emil cioran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emil cioran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.11.2022

kefaret

raoul vaneigem

dinin asla kefaretini ödeyemeyeceği şey, doğayı mutlak anlamda bozucu bir anlayış olmasıdır.

kâra ve iktidara tabi bir evrene kutsallığın teminatını vermek; hödüklerin köleleştirme, aşağılama, küçümseme, yok etme hakkını ezeli bir ilke olarak meşrulaştırmak ona yetmez; ölümün, ıstırabın ve fedakarlığın güzelliğini rakip tarafta da vazetmesi gerekir. öyle ki, yol açtığı isyanlara, kimi zaman korku saçılan halklara bahşettiği itaatsizliğe, (cioran'ın alaya alarak, "bir dinin insanlık dışılığının derecesi, onun gücünün ve süresinin garantisidir. liberal bir din bir şaka ya da bir mucizedir." diye yazdığı) hoşgörü krizlerine dek bunları vazeder.

insanlar birbirlerini en fazla, hem de en tartışmasız nedenlerle, incil'deki "birbirinizi sevin!" buyruğunu benimsedikleri, saldırgan ve gözü yaşlı hristiyanlığın bu iki bin yılı boyunca katletmiş değiller midir?

dinsel anlayışlar kendinden feragat yoluyla hümanizmayı savunduklarında, yaşamın atılımlarını bastırırken fanatizmleri de bastırmayı kendilerine şeref bildiklerinde, ikiyüzlülük, hile ya da aptallıkla, totalitarizm eğilimlerini beslemiş olurlar yalnızca.

tek bir insan kıyımı bile yoktur ki, doğal eğilimlere karşı kolektif ya da bireysel olarak sürdürülen kutsal bir savaştan kaynaklanmasın.

31.10.2022

uzun lafın kısası

charles bukowski:
bir kaplanı yakalayıp kafese koyabilirsiniz ama onu kırdığınızdan asla emin olamazsınız.

dostoyevski: bilinç hastalıktır. her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır.

elias canetti: cennette doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. 

emil cioran: hazların aksine, acılar doygunluğa ulaştırmaz. biraz olsun bıkkın olan hiçbir cüzzamlı yoktur.

goethe: bilgelik yalnızca hakikattedir ve yalın olandan başka hiçbir şey hakiki değildir.

halil cibran: aranızdan çoğu, içleri sıra insanlaşmışsa da, birçoğu henüz insanlaşabilmiş değildir.

irvine welsh: kim olduğunu ve kim olmadığını anlamaya çalışmak lazım. hayattaki esas macera bu. kendini bir yerde bulduğunda arkada bıraktığın ve hep yanında taşıdığın şeyler vardır.

konfüçyüs: bütün gün payına düşecek yemeği düşünüp de kafasını başka bir şey için yormayan bir kişiyle birlikte olmak çok zordur.

murathan mungan: dünyada güzel olarak ne yapılmışsa halka rağmen yapılmıştır.

nietzsche: dünyayı yönlendiren düşünceler güvercin kanatlarıyla gelir.

pascal: insanlar iki türlüdür: günahkâr olduğuna inanan doğrular, doğru olduğuna inanan günahkârlar.

paulo coelho: aşkın gücü asla tükenmez; her şeyden daha güçlüdür ve kendini çok çeşitli biçimlerde gösterir.

sevan nişanyan: bir yerde ne kadar çok bayrak sallıyorlarsa bilin ki saklayacak o kadar çok şeyleri vardır.

13.05.2022

din

thomas edison: din palavralardan ibarettir.

emil cioran: hiç kimse bir inanç uğruna acı çekenler kadar tehlikeli değildir. büyük işkenceciler, idam edilmemiş kurbanlar arasından çıkar.

will durant: hoşgörüsüzlük, güçlü bir inancın doğal sonucudur; hoşgörü ancak inanç kesinliğini yitirdiği zaman büyümeye başlar. kesinlik öldürücüdür.

umberto eco: peygamberlerden ve hakikat uğruna ölmeye hazır olanlardan korkun; çünkü onlar birçok kişiyi de kendileriyle beraber, genellikle kendilerinden önce, bazen de kendilerinin yerine ölüme sürüklerler.

richard dawkins: dine karşıyım; çünkü o bize dünyayı anlamadan tatmin olmayı öğretir.

lance morrow: herhangi bir agresif kabileciliği ya da milliyetçiliği deşerseniz genellikle yüzeyin altında dindar bir yapı, bağlayıcı, eski bir inanç ya da hurafe gücü bulursunuz. bu güç, inancın kendine has yok edici enerjisi sayesinde, kendini ölümcül bir kuvvete dönüştürebilir. dini düşmanlıklar acımasız ve mutlaktır.

anatole france: aptalca bir şeye 50 milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.

bertrand russell: en vahşi tartışmalar, iki tarafın da bir kanıta sahip olmadığı konular hakkındadır. işkence aritmetikte değil, teolojide kullanılır.

