romain gary etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romain gary etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.01.2021

sevmek

romain gary

sevmek, yalnızca sakınmanın yolunu şaşırdığı haritasız ve pergelsiz bir serüvendir.

en güzel çığlıklar en umutsuz çığlıklardır.

her taraf su içindeyken dağılan, parçalanan bir çiftten daha zor bir şey yoktur. böyle durumlarda en iyisi bir çırpıda bitirmektir işi.

bir çifti parçalayan şey, sonunda onu daha güçlü biçimde birleştirir. uzaklaştıran güçlükler sonunda yaklaştırır ya da zaten bir çift yoktur ortada. yönleme hatası yapan iki mutsuz birbirlerini bulmuştur.

insanın, sevmiş olduğu tek kadını yitirince her şeyin bittiğini sanması bir sevgi eksikliğidir.

lamartine'in ölümsüz bir dizesi geliyor aklıma: "bir tek kişiyi yitirirsiniz ve yaşamınız dopdolu olur."

aşk her şeyi anlar, her şeyi cevaplar, her şeyi çözümler ve her şeyi ona bırakmak gerekir. ulaşım araçlarını değiştirmek için bir abonman, portakal rengi bir kart almak yeter.

sevmek aşırı bollukla büyüyen tek zenginliktir. ne kadar çok verirseniz size o kadar çok kalır.

bir başkası; ama hiç önemi yoktu bunun, başka bir yerde ve bilmem hangi gelecekte; ama demirler kırılacaktır ve geleceğin çizgisini biz avuçlarımızla kendimiz çizeceğiz.

bir kadınla yaşadım ve başka türlü nasıl yaşandığını bilmiyorum. anı mı istiyorsunuz? işte biri. yatmıştı. çok acı çekiyordu. üzerine eğilmiştim. güçlü bir el, erkek bir varlık, inandırıcı, "ben buradayım" diyen. neden ölmek. parmaklarının ucuyla yanağıma dokunmuştu. "beni o kadar çok sevdin ki bu sevgi neredeyse benim eserim oldu. gerçekten yaşantımda bir şey yapmayı başarmışım gibi. milyonlarca insan her zaman deneyebilirler; ama yalnızca bir çift başarabilir bu işi. milyonlarla ancak ikiye kadar sayılabilir."

insanı bilgeliğe yönelttiğinden çok güzel ve çok bilinen bir deyim vardır: "az zararla çok yarar sağlamak gerekir." yok, hayır, öyle değildir ve sebebi de şudur: bu zararın acısı hiç dinmeyecektir. sokakta yürürken birbirlerine destek olan, birbirlerinden ayrılmayan çiftler gördünüz mü? budur zararın acısı. her birimizden daha az kaldıkça ikimizden daha çok kalır.

anlaşılmaza karşı iki kişi olunca insanlar daha şanslı olur. gözlerinizi kapayın ve bana bakın. gerçeklerin tümü, içinde yaşanabilir türden değil. çoğu zaman ısıtmaz ve insan orada soğuktan ölür. yokluk beni ilgilendirmiyor, özellikle de var olduğu için.

bir kadın bütün gözleriyle, bütün sabahlarıyla, bütün ormanları, tarlaları, kökleri ve kuşlarıyla sevildiğinde onun henüz yeteri kadar sevilmediği anlaşılır ve dünya, sizin yapmak zorunda olduğunuz şeylerin başlangıcından başka bir şey değildir.

daha sonra yaşayacağız. şimdilik söz konusu olan şansa bir şans vermektir. bu öyle bir dönem ki herkes yalnızlığı haykırıyor ve aşkı haykırdığını bilmiyor. insan yalnızlığını haykırdığında her zaman aşkı haykırır.

anılarımı sana vermek için çok ileri yaşıma kadar yaşayacağım. her zaman vatanım, toprağım, köklerim, evim ve bahçem olacaktır: kadının pırıltısı. bir kalça hareketi, saçların uçuşması, birlikte yazacağımız bazı çizgiler ve nereli olduğumu bileceğim. her zaman ana vatanım olacaktır ve ancak bir patika kadar yalnız olacağım. yitirmiş olduğum her şey bana bir yaşama sebebi veriyor. tertemiz, mutlu, ölümsüz. kadının pırıltısı.

21.03.2020

yalan-roman

romain gary

rol yapmazsanız asosyal, uyumsuz ya da sinir hastası damgası yersiniz.

suçsuz olduğunu ileri sürme hakkını elde edebilmek için suçun kökenini bulmak gerekir.

sürüngenler daima en çok nefret edilenler olmuşlar ve hedef gösterilmişlerdir.

unutulmuş, kimsenin ilgisini çekmeyen, kimsenin duymadığı yaşayan diller, en anlamlı haykırışlardır.

psikiyatrlar için konunun iyisi kötüsü yoktur.

