uwe timm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uwe timm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.11.2018

kırmızı

uwe timm

evin anahtarına sahip olan bir kadına cinsel yakınlık duymak mümkün değildir.

eğer yükselmek istiyorsan safra atmalısın. insan ayrılmayı bilmeli, özellikle de bizi bağlayan şeylerden kendimizi özgürleştirmeliyiz, bizi tutmak, bağlamak isteyen şeylerden. o zaman hafifleriz.

gerilimli yas anları her zaman tam tersine, yani kahkahalara dönüşme tehlikesini barındırır.

amatörler hep isimler üzerinden giderler, profesyonellerse içeriği çözerek sindirirler, konu hakkında bilgili olmak gerekir, hem de sadece dergi sayfalarından değil, özümsemiş olmak gerekir, sokrates'in baldıran şerbetini içtikten sonra kriton'dan niçin askleipos'a bir horoz kurban etmesini istediğini, tören salonundakilerin arasından çok azı, belki sadece bir kişi bilse bile.

siyah, jakobenlerin rengidir ve siyahla birlikte, lacivert hariç, her renk giyilebilir. karalar bağlamak, karaborsa, kara çalmak. inkarın, anarşinin, başına buyrukların rengidir.

hatırlamaya dahil olan bir şey de, hatırladıkça duyguların tekrar şekillenmesi, hissedilebilir hale gelmesi. duygular nasıl ve nerede oluşur, yerleri neresidir; düşünmeye, kavramaya eşlik eden, onlara ivme oluşturan nerededir; bağlantıları aramaya yönelik zorlayıcı istek, direngenlik; cesaret, teslimiyet, gevşek olan her şeyden nefret eden bir şey, uyum gösteren, saf, yeni olandan, farklı olandan, benzersiz olandan duyulan sevinç. hiddet.

bizi ölüme karşı koymaya iten budur, bu bilgidir: hepimizin ölüme doğru ilerliyor oluşumuz ve onun karşısında bizi yakınlaştıran ortak tutumumuz. yaşamda kardeş olma hali.

varlık, bilinci belirler.

babasıyla sorunu olmayan kadın var mı ki? babalar ya çocuklar 12 ile 16 yaş arasındayken ortadan kayboluyor ya da çalışmaktan canları çıktığı için zaten hiç ortada olmuyorlar. kızlarını ya ihmal etmiş ya da tanrıçalaştırmış oluyorlar. her iki durumda da, yani uygulamada bütün durumlarda, sevgili olarak gündemdeler.

çoğunlukla istifade etmenize imkan tanımayan en olmayacak zamanlarda kendini bilhassa öne çıkaran ve ona en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda da yine olmayacak biçimde çuvallayan ve böylece irademizin egemenliğine şaibe düşürerek yakın temasımızı, içsel anlamda olduğu kadar elle tutulur -şu incelikli ifadeye bir kulak verin- anlamda da öylesine inat ve ısrarla arsızca alaya alan bu uzvun edepsiz küstahlığını ayıplamakta haksız sayılmayız.

orta sınıf toplumu, ideallerinin gerçekleşmesine sadece sanatta tahammül etmiş ve bunu genel bir talep olarak ciddiye almıştır. aslında ütopya, hayalcilik, çöküş olarak kabul edilen şeylere sanatta izin vardır. yapıcı kültür, gündelik hayatta gerçeğe bağlılığın galip geldiği unutulan gerçekleri sanat yoluyla gerçekleştirmiştir. güzellik yoluyla gerçeğin zehri alınır ve andan uzaklaştırılır. sanatta olan biten, hiçbir yükümlülüğün altında değildir.