5.11.2021

özgürlük

emil cioran

bütün çağlar boyunca, özgürlük, bir mistiğin hayatındaki vecd anlarından daha fazla bir yer tutmaz.

onu kavrayıp dile getirmeyi denediğimiz anda elimizden kaçar. hiç kimse sarsıntıya uğramadan yararlanamaz ondan. ümitsiz bir şekilde ölümcüldür. kurulur kurulmaz ön koşul olarak gelecekten yoksunluğunu koyar ortaya ve tüm harap olmuş kuvvetleriyle kendi kendisinin yadsınması ve can çekişmesi yönünde çalışır.

özgürlüğü ancak kendimiz için kavrarız. onu yakınlarına yayabilmek, kişiyi helak eden çabalar karşılığında olur ancak.

özgürlük, sunacak hiçbir şeyi olmayan harikadır, bir halkın hem cenneti hem tabutudur. yaşam ancak onunla anlamlıdır; ama o da yaşam noksanlığı çeker.

insanın yapısı, özgürlüğü kaldırmaya veya onu hak etmeye o derece müsait değildir ki, bizzat özgürlüğün ona sağladığı yararlar altında ezilir. sonunda özgürlük öyle bir yük haline gelir ki, insan özgürlüğün yol açtığı aşırılıklar yerine terörün aşırılıklarını tercih eder.

özgürlük ancak inanç boşluğunda, önerme yokluğunda, yasaların bir varsayımdan fazla otoriteye sahip olmadığı yerde kendini gösterebilir.

18. yüzyılın harikulade bir şekilde saçmalamasını aristokrasinin zayıflıkları mümkün kılmıştır. bizim bugün delice heveslere kapılmamıza imkan veren de burjuvazinin zayıflıklarıdır. özgürlükler ancak hasta bir toplumsal bünyede serpilip gelişir. hoşgörü ve güçsüzlük eş anlamlıdır. her şeyde olduğu gibi siyasette de besbellidir bu.

zaman, uzun vadede, zincire vurulmuş halklardan yanadır. kuvvet ve yanılsama biriktirerek gelecekle, umutla yaşarlar; fakat özgürlük içindeyken daha umulacak ne kalır? ya da özgürlüğü cisimleştiren başıboşluk, dinginlik ve gevşeme rejimindeyken?

özgürlüğün trajik paradoksu: icrasını tek mümkün kılanlar, vasatlardır. onlar da süresini teminat altına alamazlar. her şeyi onların önemsizliğine borçluyuzdur, her şeyi de bundan kaybederiz. böylelikle daima üstlerine düşenin altında kalırlar.

30.06.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
köpekler başka köpeklerin kendilerine boyun eğmelerinden hoşlanırlar.

emil cioran: ümit ediyor oluşu tedavi edilmedikçe insan köledir ve öyle kalacaktır.

murathan mungan: ne zaman içime biraz fazla baksam yükseklik korkum depreşir.

nietzsche: sevgi adına yapılan her şey her zaman iyi ile kötünün ötesinde bir yerdedir.

paulo coelho: mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır; kendi kendimize sürekli olacak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir. gerçek aşk, vecd ile ıstıraptan oluşur.

cenap şahabettin: güç olan, kahramanca ölmek değil, kahramanca yaşamaktır.

charles bukowski: kadınların istediği asla duyarlılık değildir. tek istedikleri, önemsedikleri birinden duygusal intikam almaktır. kadınlar aptal hayvanlardır aslında; ama erkeğin üstünde öylesine yoğunlaşırlar ki erkek başka şeyler düşünürken onu bozguna uğratırlar.

goethe: davranış, herkesin kendi yüzünü gösterdiği bir aynadır.

halil cibran: hayatın kalbine ulaştığında, kendini ne günahkarlardan üstün ne de peygamberlerden aşağı görürsün.

tolstoy: bir insanın hayatındaki en önemli olay, kendi benliğinin bilincine vardığı andır; bu olayın sonuçları en büyük iyiliğe de yol açabilir, en korkunç şeylere de.

marquis de sade: doğanın sana verdiği tüm güzellikleri sonuna dek değerlendirmelisin. senin vücudun hayranlarının gelip tapınacağı bir kilisedir.

john fowles: hiçliğe doğru inşa ederiz, sürekli inşa ederiz.

24.06.2021

ülkem

emil cioran

herkesten daha fazla sahip olduğum takıntılar hakkında oldukça bilgiliyim. bir fikrin insan üstünde ne kadar etkili olabileceğini, onu ne kadar ileri götürebileceğini, neler yapmaya itebileceğini ve bunun insanı maruz bıraktığı deliliğin tehlikelerini biliyorum. bunun kapsadığı bağnazlık ve putperestlik, bundan kaynaklanan anlayışsızlığın zorunlulukları..