çalışmak "mış gibi" yapmanın en iyi yoludur, algılanmanızı çok güçleştirir. doyum da sağlarsınız.

deli damgası yediğiniz andan itibaren herkes size iyi niyetle yaklaşır; çünkü delilik politik değildir.

frengi heine, nietzsche, baudelaire ve buna benzer örneklerde olduğu gibi deha açısından iyi sonuçlar vermişse de, belsoğukluğunun kimseye bir yararı dokunmamıştır ve sanat için sanattır.

nefret ettiğim bir şey varsa o da yalandır. aşırı derecede dürüst olur yalanlar.

benimki gibi bir sevgi her zaman hınca dönüşür. asla affetmeyeceğim.

ara sıra café de la gare'da arkadaşlarla toplanırdık. biri muslukçu, biri muhasebeci, biri de memurdu. aslında ne muslukçu, ne muhasebeci ne de memurdular elbette. büsbütün farklıydılar. ama kimse farkında değil; rol yaparlar, günde sekiz saat 'mış gibi' oyunu oynarlar, böylece kimse dokunmaz onlara. içlerine kapanıp orada gizli bir hayat sürer, ancak geceleri, rüyalarında ve kabuslarında ortaya çıkarlar.

bizim tohumumuzdan gerçeklik çıkmaz.

genler yalan söylemez. biraz kendini dağıtmış olabilirsin, bu senin insanca yanındır. zaten insan istese de istemese de en içten, en gerçek yanı çatlak yanıdır.

anlamak kadar korkunç bir şey yoktur.

halkların ve insanların birbirlerini anlamadıkları için dalaştıklarını ileri sürmek hatadır. halklar ve insanlar birbirlerini anladıkları için dalaşırlar.

insan her şeyi anladığında mutlaka ağır bir sinir krizi geçirir. bilinçlilik bunu gerektirir.

yahudiler yüzyıllar boyunca insan olmadıklarını kanıtlayan belgeleri yahudi düşmanlarından koparmaya çalıştılar ama beceremediler. çıka çıka israil çıktı ortaya. bundan daha insanca, daha gerçekliği kanıtlanmış bir şey de olamaz. israil, yani adına yaraşır bir ulus, insan kişiliğinin en ezici kanıtı ulustur. sevgili pitonum, soysuzum, canım bilyeli yatağım, küllüğüm, tüyüm, kuşkonmazım, kendinizi yenilemek için gösterdiğiniz bütün çabalar boşuna.

bir şeyleri bulanlar genellikle kaçıklardır.

gerçek sorumlunun ortada olmaması göze çarpar. o zaman daha ulaşılır olan birini ararlar.

sevgiyi göstermek herhangi bir duyguyu göstermek değildir.

psikiyatrik klinikler birer tapınak gibidir ve bulundukları ülkenin yasaları dışında tutulma ayrıcalığını taşırlar.

gündelik, bildik anlam yokluğu söz konusu olduğu sürece bir umut ışığı var demektir.

hayatla ölüm arasındaki kavga edebi süreçler kavgasıdır.

bütün kedi yavruları büyüdükleri için ölürler.

baba ve tanrı çağrılarınızla kafa ütülemeyin artık, pavlowitch. bu konuyu yeterince kullandınız. beş bin yıldır kafa ütülüyorlar; ama daha kimse bundan adına yaraşır bir uygarlık çıkarmayı başaramadı.

mavi renk, pek de hakkı olmadan göklere çıkarılmıştır.

bütün gönüllü göçmenler gizlice bir gün dönecekleri umudunu beslerler ve ne yazık ki en kararlı şizofrenlerin bile çoğunlukla geri dönmeyi kabul ettikleri bilinen bir gerçektir.

radek, "iyi bir ev kadını her şeyi kullanmayı bilmelidir, çöpleri bile." derdi stalin'e.

aykırılıktan sakınmak gerekir; çünkü yaşamaya yardımcı olur.

amiyane tabiriyle birbirimizi sevebiliriz, kimse de bu aşırı yavanlığa şaşırmaz. karikatürlerde aşka hâlâ katlanılır; çünkü abartmaya izin verilir karikatürde. hatta mutlu bile olabiliriz; çünkü karikatürler gerçekçi değildir. sanatsal yeteneksizlikle suçlanmadan yayın organımızdan da söz edebiliriz, nasılsa karikatürlerde her şey bağışlanır.

iyileşmiş olmak yetmez, bütün insanlığı da iyileştirmek gerek.

güneş en sonunda özgünlük kaygısı gütmeden parlayabilecek.

