platon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
platon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.04.2022

idealar dünyası

platon

- şimdi, insan denen yaratığı eğitimle aydınlanmış ve aydınlanmamış olarak düşün. bunu şöyle bir benzetmeyle anlatayım:

yer altında mağaramsı bir yer, içinde insanlar.. önde boydan boya ışığa açılan bir giriş.. insanlar çocukluklarından beri ayaklarından, boyunlarından zincire vurulmuş, bu mağarada yaşıyorlar. ne kımıldayabiliyor ne de burunlarının ucundan başka bir yer görebiliyorlar. öyle sıkı sıkıya bağlanmışlar ki, kafalarını bile oynatamıyorlar. yüksek bir yerde yakılmış bir ateş parıldıyor arkalarında. mahpuslarla ateş arasında dimdik bir yol var. bu yol boyunca alçak bir duvar, hani şu kukla oynatanların seyircilerle kendi arasına koydukları ve üstünde marifetlerini gösterdikleri bölme var ya, onun gibi bir duvar.. böyle bir yeri getirebiliyor musun gözünün önüne?

+ getiriyorum.

- bu alçak duvar arkasında insanlar düşün. ellerinde türlü türlü araçlar, taştan, tahtadan yapılmış, insana, hayvana ve daha başka şeylere benzer kuklalar taşıyorlar. bu taşıdıkları şeyler, bölmenin üstünde görülüyor. gelip geçen insanların kimi konuşuyor, kimi susuyor.

+ garip bir sahne doğrusu ve garip mahpuslar!

- ama tıpkı bizler gibi! bu durumdaki insanlar kendilerini ve yanlarındakileri nasıl görürler? ancak arkalarındaki ateşin aydınlığıyla mağarada karşılarına vuran gölgeleri görebilirler, değil mi?

+ ömürleri boyunca başlarını oynatamadıklarına göre, başka türlü olamaz.

- bölmenin üstünden gelip geçen bütün nesneleri de öyle görürler.

+ şüphesiz.

- şimdi bu adamlar aralarında konuşacak olurlarsa, gölgelere verdikleri adlarla gerçek nesneleri anlattıklarını sanırlar, değil mi?

+ öyle.

- bu zindanın içinde bir de yankı düşün. geçenlerden biri her konuştuğunda, mahpuslar bu sesi karşılarındaki gölgenin sesi sanmazlar mı?

+ sanırlar tabi.

- bu adamların gözünde gerçek, yapma nesnelerin gölgelerinden başka bir şey olamaz ister istemez, değil mi?

+ ister istemez.

- şimdi düşün: bu adamların zincirlerini çözer, bilgisizliklerine son verirsen, her şeyi olduğu gibi görürlerse, ne yaparlar? mahpuslardan birini kurtaralım; zorla ayağa kaldıralım, başını çevirelim, yürütelim onu; gözlerini ışığa kaldırsın. bütün bu hareketler ona acı verecek. gölgelerini gördüğü nesnelere gözü kamaşarak bakacak. ona "demin gördüğün şeyler sadece boş gölgelerdi; şimdiyse gerçeğe daha yakınsın, gerçek nesnelere daha çevriksin, daha doğru görüyorsun." dersek; önünden geçen her şeyi birer birer ona gösterir, bunların ne olduğunu sorarsak ne der? şaşırakalmaz mı? demin gördüğü şeyler, ona şimdikinden daha gerçek gibi gelmez mi?

+ daha gerçek gelir.

- ya onu aydınlığın ta kendisine bakmaya zorlasak? gözlerine ağrı girmez mi? boyuna başını bakabildiği şeylere çevirmez mi? kendi gördüğü şeyleri, sizin gösterdiklerinizden daha açık, daha seçik bulmaz mı?

+ öyle sanırım.

- onu zorla alıp götürsek, dik ve sarp yokuştan çıkarıp dışarıya, gün ışığına sürüklesek, canı yanmaz, karşı koymaz mı bize? gün ışığında gözleri kamaşıp bizim şimdi gerçek dediğimiz nesnelerin hiçbirini göremeyecek hale gelmez mi?

+ ilkin bir şey göremez herhalde.

- yukarı dünyayı görmek isterse, buna alışması gerekir. rahatça görebildiği ilk şeyler gölgeler olacak. sonra, insanların ve nesnelerin sudaki yansıları, sonra da kendileri. daha sonra da, gözlerini yukarı kaldırıp güneşten önce yıldızları, ay'ı, gökyüzünü seyredecek.

+ herhalde.

- en sonunda da, güneşi; ama artık sularda ya da başka şeylerdeki yansılarıyla değil, olduğu yerde, olduğu gibi.

+ öyle olsa gerek.

- işte o zaman anlayabilir ki, mevsimleri, yılları yapan güneştir. bütün görülen dünyayı güneş düzenler. mağarada onun ve arkadaşlarının gördükleri her şeyin asıl kaynağı güneştir.

+ bu değişik görgülerden sonra, varacağı sonuç bu olur elbet.

- o zaman ilk yaşadığı yeri, orada bildiklerini, zindan arkadaşlarını hatırlayınca, haline şükretmez, orada kalanlara acımaz mı?

+ elbette.

- ya orada birbirlerine verdikleri değerler, ünler? gelip geçen şeyleri en iyi gören, ilk veya son geçenleri ya da hepsini en iyi aklında tutup gelecek şeylerin ne olabileceğini en doğru kestirenin elde ettiği kazançlar? mağaradan kurtulan adam artık onlara imrenir mi? o ünleri, o kazançları sağlayanları kıskanır mı? o boş hayallere dönmekten, eskiden yaşadığı gibi yaşamaktansa, homeros'taki akhilleus gibi, "fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı", dünyanın bütün dertlerine katlanmaktan bin kere daha iyi bulmaz mı?

+ bence bulur; her mihneti kabul eder de bir daha dönmez o hayata.

- bir de şunu düşün: bu dediğimiz adam yeniden mağaraya dönüp eski yerini alsa; gün ışığından ayrılan gözleri karanlıklara dayanabilir mi?

+ dayanamaz.

- daha gözleri karanlıklara alışmadan, ki kolay kolay da alışamaz, yeniden bu karanlıklar içinde düşünmek, zincirlerinden hiç kurtulmamış mahpuslarla gördükleri üzerinde tartışmak zorunda kalsa, herkes gülmez mi ona? yukarıya boşu boşuna çıkmış; üstelik de gözlerini bozup dönmüş demezler mi? bu adam onları çözmeye, yukarıya götürmeye kalkışınca, ellerinden gelse, öldürmezler mi onu?

