steven spielberg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
steven spielberg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.02.2014

jaws

douglas kellner / michael ryan

jaws filminde köpek balığı, erkek cinselliğinden çok, erkek cinsinin üzerine düşen babaerkil liderlik görevini yerine getirmemesi halinde ne belalarla karşılaşabileceğinin bir göstergesidir. bu senaryodaki ana karakter brody'dir. başlangıçta beceriksiz, bürokratik ve zayıf görünür. kasabanın ticari seçkinlerinin önayak olduğu hasıraltı etme operasyonuna teslim olur. lider olarak zayıflığı, karısı ve kadın cinselliğiyle bağları aracılığıyla pekiştirilir. filmin bir noktasında, karısının onun dikkatini dağıtıp görevlerini ihmal etmesine neden olan bir baştan çıkarma çabası, çocuğunun tehlikeye maruz kalmasıyla bağlantılanır. bir başka sahnede karısının yakınlaşma girişimi, bir çocuğun ölümüyle sonuçlanan köpek balığı saldırısının hemen öncesinde gerçekleşir. ekonomik ahlak düşkünlüğünün liderliği çöküntüye uğratması gibi, aşırı bağımsızlaşmış kadın cinselliği de erkeğin kamusal eylem ve sorumluluklarına sekte vurmaktadır. gerçekten de köpek balığının ilk kurbanı, birlikte çıplak denize girmek için yanındaki erkeğin aklını çelmiş bir genç kızdır. kız soyunarak okyanusa doğru koşarken, toplumun kural ve sınırlamalarını anıştıran sınır çitlerini aşıp gider. bozgunculuk düzeyindeki bu bağımsızlaşmış cinsellik sonuçta layığınca ödüllendirilir.

7.02.2013

close encounters of the third kind

douglas kellner / michael ryan

close encounters of the third kind, 70'li yılların ortalarının günlük yaşamını belirleyen sıkıntılardan -işsizlik, boşanmalar, kiniklik, güven eksikliği- kaçmaya dönük bir alegori niteliğindedir. filmde aile, merkezi bir konuma oturtulur. ancak film, ruhani çözüm arayışlarını toplumsal sıkıntıların bir belirtisi olarak tanımlamak yerine, işsizlik ve boşanmaların kaynağı olarak doğaüstünü göstererek, nedensellik zincirini tersine çevirir. filmde, bir ufo ile karşılaşan roy neary, onunla yeniden ilişki kurmayı o derece saplantı haline getirir ki, işinden atılır ve ailesi tarafından terk edilir. değeri bilinmemiş çocuksu bir dahi olarak resmedilen roy, sezgilerini sadakatle izleyerek sonunda uzay gemisini yeniden bulmayı başarır. ufo'nun dünyaya inişini gösteren final sahnesinde roy, ruhani aşkınlığın apaçık sembolü olan bir dağa tırmanır ve hayırsever, çocuksu görünüşlü uzay yaratıkları onu alıp götürürler. mistik bir karşılaşma olarak kodlanan bu mutlu son, aynı zamanda ideal ailenin yeniden oluşturulmasıyla da ilgilidir; neary, olaylar esnasında, kendisi gibi mistik içgörüye sahip genç bir kadın ve oğluyla tanışır. dolayısıyla film bir yanıyla 70'li yılların ortalarında ve sonlarında kızışmış olan dinsel canlanmacı akıma su götürmez biçimde göz kırparken, bir yanıyla da, işçi sınıfından insanlar arasında boşanma, intihar ve akıl hastalıklarının arttığı kriz kurbanı yetmişlerde giderek daha bunaltıcı bir hal alan aile yaşamının sıkıntı ve sorumluluklarından kaçmaya dönük bir eril aşkınlık fantezisi sunar.

25.01.2010

e.t.