aslında bu benim aklıma otuzlu yaşlarımdan önce ülkem için bir tutku geliştirirken gelmişti. bana yıllarca azap çektiren umutsuz bir tutku, saldırgan, çıkmaz bir sokak: ülkem! umutsuzca ona sarılmak istiyordum ama bir türlü olmuyordu. gerçek bir yan bulamıyordum, ne geleceğinde ne de geçmişinde. güçlü, müthiş, çılgın olmasını istiyordum. şeytani bir güç gibi, dünyayı titretecek ölüm salgılamasını istiyordum; ama küçücüktü, kaderini çizme yetisinden acizdi. bu süre zarfında, geçmiş dahil her şeyi düzeltmek isteyen bir çeşit hareket başladı. bir noktaya kadar tüm samimiyetimle inandım; ancak bu hareket ülkemizin bir hayalden öte olmayacağı gerçeğinin izlerini taşıyordu. acımasız bir hareketti. tarih öncesinin ve kehanetin, duanın ve silahın mistisizminin, mağdur olmuş ve mağduriyet arayan mercilerin bir karışımıydı. çünkü gerçekleşemeyecek bir geleceğin tasarımına kendisini adayarak affedilemez bir hata yapmıştı. tüm liderler devrilmişti, cesetleri sokaklardaydı. ülkede hiç kimsenin sahip olmadığı bir kadere sahiptiler. oysa anavatanlarını çılgınlıklarıyla geri kazanmaya çalıştılar; çünkü eli kanlı kişilerdi.

biz, ülkenin gençleri olarak boşluğa sürüklendik: bu, bizim için nimetti. avrupa'nın bir köşesinde yer alan tüm dünya tarafından küçümsenen ve ihmal edilen bizler "tarih yazmak" ve böyle tanınmak istedik. sihirli bir kelime gibi dilimizden düşmüyordu: "tarih yazmak."

o zamanlar ülkem hakkında bir kitap yazıyordum. muhtemelen daha önce kimse ülkesine böyle bir şiddetle saldırmamıştır. kaçık bir adamın söylenişleriydi. bir suikastçının ilahisi gibi ya da yurtsuz bir vatanseverin uluması gibi bir şeydi. merhametsizliğe susamıştım. bunlar iyi günlerimizdi: talihsiz bir tutkunun itibarına inanmıştım. zorluğu seviyordum. gerçek şu ki bu zaman zarfında ahmaklığımın, o etkin ahmaklığımın aç gözlü istekleri vardı. yok etmeye ihtiyaç duyuyordum ve günlerimi yok oluş anını tasarlayarak geçiriyordum. bir şeylerin var olduğu ve benim yok etme isteğimden bağımsız olarak var olabileceği fikri beni öfke krizlerine sokuyor, geceler boyu ürpertiyordu. işte bu, insandaki zalimliğin hayvandaki zalimliği önemli bir biçimde aştığını anladığım andı. bu, her şeydir; bir hayvanın zalimliği bir anlıkken ve sadece oradaki objeye yönelikken bizimkisi öyle bir büyüklüğe ulaşıyor ki uygulanacak kimse bulunmadığında kendine odaklanıyor.

işte bana olan buydu: nefretimin merkezi haline geldim. ülkemden, tüm insanoğlundan ve evrenden nefret ettim. tüm bu şeyler geride kendime karşı saldırgan bir tutum bıraktı. bu da umutsuzluğumun sebebi haline geldi.

via bir nevi dipnot!

31.05.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
insanlar gün gelir gemilerini yakar ve geri dönmezler.

emil cioran: sadece bir kere bile sebepsiz yere hüzünlendiysen bütün hayatın boyunca bilmeden öyle olmuşsundur.

goethe: çiçekler bal doludur; ama tatlıyı bulup seçen yalnızca arıdır.

halil cibran: eğer insanlara boş elimi uzatır ve bir şey alamazsam çok üzücü; ama asıl ümitsiz durum, dolu elimi uzatıp kabul edecek kimseyi bulamamamdır.

konfüçyüs: yanlışlarını anlamış ve kendisinin hatalı olduğunu kabul etmiş bir kişiye henüz rastlamadım.

murathan mungan: kendilerine yalan söylemeyi beceremeyenlerin, bildikleri doğruları sonuna kadar götürmekten başka çıkarları yoktur.

nietzsche: nasıl olursa olsun, cinsel yaşamı küçümseme, onu ayıp kavramlarla lekeleme, yaşamın kendisine karşı işlenmiş bir suçtur.

paulo coelho: ne zaman ne de bilgelik insanı dönüştürebilir. bir varlığı değişmeye itebilecek tek şey aşktır.

tom robbins: yaşadığın çağın seni kurban etmesine izin verme.

cenap şahabettin: gerçek büyük adamlar, güzel ağaçlara benzerler. dallarında kuşlar yuva yapar, gölgesinde insanlar serinler, çiçeklerine sürünen hava koku alır, meyvesi ile açlar doyar ve yaprakları arasından dökülen güneş damlaları, altındaki toprağı yeniden canlandırır.

charles bukowski: insanların sevgiye ihtiyacı yoktur. başarıya ihtiyaçları vardır, ne şekilde olursa olsun. sevgi de olabilir ama olmayabilir de.

ayn rand: büyük projeler böyle doğar, arkadaşlarla içilen bir içkiyle.

