elia kazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elia kazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.05.2021

erkeklik organı

elia kazan

erkeklik organı insanın en dürüst yanıdır. bundan aynı ölçüde emin değilim ama, kadınınki de öyledir sanırım. erkek organını daha iyi tanıyorum. en büyük yanı, onu tümüyle erdemli kılan yanı, erdemlilik iddiasında olmamasıdır.

örneğin, bizim organ hiçbir zaman "-meli" diye bir takı kullanmaz, "-malı" da demez. hemen oracıkta, boşalacak yüküyle hareket eder. kuşun tek bildiği "isterim"dir. ya da daha doğrusu "şimdi isterim". "dünya durdukça, daima" gibi boklar yemez. böyle sözler ise bir sürü adamı öteki herhangi bir duygudan daha çabuk çürütür. aynı zamanda, karındaşımız erkek ve kadınlara karşı düşmanca eylemlere iter bizi. çoğu kötülükler iyilik adına yapılmıştır.

o -melı/-malı'lar. öldürür insanı o -meli/malı'lar.

neyse, şimdi bizim oğlana dönelim. tek gözlü korsanımıza.

o, -meli/malı'lardan uzaktır. ve bunlardan çıkan bütün o dertlerden de. o kalkan vatandaşın tepede bir tek gözü vardır; istediğini kestirir, nişan alır ve düpedüz geçer saldırıya. ulu teddy roosevelt'in ruhuyla, bütün güçlerden peşine takılıp tepeye saldırmalarını ister. ve beden, salgılı teddy'nin katıksız isteğini tanır, peşine takılır ve varıyla yoğuyla katılır saldırıya.

arkadaşımızın saygı duyduğum bir diğer yanı da şu: onu uyandırıp ayaklandırmak pek elimizde değildir. istemiyorsa, kızın, dövün, kötü söz söyleyin isterseniz, tınmaz. bir fatih olarak uzanır orada, surat eder. mahmur bir diriliğe bürünüşü ise sahibine serzenişidir. yalan söylüyorsun yavrum, demek ister. sonra, o sahte durum geçip tarihin sayfalarına gömülünce, sayın öge kalkıp oturur, bakınır çevresine, sonra bir lalegibi kalkıp dikilir ve bir komedyen edasıyla "n'oluyor?" der.

çok fazla istemesi gerektiğinden değil ha! ama az da olsa içtenlikle istemeli. öte yandan "senden başka hiç kimse" gibi boktan sözlere ihtiyacı yoktur, kapılmaz da. bu konudaki görüşü şöyle tanımlanabilir:

"seni nevrotik orospu çocuğu seni! bütün arzunun kusursuz, tam ve sonsuz olduğuna inanıyormuş gibi davranman ya da öyle olmasını istemen niye? ya da senin arzunun en büyüğü olduğuna? sararıp solan yıllarını korumak için yüzyıllar boyunca kızlar uydurdular o 'sonsuza değin' bokunu, o 'en çok, en büyük' bokunu ve o 'yalnız sen' bokunu. bu yüzden kızları suçlayamazsın. solmaları hızlıdır onların. ama sen niye öyle görünüyorsun?"

şimdi kalkmışın dini imanı derler. ama eğri oturup doğru konuşalım, en doğru yanımız odur. ve en demokrat yanımız. zenginle yoksulu ayırt etmez ve renk farkı gözetmez. güney eyaletlerindeki kardeşlerimiz renk farkının her yerde geçerli olduğunu söylerler. ama büyük peter bu renk ayrımı zırıltısına hiçbir zaman yandaş olmadı, milyonlar tanıklık eder buna.

bizim yaşlı tekgöz, arı olan her şey gibi, biraz saf olma eğilimindedir. ve nerede biraz arı ve saf bir şey varsa, orada onu bozmaya yeltenen biri de vardır. böylece bizim kafasız, çoğu zaman, bağlı bulunduğu kişinin kokmuş kafasının ve ruhunun bilinçsiz aracı ve kurbanı olur.

erkekler, iyi olan yanlarını bir sürü yanlış ve kötü yerlerde kullanırlar. kızları aşağılamak, diğer erkekleri aşağılamak, gösteriş yapmak, kabadayılık etmek, sidik yarıştırmak, başka arenalarda aldıkları yenilgileri karşılamak, öç almak, kafatası yüzmek ve en kötülerinden biri, meraklarını doyurmak için. yüzlerce çeşidi vardır ayartmanın, tanrı bilir. karısıyla o işi yalnız karısı uyurken yapabilen o çok erdemli, çok ünlü siyasetçi gibi. hastalıklarımızın çoğunu bu küçük arkadaşımız yoluyla dışavururuz. ama şimşir başlı adamımızı tümüyle ayartmak, bozmak elinden gelmez kimsenin. geri gelir, istediği bir şeyi görür ve doğal olarak geçer saldırıya. bundan daha masum ne olabilir ki?

o gece florance'a karşı bizim ağaçkakan benim olabileceğimden çok daha dürüst, daha şövalye, daha nazik ve daha insancıl idi. florance'ı duydu, onun açık ve acil isteğine karşılık verdi. ve benim kafam çatışmalar ve engellerle darmadumanken kuş yuvasını buldu, orada sonsuza dek kalacağı gibi yalanlar kıvırmadan girdi, lütfunu boşalttı ve dinlenmeye çekildi. sevgi ve incelik en kusursuz karışımdır.