douglas kellner / michael ryan

e.t.'deki gerileme fantezisi, başka gerçekliklerin, özellikle de söz konusu dönemin abd ekonomisinde yürürlüğe konan gerçekliğin tam anlamıyla uzaklaştırılması ile tamamlanır. nitekim bu gerçekliklerin banliyö dünyasına hücum edişi, yaratığın izini süren devlet güçlerinin el koydukları bir evi yıkıp dökmeleriyle temsil edilir. filmin korumaya çalıştığı şey, beyaz orta sınıf yuvasının dış dünyanın mantığı tarafından tehdit edilen bütünlüğüdür. sonunda bu yuvanın bütünüyle özel bir çözüm -duygu- ve her bakımdan aileye ait bir olay -babanın yerine iadesi- sayesinde kurtarılması bu nedenle uygundur. çünkü film, bu rotayı izleyerek, ekonomik ve politik gerçekliğin acımasız dünyasını uzakta tutmayı başarır. böyle olmakla da, beyaz orta sınıf dünya görüşünün sımsıkı bütünleşmiş içselliğini, sınırlarla kuşatılmış geçirimsizliğini sergiler. bu filmin rambo'nun mantıksal bir bağlaşığı olmaktan öteye gitmediğini, aynı psikolojik madalyonun diğer yüzünü sergilediğini söylemek mümkündür. e.t.'nin yaptığı, 80'li yılların beyaz erkek kahramanlarından çıkarılıp atılmış olan her şeyi, muhafazakar devrimin sinemasal uyarlamasını yürürlüğe koymak için dışarıda bırakılması gerekmiş tüm bağ ve bağımlılıkları özel alana doldurmak ve yüceltip azmanlaştırmaktan ibarettir.

3.11.2009

saving private ryan

steven spielberg

insan detaylara önem vermeli.

"sevgili hanımefendi.. şahsıma sunulan, savunma bakanlığı'na ait dosyalardan birinde massachusetts savaş koordinasyon şubesi'nce yazılmış bir rapordan savaş alanında şerefli bir şekilde ölen 5 evladımızın annesi olduğunuzu öğrendim. böyle büyük bir kaybın kederini dindirmek adına sarf edeceğim kelimelerin, ne kadar aciz ve nafile olacağını biliyorum. ancak kendimi, teselliyi, uğruna canlarını verdikleri vatanın onlara duyduğu şükranda bulabileceğinizi söylemekten alıkoyamıyorum. tanrı'ya, kaybınızın acısını dindirmesi ve sizi, kaybettiğiniz sevdiklerinizin aziz hatırasıyla baş başa bırakması için dua ediyorum. özgürlük uğruna yapmış olduğunuz bu büyük fedakarlığın karşılığı olan o muhteşem gurur, şahsınıza aittir. en içten saygılarımla. abraham lincoln."

uykuya dalmanın sırrı, uyanık kalmaya çalışmakta gizlidir.

"savaş, duygularımızı terbiye eder, iradeyi harekete geçirir, bünyeyi kusursuz bir şekle dönüştürür ve insana yakın çarpışma ve ciddi durumlarda kendisini tartma olanağı sağlar." galiba bu, emerson'un iyimser olma hakkındaki felsefesi.

gerizekalı dahinin biri parlak bir fikir vermiş ve generali aşağıdaki uçaksavar ateşinden korumak için planörün tabanına kaynakla çelik plakalar monte etmişler. ama ne yazık ki planör uçaktan bırakılana kadar, benim bundan haberim olmadı.

biliyorum, hissediyorum; öldürdüğüm her adam, beni evimden biraz daha uzaklaştırıyor.

"akıp giden günlerin bıraktığı anılarla. yalnızlığımın tenhalığında dalga geçtin unutulmaz anılarımla. umutsuzluğa hapis ruhumla, oturuyorum, kimsecikler yok, ne acı bir durum! oturmuş dalıyorum, kasvet sarmış her yanı, biliyorum yakındır, kaçıracağım aklımı!"

"hayatın kendisi bile sadece seni temsil ediyor. bazen kollarında olduğumu hayal ediyorum. ve kulağıma fısıldıyor ve gözlerimi kapatıp, hayallere daldıran şeyler söylüyorsun. ve ben bunu fevkalade buluyorum. ve bir gün bırakıp gittin. beni terk edip gittiğin o günden beri çaresizim. gökyüzünde sen varsın, yeryüzünde sen varsın." şarkılar böyle devam ederse, almanların beni vurmasına gerek kalmayacak. bileklerimi kendim keseceğim!

- ne dediniz, efendim?
- james, bunu hak et, hak et!

bugün, ailem de benimle beraber. benimle gelmek istediler. dürüst olmam gerekirse, buraya tekrar geldiğimde ne hissedeceğimden, emin değildim. bana o gün, o köprüde söylediklerin, hiç aklımdan çıkmıyor. hayatımı, elimden geldiğince düzgün bir şekilde yaşamaya çalıştım. umarım sana layık olabilmişimdir. umarım ki, en azından senin gözünde benim için yapmış olduğun her şeyi hak etmişimdir.