+ hiç şaşmaz, öldürürler.

- şimdi, sevgili glaukon, bu benzetmeyi demin söylediklerimize uyduralım. görünen dünya mağara zindanı olsun. mağarayı aydınlatan ateş de güneşin yeryüzüne vuran ışığı. üst dünyaya çıkan yokuş ve yukarıda seyredilen güzellikler de, ruhun düşünceler dünyasına yükselişi olsun. benim nereye varmak istediğimi merak ediyordun ya, işte bu benzetmeyle onu iyice anlamış olursun. doğru mu, yanlış mı, orasını tanrı bilir. herhalde benim düşünceme göre kavranan dünyanın sınırlarında "iyi" ideası vardır. insan onu kolay kolay göremez. görebilmek için de, dünyada iyi ve güzel ne varsa, hepsinin ondan geldiğini anlamış olması gerekir. görülen dünyada ışığı yaratan ve dağıtan odur. kavranan dünyada da doğruluk ve kavrayış ondan gelir. insan ancak onu gördükten sonra iç ve dış hayatında bilgece davranabilir.

+ anladığım kadarıyla ben de senin gibi düşünüyorum.

- peki, şunu da benim gibi düşün öyleyse: iyiye yükselmiş olanların insan işlerini ele almaya istekli olmamaları, hep o yüksek yerlerde kalmaya can atmaları, hiç de şaşılacak şey değildir. benzetmemizi de düşünecek olursak, böyle olması gerekir.

+ gerçekten öyle.

- şuna da şaşmamalı: tanrısal dünyaları seyretmiş bir kimse, insan hayatının düşkün gerçeklerine inince, şaşkın ve gülünç bir hale düşer. karanlıklara alışmadığı, ilkin her şeyi bulanık gördüğü için, mahkemelerde, şurada burada doğrunun gölgeleri ya da bu gölgelerin yansıları üzerine tartışmalara girip de, doğruluğun kendisini hiçbir zaman görmemiş olanların yorumlarını çürütmek zorunda kalırsa, herkes yadırgar onu, değil mi?

+ buna da hiç şaşmam.

- ama aklı başında olan bilir ki, insanın gözü iki karşıt sebepten, iki türlü bulanır. biri aydınlıktan karanlığa geçişte olur, öteki de karanlıktan aydınlığa geçişte. onun gibi düşünce de bir şeyi açık seçik göremeyince, buna gülecek yerde düşünmeli: acaba daha ışıklı bir dünyadan gelip karanlıklara alışamadığı için mi; yoksa bilgisizlikten aydınlığa varıp aşırı bir parlaklıkla kamaştığı için mi bulanık görüyor göz? birincisi, övülecek, ikincisi acınacak bir haldir. karanlığa alışamayan göz, ışıklı bir dünyadan geliyor demektir. ona gülersek, gülünç oluruz. ötekineyse hakkımızdır gülmek.

+ bu ayrım pek yerinde.

- bütün bu söylediklerimiz doğruysa, onlardan şu sonucu çıkarabiliriz: eğitim birçoklarının sandığı şey değildir. onlara göre eğitim, bilgiden yoksun bir ruha bilgi koymaktır. kör gözlere görme gücü vermek gibi..

+ öyle derler gerçekten.

- oysaki, bizim konuşmalarımız da şunu gösteriyor: her ruhta bir öğrenme gücü ve bu işe yarayan bir örgen vardır. gözün karanlıktan aydınlığa çevrilmesi için nasıl bütün bedenin birden dönmesi lazımsa, bu örgenin de bütün ruhla birlikte geçici şeylere sırtını dönüp varlığa bakabilmesi, varlığın en ışıklı yönüne, "iyi" dediğimiz yönüne çevrilebilmesi gerekir, değil mi?

+ evet.

- eğitim, ruhun bu gücünü "iyi"den yana çevirme ve bunun için en kolay, en şaşmaz yolu bulma sanatıdır. yoksa ruha görme gücünü vermek değil; çünkü güç, onda kendiliğinden vardır; ama kötü yöne çevriktir. bakılmayacak yana bakmaktadır. eğitim onu yalnız iyi yana yöneltir.

26.03.2022

saadet nedir?

filibeli ahmet hilmi

hz. ibrahim: saadet çalışmak, kazanmak ve kazancını diğer insanlarla paylaşmaktadır.

hz. musa: saadet, nefsini firavun ihtiraslarından kurtarmaktadır.

hz. adem: saadet, şeytana uymamak ve havva'ya aldanmamaktadır.

konfüçyüs: bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktadır.

eflatun: daima yücelikleri düşünmektedir.

aristo: mantık! işte saadet.

zerdüşt: saadet, karanlıkta kalmamaktır.

brahma: saadet mi? herkesin zannı neyse onun aksidir.

hz. isa: saadet; maziyi unutmak, bugünü hoş görmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.

lokman hekim: insanlar bu kelimeyi bütün özlemlerini bir sözle ifade etmek için icat etmişler.

hızır: saadet, bitmek bilmeyen arzuların giremediği gönüllerde bazen şimşek gibi parlayan bir hayalettir.

buda: ey beşeriyet! saadet yokluğun güzel isimlerindendir.

buda: saadet, hayatı olduğu gibi kabul, zorluklarına rıza, ıslahına gayrettir.

8.11.2021

söylenmemiş söz

eduardo galeano

incil'in en popüler bölümü hangisidir? adem ve havva'nın elmayı ısırmaları. bu, incil'de yer almaz.

platon en meşhur cümlesini asla yazmamıştı: "savaşın nasıl bittiğini sadece ölüler gördüler."

la manchalı don kişot şunu asla söylemedi: "köpekler havlıyor, sancho, atlara eyer vurmanın zamanıdır."

en bilinen cümlesi voltaire tarafından ne yazıldı ne de söylendi: "söylediğin şeyle hemfikir değilim; ama bunu söyleme hakkın için canımı veririm."

hegel şunu hiçbir zaman yazmadı: "gri olan kuramdır, hayat ağacıysa yeşil."

sherlock holmes asla şöyle demedi: "basit düşün, sevgili watson."

hiçbir kitabında ya da kitapçığında, lenin şöyle yazmadı: "amaç araçları doğru kılar."

bertolt brecht en beğenilen şiirinin yazarı değildi:

"önce komünistleri götürdüler
hiç sesimi çıkarmadım
çünkü ben komünist değildim."

jorge luis borges dilden dile en çok dolaşan şiirinin yazarı değildi:

"eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim
daha çok hata yapmaya çalışırdım."

