kierkegaard: doğru her zaman azınlıktadır.
anatole france: aptalca bir şeye elli milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.
maya angelou: asıl coşku, arayışın kendisindedir.
zygmunt bauman: insanlar "her şey her zamanki gibi", "herkes her zamanki gibi" dedikleri sürece sorulacak soru ve neredeyse yapılacak hiçbir şey yoktur.
charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.
epikuros: yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz.
gustave flaubert: parasız ve zorunlu eğitim bir işe yaramayacak; ancak budala sayısını artıracaktır.
jane austen: normalde karşılaşılan şeyleri fersah fersah aşmamış hiç kimse gerçekten hünerli sayılamaz.
alexandre dumas: coşkuyla istenen bir şeyin, onu elinden almak ya da koparmak istedikleriniz tarafından coşkuyla savunulmamasına ender rastlanır.
romain gary: umarım hiçbir zaman normal olmam; bir tek namussuzlar normal olur hep.
orhan pamuk: insanın kendisi olmasına bir türlü izin vermezler, insanı bırakmazlar kendisi olsun diye, hiçbir zaman bırakmazlar.
sylvia plath: bu eş arama, deneme yanılma oyununda öyle çok incinme var ki..
maya angelou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maya angelou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29.06.2016
31.05.2016
uzun lafın kısası
chateaubriand: insanlar vardır, imparatorluklar çökerken çeşmeleri ve bahçeleri ziyaret ederler.
gustave flaubert: şekilce güzel olmayan güzel düşünce olamayacağı gibi, ifade ettiği düşünce güzel olmayan güzel şekil de olamaz.
anatoli ribakov: gerçek devrim neyi yıktığıyla değil, kimi yarattığıyla büyüktür.
jane austen: neden bekledik sanki? neden aklımıza gelir gelmez yapmadık? karşımıza çıkan mutluluk anlarını hemen yakalamak gerek. uzun uzun hazırlanıp beklemek her şeyi bozuyor çok zaman.
alexandre dumas: çoğu zaman mutluluğun yanından onu görmeden, ona bakmadan geçeriz; onu gördüysek ya da ona baktıysak bile onu tanımayız.
william faulkner: insanlar sorunlara muhtaçtır. ruhu keskinleştirip kuvvetlendirmek için biraz yenilgi ve umutsuzluk gerekir. mutluluk sadece sebzelere özgüdür.
maya angelou: asla sızlanma. sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğunu haber verir.
orhan pamuk: okulda ilk öğrendiğim şey bazılarının aptal olduğu, ikinci öğrendiğim şey ise bazılarının daha da aptal olduğuydu.
romain gary: sirkler kapanır, müzikholler iflas eder; ama soytarılar ezeli gösterilerine devam ederler.
sylvia plath: nefret ettiğim bir şey varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup "iyiyim" demenizi beklemeleridir.
epikuros: yeterli olanı çok az bulan kişinin gözünde hiçbir şey yeterli değildir.
wilhelm reich: önemli olan bir tek şey vardır: sakıngan ve korkak kimselerin ayak basamayacağı bir yolu önerse, seni sürüden ayırsa bile, yüreğinden gelen sesi dinle.
gustave flaubert: şekilce güzel olmayan güzel düşünce olamayacağı gibi, ifade ettiği düşünce güzel olmayan güzel şekil de olamaz.
anatoli ribakov: gerçek devrim neyi yıktığıyla değil, kimi yarattığıyla büyüktür.
jane austen: neden bekledik sanki? neden aklımıza gelir gelmez yapmadık? karşımıza çıkan mutluluk anlarını hemen yakalamak gerek. uzun uzun hazırlanıp beklemek her şeyi bozuyor çok zaman.
alexandre dumas: çoğu zaman mutluluğun yanından onu görmeden, ona bakmadan geçeriz; onu gördüysek ya da ona baktıysak bile onu tanımayız.
william faulkner: insanlar sorunlara muhtaçtır. ruhu keskinleştirip kuvvetlendirmek için biraz yenilgi ve umutsuzluk gerekir. mutluluk sadece sebzelere özgüdür.
maya angelou: asla sızlanma. sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğunu haber verir.
orhan pamuk: okulda ilk öğrendiğim şey bazılarının aptal olduğu, ikinci öğrendiğim şey ise bazılarının daha da aptal olduğuydu.
romain gary: sirkler kapanır, müzikholler iflas eder; ama soytarılar ezeli gösterilerine devam ederler.
sylvia plath: nefret ettiğim bir şey varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup "iyiyim" demenizi beklemeleridir.
epikuros: yeterli olanı çok az bulan kişinin gözünde hiçbir şey yeterli değildir.
wilhelm reich: önemli olan bir tek şey vardır: sakıngan ve korkak kimselerin ayak basamayacağı bir yolu önerse, seni sürüden ayırsa bile, yüreğinden gelen sesi dinle.