30.04.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
insanın yaptığı yanlışlardan en büyüğü, başkaları karşısında gülünç olmaktan korkmasıdır.

elias canetti: satranç oynamayı bilmeyen bir insan, insan değildir. insan üç altmış boyunda olabilir; ama satranç bilmiyorsa aptalın tekidir.

emil cioran: sabahın beşinde bir genelevin halini görmeyen kimse, gezegenimizin hangi bezginliklere doğru yol aldığını düşünemez.

goethe: bizim en mutlu olduğumuz anlar, tanrı'nın bizi sevimli bir deliliğin içine sürüklediği anlardır.

halil cibran: dostum, yollar yürümek içindir; fakat şu gerçeği de hiç unutma: yürümekle varılmaz; lakin varanlar yürüyenlerdir.

irvine welsh: şu anda, bir tür olarak, eğer ruhumuz vücudumuzda bir yerdeyse, orasının götümüz olduğuna inanıyoruz. bütün hikaye bu. çok mantıklı. bu yüzden bu kadar saplantı haline getirmişiz: anal espriler, anal seks, anal alışkanlıklar.. en son sınır beyin değil, uzay değil, göt deliğidir. bizi devrimci yapan da bu olacak işte.

murathan mungan: kadınların en büyük talihsizliği, erkeklerden bekledikleri birçok şeyin eşcinsel erkeklerde fazlasıyla bulunmasıdır.

nietzsche: iyi insanların verdiği zarar, kötülerin verdiği zarardan daha yıkıcıdır.

paulo coelho: kaybolmaları istedim, ilginç yerler keşfetmenin en iyi yolu kaybolmaktır.

tom robbins: sigara içen kişinin akciğeri, ateş tanrısına kurban edilmiş çıplak bir bakiredir. 

cenap şahabettin: eskimiş düşünceler, paslanmış çivilere benzer; onları söküp atmak çok güçtür.

cesare pavese: hiçbir zaman öfkelenmeyen adamdan kendini koru.

27.02.2021

uzun lafın kısası

nietzsche:
erkeklere özgü kendini hor görme hastalığının tek çaresi, zeki bir kadın tarafından sevilmektir.

pascal: sıradan insanların, düşünmek istemedikleri şeyleri düşünmemek gibi bir kabiliyetleri vardır.

paulo coelho: hepimiz nereden geldiğimizi öğrenmek isteriz. felsefi düzeyde, bütün insanların temel sorusu budur.

robert musil: insanın yaptığı her şeyde masum olduğu ikinci bir vatanı vardır.

tom robbins: hiçbirimiz evrenin kıçındaki sivilce olmaktan daha önemli değiliz.

baltasar gracian: insanın hayattaki büyük derslerinden biri kendini frenlemeyi bilmesi, daha da önemlisi ise kendini bazı işlerden ve insanlardan yoksun bırakmayı öğrenmesidir.

cenap şahabettin: çok bilen gibi hiç bilmeyen de bağışlamaya eğilimlidir. kini, yarım bilimde ara.

cesare pavese: en kötüsünü düşün. yanılmazsın.

charles bukowski: hiçbir erkeğin bedeline katlanamayacağı kadınlar vardır; ama birinin bıraktığı yerden devam edecek bir keriz vardır mutlaka.

dostoyevski: ezilmekten kurtulan aşağılık bir insan, bu kez başkalarını ezmeye başlar.

elias canetti: sana korkunç gelen, sonradan kendini yalın hakikat olarak sergiler.

emil cioran: özgürlük ancak inanç boşluğunda, önerme yokluğunda, yasaların bir varsayımdan fazla otoriteye sahip olmadığı yerde kendini gösterebilir.

31.01.2021

uzun lafın kısası

baltasar gracian:
güzellik ve aptallık genellikle el ele yürürler.

cenap şahabettin: bir toplumun gereğinden fazla kuzu olması o toplum içinde er geç bir kurt sürüsü yaratır.

cesare pavese: en güzeli, insanın kendisini parlatması, sessizce ve hiçbir şeye aldırmadan kendisini bir kristale dönüştürmesidir.

charles bukowski: hemen herkes dahi doğar, geri zekalı gömülür.

dostoyevski: evlilik bütün onurlu, gururlu varlıkların, bütün bağımsızlıkların manevi ölümü demektir.

goethe: bir kitleyi etkilemek istiyorsanız, sade bir anlatım her zaman daha iyidir. özgün metinle yarışan açıklamalı çeviriler aslında sadece üniversite profesörlerinin kendi aralarındaki sohbete yarar.

elias canetti: merhamet edimi, iktidarın çok yüksek ve yoğunlaşmış bir ifadesidir.

emil cioran: ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın, kişi tabiatının, kökendeki düşkünlüğünün mahkumu olarak kalır.

halil cibran: benim en büyük acım bedensel değil. içimde büyük bir şey var. onu öteden beri biliyorum ama dışarı çıkaramıyorum: bütün bu şeyleri yapan küçük birini oturup seyreden yüce ve sessiz bir benlik.

irvine welsh: önemli olan hayatın kalitesidir. bir sene adam gibi yaşamak, elli sene bok gibi yaşamaktan iyidir.

konfüçyüs: insanların yetenek ve erdemi tepecikler gibidir, üstünden aşılır.

murathan mungan: insanı en çok kendindeki muamma şaşırtır.