26.07.2021

aforizmalar

~criminal minds

platon: karanlıktan korkan bir çocuğu kolayca affedebiliriz. asıl trajedi, yetişkinlerin ışıktan korkmasıdır.

milan kundera: utancın kaynağı bizdeki bir eksiklik değil, o eksikliğin başkaları tarafından görülmesidir.

gandhi: tarihin, yenilmez görünen tiranlarla ve katillerle dolu olduğunu unutmayın. ama sonunda daima yenilirler. daima.

rose kennedy: zaman bütün yaraları iyileştirir derler. katılmıyorum. yaralar kalır. zamanla, akıl kendini korumak için yaranın üstüne kabuk bağlar ve acı azalır; ama asla tamamen kapanmaz.

la rochefoucauld: zihinsel hata ve kusurlar vücuttaki yaralara benzer. hayal edilebilecek en iyi tedaviden sonra bile yara tamamen kapanmaz.

dietrich bonhoeffer: bir toplumun ahlakı, çocukları için ne yaptığıyla ölçülür.

mark twain: bütün hayvanlar içinde acımasız olan yalnızca insandır. zevk için acıya sebep olan sadece odur.

halil cibran: ıstırap, en güçlü ruhları ortaya çıkarır. en büyük karakterler kurumuş yaralarla doludur.

19.12.2020

zorba

platon

halkın başına geçen adam, çoğunluğun kendine kul köle olduğunu görünce yurttaşlarının kanına girmeden edemez. onun gibilerin hoşlandığı lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlandırıp mahkemelere sürükler, vicdanını kirletip canlarına kıyar. kimini sürer, kimini öldürtür. bu arada topluma borçların bağışlanacağı, toprakların yeniden dağıtılacağı umudunu verir.

böyle bir adamın kaderi bellidir artık: ya düşmanlarının eliyle ölecek ya da bir zorba olacaktır.

zorbanın yükselmesine yardım etmiş hatırı sayılır kimseler arasından sözlerini esirgemeyenler çıkar. en yiğitleri kendi aralarında; hatta zorbanın yüzüne karşı durumun kötülüğünü söylerler. başta kalmak isterse zorbanın bütün bu adamları temizlemesi gerekir. dostları arasında olsun, düşmanları arasında olsun, bir tek değerli insan bırakmaz. istesin istemesin, bunlarla uğraşmadan, ayaklarını kaydırmadan rahat edemez. sonunda devleti temizler hepsinden ama hekimlerin başvurduğu temizlemenin tam tersidir bu. onlar bedende kötü ne varsa atıp yalnız iyiyi bırakırlar, zorbaysa iyileri atıp kötüleri bırakır.

18.10.2020

bilgi

bertrand russell

bilgi sandığımız şeyler her zaman bilgi değildir.

platon bilimi sevmezdi. sevdiği tek şey matematikti. bilimin geri kalanının onun için bir anlamı yoktu.

aristarchus'u alın. bu adam güneşin dünya çevresinde değil, dünyanın güneş çevresinde döndüğünü ilk düşünendir. ona göre, yıldızların gökte döner gibi görünmesi de, dünyanın hareketinden ötürüdür. unutulan bu görüş iki bin yıl sonra, copernicus'la birlikte tekrar çıkıyor karşımıza. oysa aristarchus düşünmese idi belki bu, copernicus'un aklına bile gelmezdi.

ressam haydon'ı anımsıyorum. büyük bir sanatçı değildi ama öyle olmak isterdi. güncesine bakın ne yazmış: "kendimi rafael ile kıyaslayarak berbat bir sabah geçirdim."

durumundan hiç de yakınmamaları gereken pek çok kimseler, "ötekilerde benden fazlası var." diye tasalanırlar. bir başkasının arabasını daha alımlı, bahçesini daha güzel bulurlar. ya da daha yumuşak bir iklimde yaşamanın hoş olacağını. filancanın yaptığı işin daha çok beğenildiğini düşünürler. ellerindeki değerlerden yararlanacak yerde başkasında daha çok var düşüncesiyle zevklerini kendilerine haram ederler. vız gelmeli oysa.

24.09.2020

aristoteles

diogenes laertios

"umut, uyanıkken görülen düştür."

güzelliğin her türlü tavsiye mektubundan daha etkili olduğunu söylerdi. bazılarına göre bu tanımı diogenes yapmıştır, o ise güzelliğin tanrı armağanı olduğunu söylemiştir. 

sokrates'e göre güzellik, kısa süren bir tiranlıktır; platon'a göre doğanın tanıdığı bir ayrıcalık; theophrastos'a göre sessiz bir aldanma; theokritos'a göre fildişinden bir bela; karneades'e göre de korumasız bir krallıktır.

"eğitimin kökü acı, meyvesi tatlıdır."

eğitimli insanların eğitimsizlerden hangi noktada farklı olduğu sorulduğunda, "diriler ölülerden ne kadar farklıysa" dedi. eğitimin iyi günde bir süs, kötü günde bir sığınak olduğunu söylerdi. ona göre, çocuklarına eğitim veren ana babalar, onları dünyaya getirmekle yetinen ana babalardan daha saygıdeğerdir; çünkü biri yaşam bağışlamıştır, öbürü ise iyi bir yaşam.

"dostluk, iki bedende yaşayan tek ruhtur."

büyük bir kentin yurttaşı olmakla övünen birine, "önemli olan bu değil" dedi, "önemli olan, büyük bir ülkeye kimin layık olduğudur."

"çok dostu olanın hiç dostu yoktur."

felsefenin ne yararını gördüğü sorulduğunda, "kimilerinin yasa korkusuyla yaptığı şeyleri bana buyrulmadan, kendiliğimden yapmayı öğrendim." diye karşılık verdi.

"dostlarımıza nasıl davranmalıyız?" diye sorulduğunda, "onların bize nasıl davranmalarını istiyorsak öyle." diye karşılık verdi.

"ışığı gözümüz bizi çevreleyen havadan alır, ruhumuz da bilgiden."

ona göre adalet, herkese hak ettiğini veren bir ruh erdemidir. eğitimin yaşlılığa en güzel yolluk olduğunu söylüyordu.

bir yığın çene çaldıktan sonra, "başını şişirmedim ya?" diye soran gevezeye, "yok canım, zeus hakkı için" dedi, "zaten seni dinlemiyordum ki."