29.04.2016
uzun lafın kısası
maya angelou: bilgeliğin esası sadeliktedir.
bertolt brecht: demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez; otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.
anatoli ribakov: iktidarı elde tutmak, onu ele geçirmekten daha zordur.
erich fromm: bir insan için en büyük seçim, elindekiyle kendini aşmak için, yaratacağı mı yoksa yok mu edeceği, seveceği mi yoksa nefret mi edeceğidir.
voltaire: sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam da yaptırabilirler.
jaroslav hasek: bu dünyada herkes dürüst davransaydı çok geçmeden millet birbirinin gırtlağına sarılırdı.
chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız.
kierkegaard: hiçbirine inanma dostum; anladıkları hiçbir şey yok; anlasalardı yaşamları bunu gösterirdi ve eylemleri bilgilerini yansıtırdı.
alexandre dumas: her zengin adamın yolu üzerinde yanından sürünerek geçtiği yoksullar vardır.
romain gary: sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.
orhan pamuk: yeni bir hayat, her zaman daha güzel bir manzaradır.
sylvia plath: sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.
bertolt brecht: demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez; otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.
anatoli ribakov: iktidarı elde tutmak, onu ele geçirmekten daha zordur.
erich fromm: bir insan için en büyük seçim, elindekiyle kendini aşmak için, yaratacağı mı yoksa yok mu edeceği, seveceği mi yoksa nefret mi edeceğidir.
voltaire: sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam da yaptırabilirler.
jaroslav hasek: bu dünyada herkes dürüst davransaydı çok geçmeden millet birbirinin gırtlağına sarılırdı.
chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız.
kierkegaard: hiçbirine inanma dostum; anladıkları hiçbir şey yok; anlasalardı yaşamları bunu gösterirdi ve eylemleri bilgilerini yansıtırdı.
alexandre dumas: her zengin adamın yolu üzerinde yanından sürünerek geçtiği yoksullar vardır.
romain gary: sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.
orhan pamuk: yeni bir hayat, her zaman daha güzel bir manzaradır.
sylvia plath: sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.
29.02.2016
uzun lafın kısası
bertolt brecht: dünyayı kurtarmaya bir tek iyi insan yeter.
erich fromm: bir özgürlük eğilimi olarak başkaldırma eylemi mantığın başlangıcıdır.
hakan günday: dengesizlik, gerçek duygusunun ve gerçeğin tek kapısıdır. dengeyle hiçbir yere varılmaz. ancak düşmeyi bilenler köprüden karşıya yüzülerek de geçilebileceğini öğrenir.
jaroslav hasek: büyük dönemler, büyük insanlar yaratır.
alexandre dumas: idam sehpasının ilk basamağında ölüm tüm yaşam boyunca taşıdığınız maskeyi atar ve gerçek yüzünüz ortaya çıkar.
kierkegaard: kadın doğası kendini direniş biçiminde gösteren bir teslimiyettir.
andre malraux: şeytan, meclislerden çok, cemaatlerden hoşlanır.
choderlos de laclos: açılıp bilinmesini istemediği bir sırrı olmayan tek bir insan yoktur.
maya angelou: insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.
orson welles: bazı insanlar yaralarını saklamaya çalışır, bazıları da göstermeye meraklıdır.
sabahattin ali: bu ölü toprakların üstünde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir.
voltairine de cleyre: ifade özgürlüğü, başkalarının duymak istemediklerini söyleme özgürlüğü anlamına gelmiyorsa hiçbir şey ifade etmez.
erich fromm: bir özgürlük eğilimi olarak başkaldırma eylemi mantığın başlangıcıdır.
hakan günday: dengesizlik, gerçek duygusunun ve gerçeğin tek kapısıdır. dengeyle hiçbir yere varılmaz. ancak düşmeyi bilenler köprüden karşıya yüzülerek de geçilebileceğini öğrenir.