çiftleşmeden sonra bir kayıtsızlık refleksi oluşur. kıskançlık, yüzyıllardır alıştırması yapılan bir mülkiyetçilik tutumunun sonucudur.

seni evin içine sokmak bile mutluluğun yarısı demektir.

bir zamanlar bir adam vardı, her şeyi, öncelikle de kendini değiştirmek istedi. cesur olmak istedi. bir daha yalan söylemek istemiyordu. ne başkalarını ne de kendisini kandırmak. en içten dileği büyümekti, bedensel olarak değil, hayır, epey boyluydu, herkese karşı açık olmak istiyordu, daha çok soru sormak, az yanıtlamak, nesneleri yeni baştan tanımlamak istiyordu.

gri zorluğu aşmanın rengidir, gri gölgenin rengidir, siyahtan beyaza geçiştir; gri yeniden doğuşun rengidir.

19.11.2011

her şey farklı olmalıydı

uwe timm

gramer temelinde ağırlıklı olarak birinci çoğul şahıs -biz- kullanılırdı ve her şey farklı olmalıydı, öylesine bir şey değil, yüksek ücret, düşük vergi gibi değil, farklı bir yaşam olmalıydı, insanın kendisinin belirlediği, özgür, kendine özgü, deneyimlere açık, sadece hesap yapan akla tabi değil, kendini açma cesareti, zayıflıklardan da, acılardan da gurur duyabilmek, kendine özgü, başka bir dünya, yavan olmayan, kayıtsız olmayan, birileri acı çekerken birilerinin mutlu olması haline göz yummamak, yeni bir dünya kurmak, her şeyi yıkmak ve yeniden kurmak, her şeyi gözden geçirmek, sadece tartışarak, konuşarak değil, eylemden haz duymak. bir yok etme mantığı üzerine, insanların, hayvanların, kaynakların yok edilmesi üzerine kurulu bu toplumu daha barışçıl, daha adil bir başka toplumla değiştirmek. bütün bunların bu kadar içi boş görünmesinin nedeni ne? şimdi, bugün? niçin gülüyorsunuz? yalansız bir yaşam, uzlaşmasız yaşamak, dünya bunlara o kadar yabancı ki, herkes küçük, pis uzlaşmalara boyun eğiyor, sürekli uzlaşmaya zorlayan ve bir de bundan gurur duyan bir toplum. haz duymak her zaman başkalarının haz duymasından da haz duymak demekti. bu başlangıçta böyleydi, sonra küçük kadrolarla dünya devrimi üzerinde çalışıldı. küskün, karanlık bir dönem. dünya devriminin tek, adil, doğru yolu için grupların birbirleriyle mücadeleye girmesi. 68'de olağanüstü hal yasaları parlamentoda oylamaya sunulacağı sırada eğitim sistemi protesto edildi ve üniversiteler işgal edildi. ama bu sadece bir işgal değildi, geleneksel eğitim sistemine alternatif bir karşıt model sunulacaktı. seminer salonlarında ve amfilerde çalışma grupları toplanıyordu. üçüncü dünya ülkelerindeki özgürlük hareketleri üzerine, demokratik bir psikiyatri üzerine, muhalif bir kamuoyunun olanakları üzerine, sistemle uzlaşan ve sistemi eleştiren bilimsel yöntemler üzerine konuşmalar yapılıyor, tartışmalar açılıyordu; sürekli bir geliş-gidiş vardı; çünkü dışarıda üniversitenin camekanlı avlusunda işgal sosisler, biralar ve devrim şarkılarıyla kutlanıyordu, arada bir konuşmalar yapılıyor, bir müzik grubu çalıyor, dans ediliyordu.

13.05.2010

kırmızı

uwe timm

kırmızı diyalektik bir renktir. siyah da beyaz kadar tek anlamlıdır. beyaz bütün renkleri içinde barındırır, siyah bütün renkleri siler. yine de umut veren bir bilgi olarak, renkler siyahta da bulunur, sadece ışığa ihtiyaç vardır.

