john dewey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
john dewey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.12.2021

din

clarence darrow: bazılarınız dinin insanları mutlu ettiğini söylüyor. bunu gülme gazı da yapıyor. viski de.

john dewey: dini duygular, entelektüel açıdan yaratıcı değil, muhafazakardır. süregelen dünya görüşünü sahiplenir ve onu kutsallaştırır.

phyllis diller: din ne kadar da orta çağ'a özgü bir fikir! hiç konuşmasam daha iyi. ah, her şey para yüzünden.

albert einstein: din, kapının olmadığı yerde bir çıkış yolu bulma girişimidir.

emma goldman: din, kutsal hakikat, ödüller ve cezalar; dünyanın en büyük, en yozlaşmış ve en tehlikeli, en güçlü ve karlı endüstrisinin temel taşlarını oluşturur.

sam harris: dinin sapkınlığı, aklı başında insanların inanılmaz kitlesel düşüncelere inanmalarına yol açmasıdır.

heinrich heine: kapkaranlık bir gecede bulunabilecek en iyi rehberin bir kör olması gibi, karanlık çağlarda da insanlar en iyi dinle yönetilmişlerdir. fakat güneş doğduğunda, kör yaşlı adamları rehber olarak kullanmak aptalca olacaktır.

william blake: hapishaneler kanunun tuğlalarından, genelevler ise dinin taşlarından yapılmıştır.

10.04.2018

ebedi kriz

umberto eco

"her şey birbiriyle bağlantılıdır."

güzellik keyiflidir, keyif güzellik; yeryüzünde bilip bilebileceğiniz ve bilmeniz gereken budur.

insanoğlunun ebedi krizi, evreni tanımlamak zorunda olduğu halde tanımlayamaması değil; tanımlaması gerekmediği halde tanımlamaya çalışmasıdır.

stephane mallarme: bir nesneyi nitelemek, şiirden alınacak, usul usul sezinlemenin mutluluğundan oluşan hazzın dörtte üçünü yok etmek demektir: esinleme.. işte düşümüz budur.

bir yapıt ancak pek çok yönelim ve anlam sunarsa; ama hepsinden önemlisi değişik yollardan anlaşılıp sevilebilirse, o zaman yaşamsal ilgi uyandırır ve kişiliğin saf ifadesi olur.

"dünya, bir kitapla sonlanmak için var olmuştur." (mallarme)

john dewey: belirtik ve odaklaşmış her nesnenin çevresinde, örtüğe doğru, düşünsel yolla kavrayamadığımız bir geri çekiliş vardır. düşüncemizde buna, bulanık ve müphem deriz.

dewey'e göre sanatın asıl özü, "bir bütün olma, daha geniş, her şeyi kapsayan, yani aslında içinde yaşadığımız evren olan bütüne bağlı olma özelliğini" çağrıştırma ve vurgulama yetisindedir kesinlikle. estetik tefekkürün bize esinlendirdiği dinsel coşkunun kaynağı da budur.

roman jakobson: belirsizlik, kendi kendinin merkezi olan her iletinin özsel, devredilemez, vazgeçilemez özelliğidir; kısacası şiirin zorunlu, doğal bir sonucudur.

bir sanat yapıtında "açıklık" estetik hazzın temel koşuludur ve estetik bir değere sahip olduğu için haz veren her form da açıktır. yaratıcısı tek anlamlı ve belirsiz olmayan bir iletişimi amaçlamış olsa bile, bu böyledir.

enformasyon miktarı ne kadar büyükse iletilmesi o kadar güçleşir; ileti ne kadar açık ve netse enformasyon miktarı da o kadar azdır.

maurice merleau-ponty: bir nesne, hatta dünya için kendisini bize "açık" olarak sunması esastır; böylece onu her zaman farklı algılayabiliriz.

"müzikte, uyaranlar, yani müziğin ta kendisi beklentiler yaratır, onları engeller ve sonunda onları anlamlı çözümlere kavuşturur."

hegel'e göre insan kendisini nesneleştirerek yapıtının ve eylemlerinin amacında yabancılaşır. başka bir deyişle, nesneler ve toplumsal ilişkiler dünyasının içinde yabancılaşır çünkü bu dünyayı kendinin uymak ve saygı göstermek zorunda olduğu varlığını sürdürme ve gelişme yasalarına göre kurmuştur.

"bir kitap ne başlar ne de biter; olsa olsa öyle gözükür." (mallarme)

5.08.2017

milyarlarca ve milyarlarca

carl sagan

devletin temel görevlerinden biri zayıfı güçlüden korumaktır.

dünyanın içinde bulunduğu nüfus bunalımının temel nedenlerinden biri yoksulluktur.

iş birliği yapma eğilimi evrim sürecinden zahmetle çıkarılmış bir derstir. iş birliği yapmayan, birbiriyle ortaklaşa hareket etmeyen organizmalar yok olmuştur. iş birliği, yaşamda kalanların genlerine yazılmıştır. iş birliği yapmak doğalarının gereği, var oluşlarının anahtarıdır.

shakespeare: varlığın çerçevesi olan bu güzelim dünya, gözüme çorak bir toprak yığını gibi gözüküyor artık. şu görkemli sema, şu hava, işte bak, şu anlı şanlı gök kubbe, altın alevlerle süslü olan şu heybetli çatı yok mu, sadece murdar, illetli bir duman kumkuması gibi görünüyor bana.