jaroslav hasek: büyük dönemler, büyük insanlar yaratır.
alexandre dumas: idam sehpasının ilk basamağında ölüm tüm yaşam boyunca taşıdığınız maskeyi atar ve gerçek yüzünüz ortaya çıkar.
kierkegaard: kadın doğası kendini direniş biçiminde gösteren bir teslimiyettir.
andre malraux: şeytan, meclislerden çok, cemaatlerden hoşlanır.
choderlos de laclos: açılıp bilinmesini istemediği bir sırrı olmayan tek bir insan yoktur.
maya angelou: insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.
orson welles: bazı insanlar yaralarını saklamaya çalışır, bazıları da göstermeye meraklıdır.
sabahattin ali: bu ölü toprakların üstünde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir.
voltairine de cleyre: ifade özgürlüğü, başkalarının duymak istemediklerini söyleme özgürlüğü anlamına gelmiyorsa hiçbir şey ifade etmez.
13.07.2014
kızıma mektuplar
bilgeliğin esası, sadeliktedir.tüm büyük sanatçılar aynı kaynaktan beslenir: insan kalbi. çünkü farklılıklarımızdan çok benzerliklerimizi anlatır o bize.
hayat gemim, sakin ve yumuşak denizlerde yürümeyebilir. yaşamımdaki mücadeleci günler parlak ve umut vaat edici olmayabilir. fırtınalı ya da güneşli günlerde, muhteşem ya da yalnız gecelerde, minnettar tutumumu her zaman korudum. karamsar olmakta ısrar etsem bile, her günün bir yarını vardır.
cehaletin sunduğu saçmalıklarla karşılaşmak, nerede yaşarsanız yaşayın mümkündür.
şimdiye kadar pek çok hata yaptım ve şüphesiz ölmeden önce birçok hata daha yapacağım. acıyı gördüğümde, beceriksizliğimin öfkeye yol açtığını anladığımda, sorumluluğumu kabul edip önce kendimi affetmeyi, sonra da düşüncesizliğimin zarar verdiği herkesten özür dilemeyi öğrendim. geçmişi yaşanmamış kılamayacağıma göre ve pişmanlıktan başka elimde tanrı'ya sunabileceğim bir şey olmadığı için içten özürlerimin kabul edilmiş olmasını umuyorum.
başına gelen bütün olayları kontrol edemeyebilirsin; ancak bunların senden bir şeyler almasına engel olmayı seçebilirsin. birinin bulutundaki gökkuşağı olmaya çalış. şikayet etme. hoşlanmadığın şeyleri değiştirmek için her türlü çabayı göster. eğer bir değişiklik yapamıyorsan, düşünce şeklini değiştir. yeni bir çözüm bulabilirsin.
asla sızlanma. sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğunu haber verir.
ölmeden önce insanlık adına muhteşem bir şey yapmak için elinden geleni yap.
hayırseverlerin söylediği aslında şudur: "görünüşe göre ben ihtiyaç duyduğumdan fazlasına sahibim ve sen de ihtiyaç duyduğundan daha azına sahipsin. ben kendimdeki fazlalıkları seninle paylaşmak istiyorum."
insanlara gerçekleri söylediğinizde, insanların sizden uzaklaşmaya başlayacaklarını bilmeniz gerekir; çünkü onların da kendilerine acı veren dizleri ve ağrıyan başları vardır ve sizinkileri bilmek istemeyeceklerdir. ama bir de şöyle düşünün: insanlar sizden uzaklaşırsa, size gerçekten sıkıntı veren şeye yoğunlaşıp bir çare aramaya daha çok vaktiniz olacaktır.
herhangi bir şey yazmaya karar verdiğimde, aldığım tüm övgülere rağmen içimi bir güvensizlik hissi kaplar. eyvah, şimdi bir şarlatan olduğumu, gerçekten yazı yazamadığımı, iyi yazı yazamadığımı anlayacaklar, diye düşünürüm. perişan bir duruma gelirim ve sonra, yeni bir sarı bloknot çıkarır ve o boş sayfaya yaklaşırken, ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm.
bazı sanatçılar tüm insanlara, tüm dünyaya, tüm zamanlara aittir.
insan yüreği o kadar narin ve hassastır ki, bir şey uğruna çabalarken sendelememesi için teşvik edilmeye ihtiyaç duyar. insan yüreği o kadar sağlam ve serttir ki, bir kere cesaret buldu mu, yolundan şaşmaz bir ısrarla ritmine devam eder. insan yüreğine cesaret veren şeylerden biri de müziktir. çağlar boyunca büyürken ve yaşarken dinlemek için şarkılar yaptık.
bir dostumu veya sevdiğimi o dönüşü olmayan topraklara göndermekte çok zorlanıyorum. "ölüm, zehrini nereye akıttın?" sorusunu, "kalbimin, zihnimin ve anılarımın içine" diye cevaplıyorum.
asıl coşku, arayışın kendisindedir.