23.08.2020

aşk

platon

bir insan öteki yarısıyla, kendi hakiki yarısıyla karşılaştığı zaman aşktan, dostluktan ve samimiyetten doğan şaşkınlıkla kendinden geçer. bu ikili bundan böyle birbirlerinden bir an bile ayrı kalmaya dayanamaz. hayatları boyunca beraber yaşar; lakin birbirlerinden ne beklediklerini açıklayamazlar.

birbirleriyle olmaktan bu denli zevk alan iki insanın beraberliklerinin sadece cinsel arzu olabileceğini kimse düşünemez. ruhun muradının bambaşka bir şey olduğu aşikar olsa da, bu kolay kolay açıklanamadığındandır ki, muğlak ve esrarengiz bir önsezi olarak kalır.

19.08.2020

androjen

paulo coelho

platon'a göre, yaratılışın başında, erkeklerle kadınlar bugünküne hiç benzemezlerdi. sadece bir gövdesi, bir boynu ve her biri ayrı yönlere bakan çift yüzlü kafaları olan androjen varlıklar mevcuttu. sanki iki yaratık sırt sırta yapıştırılmış gibi, iki cinsel organı, dört bacağı, dört kolu vardı bunların. ama kıskanç yunan tanrıları, dört kollu bir yaratığın çok fazla çalışabildiğini fark ettiler; ters tarafa bakan iki yüz sürekli tetikteydi; dolayısıyla bu varlıklara kalleşçe saldırmak mümkün değildi. dört bacak sayesinde fazla yorulmadan uzun süre ayakta durabiliyor ya da yürüyebiliyorlardı. ve en tehlikelisi: çift cinsiyet organlı bu yaratığın üremek için kimseye ihtiyacı yoktu. bunun üzerine, olympos'un mutlak hakimi zeus dedi ki: "şu ölümlülerin gücünü elinden almak için bir planım var." şimşeğini fırlattığı gibi androjenleri ikiye bölerek erkekle kadını yarattı. dünyanın nüfusu bir anda artıverdi. aynı zamanda da üzerinde yaşayanlar güçten düştüler ve yollarını şaşırdılar. artık kayıp yarılarını aramak, yeniden onunla kucaklaşmak zorundaydılar. iki bedenin tek beden olmak üzere kaynaştığı bu kucaklaşmaya seks diyoruz.

9.07.2019

candide

voltaire

iyimserlik, insanın kötü bir durumdayken her şeyin iyi olduğunu ileri sürmek çılgınlığına tutulmasıdır.

olayların başka türlü olamayacağı kanıtlanmıştır; çünkü her şeyin bir amacı vardır. o halde her şeyin en iyi amaç için olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. böylece her şeyin iyi olduğunu söyleyenler aptalca bir söz etmişler. her şey en iyidir demek gerekirdi.

insan bir yerde şöyle böyle rahat etti mi orada kalmalı.

insanlar doğayı biraz bozmuş olmalılar. çünkü insanlar kurt doğmadıkları halde kurt olmuşlar. tanrı onlara ne yirmi dörtlük top ne de süngü verdi. oysa onlar, birbirlerini yok etmek için süngüler, toplar yaptılar. bütün bunlar gerekliydi; çünkü genel iyilik özel felaketlerden doğar. öyle ki ne kadar çok özel felaket olursa her şey o kadar iyi olur.

özgür irade ancak mutlak zorunlulukla birlikte var olabilir. çünkü özgür olmamız zorunluydu.

nesnelerin, bulundukları yerlerden başka yerde bulunmaları olanaksızdır. çünkü her şey iyidir.

eğer her şeyin olduğu gibi olması en iyisi ise, demek ki ne cennetten kovulma ne de ceza vardır. cennetten kovulması, lanete uğraması sayesinde insan zorunlu olarak, olabilecek dünyanın en iyisine girmiştir.

ben çok deneyimliyim. dünyayı tanıyorum. hoşça vakit geçirmek isterseniz herhangi bir yolcuyu başından geçenleri anlatmaya çağırın. yaşamına lanet okumayan, çoğu kez kendi kendine insanların en mutsuzu olduğunu söylemeyen bir tek kişi bulursanız, beni baş aşağı denize atın.

umut her zaman tatlı şeydir.

belki yüz kez kendimi öldürmek istedim. ama yaşamı hâlâ seviyordum. bu gülünç zayıflığımız belki en vazgeçilmez düşkünlüklerimizden biridir. çünkü her zaman yere çalmak istediğimiz bir yükü sürekli taşımaya çalışmaktan, varlığımızdan dehşete düştüğümüz halde ona bağlanmaktan, kısacası bizi kemiren yılanı kalbimizi yiyinceye kadar okşamaktan daha budalaca bir şey olur mu?

doğa yasası bize, "kendi cinsinizden olanları öldürün." der: yeryüzünde herkesin yaptığı da budur. biz kendi cinsimizden olanları yemeye gerek görmüyorsak, bunun nedeni, yiyecek bir sürü başka güzel şeyin olmasıdır.

insanların bugünkü gibi her zaman birbirlerini öldürmüş olduklarını, her zaman onların böyle yalancı, hilekâr, hain, nankör, haydut, zayıf, vefasız, alçak, kıskanç, obur, sarhoş, hasis, hırslı, katil, dedikoducu, serseri, tutucu, ikiyüzlü ve budala olduklarını mı sanıyorsunuz? atmacaların her zaman güvercin bulsalar yiyeceklerine inanır mısınız? o halde, madem ki atmacalar hiç huylarını değiştirmemişler, niçin insanların huy değiştirmesini istiyorsunuz?

platon bundan çok zaman önce, en iyi midelerin her yemeği kabul edemeyen mideler olmadığını söylemişti.

iyi ama her şeyi eleştirmenin, başkalarının güzel sandıkları şeylerde kusur bulmanın da bir zevki yok mudur? yani zevk almamakta zevk vardır.

olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır.

leibniz leipzig'de doğmuştur. kendisi iyimserliğin savunucusudur. bu filozofa göre, dünyadaki her şey olanaklı olanın en iyisidir.