7.03.2018

sanat

hans habe: ağaç, meyvesinden tanınır.

günter grass: sanat bir suçlamadır. bir dışavurum, bir tutkudur. sanat ak kağıtlar üzerinde dağılıp dökülen kara kalemdir.

romain gary: gerçek sanatçıları bilirsiniz: asla kendilerinden hoşnut değildirler.

descartes: çoğu zaman, ayrı ayrı ustaların elinden çıkmış, birçok parçadan kurulu eserlerde, bir ustanın tek başına meydana getirdiği eserlerdeki kadar mükemmellik yoktur.

walter benjamin: kitleler kendilerini oyalayacak bir şeyler ararlar; oysa sanat, izleyicisinden dikkatini toplayıp yoğunlaşmasını ister.

sadık hidayet: herkes güçlü bir alışkanlığa, bir tutkuya sığınır: ayyaş içer, edebiyatçı yazar, yontucu taşı yontar; acısını dindirmek için her biri en kuvvetli içgüdüsünden medet umar ve gerçek sanatçı, kendi bağrından şaheserler yaratır.

andrew crumey: düzenli bir ortam, düzenli bir zihin yaratır; yani boş bir zihin.

yann martel: sanatçılarımızı desteklemezsek hayal gücümüzü kaba gerçeğin sunağında kurban etmiş oluruz ve en sonunda hiçbir şeye inanmamaya, değersiz düşler görmeye başlarız.

henryk sienkiewicz: güzelliğin huzurunda küçüldüklerini duyabilenler yalnızca en yüce sanatçılardır.

maksim gorki: eğer ciddi bir şey yapacak gücünüz varsa ucuz şeylere alışmayın. daha çok çalışın, okuyun ve insanları gözleyin, sinirlenin. ve sonra sanatçı olmaya karar verirseniz gücünüzü sakınmayın!

20.11.2017

çocuk

romain gary

veletlerin tümü bulaşıcıdır. birine bir şey olmayagörsün, hemen ötekilere de oluverir.

evlat edinirken insanların en istemedikleri şey çocuğun gerizekalı olmasıdır. çocuk birden durmaya karar verdi demektir bu, ilerlemek ona yeterince ilginç gelmemiştir. çoğu zaman ailesi handikaplı olur, çocukla ne halt edeceğini bilemez. örneğin 15 yaşında bir çocuk 10 yaşındaymış gibi hareket etmeye koyulur. ama dikkatinizi çekerim, bu konuda kazançlı çıkmak da olanaksızdır. bir çocuk, benim gibi 10 yaşında olup 15 yaşındaymış gibi hareket ederse onu okuldan atarlar; ahlakı bozulmuştur çünkü.

hiçbir zaman anlamadım, neden yasaktır vesikalı orospuların çocuklarını büyütmeleri; ötekiler hiç çekinmiyor. madam rosa, bunun nedeni kıçın fransa'daki önemidir sanıyordu, böyle bir önem başka yerlerde görülmez; burada bu, gözle görülmedikçe aklın alamayacağı boyutlar kazanır. madam rosa diyordu ki, fransızların en önemli şeyleri xiv. louis ile kıçlarıdır; bu yüzden orospu olarak tanımlananlar baskı altında tutulurlar; çünkü namuslu kadınlar bunu sadece kendilerine istemektedirler.

31.08.2017

uzun lafın kısası

stefan zweig: üç beş budala siyasetçinin yıktığını onarmak için on yıllar yetmez.

chinua achebe: bir kralın ağzına bakınca annesinin memesini hiç emmediğini düşünürsün.

giacomo leopardi: dünyadaki bütün iyi şeyler elde edilir edilmez, maloldukları kaygılara ve çabalara değmez görülürler.

eduardo galeano: mutlu azınlığın doyması için yığınların açlıktan ölmesi gerekir.

romain gary: en güzel sevgililerin yeri, duyulmamış bir yeteneğe sahip olduğu söylenen uzaklardaki bir soytarıdan sonra gelir.

henri frederic amiel: kendi insafsızlıklarımızı meşru kılmak istediğimizde tanrı'yı suç ortağımız haline getiriyoruz. her katliam bir ilahi eşliğinde kutsal hale getiriliyor.

menandros: eziyet çekmemiş insan eğitilemez.

vladimir makanin: insanlar tasasızlardır, insanlar unuturlar. televizyon ekranı, küçücük böceğin üzerine sarkmış dev bir büyüteç gibidir.

victor hugo: değerli bir bilgeyi ziyaret etmek için vakit asla geç değildir.

paul valery: modern çağ, birbirine en uzak fikirlerin hep birlikte serbestçe varlığını sürdürür göründüğü, yaşamak ve öğrenmek için sabit bir referansın kalmadığı bir çağdır.

mary wollstonecraft: aşkta hayal kırıklığına uğramak hiç aşık olmamaktan iyidir.

thomas more: servetin ve özgürlüğün olduğu yerde, insanlar katı ve adaletsiz buyruklara sabırla boyun eğmeyi zul sayar. buna karşın yoksulluk ve kıtlık insanları köreltir, uysallaştırır ve isyana hazır cüretkar ruhları eze eze öğütür.