20.06.2011
empati
adam fawer
maya angelou: insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.
kişinin asıl efendisi zihni değil bedeniydi.
kişi istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini isteyemez.
daha ilk çatışmada ölürsen savaşı kazanma şansını da kaybedersin.
o duyguyu tanımlamanın tek yolu, sevişme sonrası gibi olduğunu söylemekti: bitkin, mutlu, tükenmiş, eksiksiz.
dukkha. yaşam acı çekmektir.
samudaya. arzu tüm acıların kaynağıdır.
nirodha. acı çekmek yalnızca arzuların bertaraf edilmesiyle sona erdirilebilir.
marga. sadece asil sekiz katlı yol arzuyu bertaraf edebilir.
yin ve yang: çin felsefesinde, insanların doğadaki olayları algılayışlarında karşılaştıkları ve evrendeki her devingen nesnede bulunduğuna inanılan doğal karşıtların genel tanımlamaları. edilgeni, karanlığı, dişili, olumsuzu ve tüketimi betimleyen yin geceye, etkeni, aydınlığı, erili, olumluyu ve üretimi betileyen yang ise gündüze karşılık gelir. sürekli bir mücadele içinde olan yin ve yang birlikte bütün’ü yaratırlar.
yin ile yang, dünyadaki tüm yaratıklarda bulunan ilkel karşıt güçlerdir. yin genellikle su olarak betimlenir. üzgün, edilgen, karanlık ve dişildir; geceyi simgeler. yang ise genellikle ateş olarak betimlenir. mutlu, etken, aydınlık ve erildir; gündüzü simgeler.
doğrudan ruhunun içine bakmak..
nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.
ouroboros: kusursuz bir daire şeklinde kıvrılmış, kendi kuyruğunu yutan bir yılan simgesi. dünyada umutsuzca hapsolmuş bir ruhun sürekli reenkarnasyonunu betimleyen gnostik bir sembol.
edison puştun tekiydi.
biraz daha bağır, çin’de seni duyamayan yaşlı bir keşiş var.
yüzünde kanarya kapmış kedi gülümsemesi vardı.
atom, bir elemanın tüm kimyasal özelliklerine sahip en küçük parçasıdır. atomlar üç atomaltı parçacığa bölünebilir: elektronlar, protonlar ve nötronlar. protonlar ve nötronlar atomun merkezinde ya da çekirdeğinde çok yoğun halde sıkıştırılmış olarak bulunurken, elektronlar da aynı çekirdeğin etrafında bir bulut halinde döner. elektronlar negatif yüke, protonlar pozitif yüke sahiptir; nötronlar yüksüzdür.
yeteneklerinizi sakladığınız sürece ne kadar dostunuz olursa olsun hep yalnız kalıyorsunuz.
schopenhauer pek mutlu bir kişi değildi. yaşamı acılarla dolu bir süreç olarak görüyor ve kurtuluşun sadece iradenin egemenliğinden kaçarak elde edilebileceğini düşünüyordu.
schopenhauer tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında iradenin arzuları olduğuna inanır; çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız. iradenin egemenliğinden kurtulmanın tek yolunun, estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu. schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini söylüyordu.
schopenhauer müziğin yapısının doğal dünyayı kopyaladığına inanır: bas sesler cansız maddeleri, armoniler hayvanlar dünyasını, melodiler ise insan düşüncesini betimler. müzik, evrensel iradenin kopyasıdır. müziğin öteki sanat türlerinden farkı, kendi kendini içermesidir.
hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi önyargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.
unicorn: alnının ortasında tek bir boynuzu olan mitolojik bir hayvan.
hume, imgelemeyi iki kaynağa ayırdı: fantezi ve anlama. sonra fanteziyi de dört tip fikre böldü: bütünleştirici, değiştirici, artırıcı ve indirgeyici.
zihnin ve bedenin arasındaki bağlantı tam bir muamma.
zihnin beden üzerindeki etkisi, sana zihnimle dağları yerinden oynatabileceğimi söylememden daha akıl dışı değil.
tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi tanrı’ya inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.
ockham’ın usturası: en az varsayımı olan teori genelde doğrudur. ve tanrı da oldukça büyük bir varsayımdı.