8.05.2019

phaidon

platon

felsefe, sanatların en yükseğidir.

dostlarım, insanların haz adını verdikleri şey görünüşte ne gariptir! onunla karşıtı sayılan acı arasında ne tuhaf bağıntılar var! onlar insanda aynı zamanda yan yana bulunmak istemezler. ama birini kovalayıp yakaladınız mı, çifte varlıkları sanki tek bir başa bağlanmış gibi, öbürünü hemen her zaman yakalamak zorunda kalırsınız.

kendilerini gerçekten felsefeye vermiş olanların, yalnız ölmek ve ölmüş olmak için çalıştıklarını halk bilmez görünür. bu doğru ise, bütün hayatı boyunca yalnız ölüm emelini besledikten sonra, ölüm gelince, uzun zamandan beri o kadar istenilen, o kadar aranılan şeye karşı isyan edilmesi şüphesiz çok saçma olur.

ten bizi her neviden istekler, tutkular, korkular, kuruntularla, bin türlü saçmalıklarla doldurur; öyle ki haklı olarak denildiği gibi, bir an olsun onunla gerçekten düşünmek mümkün olmaz. kavgalar, geçimsizlikler, çabalamalar yalnız tenden ve onun isteklerinden değil de nereden geliyor? bütün bunlar, mal ve para hırsından çıkıyor. bizi mal ve para biriktirmeye zorlayan sebep ise, ihtiyaçlarının kölesi bulunduğumuz tendir.

gerçekten saf olmayan biri için saf olan bir şeyi kavramak imkânsızdır.

gerçek filozofların ölmeye çalışmaları, bütün insanlar içinde de en az onların ölümden korkmaları bir hakikattir.

tek sağlam para bilgeliktir. yüreklilik, ölçülülük, adalet, her şey ancak bununla satın alınır.

yeryüzünün bir çukurunda kapanıp kalmakla onun yukarısında oturduğumuzu sanırız.

17.03.2019

diogenes

diogenes laertios

"erdemli insanlar tanrıların imgesidir, aşk işsizlerin işidir."

insanların büyük çoğunluğunun delilikle arasının bir parmak olduğunu söylerdi: "eğer biri orta parmağını uzatarak yürürse ona deli gözüyle bakılır; ama işaret parmağını uzatırsa sorun yok."

bir gün biri onu zengin bir eve götürüp yerlere tükürmemesini tembihleyince, diogenes önce hımkırdı, sonra adamın yüzüne tükürüp "tükürecek daha kötü bir yer bulamadım." dedi. bazıları bunu aristippos ile ilgili olarak anlatırlar.

değerli şeylerin yok pahasına ve tersine beş para etmez şeylerin pahalı satıldığını söylüyordu: "nitekim, bir heykel üç bine satılırken, bir ölçü arpa unu iki tunç paraya gidiyor."

hangi saatte kahvaltı etmeli diye sorana, "zenginsen, istediğin zaman; yoksulsan, bulduğun zaman." diye karşılık verdi.

bir gün tapınak görevlilerini tapınaktan kupa çalmış bir bekçiyi götürürlerken görünce, "büyük hırsızlar küçük hırsızı götürüyorlar." dedi.

sık sık ortalıkta mastürbasyon yapar, "keşke ovuşturmakla karnın da açlığı geçse." derdi.

yaşamda neyin perişanlık olduğu sorulunca, "yoksul yaşlı" yanıtını verdi. en kötü hangi hayvan ısırır, diye sorulunca, "vahşiler içinde muhbir, evciller içinde de dalkavuk" dedi.

bir gün de zeytin ağacına asılan kadınlar görünce, "keşke bütün ağaçlar böyle meyve verse." dedi.

evlenmek için hangi zaman uygundur, diye sorulunca "gençken daha zamanı değil, yaşlandıktan sonra ise artık zamanı değil." diye karşılık verdi.

bir gün sahte para bastığı yüzüne vurulunca, "bir zamanlar benim de senin gibi olduğum günler oldu; ama sen hiçbir zaman şimdi benim olduğum gibi olamayacaksın." dedi.

gerçekten sahte para basmıştı; çünkü doğal hakka verdiği önemi yasal hakka tanımıyordu. özgürlüğü her şeyden üstün tutan herakles'inki gibi bir yaşam biçimi sürdürdüğünü söylüyordu.

platon bir gün onu yeşillik yıkarken görünce, yanına yaklaşıp usulca "dionysios'un hizmetinde olsaydın şimdi yeşillik yıkamazdın." dedi; o da aynı biçimde usulca "sen de yeşillik yıkasaydın dionysios'a hizmet etmezdin." diye karşılık verdi.

çalışma olmadan yaşamda hiçbir şeyin kesinlikle başarılamayacağını, çalışmanın her şeyin üstesinden gelecek güçte olduğunu söylüyordu.

"yararsız çabaları bırakıp doğaya uygun çabalamayı seçenler mutlu yaşar, insanlar aptallıkları yüzünden mutsuz olurlar. çünkü zevki küçümsemek de en tatlı alışkanlıktır. zevkli bir yaşam sürmeye alışmış olanlar bunun tersi bir yaşama geçince nasıl büyük rahatsızlık duyarlarsa, aynı şekilde bunun tersinde idmanlı olanlar zevkleri büyük bir keyifle küçümserler."

10.11.2018

kritias

platon

insanlara tanrılardan söz ederken onları tatmin etmek, gerçekten biz ölümlülere, ölümlülerden söz etmekten daha kolay gibi görünüyor. çünkü dinleyenlerin, kendilerine bu kadar yabancı olan meseleler üzerinde görgüsüz ve kara cahil olmaları, bu konuda söz söylemek isteyenlerin işini pek kolaylaştırır.

hepimizin, dünyadaki bütün insanların sözleri, bir taklit, bir benzetiş olmaktan çıkamaz.

göklere, tanrılara ait şeylerin sözünü ederken, söylediklerimizin onlarla pek küçük bir benzeyişi de olsa, buna kanarız; ama insana ait, ölümlü şeyleri ince eler, sıkı dokuruz.

unutma ki, kritias, korkaklar hiçbir zaman zafer anıtları dikememişlerdir. sözlerine cesaretle başla.