30.11.2020

uzun lafın kısası

emil cioran:
kendimi yeryüzünün en mutsuz varlığı zannetme küstahlığı olmasaydı çoktan çökmüş olurdum.

goethe: bir destan yazmaya karar verirseniz ona küçük şiirlerle başlamalısınız. 

halil cibran: ben bir yolcu ve aynı zamanda bir denizciyim. her sabah yeni bir tepe keşfederim ruhumda.

irvine welsh: öğretmenler hiçbir işe yaramaz. eğer siktiğimin öğretmenlerini dinleseydim hayatta hiçbir yere gelemezdim.

konfüçyüs: büyük ve üstün kişilerin düşüncesi evrenseldir, yerel değil.

murathan mungan: herkese öylesine edilmiş boş bir laf gibi gelir ama, hayat sahiden bir masaldır.

nietzsche: en vazgeçilmez düşüncelerimiz en yanlış olanlarıdır.

elias canetti: iktidar hiçbir zaman, profesyonel olarak zihinleri sürekli iktidarla meşgul olan, (dalkavukluklarını bilim adamlığı kılığına sokan) her şeyi ya zamanla ya da onların elinde herhangi bir şekli alabilen zorunlulukla açıklayabilen methiyecilerden ve tarihçilerden yoksun kalmamıştır.

pascal: oruç tutup kendinden hoşnut olmaktansa oruç tutmayıp bunun alçak gönüllülüğünü yaşamak yeğdir.

paulo coelho: hayatta her şeyin bir bedeli vardır ve bilgi, dünyadaki en pahalı ürünlerden biridir.

robert musil: insan ancak yalan söylediğinde hep bir adım ilerliyor.

tom robbins: hepimiz çatlağız, ticaret sisteminin bok çukurundaki çatlak sıçanlarız.

30.09.2020

uzun lafın kısası

robert musil:
hiç kimse mesleğinde daha yüce bir bütünlük duygusunu içinde taşımadan herhangi bir şey başaramaz.

tom robbins: filistin'in yahut israil'in en büyük problemlerinden biri, ister arap ister yahudi herkesin, dünyaya bağlı fiziksel birer bedende değil, soyut bir şekilde, siyasi ve dinsel birer ideolojide yaşıyor olmasıdır.

baltasar gracian: bayağı ruhlar karşısında cömert davranmak anlamsız ve boştur.

cenap şahabettin: bayağı düşünceye harcanmış güzel ifadeden daha çok bayağı ifade içinde gördüğüm güzel düşünceye acırım.

cesare pavese: bir kadın, eğer budalaysa, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. kimi zaman da başarır bu işi. ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. her zaman başarır bu işi.

charles bukowski: eski bir ayyaş her zaman ayağa kalkar, yeter ki zaman tanıyın.

dostoyevski: çıplak gerçekliğin her zaman sarsıcı bir yanı vardır.

elias canetti: hangi sebeple olursa olsun zulme uğrayanlar arasında, zihninin bir köşesinde kendisini isa olarak görmeyen kimse yoktur.

emil cioran: iç alemime dalma ihtiyacıyla tanrı'ya yol verdim, son bir münasebetsizden kurtuldum.

goethe: bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.

halil cibran: arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. o, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. o sizin sofranız ve ocakbaşınızdır. çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.

irvine welsh: köpek balıklarıyla yüzüyorsanız hayatta kalmanın tek yolu, içlerindeki en büyük köpek balığı olmaktır.

31.07.2020

uzun lafın kısası

nietzsche:
bazı insanlar kendi zincirlerini çözemezler de dostlarının azatçısıdırlar.

pascal: dindarlık ile iyilik arasında muazzam bir fark olduğunu deneyim bize gösteriyor.

paulo coelho: artık kaybedecek hiçbir şeyim kalmadığında her şeyi elde ettim. kendim olmaktan çıktığımda kendimi buldum. katıksız aşağılanmayı ve itaati tanıdığımda özgürlüğümü kazandım.

robert musil: büyük kafalar hep yalın ilkelere varırlar.

tom robbins: bir insanın hep arayıp durduğu yapının düzeyi, onun içinde bulunduğu kaosun şiddetiyle doğru orantılıdır.

cenap şahabettin: altta kalanın değil, geride kalanın canı çıkar. yaşamak isteyen, yüzyılıyla birlikte yürümelidir.

cesare pavese: bir insanın hayatın tadını çıkarmasına, kıskançlık duymadan katlanamadığımızı kesinlikle söyleyebiliriz.

charles bukowski: bazı erkekler kadınlarla ilişki yürütmekte başarılıdırlar. ben hiç beceremedim. çok sıkıcı bir şey ilişki. bittiğinde gerçekten düzülmüş hissedersin kendini.

dostoyevski: aptalca bir mutluluk içinde yaşamaktansa mutsuz olmak; ama bilmek daha iyidir.

elias canetti: bir despot asla gerçekten affetmez.

emil cioran: daha büyük bir acı ümidi olmasa bu anınkine tahammül edemezdim, ölçüsüz dahi olsa.

goethe: bana her şeyi bağışlayan güzel tanrım, niçin verdiklerinin yarısını geri alıp bana özgüven ve yeterlilik duygusu vermedin ki?