doğu kırmızı. kırmızı bayrak. ilerleme kırmızı. kırmızı ışık dur anlamında. çin'de kültür devrimi sırasında kızıl muhafızlar bu anlamı tersine çevirmeyi denedi. yeşil ışık dur anlamına gelecekti, kırmızı geç. troçki'nin sürekli devriminde kırmızı, reel sosyalizmi gerçekleştirdiklerini iddia eden ülkelerde sadece küçük bayraklarda, flamalarda ve bez afişlerin zemininde görülüyordu. parti ve sendika görevlileri karakteristik olarak renksiz giyiniyorlardı, bol bol gri ve yeşil -mimaride, boş zaman alanları planlamasında gri vardı, tanıtıcı ve aynı zamanda çağırıcı bir karaktere sahip kırmızı eksikti, her zaman biraz da tehditkar ve haz verici bir yanı olan kırmızı, başkaldırıda, devrimde kendini gösteren ve belki de kendine has, estetik bir yenilik getirebilecek kırmızı, evli çiftlerin birbirlerini dar görüşlü orta sınıfa özgü biçimde aldatmaları gibi ve pek çok parti ve sendika görevlisinin bira içmesi gibi kokuşmuştu. öncelik isteyen, uyarı ve kışkırtı ifade etmekte ısrar eden güzel kırmızı, kısa sürede çin'de anlamını tekrar kazandı; çünkü daha derine yerleşmiş zihinsel ve duygusal sinyaller sık sık kazalara yol açtı, bisiklet sürücüleri yerlere savruldu; bu yüzden yumuşak ifadeli yeşil yine geçiş serbestliğinin rengi oldu ve kırmızı ışık dur anlamını geri kazandı.

kırmızı başkaldırının, özgürlüğün rengidir. ilerlemenin, devrimin rengidir, saf biçiminde, başlangıcında, farklı ve çok daha radikal bir duyarlılığa duyulan isteğin ifadesi -anlam yüklü bir yaşam beklentisi. isyanın, başkaldırının an'ı, parti örgütünün yeni iktidar ve egemenlik baskılarına dönüşüp katılaşmadan önceki devrimin an'ı; ama öncesinde, mücadelenin sona erdiği, çarın defnedildiği, işçilerin fabrikaları ele geçirdiği o geçiş anında, leningrad'da bir işçi en yüksek fabrika bacasının tepesine çıktı, elinde iki kırmızı işaret bayrağıyla orada durdu ve şehrin normalde işbaşı anonsu olarak çalınan fabrika sirenlerini bir konser şeklinde yönetti: çalınan, enternasyonal'di.

31.03.2010

uzun lafın kısası

marcus aurelius: yine bugün bir sahte vekara, bir yalancıya, bir haksıza, bir akılsıza rastlayacağım.

havelock ellis: modern dünyanın dini karmaşasının sebebi, antik kudüs'te bir tımarhanenin olmamasıdır.

lorca: gün oturan bir hayalettir. bütün geceleri sevmek için tek bir günü iyi anla.

richard rorty: eğer özgürlüğe özen gösterirsek hakikat ve iyilik kendi başlarının çaresine bakmayı bilirler.

rene char: dünyaya gelip de ortalığı karıştırmayan insan ne saygıya ne de sabırla karşılanmaya değer.

uwe timm: evin anahtarına sahip olan bir kadına cinsel yakınlık duymak mümkün değildir.

gregory dart: çoğu kez aşkın peşine düştüğümüzde ruh halimiz, satın alınacak bir meta aradığımız zamanki ruh halinin tıpatıp aynısıdır; yani bir tüketici gibi davranırız.

kiran desai: canavarlıklar hep haklı bir davanın görüntüsü altında işlenir.

hubert dreyfus: hayat artık evrendeki ilgi çekici her şeye seyirci kalıp bu tür eğilimi olan insanlarla iletişim kurarak can sıkıntısını def etmekten ibarettir.

john steinbeck: keşke neyin günah olduğunu bilseydim. hiç durmaz yapardım.

isabel fonseca: yerleşik bir yaşantısı olan insanlar gezginlerden, yabancı oldukları için değil, tanıdık oldukları için korkarlar. çünkü onlar, bize aslında kim olduğumuzu anımsatır.

ingeborg bachmann: ruhun güzel yarınıdır, o hiçbir zaman gelmeyen.