bossuet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bossuet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.01.2017

ütopya

karl marx: gerçeği belirleyen, insanların bilinci değildir; aksine bilinçlerini belirleyen, gerçektir.

maurice merleau-ponty: felsefe, uzaktan sahip olmanın ütopyasıdır. filozof, uyanan ve konuşan insandır ve insan sessizce felsefenin çelişkilerini taşır; çünkü tamı tamına bir insan olmak için, bir insandan biraz az ve biraz fazla olmak gerekir.

georges gusdorf: filozofun görevi, insanlık durumunu aydınlatmaktır.

moritz schlick: felsefemizin gerçek babası, hepsi uzun bir zincirin son halkaları olan ne comte'dur, ne frege'dir, ne poincare'dir, ne russell'dır, ne bir bilim adamıdır ne de mantıkçıdır. bu kişi sokrates'tir. öğrencilerine doğru sorular sormayı öğreten ilk insan odur.

victor brochard: platon'un gözünde tamamen saf gözlem her zaman yaşamın en mükemmel biçimidir.

immanuel kant: hiçbir bilgi içimizde deneyden önce değildir. her şey deneyle başlar.

maine de biran: herhangi bir nesne veya biçim ancak algılayan veya hisseden özne ile ilişkisiyle kavranabilir. ne kadar çok etkilenirsek o kadar az algılıyor ve biliyoruz.

henri bergson: en fazla tutunduğumuz görüşler, en büyük zorlukla farkına varabildiklerimizdir ve onları doğrulamamızı sağlayan nedenler, çok ender olarak, onları benimsememize yol açanlardır.

bossuet: zihnin en büyük problemi, şeylere gerçekte oldukları gibi değil, olmaları istendiği biçimde inanmaktır. bu, tutkularımızın neden olduğu bir hatadır. doğru olsun veya olmasın, istediğimiz veya umduğumuz şeye inanma eğilimi içindeyizdir.

emile durkheim: gerçeğin içinden karşı konulamaz bir ışık yayılır.

albert burloud: yetişkin birçok bilinçte, bazı soyut kavramlar niteliksel evreyi aşamazlar ve hiçbir zaman gerçekten genel haline gelemezler. yücenin, iyi yüreklinin, güzelin ve çirkinin, adilin ve adaletsizin sadece ayrı değil, aynı zamanda açık bir fikrine sahip kaç kişi vardır?

maurice merleau-ponty: dünyaya tutulmuşuz ve bu dünyadan, kendimizi ayıramadığımız için dünyanın bilincine varamıyoruz. eğer bunu yapabilseydik, niteliğin hiçbir zaman hemen kavranamayacağını ve tüm bilincin bir şeyin bilinci olacağını görecektik.

karl marx: filozoflar yalnızca dünyayı farklı tarzlarda yorumlamışlardır; şimdi söz konusu olan, bu dünyayı değiştirmektir.

1.12.2012

salaklıklar

gustave flaubert

kurdun kuzuyu yemesi iyiliğin ve tanrı'nın varlığının kanıtıdır; çünkü kuzu böylece hastalıktan ve yaşlılıktan kurtulur. (william buckland)

"basın özgürlüğü" dedikleri kafa densizliği her sabah fransız toplumunun düşünsel ve aktörel gücünü yok etmektedir. (felix dupanloup)

pireler, nerede olursa olsun, hep beyaz renklerin üzerine atlarlar. bu içgüdü onlara kendilerini daha kolay yakalayabilelim diye verilmiştir. (bernardin de saint-pierre)

su, gemi adını verdiğimiz o olağanüstü yüzerevleri taşımak için yaratılmıştır. (françois fenelon)

kadının, canlı doğanın bu çiçeğinin, yeryüzünde gerçekleştirilecek önemli bir görevi vardır: erkeğe eşlik etmek. (menville de ponsan)

kölelik bir tanrı vergisidir. hristiyan halk köleliğiyle göz kamaştırır. (ermiş ambroise)