30.06.2020

uzun lafın kısası

murathan mungan: başarı, mutsuzluklara karşı en etkili ilaçtır.

baltasar gracian: aptal tamamen ikna edilmiştir ve tamamen ikna edilmiş insanlar aptaldır.

cenap şahabettin: akarsu, ne güzel yaşam dersidir. küçük engellerin üzerinde köpürür, büyüklerin yanından sessizce geçiverir.

cesare pavese: başkasından nefret eden bir insan hiçbir zaman yalnız değildir. nefret ettiği insan her zaman onun yanındadır.

charles bukowski: bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok. yine de çıkamıyoruz filmin içinden. ve film kötü.

dostoyevski: ancak bir neden için yaşayabilendir ki, hemen hemen her nasıla tahammül eder.

elias canetti: bin yıllık imparatorluklar olmuştur: platon'un, aristo'nun ve konfüçyüs'ünkiler.

emil cioran: bir katliam ümidi ya da fırsatı verin gençlere, sizi körlemesine izleyeceklerdir.

goethe: asıl önemli olan, insanın büyük bir istencinin olması ve bir şeyi yapacak yetenek ve azme sahip olmasıdır; geri kalan hiçbir şey önemli değildir

halil cibran: "tek doğruyu buldum." değil, "bir doğruyu buldum." de. "ruha giden yolu buldum." değil, "kendi yolumda yürürken ruhu buldum." de.

irvine welsh: bekareti hafife almayın sakın. hayattaki gerçek sorunların çoğu, onu kaybettikten sonra karşımıza çıkar.

konfüçyüs: bir ülke iyi yönetiliyorsa yoksulluk ve düşkünlüğün varlığı utanç vericidir. bir ülke kötü yönetiliyorsa zenginlik ve onur gibi şeylerin varlığından utanç duyulmalıdır.

12.01.2020

toplum

emil cioran

halklar, bireylerden de fazla çelişik duygular uyandırırlar bizde. onları severiz ama aynı zamanda onlardan nefret ederiz. bağlanma ve hınç nesnesi olduklarından, kendilerine belli bir tutku beslenmesine layık değildirler.

kusurlarını açık olarak pek ayırt etmediğiniz batı halkları konusundaki tarafgirliğinizin sebebi uzaklığınızdır: optik yanılgı veya ulaşılamayana duyulan özlem.

burjuva toplumunun gediklerini de ayırt edemiyorsunuz; hatta ona bir nebze teşne olmanızdan dahi kuşkulanıyorum. uzaktan gözünüzü kamaştırmasından daha tabii bir şey olamaz.

bu toplumu yakından tanıdığım için, görevim, onun hakkında besleyebileceğiniz yanılsamalarla savaşmaktır. hiçbir şekilde hoşuma gitmediğinden değil -berbatlığa zaafımı bilirsiniz- fakat kendisine katlanılabilmesi için talep ettiği duyarsızlık israfını benim kinizm kaynaklarım kaldırmıyor.

burada adaletsizliklerin dolup taştığını söylemek az kalır. aslında adaletsizliğin özüdür bu toplum. sergilediği nimetlerden, gurur duyduğu o bereketten bir tek avareler, asalaklar, rezillik uzmanları, irili ufaklı itler istifade etmektedir. yüzeyde bir nefaset bolluğu. teşhir ettiği parıltıların ardında gizlenen perişanlık dünyasının teferruatından muaf tutacağım sizi.

bir mucizenin müdahalesi dışında, bu toplumun gözümüzün önünde toz duman olmaması ya da anında havaya uçurulmaması nasıl açıklanabilir ki?

31.12.2018

uzun lafın kısası

comte de volney: barışa, mutluluğa kavuşanlar, adaletten ayrılmayanlardır.

john milton: cehennemde efendi olmak yeğdir cennette köle olmaktan.

emil cioran: tüm toplumların temelinde aynı şey yatar: itaat ediyor olma gururu. bu gurur artık var olmadığında toplum da çöker.

jonathan swift: dünyada gerçek bir dahi varsa bunu anlamak kolaydır; çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar.

albert caraco: çevremde delilik, aptallık ve cehalet, yalan ve hesapla yer değiştiriyor. hepsi de aynı erdemlere dayanıyor. dünya hiç bu kadar çok erdem görmemiştir. bunca erdeme rağmen kaosa doğru gidiyoruz.

john stuart mill: çoğu kez tek başına olmak anlamında yalnızlık, düşüncede ya da kişilikte olgunluğa ermenin ve derinleşmenin temel koşullarından biridir.

homeros: ölüler diyarında kralların kralı olmaktansa yeryüzünde fakir bir adamın uşağı olmayı yeğlerim.

charles bukowski: iyi bir sıçıştan sonra elinizi uzatıp tuvalet kağıdı olmadığını keşfetmek kadar berbat bir şey olamaz. dünyanın en korkunç insanı bile kıçını silmeyi hak eder.

yuval noah harari: devrim için kalabalıklar asla yetmez. devrimler çoğu zaman büyük kitlelerle değil olayları ateşleyen küçük gruplarla başlar. devrim için, "kaç kişi bizi destekler?" diye değil, "destekleyenler ne kadar etkin iş birliği yapabilir?" diye sormanız gerekir.

john kennedy toole: yeryüzündeki bütün hükümetleri alaşağı ettiğimiz zaman dünya savaş değil, dünya çapında toplu bir seks partisi yapacak.