26.02.2017

yıldızyiyiciler

romain gary

en güzel sevgililerin yeri, duyulmamış bir yeteneğe sahip olduğu söylenen uzaklardaki bir soytarıdan sonra gelir.

aldatmacalar, gerçek yüceliğe ulaşmayan ucuz alkışlar elde etmenizi sağlar.

başarıya ulaşmış bir haydut her zaman sıra dışı bir adam gibi görülür; ama hemen her seferinde, sıra dışı olan, adam değil, başarıdır.

insanoğlu güzellik uğruna her zaman her şeyi kurban etmiştir.

şu ölümlü dünyada yapabileceğiniz tek şey iyi bir aile babası olmaktır. istediğiniz kadar mahşer gününün atlılarını oynayın, insan olmanın ötesine geçemeyeceksiniz.

bazen bir insana yardım etmenin tek yoludur dinlemek.

bu dünyada olmayacak iş yoktur ve en it oğlu it herifler bile, yazgının ani darbelerine karşı korunmasızdırlar; en beter heriflerin bile birden şanslarını yitirip çevrelerinde oluşturdukları boşluğa karşın yerlerini bir halefe bırakmak zorunda kaldıkları görülmüştür.

insanın bedeniyle yaptığı hiçbir şey gerçekte kötü değildir.

bir kadına fazlaca hayranlık ve saygı duymaya başlayan bir erkek, hemen her zaman kadından bedensel olarak uzaklaşır.

gün ışığının altındaki bir palyaçonunki kadar üzücü bir gösteri daha yoktur.

bir idealist, dünyanın kendisi için yeterince iyi olmadığını düşünen bir orospu çocuğudur.

insan yaptıklarının ötesindedir. hiçbir şey onu kirletemez; ne toplama kampları, ne sefalet ne de cehalet. o her zaman temiz kalır. insan yüzü, her zaman temiz ve saftır.

kadınların ve çocukların kanlarının karşısında duraksayan bir devrim, başarısızlığa mahkumdur.

29.06.2016

uzun lafın kısası

kierkegaard: doğru her zaman azınlıktadır.

anatole france: aptalca bir şeye elli milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.

maya angelou: asıl coşku, arayışın kendisindedir.

zygmunt bauman: insanlar "her şey her zamanki gibi", "herkes her zamanki gibi" dedikleri sürece sorulacak soru ve neredeyse yapılacak hiçbir şey yoktur.

charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.

epikuros: yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz.

gustave flaubert: parasız ve zorunlu eğitim bir işe yaramayacak; ancak budala sayısını artıracaktır.

jane austen: normalde karşılaşılan şeyleri fersah fersah aşmamış hiç kimse gerçekten hünerli sayılamaz.

alexandre dumas: coşkuyla istenen bir şeyin, onu elinden almak ya da koparmak istedikleriniz tarafından coşkuyla savunulmamasına ender rastlanır.

romain gary: umarım hiçbir zaman normal olmam; bir tek namussuzlar normal olur hep.

orhan pamuk: insanın kendisi olmasına bir türlü izin vermezler, insanı bırakmazlar kendisi olsun diye, hiçbir zaman bırakmazlar.

sylvia plath: bu eş arama, deneme yanılma oyununda öyle çok incinme var ki..

31.05.2016

uzun lafın kısası

chateaubriand: insanlar vardır, imparatorluklar çökerken çeşmeleri ve bahçeleri ziyaret ederler.

gustave flaubert: şekilce güzel olmayan güzel düşünce olamayacağı gibi, ifade ettiği düşünce güzel olmayan güzel şekil de olamaz.

anatoli ribakov: gerçek devrim neyi yıktığıyla değil, kimi yarattığıyla büyüktür.

jane austen: neden bekledik sanki? neden aklımıza gelir gelmez yapmadık? karşımıza çıkan mutluluk anlarını hemen yakalamak gerek. uzun uzun hazırlanıp beklemek her şeyi bozuyor çok zaman.

alexandre dumas: çoğu zaman mutluluğun yanından onu görmeden, ona bakmadan geçeriz; onu gördüysek ya da ona baktıysak bile onu tanımayız.

william faulkner: insanlar sorunlara muhtaçtır. ruhu keskinleştirip kuvvetlendirmek için biraz yenilgi ve umutsuzluk gerekir. mutluluk sadece sebzelere özgüdür.

maya angelou: asla sızlanma. sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğunu haber verir.

orhan pamuk: okulda ilk öğrendiğim şey bazılarının aptal olduğu, ikinci öğrendiğim şey ise bazılarının daha da aptal olduğuydu.

romain gary: sirkler kapanır, müzikholler iflas eder; ama soytarılar ezeli gösterilerine devam ederler.

sylvia plath: nefret ettiğim bir şey varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup "iyiyim" demenizi beklemeleridir.

epikuros: yeterli olanı çok az bulan kişinin gözünde hiçbir şey yeterli değildir.

wilhelm reich: önemli olan bir tek şey vardır: sakıngan ve korkak kimselerin ayak basamayacağı bir yolu önerse, seni sürüden ayırsa bile, yüreğinden gelen sesi dinle.

