocuklarına dinsel konuların diğer konular gibi haklı çıkarılmasına gerek duyulmadığı öğretildiğinden, medeniyetler hala akılsız ordularla dolup taşmaktadır. bugün bile birbirimizi eski literatüre dayanarak öldürmekteyiz. bundan daha üzücü ve saçma bir şey olabilir mi?

"bir düşünün, hangi insan inançsızlığı uğruna savaşmak ister?"

15.03.2013

din

richard dawkins: filmlerinde insanları korkutma konusunda büyük bir usta olan alfred hitchcock, isviçre'de araba sürerken birden pencerenin dışında bir yeri işaret etmiş ve "hayatımda gördüğüm en dehşetli sahne bu" demiş. işaret ettiği yerde bir papaz, küçük bir çocuk ile, eli çocuğun omzunun üzerinde bir şekilde sohbet ediyormuş. hitchcock arabanın penceresinden başını çıkarmış ve şöyle bağırmış: "kaç küçük çocuk! hayatını kurtarmak için kaç!"

gore vidal: kültürümüzün kalbindeki büyük, ağza alınmayacak kötülük tektanrıcılıktır. eski ahit adıyla bilinen barbar bir tunç çağı metninden üç insanlık karşıtı din gelişmiştir: yahudilik, hristiyanlık ve islam. bunlar gök tanrılı dinlerdir ve tamamen ataerkildirler. tanrı, her şeye gücü yeten baba'dır ve dolayısıyla, gök tanrı ve dünyevi erkek elçilerinin etkisine girmiş olan bu diyarlarda iki bin yıldır bir kadın nefreti var olmuştur.

thomas jefferson: soyut varlıklardan bahsetmek, hiçlerden bahsetmektir. insan ruhunun, meleklerin ve tanrının soyut olduğunu söylemek, ya bunların birer hiç olduğunu söylemek demektir ya da tanrı, melekler ve ruhlar yoktur. bundan daha farklı bir sonuç çıkaramam; hayallerin ve fantezilerin dipsiz kuyusuna dalmadığım takdirde. gerçekten var olan şeylerle zaten yeterince meşgulüm ve bu beni fazlasıyla tatmin ediyor; lakin gerçekten var olması olası ancak hiçbir kanıta dayanmayan konularla kendime işkence edecek ya da zihnimi kurcalayacak değilim.

albert einstein: dünyadaki konumumuz pek tuhaf. her birimiz, sebebini bilmeden burayı kısaca ziyaret ederiz; ancak görünen o ki bazılarımız için bunun ilahi bir amacı var. oysa gündelik hayatın bakış açısıyla bir değerlendirme yapılırsa gerçekten bildiğimiz bir şey var: insan diğer insanlar uğruna burada; elbette, biz gülümsemeyi ve iyi kalpli olmayı en önemli değerler sayarak mutlu olabilenler için.

7.12.2009

din

richard dawkins

din, egemen kesim tarafından halkı zapt etmek için kullanılan bir araçtır.

dinsel inanç kavramının sahip olduğu gücün ve ihtişamın tüm esprisi, mantıklı nedenlere bağlı olmamasıdır. geriye kalanımızdan beklenen, ön yargılarımızı savunmamızdır. ancak dindar birisinden inancını doğrulamasını istediğinizde, "dinsel düşünce özgürlüğü"nü ihlal etmiş olursunuz.

kanıt ortaya çıkana kadar kararı ertelemek gerçekten iyidir.

benim ya da diğer ateistlerin din karşısında ara sıra takındığımız düşmanca tavır sadece kelimelerle sınırlıdır. ben ilahiyat kaynaklı bir anlaşmazlık yüzünden hiçbir yere bomba atmayacağım, kimsenin kafasını kesmeyeceğim, kimseye taş fırlatmayacağım, kimseyi çarmıha gerip yakmayacağım, kimseye işkence etmeyeceğim veya gökdelenlere uçakla çarpmayacağım.

bir bilim insanı olarak tutucu inanca düşmanım; çünkü bu eğilimdeki bir inanç her zaman bilimsel girişimin önünü tıkar. din bize görüşlerimizi değiştirmememiz gerektiğini ve ayrıca, kavranması mümkün, ilgi uyandırıcı konuların keşfedilmesini arzulamamayı öğretir. din, bilimin düzenini bozar ve kişinin idrak kabiliyetini baltalar.

din; sayısız masum, iyi niyetli ve hevesli genç beyne yönelik bilimsel öğretimi yıkmanın tutkusuyla hareket eder. çok küçük yaşlardaki çocuklara sorgusuz sadakatin bir erdem olduğunu öğreterek dünyayı tutucular için güvenli bir yer haline getirir.