jean meslier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jean meslier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.01.2022

itiraf

jean meslier

insanların hatalarını, yolsuzluklarını, boş övünmelerini, deliliklerini ve yaramazlıklarını gördüm ve anladım. onlardan nefret ederim, onları hakir görürüm fakat insanlara acımaktan da geri duramam. yaşarken bunu söylemeye cesaret edemedim. ancak hiç olmazsa ölürken ve öldükten sonra bunu söyleyeceğim.

kardeşlerim, benim sevgimi, samimiyetimi bilirsiniz; inanışımı bayağı bir çıkara asla feda etmem. duygularıma bu kadar taban tabana zıt bir mesleğe girmiş olmam hırs ve açgözlülük yüzünden değildir, ana ve babama itaat ettim. eğer cezaya çarpılmaksızın yapabilseydim, sizi aydınlatmayı ve uyarmayı tercih ederdim.

hak şahidimdir ki, can gözleri kör edilmiş bir merhamet satın almak için büyük paralar getiren halkın safdilliğine gülenleri, bir hükümdara yakışırcasına aşağıladım.

bu tekel ne kadar iğrençtir! sizin alın teriniz ve zahmetiniz sayesinde semizlenenlerin kendi sırları ve batıl fikirleri için söyledikleri aşağılık duygusunu kınamıyorum. ancak bunların doymak bilmez hırs ve açgözlülüklerinden ve benzerlerinin körlük içinde tutmaya özendikleri halkın cehaletiyle alay etmekten duydukları büyük hazdan tiksinirim.

uğursuz dinî inanışlardan mümkün olduğunca az söz ettim. rahip olarak görevimi yapmam gerekiyordu. ancak kalben tiksindiğim bu dinî yalanları size söylemek zorunda kaldığım zaman, şahsen ne kadar rahatsız oldum!

tertemiz kalbiniz bende ne kadar pişmanlık acıları uyandırdı! herkesin önünde açıkça fikir ve kanaatlerimi söyleyerek gözlerini açmama çok az zaman kaldığı günler bin kere olmuştur. ancak bütün kuvvetlerime üstün gelen bir korku beni tutmuş ve ölünceye dek susmaya mecbur etmiştir.

19.04.2021

düşünen insan

jean meslier

vahşiler, hükümdarlar, makam sahipleri, halkın ayaktakımı insanların en kötüleridir. çünkü insanların en az düşüncede, en az akıl yürütmede bulunanlarıdır.

sofu asla düşünmez ve kendini akıl yürütmekten korur. bir görüş ileri sürmekten, her inceleme ve araştırmadan korkar, her sultayı izler. ve çoğunlukla toplumdan uzak bir vicdan, hatalı bir vicdan, ona, kötülük yapmayı kutsal bir görev kılar.

düşünen, muhakeme eden her insan çarçabuk inançsız olur. çünkü muhakeme kanıtlar ki ilahiyat bir hayal uykusu dokumasından ibarettir. din ise sağduyunun bütün ilkelerine karşıdır; insanlığın bütün ürünlerinde bir eğrilik, bir yanlışlık, renkten renge giren bir kararsızlıkla kendini gösterir. korku ve endişeden uzak rahat bir duyguya sahip olan insan, inanmaz olur. çünkü görür ki din, insanları mutlu etmek şöyle dursun, insan türü üzerine düşmüş en büyük karışıklıkların, en büyük felaketlerin birinci kaynağıdır.

"gerçek, çoğunlukla can çekişenlerin dudaklarında yer bulur."

dünyaya gerçekleri açıklayan her adam, din imamlarının öfkesini ve düşmanlığını üzerine çekeceğinden emindir. bunlar, avaz avaz bağırarak devletleri yardıma çağırırlar. kanıtlarını ve tanrılarını savunmak için kralların yardımına muhtaçtırlar. bu feryatlar, davalarının zayıflığını gereğinden fazla açığa vurur.

29.03.2021

mutlu bir tanrı

jean meslier

eğer tanrı esasen mutluysa kendi kendisine yeter ve herkesten ve her şeyden gönlü tok ise aciz yaratıkların kendisine ibadet sunmalarına ne ihtiyacı vardır?