29.04.2016

uzun lafın kısası

maya angelou: bilgeliğin esası sadeliktedir.

bertolt brecht: demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez; otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.

anatoli ribakov: iktidarı elde tutmak, onu ele geçirmekten daha zordur.

erich fromm: bir insan için en büyük seçim, elindekiyle kendini aşmak için, yaratacağı mı yoksa yok mu edeceği, seveceği mi yoksa nefret mi edeceğidir.

voltaire: sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam da yaptırabilirler.

jaroslav hasek: bu dünyada herkes dürüst davransaydı çok geçmeden millet birbirinin gırtlağına sarılırdı.

chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız. 

kierkegaard: hiçbirine inanma dostum; anladıkları hiçbir şey yok; anlasalardı yaşamları bunu gösterirdi ve eylemleri bilgilerini yansıtırdı.

alexandre dumas: her zengin adamın yolu üzerinde yanından sürünerek geçtiği yoksullar vardır.

romain gary: sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.

orhan pamuk: yeni bir hayat, her zaman daha güzel bir manzaradır.

sylvia plath: sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.

12.10.2015

kadının ışığı

romain gary

her şey geçer, her şey kırılır, her şey yorulur.

yaşam oldukça umut vardır.

hangi andan başlayarak mutsuz bir kadın olmaktan çıkıp orospu olur insan?

bugün belki orospuların daha fazla konuşmaya hakları vardır ve onların azizelerden de çok daha fazla söyleyecek şeyleri vardır.

gerçek yetenekler için hiç bu kadar zor bir dönem olmadı. artık ölçüt diye bir şey yok. şimdi hükmünü süren basitlik. ama gelecek o günler. sanat her zaman beklemesini bilmiştir.

yaşamın yakamızı bıraktığı bir gerçektir ve buna da hep "rastlantı" adı verilir. rastlantı kimi zaman gerçek bir boktur.

hayatıma o kadar çok kadın girdi ki neredeyse hep yalnız kaldım. çok, hiç kimse demektir.

sevişmeden sonra kravat bağlamak hep kaba bir davranıştır.

psikoloji her tür olasılık bakımından zengindir. yok edilemez kombinasyonlar. aldatmaya izin vardır. eklemek, çıkarmak ve parçalarla doldurmaya izin vardır. bütün atılımlar kabul edilir ve insan her zaman kendi kendisine karşı oynar. çünkü her ne kadar parçalar ve kombinasyonlar sonsuzsa da tek bir kraliçe vardır: suçluluk. ne var ki psikoloji olmasa hayvanlaşırdık. hayvanlar eğlenmelidir.

yalnızlık çökertmişse, insan sahteyi gerçekten nasıl ayırabilir?

insan her zaman sandığından daha pistir.

yaşamın her zaman vereceği bir şeyler vardır. mutsuzluğa saygılı olmak için hiçbir sebep yoktur. hiçbir. belki artık mücadeleye devam etmek için gerekli olan ve körleşme adı verilen bu yüce aydınlığı yakalayamıyorum.

bir dostu bırakıp gitme hakkına sahip değilsek artık dostluktan söz edilemez.

insan nerede yaşıyorsa orada umutlanır.

doğa karşısında öyle zaferler kazandık ki havasızlıktan boğulmanın asıl nefes alma biçimi olduğunu ilan edebiliriz gayet güzel bir biçimde. bağımsızlığın tek insani değeri, bir değişim değeridir. insan bağımsızlığı yalnız kendine saklarsa yalnızlık yıllarında büyük bir hızla çürür.

yaşamda otomatik pilot yoktur. son sözü söyleyen her zaman sürekliliktir. gerisi yalnızca geçip gidiyor.

kimi zaman duyarlılığı öldürmek yaşamsal bir sorundur.

insan bir kez umutsuzluğa düşünce herhangi bir şeye inanmaya hazırdır.

