hans eisler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hans eisler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.09.2014

sevdalım hayat

zülfü livaneli

hiçbir ideoloji, bir toplumda mevcut olan ilkellik ve şiddeti ortadan kaldıramaz.

okullardaki tek boyutlu insan yetiştirme programı; hayatı anlamayan, değişik disiplinleri kavramadan, vida gibi hep aynı noktada dönüp duran bireyler yaratıyor.

erasmus: gerçek bilgi okuldan değil kitaptan edinilir.

bir sabah babaannemi hüngür hüngür ağlarken gördüm. elinde bir gazete tutuyordu. ne olduğunu sordum, gazeteyi gösterdi. birinci sayfadaki büyük resimde adnan menderes beyaz idam gömleğiyle, ipin ucunda sallanmaktaydı. menderes karşıtı babaannem, "karga gibi astılar koskoca adamı!" diyerek hıçkırıklara boğuluyordu. 27 mayıs tartışılırken hep bu sahne gözümün önüne gelir. o barbarca idamların, insan vicdanlarını nasıl yaraladığını hatırlarım. diğerleriyle birlikte menderes ailesine yapılan kötülükler içimi sızlatır.

hermann göring: kültür lafını duyunca elim tabancama gidiyor.

ispanyol film yapımcısı luis megino'nun bakış açısına göre normal bir çocukluk geçiremeyen, kendilerini diğer çocuklardan ayrı gören insanlarda, birtakım nevrozlar gelişiyordu. bu nevrozlar, bir süre sonra onları sanat yapmaya itiyordu. bu yüzden bütün sanatçılar nevrotikti. sanat, nevrozlarını dışavurmanın bir aracıydı sadece.

bir gün
çok bunalırsan
denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz
sakın unutma gökyüzüne bakmayı
gökyüzü senindir
gökyüzü herkesindir

ne yazık ki bütün dünyada üniversite eylemleri olarak başlayan olaylar, türkiye'de öğrencilerin hunharca öldürülmeleri sonunda intikam örgütleri doğurdu ve türkiye'yi yıllarca sürecek kanlı hesaplaşmalara sürükledi. çünkü o dönemde strateji yapan asker ve sivil "türk büyükleri"nin müthiş sosyolojik buluşu olan "iti ite kırdırma" politikası uygulanmalıydı. soğuk savaş'ın cephe ülkesi olan türkiye'de solcu öğrenci hareketleri geliştiğine göre, bunun karşısına bir ülkücü gençlik çıkarılmalı ve bunlar birbirine kırdırılmalıydı. bu strateji sonucunda beş bin genç hayatını kaybetti. daha sonra solun karşısına islam'ı çıkarmaya karar verdiler. sol düşmanı olarak yarattıkları ve destekledikleri hareketler ileri gidince de bu sefer ondan kurtulmak için başka örgütlenmelerden medet umdular. dolayısıyla türkiye'nin doğal dengesi altüst oldu. birbirine düşman gruplar yaratıldı, iç savaş provaları yaşandı, kısacası halkın deneme yanılma yöntemiyle demokrasiyi öğrenmesine ve olgunlaştırmasına hiçbir zaman izin verilmedi.

bir kenti böylece bırakıp gitmek
içinde bin kaygı bin bir soruyla

ilhan koman: aslında, cumhuriyet'te olan biten şu: hasta adamın çevresini türk bayraklarıyla kapladık, törenle, bando mızıkayla caddelerden geçirdik. ve buna yeni bir isim taktık. oysa hasta adam yatıyordu içinde.

"çanağında balın olsun, arısı bağdat'tan gelir."

konserde, bizim devletin niteliğini anlatan bir olay daha gelişti: millenium konseri'nin üç sunucusu vardı: ünlü hollywood aktörleri gregory peck, sydney poitier ve büyük ingiliz oyuncu peter ustinov. konserden önce bizim dışişleri'nden bazıları beni aradılar ve bir uyarıda bulundular: "gregory peck'in aslı ermeni'dir. asıl adı gregor pekmezciyan."

"yılanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş." (via ahmed arif)

yaşam dalga dalga uzar giderdi
ölüm gözümüzde bir arpa boyu
çocuk gibi öper, okşar, severdim
yediğim ekmeği, içtiğim suyu

gerçekten kumbara gibi bir ülkeydi türkiye; girmesi kolaydı ama çıkması zordu.

peter ustinov: ben, okullarda bana öğretilenleri unutabilmek için 15 yılımı verdim.

alvin toffler: ucuz iş gücüne dayalı bir ihracatla ayakta kalmak zor. çünkü bir gün sizden daha ucuzu çıkıverir. yüksek teknolojiye yönelmelisiniz. devletiniz silikon vadisi'nde 5 türk şirketi kurulmasını desteklesin. bu şirketler birkaç yıl zarar etsinler ama yüksek teknolojiyi, kadroları, üretim ilişkilerini kavrasınlar. bu yöntemin türkiye'ye çok büyük yararı olur.

değerli parfümler küçük şişelerde saklanır.

hans eisler: sadece müzikten anlayan bir kişi, müziği de anlayamaz.

dünyaya gelmek ve var olmak bir mucizedir ama insanların çoğu bunu düşünmez. dünyaya gelmiş olmalarını ve var oluşlarını çok doğal karşılar ve bunun sayılamayacak kadar çok parametrenin kesişmesiyle oluştuğunu akıllarına getirmezler.

20.04.2012

diktatör ile palyaço

zülfü livaneli

"bir ülkede içki serbest olursa, içki kültürü olan aklıbaşında insanlar yetişir. eğer içkiyi yasaklarsanız bol bol alkolik elde edersiniz." (george washington)

hiçbir başarı, küçük bir kız çocuğunun gülüşündeki mutluluğu yaratamaz. hiçbir ün, baharın ilk günlerinde omzunuzu ısıtan güneş kadar değerli değildir. bir insanı sevmenin derinliği, hiçbir iktidarla kıyaslanamaz. mutluluk, insanın kendi yaşamında; küçük görülen, horlanan insani ilişkilerinde ve doğayla uyumunda.

türkiye'de en tehlikeli şey "gerçek"tir. gerçek'ten korkulur. gerçek, bin bir ayrıntı, yalan dolan ve hurafeyle boğulur, örtülür ve saklanır. kuytu köşeler, gün ışığı vurmayan loş çürümüşlükler, gerçek aleyhinde kumpas kurmanın, gerçeği tam tersine çevirmenin gözde mekanlarıdır.

sizi bilmem; ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır. zehirli tutkular ve fanatik öfkeler üretir. en kötü yanı da, cahilin, cahil olduğunu bilmemesidir.

türkiye'deki yaratıcılığın önündeki en büyük engel, altyapı ya da yaratı sorunlarından çok, sanat çevrelerimize egemen olan kıskançlık, dedikodu, kötüleme, karalama ortamıdır.

sosyalizm, insan soyunun daha güzel ve daha adil bir dünyada yaşamak için duyduğu özlemin ifadesidir. dünyayı daha iyiye, daha doğruya ve daha güzele götürme mücadelesidir.

insan yaşamının derinliğe kavuşması, para kazanıp harcamak ve güç sahibi olmak döngülerinin dışına çıkıldığı zaman gerçekleşiyor. ancak o zaman yaşamın anlamı üzerine düşünen, gözle gördüğümüz olayların aynen bir buzdağı gibi görünmeyen derin boyutları olduğunu kavrayan zengin kişilere dönüşüyoruz.

"büyük devletlerle ilişki, vahşi bir hayvanla aynı kafese girmeye benzer." (ismet paşa) vahşi ve güçlü yaratık o sırada sana ilişmiyor olabilir; ama bu, sonsuza kadar dokunmayacağı anlamına gelmez.

sahnede gerçekten ağırlıkları olmadığı halde vasatlıklarını, gürültü uyandıran politik açıklamalarla kapatmaya çalışan zavallılar kadar iç karartıcı bir şey olamaz.

insanoğlu büyük şoklar yaşadı. ilk düşünce şoku kopernik'ten geldi: dünya evrenin merkezi değildi. ikinci büyük şok darwin oldu: insanoğlunun orijini. üçüncü büyük şok ise freud tarafından yaratıldı: libido. bu üç büyük şok, insanoğlunun kafasında, yaşadığı dünya, kendi kaynağı ve cinselliği konusundaki inançlarını yıktı.