"yalnız kendi canıdır tuzağa düşürdüğü." (süleyman'ın özdeyişleri)

aristoteles: kendisine hiçbir şey olmayacağına inanan kimse korkmaz. korkuyu, kendilerine bir şey olabileceğine inananlar hisseder. insanlar çok zengin olduklarında ya da öyle olduklarını sandıklarında ve bu yüzden küstah, kibirli ve pervasızken buna inanmazlar. ama eğer belirsizliğin acısını hissedecek olurlarsa, az da olsa bir kurtuluş beklentisi olmalıdır.

papa ii. jean paul: bilim dini, hatadan ve boş inançtan, dinse bilimi putperestlikten ve doğru olmayan kesin yargılardan arındırabilir. her ikisi de diğerini, ikisinin de serpilip gelişebileceği daha büyük bir dünyaya taşıyabilir. bu tür köprü görevi yapan hizmetler desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.

john dewey: insanoğlu zıt uçlar temelinde düşünmeyi sever. inançlarını ya öyle ya da böyle diye oluşturur ve bir ara olasılık tanımaz. aşırı uçların uygulanamayacağını anlamak zorunda bırakıldığında da, bunların kuramsal olarak doğru olduğunda, ancak iş uygulamaya gelince şartların bizi uzlaşmaya zorladığında ısrar etmek eğilimindedir.

cicero: ahlaken doğru olan her şey şu dört olgudan birinden kaynaklanır: gerçeğin tam olarak algılanması ya da zihinde geliştirilmesi; ya da her insanın hakkını aldığı ve bütün yükümlülüklerin sadakatle yerine getirildiği örgütlü toplumun korunması; ya da soylu ve yenilmez bir ruhun yüceliği ve gücü; ya da her sözde ve işte düzen ve itidalin getirdiği dinginlik ve öz denetim.

gottfried wilhelm leibniz: tanrı'nın eserlerinin evrensel güzelliğini ve kusursuzluğunu kendi bütünlüğü içinde kavrayabilmek için, tüm evrenin sürekli ve tamamen özgür bir ilerleme içinde olduğunu fark etmeliyiz. sonsuz boşlukta her zaman, uyanma zamanı henüz gelmemiş, uykuda olan şeyler vardır.

thomas jefferson, insanlar eğitilmedikçe demokrasinin mümkün olmayacağını söylemişti.

21.01.2011

din

joseph lewis: din kar demektir. ticari ürünleri korkudur.

jacob bronowski: mutlak bilgi yoktur. ve bunu iddia edenler, ister bilim adamları, ister dogmatikler olsun, bir trajediye meydan bırakmaktadırlar.

carl sagan: modern bilim, bir tevazu dersinin her durakta beklediği, bilinmeyene yapılan bir yolculuktur. birçok yolcu evde kalmayı tercih eder.

nikolai bukharin: bilim dinin kökenlerinin ölü atalara tapınmaya dayandığını keşfetmiştir. bu yüzden ölü zengin adamlara tapınmak, dinin temelini oluşturur.

john dewey: herhangi bir dinin savunucuları, bilimsel fikirlerdeki değişimlerin bilimin güvenilir olmadığını kanıtladığını öne sürerler. bilimin ilkelerini kavramamışlardır. bilim herhangi bir ana fikrin üzerine inşa edilmemiştir. o bir yöntemdir, yapılan testlerin sonuçlarına göre inançların değişmesine yol açan bir yöntem. bilimsel-dini çatışmalar, aslında bu metoda olan bağlılıkla, asla değiştirilemeyeceğine önceden karar verilmiş bir inanca duyulan bağlılığın çatışmasıdır.

john burroughs: bilim batı medeniyetinin gelişimine bir yüzyıl içerisinde, hristiyanlığın on sekiz yüzyıl boyunca bulunduğundan daha fazla katkıda bulunmuştur.

edmund d. cohen: günümüzde köktendincilerin sanat ve bilim alanındaki başarılarının acınacak kadar az olması hiç de şaşırtıcı değil.

morris r. cohen: bilim, kanıtlarını kişilerin talepleri doğrultusunda her zaman yeniden gözden geçirmeye istekliyken, mantığa dayanmayan otoritecilik, bulgularının yeniden gözden geçirilmesi talebini, sadakatsiz bir inanç yoksunluğu olarak değerlendirir.

6.02.2010

pencere

immanuel kant: el, akıldaki bir penceredir.

adam smith: bir fabrikada "hayatı birkaç basit işlemi yerine getirmekle geçiren bir insan, genel olarak insanın yaratılışının izin verebileceği ölçüde aptal ve cahil birine dönüşür.

diderot: binlerce kişi arasında, kullandıkları makineyi ya da aleti ve ürettikleri şeyleri açıklıkla anlatacak bir düzine adam bulunursa insan kendini şanslı saymalıdır.

hannah arendt: konuşmanın ve eylemin olmadığı bir hayat, dünya karşısında kelimenin gerçek anlamıyla ölüdür.

la boetie: pek çok insan, pek çok köy, pek çok şehir, pek çok ülke bazen tek bir tiranın yönetiminden ıstırap çeker; oysa bu tiranın, onların kendisine verdiği güçten başka bir gücü yoktur ve bu tiran, onlar kendisiyle çatışmak yerine katlanmayı tercih ettiği sürece onlara hiçbir zarar vermez.

william edwards deming: en önemli şeyler ölçülemez.

norbert elias: "utanma" dediğimiz sıkıntı hali büyük ölçüde başkalarının görüşüne kapalıdır. asla doğrudan şekilde gürültülü davranışlarla ifade edilmez. insanın kendi içindeki bir çatışmadır; kendisini aşağılanmış hisseder.

john dewey: bir organizma ancak kendi çevresindeki düzenli ilişkileri paylaştığı takdirde yaşaması için esas olan istikrarı güvence altına alabilir.