rollo may etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rollo may etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.11.2017

uzun lafın kısası

gabriel tarde: hayat, yararsızlıktan geçerek imkansızı aramaktır.

judith martin: her içgüdünün peşinden gitsek, şu anda birbirimizi boğazlıyor olurduk.

richard price: güç kadar gözden kaçırılmaması gereken başka bir şey yoktur.

erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.

giorgio agamben: düşlerini gerçekleştirmiş birinden daha sıkıcı bir şey yoktur.


hermann hesse: öbür dünya diye bir şey yok. kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da öyle. aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini; ama bu da uzun sürmez.

rıfat ılgaz: eleştiri dost övgüsü, kitap reklamı değildir. o da şiir kadar dürüstlük ister.

harold lamb: yanlışı doğrudan sadece bir saç kılı ayırsa bile, yanlış yine de doğru değildir.

rollo may: yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.

françois thual: hiçbir toplum, ister ekonomik olarak ister demokratik olarak kurulmuş olsun, etnik yangının geri dönüşünden muaf değildir.

gertrude stein: yanıt yoktur. yanıt olmayacaktır. yanıt asla olmamıştır. işte yanıt budur.

31.01.2017

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bir kadın sizi on altına satar.

anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.

bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.

charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.

epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?

gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.

jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.

kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.

orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.

rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.

max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.

wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.

31.12.2016

uzun lafın kısası

charles bukowski: her yerde dünyanın duvarlarına tutunmaya çalışırız.

amin maalouf: kimsenin içmediği suya ne mutlu! yollardan uzaklarda çiçek açan ağaca ne mutlu!

benjamin constant: aşk, tüm duyguların en bencilce olanıdır ve bu nedenle bir kez zedelenirse de en soysuzu.

erik orsenna: farklılıkların yok olması, dünya üzerindeki en büyük tehlikedir.

james joyce: içgüdülerdir dünyaya hükmeden. yaşamda. ölümde.

william faulkner: bir adam bir fırsatını bulmayagörsün, istemeyegörsün her şeyi yapabilir ve yapacaktır.

kierkegaard: bilinç ne kadar artarsa umutsuzluk o kadar şiddetlidir.

alexandre dumas: belirsizlik tüm işkencelerin en kötüsüdür.

maureen freely: gerçekle yüzleşemeyen insanlar bir günah keçisine ihtiyaç duyarlar. en iyi günah keçileri de şahsen tanımadığın kişilerdir.

oğuz atay: milliyetçilik, modası geçmiş bir gericiliktir.

rollo may: cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

wilhelm stekel: olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir; olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.

29.09.2016

uzun lafın kısası

amin maalouf: yalnızsın, yoksulsun, seninkiler tarafından yadsındın ve evreni fethe gidiyorsun. gerçek başlangıçlar böyle belli olur.

sylvia plath: basılmamış bir yazı yığını kadar kokuşmuş bir şey olamaz.

charles chaplin: kötü günleri görmezseniz mutlu günlerin değerini anlayamazsınız.

benjamin franklin: ufak bir ihmal büyük zararlar doğurabilir. çividen yoksunsa nal elden gider, naldan yoksunsa at elden gider, attan yoksunsa binici elden gider.

epikuros: mutlu ve ölümsüz yaratığın hiçbir işi yoktur, hiç kimseye de bir iş çıkarmaz.

gustave flaubert: her şeyi tanrıya bırakmak faziletlerin en kötüsüdür.

jane austen: akıl soranlar ancak yanlış karar verecekleri zaman, vicdanlarının sesini susturmakta yardımcı aradıkları için sorarlar.

kierkegaard: bir kız ilk bakışta ideali uyandıracak kadar derin bir izlenim bırakmıyorsa onun gerçeği de pek arzulanacak bir şey değil demektir.

alexandre dumas: bir babanın ya da bir annenin yüreğinin hiçbir zaman anlayamayacağı şeyler vardır.

maurice duverger: ezilen sınıflara, ölümden sonraki sonsuz yaşamda, hak edenlerin eşit olacağını vaat ederek, bu dünyadaki kaderlerine razı olmalarını telkin eden din, aslında egemen sınıfın hizmetindedir.

orhan pamuk: bütün katiller, sanıldığının aksine, inançsızlardan değil, fazla inananlardan çıkar.

rollo may: insan, en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.

31.07.2016

uzun lafın kısası

epikuros: ölümsüz iyilikler arasında yaşayan bir insanın ölümlü bir canlıya benzer bir yanı yoktur.

anatole france: anavatan için öldüğünüze inanıyorsunuz; oysa bazı sanayiciler için ölüyorsunuz.

g.b. shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.

charlotte bronte: dünya tarihinin en iyi insanlarından birçoğu parasız, evsiz yaşamışlardır.

wilhelm reich: asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.

gustave flaubert: insan, yeteneğinin doruğuna ancak kendinden soyunarak erişebilir.

wittgenstein: ölüm korkusu yanlış, yani kötü yaşamın en belirgin işaretidir.

max horkheimer: zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.

alexandre dumas: büyük bir umutsuzlukla dolu yüreklerde artık başka heyecana yer yoktur.

orhan pamuk: içinizde kalbinize nakşettiğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hala sizin evinizdir.

william faulkner: zeki insanlar her türlü insan adaletsizliğine, budalalığına ya da acısına karamsar ve alaycı bir akli acıma duyarlar.

rollo may: sizi kabul edecek bir baba olmadan yaşayabilirsiniz; ama sizce anlam taşıyan bir dünya olmadan yaşayamazsınız.