önsezilere inanmam; ama uzun zamandır inançsızlıklarıma olan inancımı da yitirdim. "inanmıyorum artık" gibi kesinlemelerden daha aldatıcı bir şey yoktur.

yaşam her zaman savunur kendisini.

insanın kendisi yardıma muhtaçken bir başkasına yardım edebilmesi olağanüstü bir şey.

insan yaşama sebebini kaybedince; ama gene de yaşamaya çalışırsa, suçlu hisseder kendisini.

genel sözlere sığınmak her zaman daha kolaydır.

ben inançlı bir insan değilim: tanrı-maymunların ön tasarılarda bulunduklarına inanmıyorum. bunun için hayvanat bahçesine gidip onların soyundan gelenleri kafeste görmek ve onların herhangi bir şey olduklarını anlamak yeterlidir. ve sonra zaman zaman muz vardır. bizi devam etmeye cesaretlendirmek için küçük bir şey atarlar.

hepimiz yenilmek için doğduğumuzu biliriz; ama gene biliriz ki hiçbir şey hiçbir zaman bizi yenmeyi başaramamıştır ve başaramayacaktır.

hava karanlık ama kaygısız değil; çünkü aydınlık bu mücevher kutusunda her zaman daha güzeldir.

yaşamdaki bütün başarıların kaçırılan başarısızlıklar olduğunu kim söylemiş, anımsamıyorum.

bir insana bağlanmıyordum, belli bir insan düşüncesine bağlanıyordum ve iş, sonunda artık insanlıkla hiç ilgisi olmayan bir şeye varıyordu. bayrak için hurra, onur için hurra. ama bu artık yaşam değildi. yapay solunum insanı yaşama geri döndürebilir; ama bu bir yaşama biçimi olmaz.

beyaz saçlara, olgunluğa, deneyime, öğrenilen her şeye, yenilmiş tüm şamarlara, sonbahar yapraklarının mırıldandıklarına güvenmemek gerekir; yaşamın bizi gerçekten isteyerek getirdiği bir duruma kanmamak gerekir. dokunulmamıştır, hep oradadır ve inanmaya devam eder.

10.02.2014

onca yoksulluk varken

romain gary

yaşam herkesin harcı olan bir şey değil.

bana hep garip gelen, gözyaşlarının doğmadan önce programlanmış olmasıdır. bu demektir ki ağlayacağımız önceden saptanmış. bunu hiç düşündünüz mü? kendine saygısı olan hiçbir yaratıcı yapmaz bunu.

veletlerin tümü bulaşıcıdır. birine bir şey olmayagörsün, hemen ötekilere de oluverir.

kendilerine eroin iğnesi yapan bütün veletler mutluluk alışkanlığına tutulurlar, bunun da hiç acıması yoktur; çünkü mutluluk özellikle yokluğuyla tanınan bir merettir. eroin almak için mutluluğu bayağı aramış olmak gerekir; bu tür düşünceler de ancak esaslı hıyarlarda bulunur.

insanların hüznü her zaman en çok gözlerinin içindedir.

hiçbir zaman anlamadım, neden yasaktır vesikalı orospuların çocuklarını büyütmeleri; ötekiler hiç çekinmiyor. madam rosa, bunun nedeni kıçın fransa'daki önemidir sanıyordu, böyle bir önem başka yerlerde görülmez; burada bu, gözle görülmedikçe aklın alamayacağı boyutlar kazanır. madam rosa diyordu ki, fransa'nın en önemli şeyleri xıv. louis ile kıçlarıdır; bu yüzden orospu olarak tanımlananlar baskı altında tutulurlar; çünkü namuslu kadınlar bunu sadece kendilerine istemektedirler.

insanlar yaşama her şeyden daha çok önem verirler. dünyadaki bütün öbür güzel şeyleri düşündüğümüzde, bu bayağı garip bile gelebilir.

bir insanın en önemli parçaları kalple kafadır, en pahalıya patlayanlar da onlardır. kalp durursa artık işinizi eskisi gibi yürütemezsiniz; kafa her şeyden kopup doğru dürüst işlememeye başlarsa da kişi niteliklerini yitirir, artık yaşamdan hiçbir yarar göremez. sanırım yaşamaya çok gençken girişmek gerekir; çünkü sonradan bütün değerinizi yitiriyorsunuz, kimse de size bağışta bulunacak değildir.

yaşam dediğin sürekli bir paniktir.

evlat edinirken insanların en istemedikleri şey çocuğun gerizekalı olmasıdır. çocuk birden durmaya karar verdi demektir bu, ilerlemek ona yeterince ilginç gelmemiştir. çoğu zaman ailesi handikaplı olur, çocukla ne halt edeceğini bilemez. örneğin 15 yaşında bir çocuk 10 yaşındaymış gibi hareket etmeye koyulur. ama dikkatinizi çekerim, bu konuda kazançlı çıkmak da olanaksızdır. bir çocuk, benim gibi on yaşında olup on beş yaşındaymış gibi hareket ederse onu okuldan atarlar; ahlakı bozulmuştur çünkü.

moraliniz bozuk oldu mu güzel şeyler hep daha güzeldir. gebermek istediğiniz zamanlar, her zamankinden daha güzel olur çikolatanın tadı.

umarım hiçbir zaman normal olmam; bir tek namussuzlar normal olur hep.