âlemi yaratmadan önce tanrı, ezeli ve ebedi olarak mutlu idiyse âlemi yaratmaksızın mutlu olmaya devam edebilirdi. insanın acı ve sıkıntı çekmesi neden gereksin? insanın varlığı neden gereksin? onun varlığının tanrı için ne önemi vardır? hiç önemi yok mudur? ya da biraz önemi var mıdır? eğer insanın varlığı tanrı için hiç yararlı ya da gerekli değilse tanrı onu neden yoklukta bırakmadı?

eğer insanın varlığı tanrı'nın şan ve büyüklüğü için gerekliyse bu, tanrı insana muhtaçtı, insan var olmadan önce kendisi için bir eksiklik vardı demektir.

bu dünyada, tavır ve hareketleri kendilerine ahirette sonsuz cezalar çektirebilecek insanlar yaratmaktansa duygulu canlıları hiç yaratmamak büyüklüğe, akla, insafa, hakka daha uygun olmaz mıydı? tek bir insan yaratacak ve sonra onu lanetlenmek tehlikesine uğratacak kadar bölücü bir tanrı'nın, olgun bir zat olarak değil, bir haksızlık, adaletsizlik, kötülük ve kıyıcılık ifriti olarak dikkate alınması gerekir.

insan fiziği sayısız hastalıklara ve nihayet ölüme maruzdur. insan ruhu ve maneviyatı kusurlarla doludur. bununla birlikte insanın, yaratılanların en olgunu ve mevcutların en şereflisi olduğunu söyleye söyleye bitiremiyorlar.

11.07.2020

sağduyu

jean meslier

batıl din düşüncesini yok etmek ya da sarsmak için, anlaşılması mümkün olmayan şeyin insan için uygunsuz ve yararsız olduğunu göstermek yetmez mi? en açık ve kesin bilgilerle birleştirilmesi mümkün olmayan bir zatın, kendisine atfedilen eserlerle sürekli çelişme halinde bulunan bir eser sahibinin, çelişkiye düşmeksizin hakkında bir kelime söylenemeyen bir zatın, evrenin muammalarını açıklaması beklenemez. açıklamak şöyle dursun, bu muammaların açıklanmasını daha çok imkansız kılan, mutluluklarını elde etmek ve acılarının sona erdiğini görmek için insanların yüzyıllardan beri bu kadar yararsızca kendisine başvurduğu bir zat hakkında edinilen bir düşüncenin emsalsiz bir düşünce olduğunu anlamak ve böyle bir zatın kendisinin de açıkça bir akıl hastası olmadığını onaylamak için, yalnızca sağduyudan başka bir şey gerekli midir?

21.06.2020

ölümden sonra

jean meslier

apaçıktır ki, insan tümüyle ölür, yani insanın ölümü tam ve kesindir.

insan tümüyle ölür. deli olmayan kimse için bundan daha apaçık bir şey yoktur.

ölümden sonra insan vücudu, tümü yaşamı var eden hareketleri yerine getirmeye yeteneksiz bir kütleden başka bir şey değildir. onda artık ne kanın dolaşımı, ne solunum, ne sindirim, ne konuşma ne de düşünme görünür.

iddia edilir ki, bilinmediği söylenen ruh, o zaman bedenden ayrılmıştır. ancak hakkında hiçbir şey bilinmeyen bu ruha hayat cevheridir demek; "bilinmeyen bir kuvvettir, bilinmeyen ve hissedilmeyen hareketlerin gizli esasıdır." demekten başka bir şey dememiş olmaktır.

ölen adamın artık yaşamadığına inanmaktan daha olağan ve daha sade bir şey yoktur. ölen adamın yine sağ olduğuna inanmaktan da daha aykırı, daha tuhaf bir şey yoktur.

ahiret hayatında kendilerine yararlı ve gerekli olur düşüncesiyle, ölülerle birlikte mezara erzak gömme gelenekleri olan kavimlerin safdilliklerine güleriz. insanların öldükten sonra yemek yiyeceklerine inanmaktan, organları bir kez dağıldıktan ve toprağa dönüştükten sonra, iyi ya da iyi olmayan fikirlere sahip olacaklarını ve hoşlanacaklarını, tat alacaklarını, acı duyacaklarını, pişmanlık ya da sevinç hissedeceklerini düşünmekten daha gülünç, daha abes bir şey yoktur.

ölümünden sonra insanların ruhlarının "mutlu" ya da "mutsuz" olacağını iddia etmek; gözsüz görebileceklerini, kulaksız işitebileceklerini, burunsuz koku alabileceklerini, elsiz ve tensiz dokunabileceklerini iddia etmektir. kendilerinin pek akıllı olduğuna inanan bazı milletlerde böyle fikirler de bulunabiliyor.

