ahmet karcılılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet karcılılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.07.2022

suyu taşırmayan gül yaprağı

ahmet karcılılar

eski çin'de, neredeyse hiç konuşmadan iletişim kuran rahiplerin yaşadığı manastırlar varmış; empati duyguları o kadar gelişmiş ki çoğunlukla diğerinin bir şey söylemesine gerek kalmadan ne istediğini ya da ne düşündüğünü bilirlermiş. bu manastırlarda eğitim görmeye hak kazanan öğrenciler, gerekli her şeyi öğrenseler bile empati yeteneklerini geliştirmeden rahip olamazlarmış.

bu manastırlara girmek oldukça zormuş. her yıl pirinç hasadından sonra öğrenci adayları manastıra girebilmek için günlerce kapıda beklermiş; ama kapı bir türlü açılmazmış. bir süre sonra beklemekten bıkan kimileri vazgeçip köyüne dönermiş. kalıp manastıra girmeyi başaranları başka zorluklar beklermiş; rahipler ve eski öğrenciler manastırın bütün işlerini yeni gelenlere yaptırırlar, hem de onlara çok kötü muamele ederlermiş.

iç savaşlar sırasında ve japonya çin'i işgal ettiğinde, bütün liderler ve kahramanlar manastırlarda eğitim gören savaşçılar ya da rahiplerden çıktı. rahipler aynı zamanda zarar görmeden yerel derebeylerine karşı çıkabiliyorlardı, yani statü sahibiydiler. bu yüzden, bu kadar zorluğa rağmen oldukça fazla sayıda kalan oluyormuş. onları da zorlu bir eğitim süreci beklermiş.

manastıra girmeyi çok isteyen bir çocuk giriş zamanını kaçırdığından kapıda kalmış; ama yine de umutla kapıda bekliyormuş. rahipler çocuğun beklediğini görüyor; fakat girişle ilgili katı kurallar olduğundan kapıyı açmıyorlarmış. bir ay sonra beklemekten vazgeçmeyeceğini anlamışlar, ona acıyıp manastıra girmesinin olanaksız olduğunu bir şekilde göstermeleri gerektiğini düşünmüşler. bir rahip kapıya çıkmış, elinde ağzına dek su dolu bir tas varmış. çocuk bir süre rahibe baktıktan sonra yerdeki bir gül yaprağını alıp suyun üstüne koymuş. rahip saygıyla eğilerek geri çekilmiş ve bütün kuralları çiğneyerek çocuğun manastıra girmesine izin vermiş.

16.01.2012

akrep ve semender

ahmet karcılılar

bütün kadınların kafası karışıktır.

erkekler salak olduklarından bir kadınla yattıklarında onu elde ettiklerini sanırlar; oysa kadın, erkeğin beynini ele geçirmeden ona sahip olmadığını bilir.

kadın yalnızca belleğiyle yaşar ve belleği onun, işine nasıl geliyorsa öyle çalışır. o, anılarının istemediği bölümlerini istedikleriyle değiştirir; üstelik öyle olduğuna inanarak.

hayat ne garip; üç gün önce ölmeyi düşünürken birdenbire her şey değişiyor ve evimin tadını çıkaramadan ölürsem diye korkmaya başlıyorsun.

soyu tükenmekte değilse hiçbir canlı türünü kurtarmaya çalışmam.

neden "sevgili günlük" diye başlar ki günlükler? şöyle başlayan olmuş mudur acaba: "amına koyayım günlük, bugün de hayatın anlamını bulamadım." olmaz tabii.

dertler gelince akla, yat amını parmakla.

biz olmasak dünya güzel bir yer olurdu; çünkü biz doğanın hatasıyız, dünyaya yakışmıyoruz. şükür ki evrimin, tarihin bir yerinde her nasılsa genlerimize sokuşturduğu zekamızı birbirimizin kuyusunu kazmak için kullanıyoruz ve umarım dünyayı çok daha kötü hale getirmeden ve diğerlerine daha fazla zarar vermeden kendi kökümüzü kendimiz kazırız ve yok olur gideriz.

bir kız çocuğu babasının süpermen olmadığını fark ettiğinde büyümüş demektir.

kadınlar bir erkekle karşılaştıklarında başlarına neler geleceğini az buçuk bilirler; ne kadar seveceklerini, ne kadar örseleneceklerini ve ne kadar büyüyeceklerini ve o ilk karşılaşma anında bir karar verirler; bütün bunları göze alıp almayacaklarına, yaşayıp yaşamayacaklarına dair.

erkekler güçsüzlüklerini başkalarına anlatmaktan hoşlanmazlar.

"ben sana hiçbir konuda söz vermedim; ne sana ne bir başkasına. yapayalnız, boktan bir hayat süren bir adamım ben. tabi bu benim tercihim; yoksa iyi aile babası da olabilirdim; ama böyle yaşadığımda zayıflıklarımı kendimi daha iyi hissedebileceğim biçimlere dönüştürebiliyorum."

20.09.2008

gülden kale düştü

ahmet karcılılar

ne kadar eğlenceli olursa olsun yaptıklarınız bir gün alışılmış hale gelir.

isterdim ki biri öldüğünde, diğeri "sen öldüğünde ben öldüm, biliyorsun." desin. "hiç düşünme sevgilim, çok kolay olacak." desin. isterdim ki bunları bu kadar kolay söyleyebilenler, diğeri öldüğünde bir nefes dahi alamasın.

sevdiğini ne kadar çok söylersen o kadar kolay gidiyorlar.

bir kişi olunmadan iki kişi olunmaz.

"olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması."

kitaplar, intihar edene dek oyalanacak taşların en onurlusudur.

ilişkiler bir insanı geçmişiyle kabullenmeyi gerektirir.

onlarda hep seni aradım. yoktun. hücremin yıkık duvarlarından kalan taşlara oturup kendileri için yeni bir hücre dilediler benden. senin için yaptığımı yapmamı istediler. yapmadım. sende var sandığımı kimsede var sanmadım.