27.01.2018

kürklü venüs

leopold von sacher-masoch

bir erkeği, gözdelerini küstahça ve merhametsizce keyfine göre değiştiren şehvetli ve gaddar güzel bir despot kadından daha çok cezbedebilecek bir şey yoktur.

goethe'nin "ya çekiç olacaksın ya da örs." lafı, erkek ile kadın ilişkisine uyduğu mükemmellikte, başka hiçbir şeye uymaz.

erkeğin ihtirasında kadının gücü saklıdır ve kadın bunu, erkek dikkat etmezse iyi kullanır. erkeğin sadece kadının despotu veya kölesi olma seçeneği vardır. kendisini teslim ettiği andan itibaren boyunduruk altına girmiştir ve kırbacı hissedecektir.

gogol: gerçek komik ilham perisi, gülen maskenin altında gözyaşları akıtandır.

sadece bize ait olan miskin, soluk, holbein'ın resmettiği bakireyi, ne kadar ilahi güzellikte olursa olsun, bugün anchises'i, yarın paris'i, öbür gün adonis'i seven antik venüs'e yeğleriz; ve olur da içimizdeki doğa muvaffak gelir, kendimizi heyecanlı bir tutkuyla böylesi bir kadına teslim edersek, onun neşeli yaşam zevki bize şeytani bir gaddarlık gibi gelir ve cennetmekanlığımızı cezasını çekeceğimiz bir günah olarak görürüz.

doğa, kadın ve erkek arasındaki ilişkide süre tanımaz. değişken insan varlığının en değişken ögesine, aşka, kutsal merasimler, yeminler ve anlaşmalarla süre getirme çabalarının hepsi hüsranla sonuçlanmıştır.

yunanlıların olduğu gibi güzel, özgür, neşeli ve mutlu insanlar, ancak günlük yaşamın şiirsel olmayan işlerini yaptırdıkları ve öncelikle çalıştırdıkları köleleri varsa var olabilirler.

diyojen, yolunmuş bir horozu platon'un okuluna atmış ve şöyle bağırmıştı: "işte, alın size platon'un insanı!"

aşkım; içine daha çok düştüğüm, artık beni hiçbir şeyin kurtaramayacağı derin, dipsiz bir uçuruma benziyor.

bir kadın çok nadiren böyle olabilir. erkek gibi ne böylesine neşeli şehvani, ne de ruhen özgür olabilir. kadının sevgisi her zaman şehvaniyetle ruhi yatkınlığın bir karışımıdır. kadının kalbi, kendisi sürekli değişkenken, erkeği ebediyen bağlamak ister; işte bu yüzden iradesinden bağımsız ruhuna bir çelişki, yalan ve dolandırıcılık gelir ve karakterini bozar.

ruhun şehvani dünya ile kavgası, çağdaşlığın incil'idir.

her birimiz sonunda bir samson'uz ve herkes sonunda, istese de istemese de, sevdiği kadın tarafından aldatılacaktır, ister kumaş korse giysin, ister samur kürkü.

28.10.2017

gorgias

platon

cezasız kalmış haksızlık bütün kötülüklerin hem en büyüğü hem de ilkidir.

"yaşamın iyiliklerinin en önemlisi sağlık, ikincisi güzellik, üçüncüsü de hilesiz kazanılmış zenginliktir."

öğrenciler kimi zaman hocalarının öğrettiklerinin tersine güçlerini ve sanatlarını kötüye kullanırlar. bu nedenle kötü olanlar hocalar değildir ve sanat bu suçlardan sorumlu tutulamaz. bence bütün suç öğrendiğini kötüye kullanandadır.

gerçek asla çürütülemez.

mutluluk kötülükten kurtulmak değil, kötülüğe hiç uğramamaktır.

insanların en mutlu olanı, ruhunda hiçbir kötülük taşımayandır; çünkü ruh kötülüğü kötülüklerin en büyüğüdür.

euripides: herkesin parladığı ve kendini adadığı sanat, kendi kendini aştığı ve günün büyük bölümünü onun için harcadığı sanattır.

doğaya göre güzel ve doğru; iyi yaşamak için tutkuları bastırmamak, tersine onların olabildiğince gelişmesini sağlamak; en güçlü oldukları anda onları cesaret ve zeka yoluyla hoşnut kılmak ve her türlü isteklerini yerine getirmektir.

kimbilir belki de yaşamak ölmektir
ölmek de yaşamak (euripides)

insanı insana bağlayan en sıkı dostluk, eski bilgelerin de dediği gibi, benzeri benzere bağlayan dostluktur.

15.08.2017

philebos

platon

philebos diyor ki, bütün canlı varlıklar için iyi, sevinçten, haz duygusundan, eğlenceden ve bütün bu tür şeylerden başka bir şey değildir.

ben bunun tersini ileri sürüyor ve diyorum ki, bu doğru değildir. bilgelik, zeka, bellek ve aynı özden olan her şey, düzgün düşünce, doğru uslamlama (muhakeme), bunlardan payı olanlar için haz duygusundan daha iyi ve daha değerlidir. bunlardan pay almak da, bütün şimdiki ve gelecek varlıklar için dünyanın en iyi şeyidir.

iyilik konusunda söylenmesi kesinlikle gerekli olan şey, her zeki insanın onu aradığı, onu istediği, ona ulaşmaya, onu elde etmeye çabaladığıdır.

bütün bilgeler zekanın, bizce gökyüzüyle toprağın egemeni olduğunda söz birliği ederler ve bundan övünç duyarlar. belki de haklıdırlar.

ruh olmayan yerde bilgelik ve zeka olamaz. 

ruhun beklediği şey haz ise, beklemek hoş ve güvenlidir. haz değil de sıkıntılı şeyler gelecekse, bu bekleme, korkulu ve acı verici olur.

her canlı varlık, hep bedeninin duyumsamakta olduğu şeyin tersini ister.

işte onu, böyle duyduğu şeyin tersine doğru götüren bir iştah, onda duyduğu şeylere karşıt şeylerin anısı bulunduğunu gösterir.

haz duygusu, çoğunlukla, bizde doğru bir kanının değil, yanlış bir kanının ardından doğar.

doğru, dindar ve her konuda iyi olan kimseyi tanrılar sevmez.

her insan bir sürü umutla doludur. 

gerçekten haz, dünyanın en yalancı şeyidir ve hep derler ki, en büyükleri sayılan aşk hazlarında işlenen, yalan yere yemin etme ya da yeminini bozma günahını tanrılar bile bağışlar. çünkü hazlar, çocuklar gibi, her tür zekadan yoksundur. zekaysa, tersine, ya gerçekle aynı şeydir ya da ona en çok benzeyen, en gerçek olan şeydir.

