friedrich schlegel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
friedrich schlegel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.10.2015

ironi kavramı

kierkegaard

söylev sanatında sık kullanılan bir söz oyununun adı ironidir ve özelliği, söylenen sözün aksinin ima edilmesidir.

deneyci belirlemeyi kare, sezgisel olanı da çember olarak aldığımız zaman ikisi arasındaki niteliksel farkın sonsuz olduğu konusunda okuyucunun bize katılacağını umuyorum. ksenephon'da amaçsızca dolaşan bilinç, karenin içinde sonsuza dek yürür ve kuşkusuz çoğunlukla kendini kandırır. önünde bir düzlem gören bu bilinç, gerçek sonsuzluğa eriştiğini sanır ve köşeye vardığında bir böcek gibi tepetaklak gider; çünkü sonsuzluk gibi görünen şey aslında sadece karenin bir kenarıdır.

ksenephon'a göre, sokrates öğretisinin çıkış noktalarından biri de yararlılıktır. ancak yararlılık, sadece iyinin iç sonsuzluğuna denk gelen karedir: kendinden çıkıp kendine döner, kayıtsızca uğraklarından herhangi birine doğru gitmek yerine, tümünün ve her birinin içinde hareket eder. yararlının diyalektiği sonsuzdur; ama bu diyalektik aynı zamanda son derece kötüdür. yararlı, iyinin dış diyalektiği, onun olumsuzlayanıdır; ama parçalandığı zaman, hiçbir şeyin dayanıklı olmadığı, bir şekli ve formu olmayan cisimlerin gözlemcinin süreksiz ve yüzeysel bakışlarına göre sıkışıp dağıldığı, her bir tikel varolanın daimi bir hesap işlemi içinde varlığın sonsuzca bölünebilen parçalarından biri haline geldiği bir gölgeler krallığına dönüşür.

yararlı, her şeyin ortasıdır; hatta yararsızın bile. çünkü hiçbir şey mutlak olarak yararlı ya da yararsız olamaz; zira mutlak yararlılık hayatın sürekli değişen akışında, çabucak uçup giden tek bir andır.

sokrates: bir tezek sepeti güzel midir? elbette ve altın bir kalkan da çirkindir; eğer biri işlevi için iyi şekilde yapılmış ve diğeri yapılmamışsa.

safsata, bilginin fenomene karşı sürekli verdiği, bencilliğe hizmet eden ölüm kalım savaşıdır; bu savaş hiçbir zaman sonuca bağlanamaz; çünkü fenomen düştüğü yerden çabucak kalkar. nasıl ki bilgi tek başına, bir kurtarıcı melek gibi, ölüm fenomenini sürüp atar ve hayata dönüştürür; safsata da sonunda sayamayacağı kadar çok fenomen tarafından ayaklar altına alındığını görür.

aristophanes: her birimiz bir insanın tamamlayıcı parçasıyız; pisi balıkları gibi bir bütünün yarısına benzeriz.

aşk, insanın sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissetmesi ve onu arzulamasıdır.

ironinin doğası, onun hiçbir zaman maskesini çıkarmasına izin vermediği için, hatta ironinin özünde proteus gibi kılık değiştirme zorunluluğu bulunduğu için, ona tutkuyla bağlanan gençlerin çok acı çekmesi de kaçınılmazdır. ironinin nahoş bir tarafı da olduğundan, olağanüstü baştan çıkarıcı ve büyüleyici anları vardır. türlü türlü kılıklara girmesi ve o muhteşem gizemliliği, başlattığı mesafeli iletişim, ayrıca bir de ironistin belli bir uzaklıktan anlaşılma zorunluluğu, bir türlü yakalanamayan ve görkemi sözle anlatılamayan anlama anının hemen ardından gelen yanlış anlama korkusu, insanları kopmaz bağlarla kendine esir eder. birey ironistle ilk temasında, ironistin bireye açıldığı oranda, kendisini özgür bırakılmış ve yücelmiş hissederse de, bir an sonra onun gücüne esir düşer.

