david fincher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
david fincher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.12.2021

uyarı

~fight club

eğer bunu okuyorsan, bu uyarı senin için. bu anlamsız güzel baskılı kağıttan okuduğun her kelime hayatından harcanan diğer bir saniye demek. yapacak başka işlerin yok mu? hayatın gerçekten bu kadar boş mu da bu anları daha iyi geçirebileceğin bir yol düşünemiyorsun? yoksa saygı ve inanç beslediğin otoriteyi ortaya koyanlardan çok mu etkilendin? okuman gereken her şeyi okur musun? düşünmen gereken her şeyi düşünür müsün? sana alman gerektiği söylenen her şeyi satın alır mısın? apartmanından dışarı çık. karşı cinsten biriyle tanış. lüzumsuz alışverişi ve mastürbasyonu bırak. işinden ayrıl. bir kavga başlat. yaşadığını kanıtla. eğer insanlığını ispat edemezsen, bir istatistik olarak kalacaksın. artık uyarıldın. imza: tyler. 

* if you are reading this, then this warning is for you. every word you read of this useless fine print is another second off your life. don't you have other things to do? is your life so empty that you honestly can't think of a better way to spend these moments? or are you so impressed with authority that you give respect and credence to all who claim it? do you read everything you're supposed to read? do you think everything you're supposed to think? buy what you're told you should want? get out of your apartment. meet a member of the opposite sex. stop the excessive shopping and masturbation. quit your job. start a fight. prove you're alive. if you don't claim your humanity you will become a statistic. you have been warned. tyler.

6.09.2021

fight club

david fincher

bir söz vardır: "insan sevdiğini incitir." bu iki yönlü olarak işler.

uykusuzken hiçbir şey gerçek görünmüyor. sanki her şey uzakta. her şey suretin suretinin sureti.

özgürlüğü buldum. hiç umudumun kalmaması özgürlük demekti.

insan uykusuzluk çekerken hiç uyuyamasa da, tam olarak uyanık da kalmıyor.

marla'nın hayat felsefesi her an ölebileceği üzerine kuruluydu. asıl trajedi ölmemesiydi.

yeterince uzun bir zaman diliminde hayatta kalma şansı herkes için sıfırdır.

biz tüketiciyiz. tutkulu bir yaşam tarzının yan ürünleriyiz. boşversene. çimen yeşili çizgili oturma grubunu da boşver. bence eksiksiz olmaya kalkışma. mükemmel olmaya hiç çalışma. bırak evrilelim. bırakalım her şey düşeceği yere düşsün.

sahip oldukların sonunda sana sahip oluyor.

biz kadınlar tarafından büyütülmüş bir erkek nesliyiz. başka bir kadının aradığımız şey olduğunu hiç sanmıyorum.

kendini geliştirmek mastürbasyondur. ve kendini yok etmektir.

dövüş kulübünde kazanmak ya da kaybetmek önemli değildi. kelimelerin anlamı yoktu. dövüş bittiğinde hiçbir şey çözülmese de zaten bunun bir önemi kalmıyordu. sonrasında kendimizi arınmış hissediyorduk.

mülkümü yok ederek beni özgür kılan kişi kendimi bulmamı sağladı. uygarlığın temel varsayımlarını reddediyorum; özellikle de mülkiyete verilen önemi.

şu prezervatif çağımızın kristal ayakkabısı. onu takıp bir yabancıyla karşılaşıyorsun. bütün gece dans ediyor, sonra atıyorsun. prezervatifi demek istiyorum, yabancıyı değil.

tuz dengesinin doğru olması gerekiyor; bu yüzden en iyi sabun yağı insandan çıkar. eski insanlar giysilerin nehrin bir noktasında daha temiz yıkandığını keşfettiler, neden biliyor musun? çünkü o noktanın yukarısındaki tepede insan kurban edilmişti, bedenler yakılmış ve su küllere karışarak doğada bu suyu yaratmıştı. bedenlerin erimiş yağlarıyla karışınca bu madde sabun olup nehre dökülüyordu.

acı ve fedakarlık olmadan hiçbir şey yapamazsın.

babalarımız bizler için tanrı modeliydi. eğer babalarımız bizi terk ettiyse tanrı nasıl biridir? beni dinle. tanrının  senden hoşlanmadığı olasılığını düşün. o belki seni hiç istemedi; hatta büyük olasılıkla senden nefret ediyor. bu başına gelebilecek en kötü şey değil. ona ihtiyacımız yok. lanetlenmeye ve affedilmeye ihtiyacımız yok tanrının istenmeyen çocukları mıyız? öyle olsun!