7.06.2020

tanrı

jean meslier

eskiden vahşi, zalim, hep savaşçı olan milletler çeşitli adlar altında kendi düşüncelerine uygun, yani zalim, yırtıcı, çıkarını düşünen, kana susamış bir tanrı'ya tapmışlardır. yeryüzünün bütün dinlerinde bir ordular tanrısı, kıskanç bir tanrı, bir intikamcı tanrı, bir öldürücü, yok edici tanrı, öldürmekten ve vuruşmaktan hoşlanan bir tanrı, insanları kendi zevkine göre ibadet ettiren bir tanrı vardır. ona kuzular, tosunlar, çocuklar, insanlar, dinden dönenler, iman etmeyenler, krallar, tümüyle milletler kurban edilir. bu kadar barbar olan bir tanrı'nın işgüzar kulları, doğrudan doğruya nefislerini de ona kurban olarak sunmaya ve teslim etmeye kendilerini zorunlu görmeye kadar varmıyorlar mı? korkunç tanrılarını sefilce düşündükten sonra, gözüne girmek için kendilerine mümkün olan her eziyeti yapmak ve akla hayale gelmez acılar çektirmek gerektiğini sanan bu deliler her yerde görülür.

sözün kısası, her tarafta tanrısallığın uğursuz düşünceleri, insanları karşılaştıkları zorluklar konusunda teselli etmek şöyle dursun, yüreklere kargaşa sokmuş ve insanlık için yıkıcı delilikler doğurmuştur.

31.01.2020

uzun lafın kısası

nilgün marmara: çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi! yiten bu işte.

godfrey hardy: en asil hırs, kalıcı değeri olan bir şeyler bırakmaktır.

dostoyevski: insanlar beni yüreklendirmek için "burada yalnızca sıradan insanlar var." diyorlar. oysa benim karmaşık bir insandan da çok korktuğum şey, sıradan bir insan zaten.

albert caraco: bizim yaşadığımız dünya, kabul olunamaz bir düzene göre kendini düzenleyerek ve bizim nihai amaçlarımıza zarar verecek şekilde sürdürdüğümüz, giderek saçmalaşan bir dünyadır.

jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.

yuval noah harari: modernite şaşırtıcı derecede basit bir anlaşmadır. tüm sözleşmeyi tek bir cümlede özetleyebilirsiniz: insanlar güç karşılığında anlamı terk etmiştir.

andre gide: herkesin hile yaptığı bir dünyada gerçek insan bir şarlatan gibi görünür.

thomas bernhard: bu ülkede bugün nereye bakarsak bakalım, gülünçlüğün bir lağım çukuruna bakıyoruz. bu kadar çok gülünçlük karşısında her sabah yüzümüz kıpkırmızı oluyor.

paulo coelho: en kusursuz cinayet budur: yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerede bulunacağını bilemeyiz.

goethe: nedir insan, hep övülen bu yarı tanrı? güçlerinden, tam da en gereken yerde yoksun kalmaz mı? ve sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da sonsuzluğun bolluğunda kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilinçliliğine geri dönmüyor mu hep?

jean-jacques rousseau: onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde. 

charles bukowski: hastayız, ümit budalalarıyız. eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde.

13.01.2020

ahiret hayatı

jean meslier

ahiret hayatı fikri, bunu varsaymakla şimdi eriştikleri mutluluktan daha sürekli, daha saf bir mutluluğa sahip olmak için, insanların öldükten sonra tekrar yaşamak arzularının ifadesi olan hayal gücünden başka bir dayanağa sahip değildir.

ikinci olarak: her şeyi bilen, yaratıklarının düşünce ve gidişatına tümüyle vakıf bulunması gereken bir tanrı'nın, işlemlerinden ve niyetlerinden emin olmak için bu kadar sınavlara ihtiyacı olduğunu havsala nasıl alabilir?

üçüncü olarak: bilim adamlarının hesaplarına göre, üzerinde bulunduğumuz yeryüzü altı ya da yedi milyon yıldan beri mevcuttur. bu zamandan beri milletler türlü biçimler altında, sürekli zarar ve felaketlere uğradı. sürekli olarak zorbaların, fatihlerin, kahramanların, savaşların, su baskınlarının, kuraklıkların, istilacı kuvvetlerin vb. sıkıntısı altında insan türünün tedirgin ve perişan edildiğini tarih bize gösteriyor. bu kadar uzun sıkıntılar ve zalimce felaketler, zorluklar; tanrısallığın gizli niyetleri hakkında bizi temin edecek içerikte midir? bu kadar sürekli bunca kötülük, bunca felaket, tanrısal lütfün bize hazırladığı gelecek hakkında yüksek bir fikir verir mi?

dördüncü olarak: eğer bize temin edilmek istendiği gibi, tanrı; kerim, iyilik ve hayırsever ise, insanlara sürekli mutluluk olmasa bile, hiç olmazsa ölümlü yaratıkları bu dünyada erişebilecekleri ölçüde bir mutluluğa kavuşturamaz mıydı? mutlu olmak için sonsuz ya da ilahi bir mutluluğa muhtaç mıyız?

beşinci olarak: eğer tanrı, bu dünyada insanları, mutlu oldukları dereceden fazla mutlu etmediyse, sofuların anlatılmaz ve bitmez bir haz ve nimete erişileceğini iddia ettiği "cennet" umudu ne olur? eğer tanrı aklımızın erebileceği tek yer olan yeryüzünü kötülüklerden koruyamamış ya da korumak istememişse, hakkında hiçbir fikrimiz olmayan öteki dünyayı (yani ahiret dünyasını) kötülük ve felaketlerden koruyabileceğine ya da korumak isteyeceğine ne sebep düşünebiliriz?