2.08.2020

evlilik

hans habe: evlilik, acının yumuşak örgüsüdür.

elia kazan: bir kişinin bir başka kişiden ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlaması, elde etmesi olanaksızdır. kimsede apaçık kabul etmeye yürek bulunmayan şey budur.

thomas hardy: insanlar, doğal güçlere karşı koyamayacaklarını bile bile, birçoğu da bir aylık mutluluğu bir ömür boyu rahatsız olmak pahasına elde ettiklerini belki bildikleri halde, gene de evleniyorlar.

ahmet ada: cemal süreya, evliliğin aşkı yok ettiği kanısındaydı: "aşk, meşru bir şey olamaz. o da şiir gibi, meşrulaşınca ölür. aşk da şiir de uzlaşıcı olunca ölür."

mo yan: nezaket olmadan da karı koca olunmaz, düşman olunmadan da. iyi günde, kötü günde. horoza varırsan horozun, köpeğe varırsan köpeğin peşinden gidersin.

louis aragon: her insanda, kendi çehresinden bile daha derin, daha kalıcı bir iş, yani küçücük alışkanlıklar, "mani" dediğimiz küçüklükler yaşar. aslında evlilik dediğimiz şey, bu küçüklüklere, bu alışkanlıklara duyulan nefretin izdüşümüdür; bozulmadan sürüp giden sevgiler de, aynı alışkanlıklara bakarken gösterdiğimiz anlayış ve yumuşaklığın eseridir.

christine arnothy: evlilik, ancak her şey karşılıklı ve açıkça söylendiği zaman iyi işleyen bir kurumdur. evlilikte aşk, hiçbir zaman temel bir mesele olmamıştır.

neval el-saadavi: cennette nikahlı eşler için yer yoktur. aksi takdirde dünyadaki yaşantımız ile cennetteki arasında ne fark olurdu?

saul bellow: sen kendine benzeyen bir kadın arayıp duruyorsun. öyle bir canlı yok. ama kızlar sana "arayışın sona erdi. işte buradayım. o benim." diyeceklerdir. sonra sıra sözleşmeyi imzalamaya gelir. kimse sözünü tutmaz elbette ve cehennem acıları başlar.

14.04.2013

uzlaşma

elia kazan

insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.

herkes gerçek kişiliğini ve duygularını gizleyen bir tür maske takabildiği için şu dünyada yaşayabiliyor.

her zaman iyimser olmak, her zaman iyi niyetli olmak, her zaman herkesi sever görünmek ya da öteki insanlarla iyi geçinmek aslında insanca veya doğal bir şey değildir. düşmanca ve bencil, bayağı ve huysuz ve yalnız kendi sorunlarımızı düşünür olmak daha doğaldır.

herkes paranoya diye kıyameti koparır; ama insanların birbirlerine karşı düzenler kurdukları da bir gerçektir. insan denen hayvan çizgiden çıkanlara karşı çok az hoşgörü gösterir. bütün hapishaneler ve hastaneler kafadan çatlaklarla doludur; ama oradakilerden bazıları haklıdırlar.

gerçek ile hayal, sağlam kafa ile delilik arasındadır. aradaki mesafe çok azdır.

kızışkın anlarında aşk derler, ertesi sabah da çıkıp giderler, bir not bile bırakmadan. aşk, iç organlarını bir tavuğu temizler gibi çekip çıkarmadan önce sana söyledikleri bir laftır yalnızca.

bir kişinin bir başka kişiden ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlaması, elde etmesi olanaksızdır. kimsede apaçık kabul etmeye yürek bulunmayan şey budur.

kızların çoğu bir şey duyuyormuş gibi görünürler. "geliyor musun?" der adam; çünkü kitaplarda okurlar işte, bilirler ki kız boşalmadıkça kendilerinin boşalmaması gerekir. kız da tüm o beklenen sesleri çıkarır, hareketleri taklit eder ve buna da aşk derler.

bir avukatın müşterisine yapacağı en büyük hizmet, onu kendinden korumaktır.

bizimki bir ticaret uygarlığı. ana düşünce kardeşini sevmek değil, bir yolunu bulup onun canına okumak, bunu da işini bitirdiğinde ellerine, insan içinde yıkayıp temizlemen gerekecek kanları bulaştırmadan yapmak. bunun böyle olduğunu herkes bilir; ama sahte bir görünüş içinde yaşarız.