önce teslim olmalısın. her şeyden önce korkmayı bırakıp bir gün öleceğini kabullenmelisin. ancak her şeyi kaybettikten sonra her şeyi yapmakta özgür oluruz.

burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. bir potansiyel görüyorum. ama heba oluyor. lanet olsun bütün bir nesil benzin pompalıyor. garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köleler olmuşlar. reklamlara kanıp araba ve kıyafet kovalıyorlar. nefret ettiğimiz işlerde çalışıp ihtiyaç duymadığımız şeyler alıyoruz. bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. ne bir amacımız var ne de bir yerimiz. ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. bizim savaşımız  ruhani bir savaş; en büyük buhranımız: hayatlarımız. televizyonla büyürken bir gün milyoner bir film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık ama olmayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve bu yüzden çok ama çok kızgınız.

normal bir insan kavgadan kaçmak için her şeyi yapar.

sizler işiniz değilsiniz. bankadaki paranız değilsiniz. bindiğiniz araba değilsiniz. cüzdanınızın içindekiler değilsiniz. siz iç çamaşırı değilsiniz. sizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerisiniz.

dinleyin sürüngenler, sizler özel değilsiniz. güzel ya da eşsiz birer kar tanesi değilsiniz. diğer her şey gibi çürüyen organik maddelersiniz. hepimiz aynı gübre yığınının parçasıyız.

elime bir tüfek alıp türünü korumak için çiftleşmeyen her pandayı vurmak istiyordum. petrol tankerlerini açıp o hiç görmeyeceğim fransız sahillerini pisletmek istiyordum. duman solumak istiyordum.

dibe vurmak bir hafta sonu tatili ya da bir seminere katılmak değildir. her şeyi kontrol etmeye çalışmaktan vazgeç! bırak ne olacaksa olsun! bırak olsun!

insanlar bunu her gün yapıyor. kendileriyle konuşuyor, kendilerini olmak istedikleri gibi görüyorlar. ama onların bunu devam ettirecek cesaretleri yok.

4.05.2021

evlilik

~gone girl

"herkesi bana karşı kışkırtabilirsin. umrumda değil. seni terk ediyorum."

"çocuğunu sana karşı kışkırtmama gerek kalmayacak. o kendiliğinden senden nefret edecek."

"seni pis kancık!" 

"sen bu kancıkla evlendin! kendini sevdiğin tek zaman, bu kancığın hoşlanabileceği bir erkek olmaya çalıştığın zamandı. ben kolay pes etmem. ben böyle bir kancığım. köylü bir kızla mutlu olabileceğini mi sanıyorsun? hayır yavrum. seni ancak ben paklarım."

"hayal aleminde yaşıyorsun. kafayı yemişsin. neden böyle bir şey istiyorsun? evet, seni sevmiştim. ama sonra birbirimize uyuz olduk, birbirimizi değiştirmeye çalıştık. birbirimize acı çektirdik."

"evlilik budur işte."

29.10.2014

gone girl

david fincher

"birbirimize ne yaptık?"

en mutlu çift siz değilseniz beraber olmanın ne anlamı var?

herkes bize defalarca söylemişti evlilik emek ister diye. hoşgörü ve çok emek. "ey bu kapıdan girenler, bırakınız her türlü ümidi."

evliliğinizin ne kadar dayanıklı olduğunu test etmek ister misiniz? denkleme bir ekonomik kriz ekleyin ve iki iş çıkarın. son derece etkili.

asla onlar gibi olmayacağımıza söz ver. tanıdığımız o berbat çiftler gibi. kocalarını eğitilecek ve gösteriş için kullanılacak birer maymun gibi gören kadınlar. eşlerini atlatılacak ve uzak durulacak birer trafik polisi gibi gören kocalar.

iki insan birbirini sevdiği halde ilişkilerini yürütemiyorsa işte asıl trajedi budur.

11.12.2010

kesişme noktası

~the curious case of benjamin button

bazen kesişme noktasındayızdır ama farkına varmayız. tesadüfen ya da bilerek ayarlanmış da olsa bu konuda yapabileceğimiz bir şey yoktur.

paris'te bir kadın alışverişe gidiyordu. ama mantosunu unuttuğu için onu almak üzere geri döndü. mantosunu aldığında telefon çaldı, durup açtı ve birkaç dakika konuştu. kadın telefonda konuşurken daisy, paris opera binasında gösteri için prova yapıyordu. o prova yaparken kadın telefonu kapatıp dışarı çıkarak taksiye bindi. önceki müşterisini bırakan taksi şoförü bir fincan kahve içmek için mola vermişti. bütün bunlar daisy prova yaparken oldu. önceki müşterisini bıraktıktan sonra kahve molası veren taksi şoförü şimdi bir önceki taksiyi kaçıran alışverişe giden kadını almıştı. taksi, saatini kurmayı unuttuğu için işe gitmek üzere evden her zamankinden 5 dakika geç çıkan adam karşıdan karşıya geçtiği için durmak zorunda kaldı. işe geç kalan adam karşıdan karşıya geçerken daisy provayı bitirip duşa girmişti. daisy duş alırken, taksi de kadını, tezgahtar kızın erkek arkadaşından ayrıldığı için hazırlamayı unuttuğu paketi almak için girdiği butiğin önünde bekliyordu. paket hazır olduğunda taksiye dönen kadının önüne bir kamyon çıkmıştı. bu sırada daisy giyiniyordu. kamyon yoldan çekildiğinde taksi harekete geçti. bu sırada daisy giyinmiş, ayakkabısının bağı çözülen bir arkadaşını bekliyordu. taksi trafik ışığında durduğunda daisy ve arkadaşı tiyatronun arka kapısından çıktı.