6.04.2014

yazının bir çağı

mehmet h. doğan

şairler belki de bütün insanlık tarihi boyunca ayın bizce görünmeyen yüzünü merak eden, görmeye çalışan ilk kişiler olmuştur. bütün sanat dalları içinde büyüye en yakın olan sanatın şiir oluşu bundandır. şairlerin, dilin günlük yaşamda ister konuşma aracı ister yazı olarak kullanılışı yanında başka bir dil, bir şiir dili yaratma gereksinimleri, bu, görünmeyeni, bilinemeyeni gösterme, dışavurma çabalarının bir sonucudur.

george steiner: nazizmden sonra gelen bizler, artık edebiyata, dile, eğitime kusursuz bir gözle bakamayacağız; zira kişinin akşam goethe ve rilke'yi okuyup bach ve schubert'i çalıp ertesi gün bir toplama kampındaki korkunç görevine çekinmeden başlayabileceğini artık çok iyi bilmekteyiz.

t.s. eliot: bir kimse yazın alanında hep yaratıcı kalmak için, gelenek ile yaşayan kuşağın yeniliği arasındaki bilinçsiz dengeyi sürdürmek zorundadır. çünkü şiirde geçmişe hiçbir şey borçlu olmayan tam bir yenilik yoktur.

gerçek yol açıcı sanatçıların yaşamdan, sanat pratiğinden başka ölçüsü, ilkesi, kuramı yoktur. kuramların, akımların durağan, yaşamın ve pratiğinse devingen olduğunu bilirler. sanatçıların akımlar ve kuramlarla değil, akım ve kuramların sanatçılarla kaim olduğunu bilirler. bu gücü, bu özgür istenci gösteremeyen ikinci, üçüncü dereceden sanatçılarsa kendilerinden bir şey katamadıkları için sımsıkı sarılırlar kuramlara, akımlara; belli ilkelerden, kuramlardan ayrılınca ortada kalacaklarını, yiteceklerini hissettikleri için başkalarının açtığı yollarda yıllarca sürdürürler o akıllı uslu yürüyüşlerini.

edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.

rollo may: sanatçılar genellikle kendi iç imgeleri ve hülyalarına dalmış yumuşak huylu insanlardır. ama tam da bu onları baskıcı bir toplum için korkulu kılar. çünkü sanatçılar, insanoğlunun süregelen kafa tutma gücünün taşıyıcılarıdır. kendilerini, tanrının yaradılışta kaostan biçimi yaratması gibi, kaosun içine ona biçim vermek için gömmeyi severler. gündelik, duygusuz, alışılageldik olandan hiçbir zaman hazzetmeyerek devamlı yeni dünyalara doğru ileri atılırlar. böylece "soyun yaratılmamış vicdanı"nın yaratıcıları olurlar.

christopher caudwell: bir zamanlar, gelecek, insanın umutlarını ve emellerini bağladığı bir yerdi: gelecekteki zenginlikleri bugünün dar kategorilerinde tutan dünyanın sertliğinden, zulmünden intikam aldığı bir yer.

insanın, insanla birlikte toplumun gelişmesini, ileri atılmasını engelleyen, sıkan, çelikten çemberler içinde bunaltan bir düzendir bu. ama kaçınılmaz biçimde kendi zıddına dönüşecektir. çünkü işlettiği baskı, yarattığı bunalımla birlikte kendine karşı, yani bunalıma başkaldıran güçleri de yaratmaktadır. işte bunalımın yaratıcılığı da buradan gelmektedir.

behçet necatigil: aslında şiir, bir bilgece bilmezlikten geliştir; eski deyişle: tecahül-i arifane. yoksa hiçbir şairi o kadar saf sanmayın! bir şair, belli bir süre içinde moda olan yönelişe uzak kalıyorsa, bu onun çağın sorunlarına sırt çevirmiş olduğunu göstermez. ama o, kendine göre bir işbölümü yapmış, tezgahını ona göre kurmuştur. bildiği zanaatın dışına çıkmadan, çıkamadan, o zanaatın en iyi ürünlerini vermeye, içtenlikle vermeye yönelmesi de bir kişilik, bir ahlak, bir tutarlılık belirtisidir. gerçi solo tek başınadır ama, ayrı ayrı tek şey arama yollarıdır şiir.

odisseus elitis: şiir, tanrının hatalarını düzeltmek için doğmuştur.