23.12.2016

devlet

raoul vaneigem: faşizmin bildiği tek üstün insan vardır: devlet.

platon: devletlerin yönetimi namussuzların ve utanmazların eline bırakılırsa, bunlar iyilerin başına bela ve yıkım getirir.

marquis de condorcet: filozofların aydınlatmadığı toplumu şarlatanlar aldatır.

goethe: herhangi bir devletin niteliği hakkında en doğru bilgiyi veren, oradaki mahkeme ve ordunun niteliğidir.

mihail bakunin: en küçük, en zararsız devlet bile düşlerinde suçludur.

francis bacon: kurnazların bilge diye geçindiği bir devletten daha zararlı bir şey yoktur.

charles fourier: medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dahilere kümes.

server tanilli: devlet, egemen sınıfın kendi ayrıcalıklı durumunu sürdürebilmek için çoğunluğa karşı verdiği mücadelede bir araçtır.

francesco sorti / rita monaldi: büyük sahtekarlıklar büyük olanaklara ihtiyaç duyar ve bunlara sadece devlet sahiptir. her tuhaf ve açıklanamayan ölüm, devletin ya da onun gizli güçlerinin bir komplosunu işaret eder.

dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir; babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.

edwin fuller torrey: kendi özgürlüklerinden vazgeçmeye istekli insanların bulunmadığı yerde faşizm de olmayacaktır.

17.12.2016

meneksenos

platon

savaşta ölmenin gerçekte birçok faydaları var, meneksenos. öldüğü zaman ne kadar fakir olursa olsun insanın güzel ve muhteşem bir mezarı oluyor.

insanları yetiştiren devlettir. devlet iyi olursa insan da iyi olur; kötü olursa, aksi olur. onun için, babalarımızın ve aralarına önümüzdeki ölüleri de katacağımız bugünkü yurttaşlarımızın, düzenli bir devlet idaresi altında, kendilerini erdemli kılan bir devlet idaresi altında yetiştiklerini göstermek gerekir.

soyunu alçaltan bir kimse için hayat boş bir şeydir. böyle birini ne tanrılar arasında, ne yeryüzünde ne de ölümünden sonra yerlerin altında sevecek kimse bulunmaz.

hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca, elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır.

ne zenginlik, zengin olan alçak bir kimseyse, ona şeref getirir; çünkü böyle bir halde, zenginlik onun değil başkasınındır; ne de beden güzelliği ve kuvveti, kötü ve alçak bir kimsede bulunursa, yerini bulmuş olur, uygun düşer; çünkü o kimseyi daha belirli bir şekilde ortaya koyar, alçaklığını daha açık olarak gösterir.

doğruluk ve erdem dışında kalan her bilgi de düzmecedir, bilgelik değildir. onun için, hiç şaşmadan güdeceğiniz ilk ve son gaye, bizi ve bizden önce gelenleri erdem yolunda geçmek için bütün gayretinizle çalışmak olacaktır. erdemden yana, biz sizden üstün kalırsak, bilin ki bu zafer bizim için bir utanç olacak; yenilir, alt olursak, bu bize saadet getirecektir.

ataların kazandığı şeref, evlatları için güzel ve yüce bir hazinedir; ama böyle zenginlik ve şeref hazinesinden faydalanmak ve ne malınız, ne mülkünüz, ne de şerefiniz olmadığı için, onu torunlarına geçirmemek utançtır, alçaklıktır.

"hiçbir şeyde aşırı olma!" eski sözü güzel bir söz sayılırdı; gerçekten de öyledir. kendini saadete götüren veya yaklaştıran şartları kendi içinde arayan, bunları başkalarına bağlayarak, onların başarı veya başarısızlıklarına göre bahtını tesadüfe bırakmayan bir kimse, hayatını iyi düzenlemiş demektir. böyle bir adam bilgedir, merttir, akıllıdır. böyle bir adam, servet veya çocuk edinsin, servetini veya çocuklarını kaybetsin, her türlü halde, o özdeyişi yerine getirecek; sevinçte de kederde de aşırılıktan kaçınacaktır; çünkü bütün güveni kendinedir.

4.10.2016

aylaklar

melih cevdet anday

kadınla erkek arasındaki o sahte nezaket kırılsa, her şey konuşulur artık.

siyaset yararlanmak için değildir. siyaset halkın da çıkarına değildir. ondan ne tek tek insanlar, ne de topluluklar yararlanabilir. siyaset insan topluluklarının kaderidir. bu kader birtakım dahilerin elinde arada bir yeniden yazılır ve birtakım bıkkınlıklar giderilerek insanlara yeni bir yaşama ümidi aşılanır. siyaset bir şey için değil, siyaset için yapılırsa güzel olur. siyasetin yararlısı, yararsızı olmaz, dahicesi olur, o kadar.

evrenin, insan için hiçbir özel amacı yoktur. insan türünün çoğalıp gelişmesi, sonsuz zaman içinde, üzerinde durulmaya değmez bir oyundur.

savaş demek politika demek değildir. savaş insanların bir deliliğidir.

büyük işler için de, küçük işler için de serçe parmağımı bile kıpırdatmam. çünkü olayların gidişini değiştirecek bir güç verilmemiştir bize, her şey olacağına varır.

gül mevsiminde tövbe-i meyden benim gibi
zannım budur ki sen de pişmansın ey gönül (nedim)

kan dökücü insanlar, enteresan olmak için güzel sanatlara meraklı görünürler. öyle ince bir ruhta, bu ne şiddet diye şaşılsın isterler. ama ben şaşmam; çünkü kanmam bu yavelere.

annem sağ olsaydı, "bırak da babamla biraz da ben yatayım." derdim. ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.

zenci ile yatmamış bir kadın, eksik bir kadındır.

aşkı küçük görür, aşka bir küçük burjuva tutkusu diye bakar. küçük burjuvanın zavallılığını gösteren bir acayipliktir aşk, der.

dünya onun için bir tuzaktı, babamın bütün çabası da bu tuzağa düşmemek için çalışmak, uyanık bulunmak olmuştur. paçayı kurtarmak kaygısı, bencillik, başka bir şey değil.

platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.

petrol kuyularından da, önce birtakım pislikler çıkarmış, petrol arkadan gelirmiş. benim günlüğüm de öyle olacak. asıl önemli olan düşünceleri yakalamak için, onları örten süprüntüyü çıkarıp atmalı.

irade teorisi yapan bir düşünür, bir tekerleğin orta yeri gibi sakin kalmaya alıştırıyordu kendini. hayat gümbür gümbür dönüyor; ama o, orta yerde istifini bile bozmadan hareketsiz kalabiliyor. gerçekten büyük bir başarı.

yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya düşünmektir. o dünyayı özlemek ve o dünya için savaşmaktır.

rahattır insanın ilkelerinin olması; her gün, her saat yeni baştan düşünmek zorunda kalmaz çünkü. ama bunun için gerçekten doğru olmalı, içten olmalı; gösteriş diye gütmemeli bu davranışı.