sadece bir şey farklı olsaydı, o ayakkabı bağı çözülmeseydi, o kamyon daha önce geçseydi ya da o paket hazır olsaydı; çünkü kız erkek arkadaşından ayrılmamış olsaydı ya da o adam saatini kurup 5 dakika önce kalksaydı ya da o taksi şoförü kahve molası vermeseydi ya da kadın mantosunu unutmasaydı ve bir önceki taksiye binseydi daisy ve arkadaşı karşıdan karşıya geçerken taksi de onları geçip gidecekti. ama hayat kimsenin kontrol edemediği yaşamların ve olayların kesişiminden ibarettir. o taksi geçip gitmedi ve o şoförün bir anlığına dikkati dağıldı ve taksi daisy'e çarptı ve daisy'nin bacağı 5 yerinden kırıldı. terapiyle ve zamanla tekrar yürüyebilecekti ama bir daha asla dans edemeyecekti.

11.02.2010

the curious case of benjamin button

david fincher

bizi neyin beklediğini asla bilemeyiz.

huzurevine insanlar gelir ve giderdi. birinin gittiğini her zaman anlardınız. evde bir sessizlik olurdu. büyümek için harika bir yerdi. hayatın tüm tutarsızlıklarını bir yana bırakmış insanlarla beraberdim. sadece hava durumunu, banyonun sıcaklığını ve gün batımını merak ederlerdi. her ölenin yerine bir başkası gelirdi.

bazen en az hatırladığımız insanların üzerimizde büyük etkisinin olması çok tuhaf bir şey.

piyanoyu ne kadar iyi çaldığın değil, çalarken nasıl hissettiğin önemlidir.

kimsenin başka bir şey söylemesine izin verme; ne yapman gerekiyorsa onu yap.

sevdiğimiz insanları kaybetmemiz gerekir. bizim için ne kadar değerli olduklarını başka nasıl anlayabiliriz ki?

sevdiğiniz insanların, kimsenin onlara zarar veremeyeceği yataklarında uyuduğunu bilmek, huzur verici; hatta rahatlatıcı bir şeydir.

olaylar karşısında son derece kızabilirsin. küfredebilir, kadere lanet okuyabilirsin ama yolun sonuna geldiğinde her şeyi bırakmak zorundasın.

eve dönmek çok tuhaf. aynı gözüküyor, aynı kokuyor, aynı hissettiriyor. değişenin kendiniz olduğunu fark ediyorsunuz.

hayatımızı fırsatlar belirler. hatta kaçırdığımız fırsatlar da.

tek gözüm görmüyor, ağır işitiyorum. birdenbire sallanmaya başlıyorum. ne düşündüğümü sürekli unutuyorum ama biliyor musun? tanrı, hayatta olduğum için ne kadar şanslı olduğumu hatırlatıp duruyor.

hayatımdaki en mutlu anlardan biriydi. çok fazla mobilya almadık. salonda piknikler yaptık. ne zaman istersek o zaman yemek yedik. istediğimiz zaman bütün gece uyumadık. asla rutin bir hayat yaşamayıp aynı saatte yatıp kalkmayacağımıza ant içmiştik. o yatağın üzerinde yaşadık.

bir daha asla kendime acımayacağıma söz veriyorum.

tatlım, eninde sonunda hepimizin altı bağlanır.

bazı insanlar, nehir kıyısında oturmak için doğar. bazılarına yıldırım çarpar. bazılarında müzik kulağı vardır. bazıları sanatçıdır. bazıları yüzer. bazıları düğmelerden anlar. bazıları shakespeare'i bilir. bazıları annedir. ve bazıları, dans eder.

hiçbir şey sonsuza dek sürmez. bazı şeyler asla unutulmaz. bazı şeyleri unutmak iyidir.

"doğum günün kutlu olsun. sana iyi geceler öpücüğü verebilmek isterdim. ilk gününde seni okula götürebilmek isterdim. orada olup sana piyano çalmayı öğretebilmek isterdim. bir oğlanla flört etmemeni söyleyebilmek isterdim. kalbin kırıldığında sana sarılabilmek isterdim. baban olabilmek isterdim. yaptığım hiçbir şey bunun yerini tutamaz."

hiçbir şey için asla çok geç değildir ya da benim durumumda, istediğin kişi olmak için çok erken değil. zaman sınırı yoktur, istediğin zaman başlayabilirsin. değişebilir ya da aynı kalabilirsin. bunun bir kuralı yoktur. en iyisini ya da en kötüsünü yapabiliriz. umarım, sen en iyisini yaparsın. umarım, seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. umarım, daha önce hiç hissetmediğin şeyler hissedersin. umarım, değişik bakış açıları olan insanlarla tanışırsın. umarım, gurur duyacağın bir hayatın olur. öyle olmadığını anlarsan umarım, en baştan başlayacak gücü kendinde bulursun.