michel foucault: beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireyler ya da yaşam değil de yalnızca nesnelere değgin bir şey durumuna gelmesi. sanatın yalnızca sanatçı denilen uzmanlar tarafından gerçekleştirilen bir uzmanlık dalına dönüşmesi. neden her kişi kendi yaşamını bir sanat yapıtına dönüştüremesin? neden şu ev ya da lamba bir sanat yapıtı olsun da benim yaşamım olmasın? kendi kendimizi oluşturmalı, kendi kendimizi yapmalı, bir sanat yapıtı gibi düzenlemeliyiz.

anlam şiirin içinde ve birden çoktur. bilinçli şiir okuru o anlamı kendince yorumlar, duyup da dile getiremediği şeyleri bulur onda. t.s. eliot'ın deyişiyle söylersek, şiir, yaşamın bu "kendimizden kaçış" anlarını yakalar, dile getirir. yaşamı zenginleştirir, bütünler.

melih cevdet anday: sanat, doğaya eklenmiş insan demektir ve insan doğanın bilincidir.

ayrıntı; açıklamaları, uzun betimlemeleri gereksiz kılar; yazılmayanı sezdirmek için vardır ayrıntı. bir tür sözcük ve cümle ekonomisidir. gerekli olmayan birtakım betimlemelerin, küçük noktaların özenle ve ustaca ayıklanmasıdır.

charles baudelaire: özgünlüğümüzün nerdeyse tamamı, zamanın duyularımıza bastığı damgadan geliyor.

bir şeyden söz etmenin temel koşulu bir açıya ya da bir açılar sistemine girmektir.

nazım hikmet: ben şiirde realiteyi bütün mürekkepliği, mazi, hal, istikbal unsurlarıyla ve hareket halinde veren bir realizme ulaşmak istiyorum. fakat hala ulaşamadım. birçok yazımın realizmi tek taraflıdır. bundan dolayı da çok defa fazla haykıran bir "propaganda" edası taşıyorlar. bu hatamı anladım. yeni verimlerimde bu hataya bir daha düşmeyeceğim. cihanı görüş, anlayış bakımından değil, bu cihanı görüş ve anlayışın sanattaki tezahürü bakımından telakkilerim bir hayli değişti.

bizde cumhuriyet döneminde, istiklal marşı için açılan şiir yarışmasını saymazsak, bilinen ilk şiir yarışması 1946'daki chp şiir yarışması'dır.

10.09.2011

yaratma cesareti

rollo may

sizi kabul edecek bir baba olmadan yaşayabilirsiniz; ama sizce anlam taşıyan bir dünya olmadan yaşayamazsınız.

leibniz: eğer bir şey öğrenebileceksem en kötü düşmanımı dinlemek için yirmi mil yürürüm.

ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yetisi -cesareti- gelişmenin ön koşuludur, insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.

otto rank: gerçek hastalık olmadan gerçek iyileşme olmaz.

kierkegaard, nietzsche, camus ve sartre cesaretin umutsuzluğun yokluğu olmadığını ortaya attılar; cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

paul tillich: insanlar kaygılarından kurtulmak için tanrı'yı ve korkuları yarattılar.

insan en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.

george bernard shaw, kemancı heifetz tarafından verilen bir konsere gittikten sonra eve vardığında ona şu mektubu yazmış: "azizim mr. heifetz; karım ve ben konserinizle büyülendik. böylesine güzel çalmayı sürdürürseniz genç yaşta öleceğiniz muhakkak. kimse tanrıların kıskançlığını kamçılamadan böylesine mükemmel çalamaz. sizden her akşam yatmadan önce kötü bir şeyler çalmanızı içtenlikle istirham ediyorum."

edgar degas: ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duyguyla yapar.

yaratıcılığın, kendi özel kültürümüzde ciddi psikolojik sorunlarla bütünleştiği muhakkak: van gogh çıldırdı, gauguin içe kapanık (şizoid) görünüyor, poe alkolikti ve woolf ciddi bir çöküntü içindeydi. yaratıcılık ve özgünlüğün, kültürlerine uymayan kişilerde bütünleştiği apaçık.

picasso: her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.

yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.

albert einstein bir keresinde princeton'daki bir arkadaşına: "neden en iyi fikirler aklıma sabahları tıraş olurken geliyor?" diye sormuştu. arkadaşı, alışılmadık fikirlerin ortaya çıkması için sıklıkla zihnin -dalgınlıkta ya da gün düşlerinde serbest kalması gereken- iç kontrollerinin gevşemesi gerektiği yolunda yanıtlamıştı.

kierkegaard: günümüz yazarı, öğrenme lehine tutkunun yok edildiği bir çağda kaderini kolaylıkla öngörebilir, okurları olmasını isteyen bir yazar, kitabını bir öğle sonrası şekerlemesi esnasında kolaylıkla okunabilecek bir biçimde yazmaya özen göstermelidir.

goethe: hayatta yüce amaçları olanlara karşı tek bir tavır olanaklıdır: onları sevmek.