kuşkuculuk bile her zaman birtakım varsayımlarda bulunurken, ironi, yaşlı bir cadı gibi, önce görebildiği her şeyi, ardından da kendisini yiyip yok etmek için olağanüstü bir çaba gösterir.

doğulu, vücudundan kurtulmak isteyebilir ve bunu bir baskı unsuru olarak görebilir; ama bunun nedeni daha özgür olmak değil, daha da bağımlı hale gelmektir; sanki özgürce hareket etmek yerine bir bitkinin hayatını tercih etmektedir. bir esrarkeşin buğulu, uykulu esnemesi, düşüncenin genişliğine yeğrid; tıpkı hareketin enerjisindeki aldatıcı bir duraklamanın dolce far niente'sinin (tatlı avarelik) yeğlenmesi gibi.

bu hayat kusurludur ve özlemin nesnesi şekilsizdir.

insan hayatının iki kutup arasında uykulu uykulu dolaştığından söz edilebilir: birinci kutupta ironi, insan ruhunu göreceliliğin ağlarından kurtardığı için sağlıktır; ikinci kutupta ise, hiçlik biçimi dışında hiçbir mutluulğa dayanamadığı için hastalıktır; ama bu hastalık çok az kişinin yakalandığı, daha da azının kurtulduğu, belirli insanlar özgü ateşli bir hastalıktır.

bilge insanlar, başka bir bilgili insanın değil, bilgisiz bir insanın söylediğinden daha fazlasını söylemek için çaba gösterirler; ama bilgisiz insanlar, hem bilgili hem de bilgisiz insanların söylediğinden fazlasını söylemek isterler.

safsata, benlikçi düşüncenin çılgınca ve ahlaksızca debelenmesi; sofist de onun nefes nefese kalmış rahibidir. safsatadaki daimi düşünce, sonsuz bir düşünceler zinciri olmak üzere dağılırken, bu düşünce yığını da aynı yoğunlukta bir sofist yığını ile canlandırılır.

ahlaklı birey iyiyi asla gerçekleştiremez; ancak olumlu anlamda özgür olan birey iyiyi sonsuz olumlu algılayabilir, görevi bilir ve gerçekleştirir.

"her kim canını kurtarmaya çalışırsa onu kaybedecektir." (yeni ahit, luka 17:33)

her bilgede cesaret vardır ve ancak hayatını öne sürecek kadar cesur bir adam onu kurtarabilir. geri kalan herkes, karısını geri getirmek için yeraltına inen orpheus gibidir; tanrılar ona karısının ancak hayaletini gösterirler; çünkü onu, aşkı için hayatını öne sürecek cesareti olmayan samimiyetsiz bir çalgıcı gibi görürler.

herakleitos: birlik, kendi içinde çatışan şeylerin uyuşmasıdır; tıpkı ok ile yay arasındaki uyuşma gibi.

thrasymakhos: doğru insan iyi yüreklidir; ama istediğini bilmez.

hegel: ölüm, hastalık ve nöbete tutulma gibi durumlarda insanlar, eşyanın bilinen ilişkisi içinde henüz belirlenmemiş olan, gelecekteki ya da halihazırdaki bazı durumları kavrayabilirler.

"insan bilgeliği ya çok az şeydir ya da hiçbir şey değildir. ey insanlar! içinizde en bilge kişi, sokrates gibi bilgeliğin gerçekte bir hiç olduğunu bilendir." (delphoi bilicisi)

her ne kadar cicero sokrates'in felsefeyi gökyüzünden indirip insanların evine getirdiğini yazsa da, onun yaptığı aslında insanları evlerinden ve yaşamakta oldukları yeraltı dünyasından yükseklere çıkarmaktı.