11.12.2018

nasıl yazmalı?

emil cioran

var olmak intihaldir.

kasvetli olmayan her şey kabadır.

filozoflar profesörler için yazar; düşünürler ise, yazarlar için.

yalnızca bitirilmemiş -bitirilemez olduğu için bitirilmemiş- işler bizleri sanatın özü hakkında konuşmaya teşvik eder.

belki de taslaklarımızın ilk hallerini yayımlamalıyız, henüz kendimizin ne demeye çalıştığını anlamadan önceki halini.

mistik dile çevrilemeyen şey, yaşanmaya da değmez.

bir kitap, eski yaraları deşmelidir, hatta yenilerini açmalıdır. bir kitap, "tehlike" olmalıdır.

yazdıkların, ne olduğuna dair tamamlanmamış bir imge sunar sadece, çünkü kelimeler yalnızca benliğinin en yüksek veya en alçak noktasında belli belirsiz ortaya çıkar ve hayat bulur.

insan, anlatmak istediği bir şey olduğu için değil, bir şeyler anlatmak istediği için yazar.

okur için bir şeyleri kolaylaştırmaya asla uğraşmayın. girdiğiniz bu zahmet için size asla minnettar olmayacaktır. okurun sevdiği şey, anlamak değildir; yerinde saymayı, sıkışıp kalmayı, cezalandırılmayı ister okur. bundandır bazı müphem yazarların saygınlığı; bundandır karmaşanın daimi cazibesi.

ütopyalardan bahseden biri, başka bir jeolojik çağda yaşamış bir sürüngenden daha yabancıdır bana.

ümitsiz vakalar, başarı umudu taşımayan kimseler her daim ilgimi çekmiştir; budalalıklarını neredeyse onlar kadar bundan acı duyuncaya dek benimsemişimdir. 

gerçek bir yazar varlıklar, şeyler, olaylar hakkında yazar; yazmak üzerine yazmaz; kelimeleri kullanır ama onlarla oyalanmaz, onları tekrarlayan düşüncelerinin bir nesnesi haline getirmez. kelime analizcisi olmak dışında bir şey olur. dilin teşhisini yapmak, söyleyecek bir şeyi olmayan, kendilerini deyişlerle sınırlayanların hevesidir.

via bir nevi dipnot!

30.09.2018

uzun lafın kısası

comte de volney: ah! yaşamak düşü sona erince, bütün bu didinmeler yararlı bir iz bırakmazlarsa neye yarar?

james joyce: niçin kelimeler bana bu kadar sıkıcı ve soğuk görünüyor? acaba senin adın kadar sevecen bir kelime olmadığı için mi?

amin maalouf: bütün mutluluklar geçicidir. ister bir hafta sürsün ister otuz yıl, son gün geldiğinde aynı gözyaşları dökülür ve bir gün daha sürsün diye cehennem ateşlerine razı olunur.

nietzsche: az yeter bana, bir yeter bana, hiç yeter bana.

panait istrati: eğitimciler çoğunlukla çocuk ruhundan bir şey anlamaz, çocukları trampet sesleri ve kırbaçla yürütürler.

albert caraco: bizim dinlerimiz vebadır ve onları destekleyen iktidarlar zehirleyici fesat çeteleridir. bizim tinselliğimiz zihinsel yetilerin mastürbasyonundan başka bir şey değildir.

cesare pavese: hiç serenat yapmadım. eğer kız hoşsa onun aradığı şey müzik değildir. o, öteki kızların önünde poz kesmek ister. bir erkektir onun aradığı. müzikten anlayan bir kız görmedim ömrümce.

j.j. rousseau: aşkın manevi unsurunun toplum alışkanlıklarından doğmuş, kadınlar tarafından, egemenliklerini kurmak, boyun eğmesi gereken cinsi üstün kılmak için ustalıkla, dikkatle kutsallaştırılmış yapay bir duygu olduğunu görmek zor değildir.

emil cioran: bütün çağlar boyunca, özgürlük, bir mistiğin hayatındaki vecd anlarından daha fazla bir yer tutmaz.

jean-claude kaufmann: kabul görme isteğinin toplumun her yerini sarmış olması çok doğal. herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

30.08.2018

uzun lafın kısası

erich fromm: çoğunluğa karşı direnecek ölçüde güçlü inancı olan kişi kural değil, istisnadır; çağdaşlarının alaya aldığı, ama yıllar sonra hayran olunacak bir istisna.

carl gustav jung: din, deneyimin mantık dışı gerçeklerine bağımlı olmak ve boyun eğmek demektir.

robert musil: okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşan modern ruh için hiçbir şey, bir sonraki köşeyi dönünce karşılaşılabilecek ruhlarla bağlantı kurmak kadar olanaksız değil.