31.12.2013

uzun lafın kısası

joel kovel: hiçbir şey insanca yaşama hakkından daha değerli değildir.

antoine furetiere: genç bir erkeği kadınlarla sohbet etmekten daha fazla uygarlaştıran ve kibarlaştıran bir şey yoktur.

botho strauss: en kötüsünü yaşamışsan artık öyle saf olamıyorsun.

samuel johnson: hemen hemen tüm saçmalıklar benzemeye çalışıp da başaramadığımız insanları taklit etmeye çalışırken çıkar.

james joyce: hayat en büyük öğretmendir.

felicien challaye: bütün öteki kutsal kitaplar gibi, hristiyanlığın kutsal kitabı da insan elinden çıkmadır.

henry miller: bazı kancıklar kendilerine çiçek bahçeleri gönderilmesinden hoşlanırlar. kendilerini önemli hissederler.

rudyard kipling: cehalet kadar büyük günah yoktur.

romain gary: görkemli senfonilerin ortasında bir yerde beliriveren, yumuşacık bir flüt sesini beklemek gibi bir eğilimim vardır.

la rochefoucauld: insanın sevdiğine sadık kalmak için kendine çektirdiği işkence hemen hiçbir zaman sadakatsizlikten daha iyi değildir.

michel tournier: insan her şeyi yok eden zamana imgeyle karşılık verir.

sabahattin eyüboğlu: ne yıkılmışsa softalar yıkmıştır bu memlekette. cahilliğimizin eline baltayı veren, keyif için, para için yıkanları da destekleyenler onlar olmuş. yalnız yapılmış eserleri yıkmakla kalsalar iyi, yeniden yapma gücünü de köreltiyorlar.

4.04.2011

trajik anlar

romain gary

bu aşağılık dünyada hedefi asla tam on ikiden vuramazsın.

varoluşun önemli, hatta trajik anlarında, insan bedensel bakımdan iyi sunulmuş her dişinin çekimine kapılır; erkekler böyle anlarda hep annelerini düşünürler.

sirkler kapanır, müzikholler iflas eder; ama soytarılar ezeli gösterilerine devam ederler.

hayatta insanların kendilerinde tamamıyla beklenmedik birtakım kaynaklar keşfettikleri ve tarihsel koşulların yarattığı şokla, özgün bir esinlenmenin ışığı altında ellerinden gelenin en iyisini ortaya koydukları anların var olduğu bir gerçektir.

gerçek sanatçıları bilirsiniz: asla kendilerinden hoşnut değildirler.

rolünü sonuna kadar götürüp seçtiği kişiliğe ve oyuna ölünceye dek bağlı kalmaktan başka insanın ulaşabileceği bir gerçeklik yoktur. insanlar tarihi, yetim doğmuş biricik gerçek içtenliklerini böyle oluştururlar.

insanların kendilerine inanmaya gereksinimleri vardır, güzel onur gösterileri ise nadirdir.

insan, erkini namuslu işler yaparak tutamaz elinde. dünya güzel bir çöplüktür, onun boyuna uygun davranmak gerekir.

ölüm nedir ki? yalnızca bir yetenek eksikliği.

her şey sonunda devrilir. istediğiniz kadar en büyük olun, en yukarıya yerleşmiş olun, düşüş yolunuzu gözler. insan kendini yerde bulur.

hepimiz günden güne çöküntüyü tanırız. inkar etmenin yararı yok.

sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.

17.01.2011

mucize

buket uzuner

insan yaşarken eğrileri ve eksikleriyle rahatsız olduğu, beslenemediği "doğduğu topraklara" gerektiği zaman veda edemezse, bağnaz bir ulusalcılığın yakasına yapışma tehlikesi belirir. renk yelpazesi ve bakış açısı daralabilir. vaktinde, henüz alma kapasitesi yüksekken görülecek dünya, yetenekli ve yaratıcı ruhun en besleyici gıdasıdır. zamanı geçtikten sonra, ön yargı ve koşullanma illeti gözlerin, ellerin ve yüreğin en ince kıvrımlarını nasırlaştırır ve artık yurt dışında yalnızca bir turist olma şanssızlığı kalmıştır ortada.

onun uğruna nelere katlanır, nelerden yoksun kılar, nasıl da bunaltırız kendimizi. tutsaklığımızın adıdır vazgeçilmezlik çoğu kez. doğumdan ölüme dek sürecek ve asla kazanılamayacak birinci vazgeçilmezliğin adı, zamana karşı verilen savaş olarak çıkar karşımıza. kendimize karşı açtığımız savaşlar yanı sıra töreler, dinler ve kan bağıyla ilgili olanlar ve bütün bunların yarattığı şoklar, acılar, yalnızlıklar.. en fenası keder. çünkü vazgeçilmezin önlenemez yol arkadaşı "zorunluluk", hiçbir mutlu duygunun yanıbaşında var olmasına şans tanımaz. "mecburiyet", bütün özgürlüklerin ve aşkların sonudur.