çocuklar pek o kadar hassas değiller. evlerinin çöküntüleri üstünde çocukların mutlu mutlu oynadıklarını görmüşümdür. öldüklerinden bir hafta sonra anne babalarını unuttuklarını görmüşümdür. çocuklar yas tutmak zorunda olmadıklarını düşünürler ve tutmazlar. yıkımlar karşısında daha bencildirler; bu nedenle yetişkinlerden daha dürüsttürler.

soğukkanlı ol; ama dostça davran. düşmanlarına değdiklerinden daha çok kibarlık göster; onlara darbeni, kendilerinden daha iyi, daha ince ve daha uygar olarak indir. hoşgörüsüzlüğü hoşgörüyle, aşağılamayı gururla, nefreti nezaketle karşıla. yalnızca sevdiğin şeyleri yap. dünyada gerçekten değer verdiğin şeyleri bul çıkar ve zamanını, dolayısıyla ömrünü bunlara ver. böylece her günün mümkün olduğunca büyük bir bölümünü kendi öz benliğinle uyum içinde geçirmiş olursun.

20.04.2012

diktatör ile palyaço

zülfü livaneli

"bir ülkede içki serbest olursa, içki kültürü olan aklıbaşında insanlar yetişir. eğer içkiyi yasaklarsanız bol bol alkolik elde edersiniz." (george washington)

hiçbir başarı, küçük bir kız çocuğunun gülüşündeki mutluluğu yaratamaz. hiçbir ün, baharın ilk günlerinde omzunuzu ısıtan güneş kadar değerli değildir. bir insanı sevmenin derinliği, hiçbir iktidarla kıyaslanamaz. mutluluk, insanın kendi yaşamında; küçük görülen, horlanan insani ilişkilerinde ve doğayla uyumunda.

türkiye'de en tehlikeli şey "gerçek"tir. gerçek'ten korkulur. gerçek, bin bir ayrıntı, yalan dolan ve hurafeyle boğulur, örtülür ve saklanır. kuytu köşeler, gün ışığı vurmayan loş çürümüşlükler, gerçek aleyhinde kumpas kurmanın, gerçeği tam tersine çevirmenin gözde mekanlarıdır.

sizi bilmem; ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır. zehirli tutkular ve fanatik öfkeler üretir. en kötü yanı da, cahilin, cahil olduğunu bilmemesidir.

türkiye'deki yaratıcılığın önündeki en büyük engel, altyapı ya da yaratı sorunlarından çok, sanat çevrelerimize egemen olan kıskançlık, dedikodu, kötüleme, karalama ortamıdır.

sosyalizm, insan soyunun daha güzel ve daha adil bir dünyada yaşamak için duyduğu özlemin ifadesidir. dünyayı daha iyiye, daha doğruya ve daha güzele götürme mücadelesidir.

insan yaşamının derinliğe kavuşması, para kazanıp harcamak ve güç sahibi olmak döngülerinin dışına çıkıldığı zaman gerçekleşiyor. ancak o zaman yaşamın anlamı üzerine düşünen, gözle gördüğümüz olayların aynen bir buzdağı gibi görünmeyen derin boyutları olduğunu kavrayan zengin kişilere dönüşüyoruz.

"büyük devletlerle ilişki, vahşi bir hayvanla aynı kafese girmeye benzer." (ismet paşa) vahşi ve güçlü yaratık o sırada sana ilişmiyor olabilir; ama bu, sonsuza kadar dokunmayacağı anlamına gelmez.

sahnede gerçekten ağırlıkları olmadığı halde vasatlıklarını, gürültü uyandıran politik açıklamalarla kapatmaya çalışan zavallılar kadar iç karartıcı bir şey olamaz.

insanoğlu büyük şoklar yaşadı. ilk düşünce şoku kopernik'ten geldi: dünya evrenin merkezi değildi. ikinci büyük şok darwin oldu: insanoğlunun orijini. üçüncü büyük şok ise freud tarafından yaratıldı: libido. bu üç büyük şok, insanoğlunun kafasında, yaşadığı dünya, kendi kaynağı ve cinselliği konusundaki inançlarını yıktı.

mustafa sabri livanelioğlu: bir anayasada ne kadar çok ayrıntı varsa, o ulus o kadar azgelişmiştir. anayasalar kuvvetin kaynağını belirlemek için hazırlanır.

