picasso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
picasso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.06.2016

görsel düşünme

rudolf arnheim

iyi bir evlilikte iki insan birliktedir; ama ayrı bireyler olarak. her ikisi de birbirlerini hem ayrı hem de birbiriyle ilişkili olarak görürler. kötü bir evlilikte ise iki insan birbirlerine dayanırlar ve birbirleri içinde emilip yutulurlar. bir çelişki ortaya çıktığında birbirlerine yardım edemezler.

herakleitos: gözler ve kulaklar, onların dilinden anlayacak ruhta olmayan insanlar için, kötü tanıklardır.

güzellik, mükemmellik, uyum, düzen, insan ihtiyaçlarına uygun bir dünya sunma sayesinde bir refah duygusu verir; ama bunlar, bilişsel bir ifadeyi açık, tutarlı, anlaşılabilir kılmanın da gerekli koşullarıdır. estetik güzellik, söylenen şeyle onun nasıl söylendiği arasındaki izomorfik uyuşmadır.

picasso: resim şiirdir; düzyazı halinde değil, her zaman plastik uyaklı dizeler halinde yazılır. plastik uyaklar, birbiriyle uyak oluşturan ya da başka biçimlerle veya onları çevreleyen mekan ile ses benzerlikleri sağlayan biçimlerdir.

kayıp bir kol saati, onu unutan sahibinin bir soyutlaması değildir. ama nagasaki'de, atom bombasının patladığı tepede kurulmuş küçük müzede bulunan eski model, bozuk duvar, masa ve kol saatleri sergisi, ziyaretçilerin kalp atışını durduran bir soyutlamadır. bütün saatler 11:02'de durmuştur ve hep birlikte zamanın böyle aniden sonuna varmak, masum günlük eylemin ölümü, aynı müzede sergilenen dehşet fotoğraflarının aktardığından çok daha güçlü bir deneyim yakınlığını iletmektedir.

boethius: görme, bütün ölümlüler için müşterektir; fakat görmenin gözlere gelen imgelerden mi yoksa görüş nesnesine gönderilen ışınlardan mı kaynaklandığı, eğitimli insanlara göre belirsizdir; gelgelelim sıradan insanlar bu tür kuşkuların varlığından bile habersizdir.

doğanın gözlere sunduğu şekillerin ve şekil kombinasyonlarının çoğu, insanın görme duyusu için insanın görme duyusu tarafından tertip edilen harflerden, sayılardan ya da başka işaretlerden çok daha karmaşıktır.

william james: genellikle gördüğümüz şeyler, sadece önceden algıladığımız şeylerdir; önceden algıladığımız şeylerse, sadece bizim için etiketlenmiş şeylerdir ve bu etiketler de zihnimize damgalanmıştır. etiket stokumuzu kaybedersek, zihinsel olarak dünyanın ortasında kayboluruz.

bazı ilkel dillerde, simgeledikleri ilişkileri yansıtan sayı sayma biçimleri vardır. örneğin beşlik bir skala kullanan andaman yerlileri şöyle sayar: bir, öteki, ortadaki, sondan bir önceki, sonuncu.

6.02.2016

picasso

frida kahlo

diego bir gün new york'ta, "tanrı'ya inanmıyorum ama picasso'ya inanıyorum." demişti. ne kadar haklıydı! bu ufacık adamın eşi benzeri yoktu. louise nevelson da kendi tarzında benzer bir şey söylemişti. "daha beşikteyken bile bir melek gibi resim yapıyordu picasso."

bense çok daha sıradan bir şey söyleyeceğim, ne yapalım: ne göz var picasso'da! hayatımda onunkine benzer bir ikinci bakış görmedim. gözleri, çevresindeki her şeyi, sizi, beni, her şeyi anında tuvalin üstünde sabitleştirir gibiydi. korkunçtu o bakış. o bakış sayesinde, sırf o bakışa sahip olduğu için doğuştan yarı yarıya ressamdı zaten.

kafelerde geçirdiğim ender akşamlardan birinde isyan ettim: eluard, dali'nin resmini övüyordu, bense ona ressam sıfatını bile yakıştırmıyordum. olsa olsa, o da zorlayarak, görüntü üreticisi denebilirdi dali'ye. şu fransızlar tuhaf insanlar. renoir gibi bir adamı göklere çıkarıyorlar; renoir'nın hiçbir değeri olmadığını söylemek istemiyorum ama örneğin monet gibi birisiyle karşılaştırıldığında pek de ahım şahım biri sayılmaz. buna karşılık, yapıtının vasat olduğu kanısıyla derain gibi birisine gölge düşürüyorlar.

10.09.2011

yaratma cesareti

rollo may

sizi kabul edecek bir baba olmadan yaşayabilirsiniz; ama sizce anlam taşıyan bir dünya olmadan yaşayamazsınız.

leibniz: eğer bir şey öğrenebileceksem en kötü düşmanımı dinlemek için yirmi mil yürürüm.

ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yetisi -cesareti- gelişmenin ön koşuludur, insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.

otto rank: gerçek hastalık olmadan gerçek iyileşme olmaz.

kierkegaard, nietzsche, camus ve sartre cesaretin umutsuzluğun yokluğu olmadığını ortaya attılar; cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

paul tillich: insanlar kaygılarından kurtulmak için tanrı'yı ve korkuları yarattılar.

insan en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.

george bernard shaw, kemancı heifetz tarafından verilen bir konsere gittikten sonra eve vardığında ona şu mektubu yazmış: "azizim mr. heifetz; karım ve ben konserinizle büyülendik. böylesine güzel çalmayı sürdürürseniz genç yaşta öleceğiniz muhakkak. kimse tanrıların kıskançlığını kamçılamadan böylesine mükemmel çalamaz. sizden her akşam yatmadan önce kötü bir şeyler çalmanızı içtenlikle istirham ediyorum."

edgar degas: ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duyguyla yapar.

yaratıcılığın, kendi özel kültürümüzde ciddi psikolojik sorunlarla bütünleştiği muhakkak: van gogh çıldırdı, gauguin içe kapanık (şizoid) görünüyor, poe alkolikti ve woolf ciddi bir çöküntü içindeydi. yaratıcılık ve özgünlüğün, kültürlerine uymayan kişilerde bütünleştiği apaçık.

picasso: her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.

yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.

albert einstein bir keresinde princeton'daki bir arkadaşına: "neden en iyi fikirler aklıma sabahları tıraş olurken geliyor?" diye sormuştu. arkadaşı, alışılmadık fikirlerin ortaya çıkması için sıklıkla zihnin -dalgınlıkta ya da gün düşlerinde serbest kalması gereken- iç kontrollerinin gevşemesi gerektiği yolunda yanıtlamıştı.

kierkegaard: günümüz yazarı, öğrenme lehine tutkunun yok edildiği bir çağda kaderini kolaylıkla öngörebilir, okurları olmasını isteyen bir yazar, kitabını bir öğle sonrası şekerlemesi esnasında kolaylıkla okunabilecek bir biçimde yazmaya özen göstermelidir.

goethe: hayatta yüce amaçları olanlara karşı tek bir tavır olanaklıdır: onları sevmek.

2.05.2011

227 sayfa

murathan mungan

ucuzluk karşısında en iyi yürüme tarzı, sırtını dönüp gitmektir.

dünyayı ait olunacak bir yer sanmak gibi genç yaşta farkına varamadığı yanılgıları vardır insanın. oysa ve de ancak dünyada iğreti olduğunuzu anlarsınız, yerlisi olursunuz dünyanın.

"ya bir yol bul, ya bir yol aç ya da yoldan çekil." (konfüçyüs)

birikmiş emek günün birinde iyi bir ürünle geri döner size; ama aslolan sürekliliktir. bize, edebiyat maceramıza onay veren, neye borçlandığımızı tam olarak bilemediğimiz tek tük örnekler değil, verimlerimizden ortaya çıkan toplamdır. hevesi hayat yapan budur.

sinoplu filozof diyojen'e göre, insanların filozoflara değil de dilencilere sadaka vermesi, günün birinde kendilerinin de kör ya da topal olabilecekleri korkusuyla ilgilidir. korku üzerinden dolayımlanmış bir empati kurma ilişkisi ve kader karşısında bir tür korunma isteğidir bu.

eski bir çin atasözü, "ay'a işaret ederseniz, budala ay'a değil, parmağınıza bakar." der. gerçekliğin bir türüne pek uygun düşen bir söz olmakla birlikte, gene de o parmağa, parmağın sahibine ve parmağın işaret etmekteki niyetine bakmak da gerekmez mi? atasözleri, özlü deyişler, eski deyişle "darbımesel"ler, gerçekliğin bütününü kuşatmak konusunda sanıldığı kadar güvenli değildirler. görüşlerimizi bunlara yaslarken dikkatli olmak gerekir. hem o parmağın işaret ettiği, sizin bildiğiniz ay olmayabilir.

edgar degas: desen görülen şey değildir, başkalarına gösterilmesi gereken şeydir.

milyonlarca türkan şoray hayranından acaba kaçta kaçı türkan adının ne anlama geldiğini merak edip araştırmaya kalkmıştır? tarihte sultan olarak bilinen ilk türkan -o zamanlar "hatun" dense de- büyük selçuklu imparatoru melikşah'ın karısı karahanlı soyundan gelme terken hatun'dur. bugün türkan diye kullanılan adın doğrusu da terken'dir. "hakim, hükümdar, melik" anlamına gelir. gene de bizim tek sultanımız türkan şoray'dır.

"kurallara inanmam. onlar sadece istisnai durumlar için geçerlidir."

doris dörrie: hangi nedenle olursa olsun, bireyselliğini korumaya çalışan insanlara salt bu yüzden acı çektirmek bir ırkçılık çeşididir.

heinrich mann: biz insanlar, parçalanmış, yabancılaşmış bir gezegenin parçalarıyız. yeryüzü bizim vatanımız değil. onun üzerinde büyük bir susuzlukla vatanımızı arayarak yabancı gibi dolaşıyoruz.

içinde kaç milyar insan yaşıyor olsa da, dünya denen şey ne büyük bir yalnızlık!

picasso: herkes resmi anlamak istiyor. neden kuşların ötüşünü anlamaya çalışmıyorlar? gece, çiçek, kişiyi çevreleyen her şey neden anlaşılmaya çalışılmadan sevilir de resme gelince herkes anlamayı şart koşar?

edgar degas: desen biçim değildir, biçimi görme yoludur.

yalnız alanları, meydanları yoktur edebiyatın. keçiyolları da vardır. gürültüsüz yazarların tadına onlara tırmanmayı bilenler varır ancak.

"eğer 10 kişi size kuyruğunuz olduğunu söylüyorsa, dönüp ardınıza bakmalısınız." (amerikan sözü)

ona en çok gereksinim duyduğunuz anda okumak, bir kitabı anlamanın en uygun zeminidir.

irvin yalom: insanı iyileştiren terapi değil, doktor ile hasta arasındaki ilişkidir.