tanrı kölelere bulundukları durumda kalmalarını buyurur; efendilerden de onları azat etmelerini istemez. (bossuet)

köle ticareti insanlığa da, dine de, doğal adalete de aykırı değildir. (piskopos bouvier)

dinsiz kişi öldürülmelidir. (lamennais)

doğa kavunu ailece yiyebilelim diye dilimlere ayırmıştır; balkabağı, daha büyük olduğundan, komşularla yenilebilir. (bernardin de saint-pierre)

darağacı bir sunaktır. (joseph de maistre)

hangi anne, hangi hristiyan anne bile demiyorum, hangi namuslu anne, kızını sahnede görmektense mezarda görmeyi yeğ tutmaz? (bossuet)

bilim; insanı tembel, iş yaşamında ve büyük girişimlerde beceriksiz, kavgacı, kendi kanılarında dayatmacı, başkalarının kanılarına karşı horgörülü, hükümeti eleştirici, yetkeyi ve ulusal inakları küçümseyici kılar. (joseph de maistre)

bilimin insanın elinde yüreği kuruttuğunu, doğanın çekiciliğini yok ettiğini, zayıf kişileri tanrıtanımazlığa, tanrıtanımazlıktan da cinayete götürdüğünü çok insan düşünmüştür. (chateaubriand)

kabul etmeliyiz ki dinsel kesinlik matematiksel kesinlikten aşağı kalmaz. (baguenault de puchesse)

ben kopernik'in görüşünü derinleştirmenin doğru olduğu kanısında değilim. (pascal)

shakespeare, sanat beğenisinden ve eğitimden yoksun bir genç vahşiydi. (blair)

ettiği kötülükleri yalnız bilgisizliğin bilmediği galilei'den söz etmek tümüyle yararsız oldu artık. (joseph de maistre)

sokrates, insan düşüncesine hesaplanması olanaksız bir kötülükte bulunmuştur. (andre lefevre)

raffaello'nun en güzel bakire meryem'lerinin canlı örneklerini nereden aldığını yüzünüz kızarmadan anımsayabilir misiniz? (rahip bautain)

* gustave flaubert'in yıllar boyunca, bini aşkın yapıtı tarayarak topladığı inciler, kendi deyimiyle "salaklıklar".

via tahsin yücel

9.06.2008

umrandan uygarlığa

cemil meriç

kasırgalar, toprağın derinliklerine kök salan ağaçları daha da güçlendirir. ama tutkunluklarımız yapraklara benzer. en hafif bir rüzgar altüst edebilir onları.

marx: zaruret tünelinden hürriyet ülkesine götüren tek yol o; ya sosyalizm, ya barbarlık.

attila ilhan: okumak kopmaktır. okuduğumuz ölçüde yabancıyız.

bilinmeyen bir düşman, bilinen on düşmandan daha tehlikelidir.

thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.

condorcet: filozofların aydınlatmadığı toplumu, şarlatanlar aldatır.

cemaleddin efgani: arap dünyası uzun zamandan beri niçin karanlıklarda bocalıyor? burada islam dininin bütün sorumluluğu ortaya çıkıyor. şurası açık: bu din nerede yerleşmişse bilimi boğmuştur. bu uğurda baskıcılarla el ele vermekte tereddüt etmemiştir. dinler, isimleri ne olursa olsun, birbirlerine benzerler. dinlerin felsefe ile uyuşmalarına, anlaşmalarına olanak yoktur. din insana iman ve inancı zorla kabul ettirir, felsefe onu inançlardan kısmen veya tamamen kurtarır. nasıl anlaşabilirler? din galip gelince felsefeyi yok edecektir, felsefe hükümran olunca din ortadan kalkacak. insanlar yaşadıkça dogma ile özgür düşünce, din ile felsefe arasındaki kavga sona ermeyecektir. kıyasıya bir savaş bu. ve korkarım ki bu savaşta zafer özgür düşünceye ait olmayacaktır.