doğanın, insan için -bütün canlılar için olduğu gibi- hiçbir ereği yoktur. etimde, kanımda bir enerji var; bunun işletilmesi gerekiyor, işlemezse bizi bekleyen sadece deliliktir. onun için koşuşuyorum, yorgun düşünceye kadar didiniyorum. enerjimle deliliğim arasında korkunç bir yarışma başladı. bir an dursam, sanki dağılacağım, zerrelerime ayrılacağım, beni bilincimle yaşatan denge altüst oluverecek. bilincimi korumak değil ereğim, onun üstünlüğünü ezmek, egemenliğini ortadan kaldırmak. bilinç, onu baskı altında tutmak için, tutacak kadar gerekli bana. iş arkadaşlarımın, parti arkadaşlarımın davranışlarındaki içtenlik payını, doğruluk payını öyle ince eleyip sık dokumayacağım. görünüşlerin altındakini anlamaya hiçbirimizin gücü yetmez. yeteneğim ne kadar elverirse, o kadarcık bir iş göreceğim ve üst yanına karışmayacağım.

benim içimde hiçbir inanç yok. hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptımsa hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

14.07.2015

sanat uzun, hayat kısa

zülfü livaneli

yaşamak, direnmektir.

sürüden ayrılan insanı hiçbir rejim sevmez. sürüden ayrılmanın, birey olmanın ve kendi kafasıyla düşünmenin en önemli göstergesi ise okumaktır.

karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.

yüzlerce yıldır din kavramının öldürdüğü insan sayısı, belki de ruhunu kurtardığı insan sayısından daha fazladır.

geçenlerde iki kızımız kitapçı vitrinine bakarken biri ötekine dönüp "aaa bak kız!" demiş, "aşk-ı memnu'nun kitabı da çıkmış." öteki, "amma da çabuk yazıvermişler!" demiş.

sanat, güzellik yaratmanın, kendini ifade etmenin ve varoluşunu gerçekleştirmenin olduğu kadar, dünyaya müdahale etmenin de bir yoludur.

nef'i: allah türk'e çeşme-i irfanı haram kılmıştır.

mağara resimlerini görünce tektanrılı dinler tarihinin ne kadar kısa olduğunu bir kez daha dehşetle fark ediyorsunuz. dünyanın kabul ettiği milat daha dün gibi. demek ki insanlar o kayalara resim çizerken daha milada 28 bin yıl varmış.

stephen hawking: evrenin, bizim gibi yok sayılabilecek kadar küçük yaratıkların tasavvuruna göre var olduğuna inanmak mümkün değil.

insan dediğin öyle ideallerden falan oluşmaz. hırs, başarı arzusu, para kazanma hırsı, cinsel tutku, kıskançlık, başkalarını ezme duygusu.. işte insan budur. ve amacına ulaşmak için her türlü aşağılık numarayı çevirir.

bernard shaw: dans etmek, yatay bir isteğin, dikey anlatımıdır.

"her şeyi kaybeden, her şeyi kazanır."

montaigne: bana doğru gibi gelen hiçbir fikir yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin.

ilerleme, insanın başkaldırması ve kendisini engelleyen yasakları geçersiz kılması demektir. en yalın tarifiyle "ilerici" olmak da budur. ciddi bir düşünce ortamında, yasaları savunmaya öncelik verip de "ilerici" gibi görünmenin yolu yoktur. ama ne yazık ki türkiye'de böyle gariplikler yaşanabiliyor.

gülmek zeka belirtisidir.

bilimin sustuğu noktada şiir başlar ve evrenin gizli kapıları şiirle açılır.

jean-paul sartre: savaşta ölen bir tek çocuk karşısında benim bütün kitaplarımın ne değeri var?

jose ortega y gasset: ben, kendimin ve çevremin toplamıyım.

ahmet ertegün: kültür azınlık içindir. yani piramidin en tepe noktasıdır. eğer insanlara bir şey satmak istiyorsan, piramidin en alt tabanına hitap edeceksin.

thomas jefferson: siyasetçileri zapturapt altına almak için onları anayasaya zincirlemek gerekir.

platon: bir toplumu yönetecek olan kişiler bu işe çok istekli olmamalı. neredeyse gönülsüz kişiler arasından seçilmeli. kendi paralarıyla, varlıklarıyla idare edebilecek durumda olmalılar. filozoflar arasından seçilmeleri daha uygundur.

zaman bütün devletlerden güçlüdür.

bernard shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.

spinoza: üzülme, öfkelenme; sadece anla!

toplumların tarihleriyle yüzleşmelerinin ve kendilerini tanımalarının en önemli yollarından biri de romanlardır.

bernard shaw: gazetecilik, bir bisiklet kazası ile uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir alandır.

egoyu sadece aşk yenebilir.

edebiyatımızda bir raskolnikov yoktur. türkler suçluluk duymaz ama utanır. bu kültürde rezil olmak, küçük düşmek korkusu, işlenen bir suçun yaratacağı vicdan azabından kat kat güçlüdür.

joseph campbell: çocuğu olduktan sonra bir insan doğa bakımından ölü sayılır.

sizi bilmem ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır. zehirli tutkular ve fanatik öfkeler üretir. en kötü yanı da cahilin, cahil olduğunu bilmemesidir.

içten olmak bir sanatçının en önemli avantajı ama bir politikacının da büyük zaafı.

dünyada komünizm bitti ama bizdeki anti-komünizm henüz bitmedi.

yaşam dediğimiz, duyumsamalarla, çağrışımlarla zenginleşen, ayrıntılarla yoğunlaşan bir şey. bu ayrıntıları ve duyguları çıkarıp attınız mı, elinizde kuru bir kabuk kalıyor.

hayatta referans noktaları olmayan insan, uçuruma düşer.

hiçbir başarı küçük bir kız çocuğunun gülüşündeki mutluluğu yaratamaz. hiçbir ün, baharın ilk günlerinde omzunuzu ısıtan güneş kadar değerli değildir. bir insanı sevmenin derinliği hiçbir iktidarla kıyaslanamaz. mutluluk, insanın kendi yaşamında. küçük görülen, horlanan insani ilişkilerinde ve doğayla uyumunda.

sanat da hayatın gerçeği gibi devrimcidir.

antonio gramsci'nin dediği gibi, "eskinin çürüyüp yok olduğu, yeninin ise bir türlü ortaya çıkamadığı" bir değersizleşme, bir çürüme, bir nihilizm dönemi yaşıyoruz.

* ars longa, vita brevis: lat. sanat uzun, hayat kısa.