john keats etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
john keats etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.08.2017

sokaktaki adam

philip roth

göz alıcı biçimde iyi insanlar vardır, gerçekte birer mucizedir onlar.

hayatta en üzücü şey sıradanlıktır, her şeyi alt eden ölüm gerçeğini bize bir kez daha hatırlatır.

"burada, insanların oturup birbirlerinin inlemelerini dinlediği bu yerde; felcin, geride kalmış birkaç kederli, kırlaşmış saçı titrettiği, gençliğin hayalet gibi incelerek solgunlaştığı ve öldüğü; yalnızca düşünmenin bile, acıyla dolu olmak anlamına geldiği bu yerde." (john keats)

amatörler ilham arar, geri kalanlarımız ise kalkar ve çalışmaya koyuluruz yalnızca.

çalışan insanlar için bir pırlanta satın almak büyük bir olaydır. pırlanta ne kadar ufak olursa olsun. pırlantayı eşler, güzel görünmek için veya bir statü sembolü olarak takabilirler. ve eşi pırlanta taktığında bir adam artık yalnızca bir tesisatçı değildir, karısı pırlanta sahibi olan bir adamdır. karısı, yok olmayacak bir şeye sahiptir. çünkü güzelliği ve statüsü ve değerinin ötesinde, pırlanta yok olmayacak bir şeydir. önemsiz, ölümlü bir insan dünyanın yok olmayacak bir parçasını koluna takıyordur.

yalan söylemek -yalan söylemek, diğer insanın üzerinde ucuz, aşağılık bir egemenlik kurmak anlamına gelir. karşındakinin yarım yamalak bilgilerle hareket etmesini, bir başka deyişle kendini aşağılamasını izlemektir. yalan o kadar sıradandır ve yine de yalan söylenen kişi eğer sensen bu öylesine hayret verici bir şeydir ki.. siz yalancıların ihanet ettikleri insanlar, siz onlar hakkında artık kötü şeyler düşünmeden edemeyene dek bir hakaretler listesini sineye çekmek zorundadırlar.

yaşlılık bir savaştır canım, bir şununla, bir bununla savaşırsın. acımasız bir savaştır ve en zayıf halindeyken, eski halinden eser yokken verdiğin bir savaştır. yaşlılık bir savaş değildir, yaşlılık bir katliamdır.

gençken önemli olan vücudunun dışı, dıştan nasıl göründüğündür. yaşlandığındaysa içte olan önemli oluyor ve insanlar nasıl göründüğünü önemsemeyi bırakıyor.

hayatın en rahatsız edici gücü ölümdür. çünkü ölüm çok adaletsizdir. çünkü insan bir defa yaşamın tadına varınca ölüm doğal dahi gözükmez ona.

herkes bir noktada, şu anda yaşayan kimsenin yüzyıl sonra bu dünyada olmayacağını düşünür -o karşı konulamaz güç, ortamı temizleyecektir.

gerçekliği yeniden yapamaz insan. olduğu gibi kabul etmeli onu. insan durduğu yeri muhafaza edip yaşananları olduğu gibi kabul etmeli. başka yolu yok.

ama babasının jersey paralı otoyolu'nun hemen sonundaki özel kabristanda annesinin yanına gömüldüğü gün, neye inanıp neye inanmadığının hiçbir önemi kalmamıştı.

tehlike içermeyen hiçbir şey yok. hiçbir şey, hiçbir şey yok -başarısızlığa uğramayan hiçbir şey yok, o aptal resimler bile başarısızlığa uğradı.

17.05.2016

bir yazarın güncesi

virginia woolf

ilk dilim her zaman en lezzetlisidir.

gitgide daha çok, dürüst kalmış yegane insanlar sanatçılarmış gibi geliyor bana; sosyal reformcular ve hayırseverler insan kardeşlerini sevme kılıfı altında nice haysiyetsiz arzuyu barındırıyorlar.

montaigne: önemli olan hayattır.

usta bir yazarın ustalığının işareti, döktüğü kalıbı fütursuzca kırabilmesindedir.

kendini yeniden yazının kayasına bağlamanın yolu şu: önce açık havada egzersiz. ikincisi iyi edebiyat okumak. edebiyatın ham malzemeden yapıldığını düşünmek hata. insan hayattan dışarı çıkmalı, insan dışsallaşmalı, çok çok yoğunlaşmalı; hep tek bir noktada, karakterinin sağa sola saçılmış parçalarından beslenmek zorunda olmamalı, beyninde yaşamalı.

john keats: övgü ya da yergi, soyut güzellik aşkı, dolayısıyla kendi eserlerinin en acımasız eleştirmeni olan kişi üzerinde sadece anlık bir etki yapar.

hiçbir yaratıcı yazar çağdaşı bir yazarı kaldıramaz. yaşayan eseri kabul edebilmek çok zor; yanlı oluyorsun, eğer sen de aynı işi yapıyorsan.

dostoyevski: insan yazarken derin duygulardan yola çıkmalı.

insanın gözü önünde beliren bir fikir ne kadar karmaşıksa hicve o denli az uygundur; insan ne kadar çok anlarsa, özetlemeye ve çizgiselleştirmeye o denli daha az yatkın olur.

shakespeare: asıl sevinç, bir şeyi yapmaktadır.

insan zihnin incisini salgılamasını istiyorsa onun, nesnesinin üzerine rahatsız edilmeksizin yerleşivermesine izin vermeli.

övgü olmadan da yol alabilirim.

e. f. benson: insan kendi içinde yeni derinlikler keşfetmelidir.

ardı arkası gelmek bilmeyen arkadaş ziyaretleri de tek başına eve kapanmak kadar kötü.

charlotte bronte: kitaplarım bana sadece ıstırap verdi.

yalnızlıkta yaratılacak hiçbir şey kalmıyor. bu kadar hızlı ve çekici olmasının nedeni bu. insanı kitabı elinden bırakıp düşünmeye götürecek bir şey yok.

nasıl da sürü hayvanlarıyız hepimiz; en çok hayal kırıklığına uğramışlarımız bile.

31.10.2012

uzun lafın kısası

albert camus: insan eninde sonunda her şeye alışır.

john keats: yüreğin sevdalarından ve hayal gücünün hakikatinden başka hiçbir şeyden emin değilim.

aristoteles: içine biraz delilik karışmamış büyük deha yoktur.

stanislaw lem: bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabi; ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.

dave eggers: para, gerçekten de somut olan yegane iletişim aracıdır.

franz kafka: eski taşlar altında yatan bir tespih böceğinden seni daha üstün yapan tek şey, kendine karşı duyduğun tiksintidir.

thomas more: kralların meclisinde felsefenin yeri olmaz.

dany cohn-bendit: yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. kimi zaman bir arpa boyu da olsa, insan gerçeğe baktığında hep ilerler.

mine söğüt: insanoğlunun en büyük gafleti, nereden gelip nereye gittiğini bilmemesidir.

şebnem şenyener: tehlike güvenin içinde büyür; insan en fazla kendini güvende hissettiğinde en büyük tehlike ile karşılaşır, en büyük hasara uğrar.

paul lafargue: ilerlemenin tek yolu, tanrıya savaş açmaktır.

susanna tamaro: kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.