"münih hayvanat bahçesinden bir kurt kaçmış ve yaşlı bir kadın tarafından bulunmuştu. polisler geldiğinde yaşlı bayan, kurdun başını okşamakta, kurt da onun elini yalamaktaymış. hiçbir şeyden emin olamıyorum; ama belki de kurtlar iyiye doğru evrimleşmekteler. yaşlı bayanlar da öyle. belki de yaşlı bayan kaçıktı. bir şeyler bulanlar genellikle kaçıklardır." (romain gary)

ancak yüreği öpülürse
öpülürse yüreği duyulur sesi
ruhun gizli sularında
sessizce uyuyan derinde

mucizeler, ancak onlara inananlarca yaşanır ve aşk bir mucizedir. sevinçten çıldıracak, özlemden çıldıracak ve heyecandan çıldıracak bir aşkı tanımamış olanlar, mucizelere de inanmazlar. oysa aşk mucizesini yaşayanlar, aşkın doruk noktasında yaşanan cinselliği betimlemeye çalışmanın bir cinayet olduğunu bilirler. o ancak yaşanır. ve yaşandıktan sonra, cinselliğin bütün öbür halleri artık renksiz, tatsız ve yoksul kalacaktır. çünkü aslını gören göz, en iyi öykünmeden bile incinir. aslını tanıdıktan sonra, ancak onunla heyecanlanır, mutlanır, onunla doyumlanır. ancak!

4.06.2010

balık izlerinin sesi

buket uzuner

sevginin en güzeli, en gereksinildiğinde verilenidir.

albert einstein: sıradışı, büyük insanlar, daima sıradan zekaların şiddetli muhalefetiyle karşılaşırlar.

kadınlar, sırların en sık rastlananı, en karmaşık olanı; bu nedenle de en hoşa gideni, en heyecanlısıdır.

anneler ve kızları daha çok saklı bir rekabet, gizli bir kıskançlık ve ancak kadınlara özgü ince, duyarlı, tiz sesli, düşünceli ve alıngan bir aşkın suladığı o çok dalgalı okyanusta yüzerler.

romain gary: yaşlılıkta öğrenilenler aslında daha önce unutulanlardır.

"şiirin tek tutkusu güzeldir ve amacı kendisidir."

"en yetkin erkek güzellik tipi, şeytanın tipidir."

grotesk sanat en iyi protesto biçimidir. iğrençliği, şiddeti, sefilliği olduğu gibi yansıtır; fazlasıyla, bütün şiddetiyle.

her yetenekli, yaratıcı, her zeki ve hırslı insanın içinde mutlaka bir salieri yaşamaktadır.

kadınlar.. onlar tanrının kendisini affettirmek için yarattığı, dehasının en önemli kanıtı, en büyük şaheseridir.

dağınık olabilmek, yalnız yaşamanın ayrıcalıklarından biridir.

albert camus: var olmak kendini yeniden yaratmaktır.

korkuya azıcık fırsat verilmeyegörsün, hemen aklın ve fikrin üzerine akar, örter, sımsıkı kapatır.

normal insanlar için gösteriş ve saygınlık, işin aslından daima daha önemli olmuştur.

"insan en çok reddettiği şeye yakındır."

emile ajar: bütün yavru kediler, büyüdükleri için ölürler.

organize olmak, bir gelişmişlik belirtisidir.

romain gary: görkemli senfonilerin ortasında bir yerde beliriveren, yumuşacık bir flüt sesini beklemek gibi bir eğilimim vardır.

kendi başına karar veremeyen, özgür olamaz. oysa kendi kararlarını alıp uygulayabilen, "birey" adındaki insanların mutlaka "mahremiyet"i vardır. onlar, koşarken soluklanmayı, yorgunken dinlenmeyi, kalabalıktan ayrılıp kendi yönlerine gidebilmeyi ve ıssızlıkta çoğalabilmeyi bilenlerdir. yalnızlığın yaratıcı gücünü tanımayanlar, kendileriyle hiçbir zaman tanışamazlar.

20.08.2008

emile ajar

emile ajar, goncourt ödüllü ünlü fransız yazar romain gary'nin takma adıdır. gary, genç bir yazarın ikinci kitabı olarak kaleme aldığı "onca yoksulluk varken"i bu takma adla yayınlatmıştır. gary'nin 1975'te bu kitapla layık görüldüğü goncourt ödülü'nü iki ayrı isimle kazanmış olması fransız edebiyat aleminde büyük bir skandal doğurmuştu.

yazarın intiharından sonra, vasiyetnamesi olarak yeğeni paul pavloviç'in bastırdığı "emile ajar'ın yaşamı ve ölümü" kitabının bir yerinde romain gary bütün bu durumu şu yalın cümleyle ifade etmişti: "yalnızca kendim olmaktan bıkmıştım."