raoul vaneigem: dinin kefaretini asla ödeyemeyeceği şey, doğayı mutlak anlamda bozucu bir anlayış olmasıdır.

cesare pavese: davranışlarında ve düşüncelerinde bir başka insanın varlığını hesaba katmadan bir gün geçirebildiğin zaman kendini yiğit bir insan sayabilirsin.

emil cioran: bir dinin insanlık dışılığının derecesi onun gücünün ve süresinin garantisidir. liberal bir din bir şaka ya da bir mucizedir.

dostoyevski: köylüler kara cahildir, hiçbir şeyden anlamazlar. köylünün yaşamı müzik, tiyatro, dergi, kitap okuma gibi estetik zevklerden yoksundur.

yuval noah harari: bir maymunu, ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.

jared diamond: insanın yaratıcılığı olmasaydı bugün hepimiz hâlâ yiyeceğimiz eti taş aletlerle kesiyor ve çiğ yiyor olacaktık, tıpkı bir milyon yıl önceki atalarımız gibi.

jiddu krishnamurti: karakteri yaratan şey, kahramana tapınmak veya bir idealin peşinden gitmek değil, zekadır. kişinin kendini anlaması, olağanüstü karmaşık benliğinin farkına varması, karakteri açığa çıkaran zekanın başlangıcıdır.

22.08.2018

tarih ve ütopya

emil cioran

bir tibet metninde "vatan, çölde bir konaklama yeridir sadece." denir. ben o kadar uzağa gitmeyeceğim: çocukluğumun manzarası için dünyanın bütün manzaralarını verirdim.

otuzundan önce hiçbir aşırılık biçiminin büyüsüne kapılmamış birine hayran mı olmalıyım, hor mu görmeliyim onu; bir aziz mi, yoksa bir kadavra olarak mı değerlendirmeliyim, bilmiyorum.

kuvvetten düştüğümüz ölçüde, uslu uslu çocukluk içine yuvarlandığımız, başkalarını sevgi veya nefret yoluyla rahatsız etmeye halimiz kalmadığı zaman hoşgörülü biri oluruz ancak.

aslında adaletsizliğin özüdür bu toplum. sergilediği nimetlerden, gurur duyduğu o bereketten bir tek avareler, asalaklar, rezillik uzmanları, irili ufaklı itler istifade etmektedir: yüzeyde bir nefaset bolluğu.

liberal toplum "esrar"ı, "mutlak"ı ve "düzen"i tasfiye etti; gerçek bir kamu düzeni kadar gerçek metafiziği de kalmadığından, bireyi birey yapan derinliğinden uzaklaştırarak kendi başına bıraktı.

böbürlenme krizlerimde, kendimi çapulculuğuyla ünlü bir sürünün artçısı, gönülden bir turanlı, bozkırların meşru mirasçısı, moğolların sonuncusu zannetmeye meylederim.

dünyada hiçbir yerle değişmeyeceğim bu şehir, tam da bu sebepten, mutsuzluklarımın kaynağıdır.

hiçbir şey, kendi ilkel temeline, kökenlerinin çağrısına direnme zorunluluğu kadar mutsuz kılmaz kişiyi.

yolum hangi büyük kente düşse, orada her gün ayaklanmaların, katliamların, aşağılık bir kasaplığın, bir dünya sonu kargaşasının başlamıyor olmasına hayran olurum.

verimlilikten daha şaibeli bir şey yoktur. eğer saflığı arıyorsanız, herhangi bir iç şeffaflık iddiasındaysanız hiç gecikmeden yeteneklerinizden feragat edin, fiiller döngüsünden çıkın, insani olanın dışına yerleşin, dindar bir deyişle söyleyecek olursak "kul sohbetleri"nden vazgeçin.

kolektif bir yorgunluğun suç ortaklığı olmaksızın rubicon da olmaz.

reddedişlerimiz ne kadar acımasız olursa olsun, özlediğimiz şeyleri tam olarak yıkmayız: düşlerimiz, uyanışlarımızdan ve tahlillerimizden sonra da ayakta kalırlar.

bir fikir doğrudan vaatlerle ne kadar yüklü olursa zafer kazanma şansı da o kadar olacaktır.

varlığımızın en derininden başka hiçbir yerde cennet yoktur, tıpkı benliğimizin benliği gibi; üstelik onu bulmak için de, vakti dolmuş ve muhtemel tüm cennetleri dolaşmış, fanatizmin hoyratlığıyla onları sevmiş ya da onlardan nefret etmiş, göz diktikten sonra da hayal kırıklığının maharetiyle onları elinin tersiyle itmiş olmak gerekir.

yok etmenin ne arzusu ne de iradesi vardır onda, şüpheli biridir; iblisin hakkından gelmiştir, ya da daha vahimi, ona hiç teslim olmamıştır. hakikaten yaşamak ötekileri reddetmektir; onları kabullenmek için, vazgeçmeyi, kendine şedit davranmayı, kendi tabiatına karşı hareket etmeyi, güçten düşmeyi bilmek gerekir; özgürlüğü ancak kendimiz için kavrarız; onu yakınlarına yayabilmek, kişiyi helak eden çabalar karşılığında olur ancak.