"ceset her nerede ise, akbabalar da orada toplanmış olur." (matta, 24:28)

gorgias: hiçbir şey var olmaz. var olsa bile, bilinemez. bilinebilse bile, başkasına bildirilemez.

olumsuz, kendi içinde yansıyan şeyle ilişki içindeki su gibidir: doğurduğu her şeyin kendisinin çok üzerinde görünmesini sağlarken, karşı olduğu her şeyin kendisinin çok altında görünmesine de yol açma özelliğine sahiptir. ancak olumsuz da, bundan ancak suyun olduğu kadar haberdardır.

schlegel: bir zaman gelecek ki, ikimiz tek bir akıldan, bir bitkinin çiçekleri ya da bir çiçeğin yaprakları olduğumuzu düşüneceğiz. o zaman şimdi umut olarak gördüğümüz şeyin aslında hatırlama olduğunu, gülerek fark edeceğiz.

4.11.2009

su ve düşler

gaston bachelard

rüyalar ve düşler kimi ruhlar için güzelliğin maddesidir.

nesnelerle derin düşler kuramayız. derin düşler kurmak için maddelerle düş kurmak gerekir. aynayla yola çıkan bir ozan bütün şiirsel deneyimini vermek istiyorsa pınarın suyuna varmalıdır.

shelley: su, üstüne gökyüzünün görüntüsünün kazındığı bir değerli taşa benzer.

friedrich schlegel: şunu kesinlikle biliyoruz ki, dünyaların en güzelinde yaşıyoruz.

güzeli görmek için güzel olmak gerekir.

üç nokta işaretleri metnin 'ruh çözümlemesini' yapar.

lessius: safra (ateş) etkisindeki kimselerin rüyaları ateşle, yangınla, savaşla, katliamla doludur; melankoli (toprak) etkisinde olanlarınki gömülmelerle, mezarlarla, korkunçluklarla, kaçışlarla, çukurlarla, her tür hüzün verici şeyle doludur; sümük (su) etkisinde olanlarınki göllerle, ırmaklarla, sellerle, batan gemilerle doludur; kan (hava) etkisinde olanlarınki uçan kuşlarla, koşularla, şölenlerle, konserle, söylemeye bile cesaret edilemeyecek şeylerle doludur.

imgelem gerçekliğin birtakım imgelerini oluşturma yetisi değildir; gerçekliği aşan, gerçekliği mırıldanan birtakım imgeler yetisidir. bir insanüstülük yetisidir. bir insan, insanüstü bir konuma eriştiği ölçüde insandır. bir insanı, onu insanlık koşulu'nu aşmaya iten bütün eğilimlerle tanımlamak gerekir.

kuğu parlak sularda seyredilirken kadındır; hareket halindeki imgesiyle erkektir.

nehrin işlevi, kadın çıplaklığını çağrıştırmaktır.

kuğu, yazında çıplak kadının yerine geçer.

madde, biçimin bilinçaltıdır.

ruhumuzun geçmişi derin bir sudur.

onda derin düşüncelere dalarak geçirilen her saat pişmanlıkların suyuna kavuşacak canlı bir gözyaşı gibidir; zaman doğal saatlerden damla damla akar; zamanın canlandırdığı dünya ağlayan bir melankolidir.

üzüntüyle duyduğumuz acı her gün öldürür bizi; bu acı, dalgaya düşen gölgedir.

zenginleşen ağırlaşır da. bunca yansıma ve bunca gölgeyle zenginleşen su da artık ağır bir sudur.

eğer su, bilinçaltı için temel maddeyse, toprağa egemen olmalıdır. toprağın kanıdır zaten. toprağın yaşamıdır. bütün manzarayı kendi yazgısına doğru sürükleyecek olan sudur.

yalnızca bir yerde sevebildim, ölüm nerede
soluğunu güzelliğinkine karıştırıyorsa orada (edgar allan poe)

insan sevdi mi, hemen ardından hayranlık duyar, korkuya kapılır ve korur.