mustafa sabri livanelioğlu: bir anayasada ne kadar çok ayrıntı varsa, o ulus o kadar azgelişmiştir. anayasalar kuvvetin kaynağını belirlemek için hazırlanır.

bir ülkenin gelişmişlik derecesi, ordusunun toplumda aldığı yerle belirlenebilir. bütün gelişmiş ülkelerde ordu, entelektüel birikimin emri altındadır. bütün azgelişmiş ülkelerde ise ordu, entelektüel gücü baskı altına alır ve parçalar. bazı ülkelerde ise soylu entelektüel kavramı, "entel" diye ne idüğü belirsiz bir deyime dönüşür ve siyah yelek giyip sakal bırakan ve barlarda rakı içerken onun bunun dedikodusunu yapan kaba erkeklerle ihtiraslı ve acılaşmış kadınları anlatır.

françois mitterand: kültür, insanların boş vakitlerini değerlendirme yöntemi değildir. kalkınmasını tamamlamış, zenginleşmiş toplumlar kültürle ilgilenecek diye bir kural yoktur. kültür, bir toplumdaki ilişkilerin bütününü belirleyen bir temel taşıdır. politikacıları, sokaktaki insanı, fabrikada işçinin nasıl çalıştığını, ülkenin nasıl yönetildiğini saptayan bir temel taşı."

sigmund freud: cinsellik, insanoğlunun ilk tabusudur.

bizim gibi toplumlarda ünlü olmak iki ilkeye dayanıyor: ya halka tam benzemek ya da hiç benzememek. halk bazı ünlüleri kendisiyle özdeş kılıp onun başarısında kendi zaferini görürken, kendisine hiç benzemeyen cüretli bir kesimi de önce şaşkınlık, sonra hayranlıkla izliyor. yoksa muhtarın oğluyla kiraz ağacı altında konuşurken görüldü diye aile meclisi kararıyla kız idam edilen bir ülkede zeki müren ve bülent ersoy'un milyonlarca hayranı olması nasıl açıklanabilir?

"tanrı'nın bile reklama ihtiyacı var" denilmiş, "yoksa çan kuleleri olmazdı."

eski çağlarda, efes kentinde yaşayan erostratus adında bir adam vardı. erostratus, hayaller, bunalımlar içinde olan ve mutlaka adını duyurmak isteyen bir kişiydi. yapacağı bir olayla tarihe geçmek istiyordu. çarpık düşgücü ona yol gösterdi ve bir gün, efes'teki ünlü artemis tapınağı'nı yaktı. böylece erostratus, dünyanın yedi harikasından biri olan artemis tapınağı'nı yakan meczup olarak tarihe geçti.

hans eisler: yalnızca müzikten anlayan kişi, müziği de anlayamaz.

dışadönük orta doğu kültüründe her şeyin olduğu gibi, duygunun da taklidi yapılır. eskiden hassasiyet denilen duyarlılık, önemli bir kavramdır ve bizde zor bulunur. çünkü duyarlılık kimseye bir şey satmaya çalışmaz, kendini belli belirsiz ele verir. duygusallık ise insanları, feryat figan kendine acımaya çağırmaktır. duygusallıkta hiçbir gerçek duyguya yer yoktur. marifet duygulanıyormuş gibi yapmaktır. konser salonlarında duyguya, pavyonlarda ise duygusallığa rastlanır.

"bu memlekete komünizm lazımsa onu da biz yaparız." (nevzat tandoğan)

"arthur miller ve lee strasberg, marilyn'i çok aşağıladılar. sürekli onun kültürlü olmadığını, okuması gerektiğini, mesela lady macbeth rolünü oynayamayacağını söylediler. o yetenekli ve yalın kızdan, entelektüel bir trajedi artisti yaratmaya kalktılar ve kişiliğini parçaladılar. oysa marilyn zaten harika bir oyuncuydu." (elia kazan)

rembetiko müziği, hep açık kalacak bir yaranın usul usul kanamasıdır.