bir ülkenin gelişmişlik derecesi, ordusunun toplumda aldığı yerle belirlenebilir. bütün gelişmiş ülkelerde ordu, entelektüel birikimin emri altındadır. bütün azgelişmiş ülkelerde ise ordu, entelektüel gücü baskı altına alır ve parçalar. bazı ülkelerde ise soylu entelektüel kavramı, "entel" diye ne idüğü belirsiz bir deyime dönüşür ve siyah yelek giyip sakal bırakan ve barlarda rakı içerken onun bunun dedikodusunu yapan kaba erkeklerle ihtiraslı ve acılaşmış kadınları anlatır.

françois mitterand: kültür, insanların boş vakitlerini değerlendirme yöntemi değildir. kalkınmasını tamamlamış, zenginleşmiş toplumlar kültürle ilgilenecek diye bir kural yoktur. kültür, bir toplumdaki ilişkilerin bütününü belirleyen bir temel taşıdır. politikacıları, sokaktaki insanı, fabrikada işçinin nasıl çalıştığını, ülkenin nasıl yönetildiğini saptayan bir temel taşı."

sigmund freud: cinsellik, insanoğlunun ilk tabusudur.

bizim gibi toplumlarda ünlü olmak iki ilkeye dayanıyor: ya halka tam benzemek ya da hiç benzememek. halk bazı ünlüleri kendisiyle özdeş kılıp onun başarısında kendi zaferini görürken, kendisine hiç benzemeyen cüretli bir kesimi de önce şaşkınlık, sonra hayranlıkla izliyor. yoksa muhtarın oğluyla kiraz ağacı altında konuşurken görüldü diye aile meclisi kararıyla kız idam edilen bir ülkede zeki müren ve bülent ersoy'un milyonlarca hayranı olması nasıl açıklanabilir?

"tanrı'nın bile reklama ihtiyacı var" denilmiş, "yoksa çan kuleleri olmazdı."

eski çağlarda, efes kentinde yaşayan erostratus adında bir adam vardı. erostratus, hayaller, bunalımlar içinde olan ve mutlaka adını duyurmak isteyen bir kişiydi. yapacağı bir olayla tarihe geçmek istiyordu. çarpık düşgücü ona yol gösterdi ve bir gün, efes'teki ünlü artemis tapınağı'nı yaktı. böylece erostratus, dünyanın yedi harikasından biri olan artemis tapınağı'nı yakan meczup olarak tarihe geçti.

hans eisler: yalnızca müzikten anlayan kişi, müziği de anlayamaz.

dışadönük orta doğu kültüründe her şeyin olduğu gibi, duygunun da taklidi yapılır. eskiden hassasiyet denilen duyarlılık, önemli bir kavramdır ve bizde zor bulunur. çünkü duyarlılık kimseye bir şey satmaya çalışmaz, kendini belli belirsiz ele verir. duygusallık ise insanları, feryat figan kendine acımaya çağırmaktır. duygusallıkta hiçbir gerçek duyguya yer yoktur. marifet duygulanıyormuş gibi yapmaktır. konser salonlarında duyguya, pavyonlarda ise duygusallığa rastlanır.

"bu memlekete komünizm lazımsa onu da biz yaparız." (nevzat tandoğan)

"arthur miller ve lee strasberg, marilyn'i çok aşağıladılar. sürekli onun kültürlü olmadığını, okuması gerektiğini, mesela lady macbeth rolünü oynayamayacağını söylediler. o yetenekli ve yalın kızdan, entelektüel bir trajedi artisti yaratmaya kalktılar ve kişiliğini parçaladılar. oysa marilyn zaten harika bir oyuncuydu." (elia kazan)

rembetiko müziği, hep açık kalacak bir yaranın usul usul kanamasıdır.

31.10.2010

uzun lafın kısası

manuel scorza: insanoğlunun gerçek yurdu çocukluğudur.

adam phillips: çift dediğin suç işleme arayışındaki entrikadır. en yakınlarında duran da genellikle sekstir.

aslı erdoğan: her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendisini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır.

elia kazan: herkes gerçek kişiliğini ve duygularını gizleyen bir tür maske takabildiği için şu dünyada yaşayabiliyor.

howard fast: insanlar hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. işte bunu anladığınız anda bir insanı tanımaya başladınız demektir.

jostein gaarder: iyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.

muriel barbery: beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.

everett ruess: çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. her zaman için çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim.

philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.

turgenyev: yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.

elias canetti: insan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumayı bilmelidir.

cemil meriç: hürriyet, tarihin hiçbir çağında tam olarak gerçekleşmemiştir. çünkü hükümetler için ayak bağıdır. hiçbir hakkı olmayan, baştakilerin her yaptığını kerem sayan insanları yönetmek ne kadar kolay! otorite, hürriyetin anadan doğma düşmanı.

29.06.2010

uzun lafın kısası

ian mcewan: inananların pençelerinden kurtulmak pek kolay değildir.

aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.

juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.

elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.

muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.

erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.

g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.

ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.

pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.

simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.

cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.

edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.