ögeler gerekenin ötesinde çoğaltılmamalıdır.
tanrı her zaman en doğru olanı seçtiğine göre, üstünde yaşadığımız dünya, olası dünyalar içinde en iyisi olmalıdır.
yüz binde birlik oranda yer alan kimilerinin yetenekleri o kadar güçlüdür ki, davranış bozuklukları sergilerler. etraflarındaki insanların duygularını algılamayı engelleyemedikleri için onların altında ezilirler. bazıları zihnini perdelemeyi öğrenir. ama çoğu bunu yapamaz. cinnet geçirirler. intihar ederler. ve bunu sadece beyinlerinde duydukları o son derece gerçek seslerden dolayı yaparlar. geleneksel bilimin ve toplumun inanmadığı sesler nedeniyle yani.
tüm duyuların merkezi olan beynin acı hissetmeyen tek organ olması ona hep garip gelmişti.
maya angelou: insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.kişinin asıl efendisi zihni değil bedeniydi.
kişi istediğini yapabilir; ama ne isteyeceğini isteyemez.
daha ilk çatışmada ölürsen savaşı kazanma şansını da kaybedersin.
o duyguyu tanımlamanın tek yolu, sevişme sonrası gibi olduğunu söylemekti: bitkin, mutlu, tükenmiş, eksiksiz.
dukkha. yaşam acı çekmektir.
samudaya. arzu tüm acıların kaynağıdır.
nirodha. acı çekmek yalnızca arzuların bertaraf edilmesiyle sona erdirilebilir.
marga. sadece asil sekiz katlı yol arzuyu bertaraf edebilir.
yin ve yang: çin felsefesinde, insanların doğadaki olayları algılayışlarında karşılaştıkları ve evrendeki her devingen nesnede bulunduğuna inanılan doğal karşıtların genel tanımlamaları. edilgeni, karanlığı, dişili, olumsuzu ve tüketimi betimleyen yin geceye, etkeni, aydınlığı, erili, olumluyu ve üretimi betileyen yang ise gündüze karşılık gelir. sürekli bir mücadele içinde olan yin ve yang birlikte bütün’ü yaratırlar.
yin ile yang, dünyadaki tüm yaratıklarda bulunan ilkel karşıt güçlerdir. yin genellikle su olarak betimlenir. üzgün, edilgen, karanlık ve dişildir; geceyi simgeler. yang ise genellikle ateş olarak betimlenir. mutlu, etken, aydınlık ve erildir; gündüzü simgeler.
doğrudan ruhunun içine bakmak..
nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.
ouroboros: kusursuz bir daire şeklinde kıvrılmış, kendi kuyruğunu yutan bir yılan simgesi. dünyada umutsuzca hapsolmuş bir ruhun sürekli reenkarnasyonunu betimleyen gnostik bir sembol.
edison puştun tekiydi.
biraz daha bağır, çin’de seni duyamayan yaşlı bir keşiş var.
yüzünde kanarya kapmış kedi gülümsemesi vardı.
atom, bir elemanın tüm kimyasal özelliklerine sahip en küçük parçasıdır. atomlar üç atomaltı parçacığa bölünebilir: elektronlar, protonlar ve nötronlar. protonlar ve nötronlar atomun merkezinde ya da çekirdeğinde çok yoğun halde sıkıştırılmış olarak bulunurken, elektronlar da aynı çekirdeğin etrafında bir bulut halinde döner. elektronlar negatif yüke, protonlar pozitif yüke sahiptir; nötronlar yüksüzdür.
yeteneklerinizi sakladığınız sürece ne kadar dostunuz olursa olsun hep yalnız kalıyorsunuz.
schopenhauer pek mutlu bir kişi değildi. yaşamı acılarla dolu bir süreç olarak görüyor ve kurtuluşun sadece iradenin egemenliğinden kaçarak elde edilebileceğini düşünüyordu.