renan: din ayırır, akıl birleştirir.

renan: semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.

renan: müslümanlar müslümanlığa dayanarak kalkınamazlar. müslümanlığın zayıflaması sayesinde kalkınabilirler. islamiyetin ilk kurbanı müslümanlardır. müslümanı dininden kurtarmak ona yapılabilecek en büyük iyiliktir. islam ülkelerindeki rönesans islamiyetten kurtularak gerçekleştirilecektir.

fourier: medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dahilere kümes.

yaşamak için çaba harcamak yetmez, olmak için de çaba harcamak gerek.

philip bagby: medeniyetler geliştikçe, aklın egemen olduğu dönemler, inançların hakim olduğu dini dönemlerin yerini alır.

insan, doğadaki topyekün olgunlaşmanın anahtarı. kendi bilincine varan olgunlaşma. eskiden soyunun kainatla sona ereceğine inanıyordu. sonra yeryüzü ile birleştirdi akıbetini: ısı değişecek, atmosfer başkalaşacak, yaşamak imkansızlaşacaktı. nihayet anladı ki, kökünü kurutacak kurt kendi içinde.

(modern dünyada tecavüz ve şiddet): bu barbarlık, bu güvensizlik asrı, atom bombası ile molotof kokteylini keşfetti. terörün tekniği ile tekniğin terörünü geliştirdi. günden güne artan cinayet salgınları, işkence, kaçırılıp rehin alınan insanlar, katliamlar vukuat-ı adiyeden sayılıyor. onları da zelzele gibi, su baskınları gibi doğal birer afetmişçesine kabul ediyoruz, hepsine katlanıyoruz. sanki sorumlu da, suçlu da biz değiliz. tezatlar birbirini tamamlıyor, hepsi de aynı bütünün parçaları: amerikalılar ile kuzey vietnamlılar, araplar ile israilliler, öğrenciler ile polisler, hükümetler ile terörist gruplar. herkes kendi davasının farklı olduğuna inanıyor. molotof kokteylinin keşfi atom bombasının keşfinden daha önemli: şiddeti ve patlayıcı maddeyi herkesin emrine veriyor.

herkes tarafından anlaşılmak isteyen, hiç kimse tarafından anlaşılmaz.

acı çeken tarafsız olamaz.

yok senin vasfettiğin dilber bu şehr içre nedim
bir peri-suret görünmüş, bir hayal olmuş sana

almanya'da nasyonal sosyalist parti'ye giriş eğrisi, işsizlik eğrisiyle paralel.

başka çare kalmayınca, kuvvet haktır ve başka bir ümit kalmayınca silah kutsal bir cihat aracıdır.

hobbes: kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi, başkalarına da yapmayın.

bossuet: herkesin istediğini yaptığı bir yerde hiç kimse istediğini yapamaz. efendinin olmadığı yerde herkes efendidir, herkesin efendi olduğu yerde herkes köledir.

dahilerde düşünce gücüyle toplumsallık birleşmez. bu seyyaliyet, orta yetenekteki insanların ayrıcalığı, başarıya götüren bir ayrıcalık. dahi, sosyal ırmağın akış yönünde değildir. akıntıya kürek çeker. ancak ölümünden sonradır ki, dalgalar onun kayığını da suyun akış yönünde sürükler. orta çaptaki yetenekler, sosyal oldukları için doğruyu ve güzeli aramaktan çok, başarıya ulaşmak kaygısındadırlar. bilinçsiz kalabalık onları alkışlarken, aynı zamanda kendi kendini alkışlamaktadır.

publius syrus: suçluyu affeden hakim, kendini mahkum etmiş olur.

charles baudelaire: şairin dev kanatları, yürümesine engel oluyor.

şairliğe heveslenen bir şemsiye imalatçısı yazdıklarını moliere'e yollamış. üstadın yanıtı şu: "siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, yalnız şemsiye yapın."