çayır, nehrin eseri olarak, kim ruhlar için başlı başına bir hüzün izleğidir.

yazık ki, insanoğlu o kadar kusursuz bir usa sahip değil. yararlı olanı da en az doğru olan kadar güç keşfediyor.

bu çerçevede, kıyıdan canlı olarak suya atılmış çocukların sulardan kurtulduklarında, neden bir anda mucizevi varlıklara dönüştükleri anlaşılabilir. suları geçerek ölümü de geçmiş olurlar. böylelikle kentler kurabilir, halkları kurtarabilir, dünyayı yeniden yaratabilirler.

edgar allan poe: bazen, bana yabancı olmayan nesnelerin izlenimi, tıpkı bir şimşek gibi zihnimden geçer sanki, belleğin su üstünde kalmış bu karaltılarına hep ihtiyar yabancı söylencelerin ve çok eskilerde kalmış yüzyılların açıklanamaz bir anısı karışır. 

uykumuzda söylencelerdir düş gören..

suyu, kadını ve ölümü içinde sentezleyen imge dağılamaz.

su gececidir. onun yanında her şey ölüme doğru gider. su gecenin ve ölümün bütün güçleriyle konuşur. ay suyun tözüne, onu bozacak bir etkiyle girer. uzun süre ay ışığına maruz kalan su zehirlenmiş bir su olarak kalır.

insan durgun bir suyun yanında düş kurmuş olmanın doğurduğu hastalıktan hiçbir zaman iyileşmez.

edgar allan poe: ruhum durgun bir dalgadır.

christopher marlowe: ey ruhum, küçük su damlacıklarına dönüştür kendini ve hiç bulunamayacak şekilde okyanusa düş.

novalis: su ıslak bir alevdir.

gecenin karıştığı su uyumak istemeyen eski bir pişmanlıktır.

canavar, geceleyin, gülen bir denizanasıdır.

victor hugo: her şeyin biçimi bozulur, biçimsiz olanın bile.

göz bile, arı görüş bile katı cisimlere bakmaktan yorulur. biçim bozukluğunu düşlemek ister. görüş gerçekten düşün özgürlüğünü kabul ederse, her şey canlı bir sezginin içine akar.

kül nasıl ateşin tozuysa, çamur da suyun tozudur. çamur en çok değer yüklenmiş maddelerden biridir. su, bu biçimiyle, toprağa sakin, ağır ve güvenli verimlilik ilkesini getirmiş gibi görünür.

yaratmak için her zaman su ile toprağın birleşmek üzere buluştukları bir kil, esnek bir madde, bulanık bir madde gerekir.

biçimler sona erer; ama maddeler, asla. madde belirsiz düşlerin şemasıdır.

bir imgeyi sevmek, bilmeden eski bir aşk için yeni bir eğretileme bulmaktır. sonsuz evreni sevmek, bir anneye duyulan aşkın sonsuzluğuna maddesel bir anlam, nesnel bir anlam yüklemektir. herkes bizi bırakıp gittiğinde, bir yalnızlık manzarasını sevmek, acı veren bir yokluğu telafi etmektir, bizi bırakıp gitmeyen kadını hatırlamaktır. insan bütün ruhuyla bir gerçekliği sevdiği anda, o gerçeklik çoktan bir ruha dönüşmüştür bile, o gerçeklik artık bir anı olmuştur.

iyimserlik bir bolluktur.

maurice kufferath: aşk iksirinin sihirli gücünün hiçbir fiziksel rolü yoktur, onun rolü bütünüyle ruhsaldır.

gecenin gizeminde, karanlık bir mağaranın yalnızlığında, gerçeği özünde, ağırlığıyla, tözsel yaşamıyla tutuyorken insan, gelip geçici görünüşleri ne yapsın!

ey ayna
kendi çerçevende sıkıntıdan buz tutmuş soğuk su
kaç kez, saatler boyu, ruhumda düşlerin burukluğu
senin gayya kuyusu buzunun altında
gözlerim yaprak benzeri anılarımı aradığında
kendime göründüm uzak bir gölge gibi sende
ama eyvah! bazı akşam, vakur çeşmende
dağınık rüyamı çırılçıplak tanıdım ben (stéphane mallarme)

toprağı kazarsanız, su çıkar.

chateaubriand: soylu düşünceler soylu manzaralardan doğarlar.

en olağanüstü delilikler hiçbir zaman istisnai değildir.

öykünerek buluş yapılır.