schopenhauer tüm sıkıntı ve üzüntülerin kaynağında iradenin arzuları olduğuna inanır; çünkü tatmin edilmemiş bir arzu bizi özlemle dolu olarak bırakır, tatmin edilen bir arzunun yerini bir yenisi alıncaya kadar da can sıkıntısı yaşarız. iradenin egemenliğinden kurtulmanın tek yolunun, estetik beğeniye layık bir nesnenin üzerinde derinlemesine yoğunlaşmak olduğunu düşünüyordu. schopenhauer o tür nesnelerin kendi benliğimizi içlerinde kaybedeceğimiz, kişiliğimizi unutacağımız ve nesnenin aynası haline dönüşeceğimiz özel bir algısal bilinç halini tetiklediğini söylüyordu.
schopenhauer müziğin yapısının doğal dünyayı kopyaladığına inanır: bas sesler cansız maddeleri, armoniler hayvanlar dünyasını, melodiler ise insan düşüncesini betimler. müzik, evrensel iradenin kopyasıdır. müziğin öteki sanat türlerinden farkı, kendi kendini içermesidir.
hepimiz dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, kendi önyargılı algılarımız vasıtasıyla gözlemleriz. dolayısıyla, gerçekten bilebileceğiniz tek şey kendinizsinizdir.
unicorn: alnının ortasında tek bir boynuzu olan mitolojik bir hayvan.
hume, imgelemeyi iki kaynağa ayırdı: fantezi ve anlama. sonra fanteziyi de dört tip fikre böldü: bütünleştirici, değiştirici, artırıcı ve indirgeyici.
zihnin ve bedenin arasındaki bağlantı tam bir muamma.
zihnin beden üzerindeki etkisi, sana zihnimle dağları yerinden oynatabileceğimi söylememden daha akıl dışı değil.
tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi tanrı’ya inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.
ockham’ın usturası: en az varsayımı olan teori genelde doğrudur. ve tanrı da oldukça büyük bir varsayımdı.
ögeler gerekenin ötesinde çoğaltılmamalıdır.
tanrı her zaman en doğru olanı seçtiğine göre, üstünde yaşadığımız dünya, olası dünyalar içinde en iyisi olmalıdır.
yüz binde birlik oranda yer alan kimilerinin yetenekleri o kadar güçlüdür ki, davranış bozuklukları sergilerler. etraflarındaki insanların duygularını algılamayı engelleyemedikleri için onların altında ezilirler. bazıları zihnini perdelemeyi öğrenir. ama çoğu bunu yapamaz. cinnet geçirirler. intihar ederler. ve bunu sadece beyinlerinde duydukları o son derece gerçek seslerden dolayı yaparlar. geleneksel bilimin ve toplumun inanmadığı sesler nedeniyle yani.
tüm duyuların merkezi olan beynin acı hissetmeyen tek organ olması ona hep garip gelmişti.
8.01.2009
nasılsın?
maya angelou
annem bana sık sık, insanların "nasılsın?" diye sorduklarında aslında gerçekleri duymak istemediklerini düşündüğünü söylerdi. ona göre bu soru dünyanın her tarafında binlerce dilde soruluyor ama çoğu insan bunun sadece bir sohbet başlangıcı olduğunu biliyordu. kimse gerçekten bir cevap duymayı beklemiyor ve hatta "dizlerim sanki kırılmış gibi ağrıyor; sırtım da o kadar acıyor ki, oturup ağlayabilirim." gibi bir gerçeği bilmek istemiyordu. bu tür bir cevap sohbet durdurucu olurdu. sohbeti başlamadan bitirirdi. o yüzden hepimiz, "iyiyim, sağol; sen nasılsın?" diyorduk.
annem bana sık sık, insanların "nasılsın?" diye sorduklarında aslında gerçekleri duymak istemediklerini düşündüğünü söylerdi. ona göre bu soru dünyanın her tarafında binlerce dilde soruluyor ama çoğu insan bunun sadece bir sohbet başlangıcı olduğunu biliyordu. kimse gerçekten bir cevap duymayı beklemiyor ve hatta "dizlerim sanki kırılmış gibi ağrıyor; sırtım da o kadar acıyor ki, oturup ağlayabilirim." gibi bir gerçeği bilmek istemiyordu. bu tür bir cevap sohbet durdurucu olurdu. sohbeti başlamadan bitirirdi. o yüzden hepimiz, "iyiyim, sağol; sen nasılsın?" diyorduk.