23.12.2019

imtihan

jean meslier

zayıf yaratıkların ihtiyaçlarını sağlayarak tanrısallık gösterisiyle cömertlik etmeye, özen göstermeye tanrı'nın lütfu denir.

ancak insan gözünü açar açmaz tanrı'nın kimseyle ilgilenmediğini görür. tanrı'nın lütfu ve iyiliği, bu dünyada oturanların büyük çoğunluğu için tümüyle uykudadır. insanların "mutlu" diye adlandırdığı çok küçük bir miktarına karşılık, çok büyük bir mutsuzlar kafilesi baskı altında inlemekte ve yoksulluk içinde sararıp solmaktadır.

batıl inançlardan ayrı olarak, tanrısal lütfun insan türü ve duygulu bütün varlıklar hakkında bu kuşkulu, bu karışık durumu incelemeye alınırsa görülür ki, merhametli ve özen gösteren bir anaya benzemekten çok uzak olarak bu tanrısallık, daha çok o ahlaksız analara benzer ki; şehvetli aşklarının sonuçlarını hemen unuturlar, rahimlerinde taşıdıktan yükten kurtulmuş olmalarından doğar doğmaz memnun olurlar, onları bir daha anmazlar, çocuklarını yardımsız ve korumasız olarak talihin keyif ve hevesine terk ederler.

yüce bir tanrı'nın yönetimi altında niçin bu kadar çaresiz, bu kadar perişan insanlar bulunduğunu sorduğunuz zaman, "bu alem, insanı daha mutlu bir aleme götürmeye mahsustur." diye bizi avuturlar. bize, üzerinde yaşadığımız yuvarlağın bir "sınav yeri" olduğunu söylerler. sonra "tanrı yalnız kendisine özgü olan gerçekleşmesi olanaksızı ve süresiz mutluluğu insana verememiş ve ulaştıramamıştır." diyerek ağzımızı kapatırlar. bu cevaplarla nasıl yetinilebilir? nasıl tatmin olunabilir?

bir varlığın zekası, yeteneği hakkında, ancak, hedeflediği amaca ulaşmak için kullandığı araçların uygunluğuyla karar verebiliriz. dünyada olup biten her şey, zeki bir varlık tarafından yönetilmediklerini bize en kesin şekilde kanıtlar.

29.11.2019

uzun lafın kısası

thomas bernhard: ben bu dünyada ve bu insanların arasında artık benim için değerli olan hiçbir şey bulamıyorum.

aleksandra kollontay: aşkın, içtiğimiz su gibi, doğal ve temiz olması için özgür ve paylaşılır olması gerekir. yeni bir ahlak anlayışı ve günlük hayatta radikal bir değişim olmadan tam bir özgürlük yaşanamayacaktır.

jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında, onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.

john fowles: hiçbir şey servetten daha fazla farklılaştırmaz, hiçbir şey yoksulluktan daha fazla benzer kılmaz. yoksulluğun korkunç yanı, insanı aç bırakmasından çok aç bırakırken durağanlaştırmasıdır.

arthur koestler: kaos dünyaya egemen olduğu sürece tanrı tarihsel bir yanlıştır ve insanın kendi vicdanıyla uzlaşmalarının hepsi yalandır. içinden gelen o lanet olası ses her ne zaman yükselirse kulaklarını tıka.

william s. burroughs: fikirlerim suça, inanılmaz keşif seyahatlerine, insanın yapısını darmadağın edecek bir duygu ya da davranış aşırılığına, aşırı bir eylem olarak kendimi ifade etmeye yöneliyor.

neval el-saadavi: kadınlar işlerini kaybedip fahişe olmaktan korkarlar; çünkü fahişelerin yaşantısının kendilerininkinden iyi olduğunu bilmezler.

james connolly: savaş alanındaki ot, darağacındakinden daha çabuk büyür. özgür olmak için unutmamak zorundasınız. insanları isyan ettiren şey, özgürleşecek torunları hakkındaki düşler değil, köleleştirilmiş ataların anılarıdır.

eduardo galeano: kakao güneşe ihtiyaç duymaz; çünkü onu içinde taşır. içindeki güneşten çikolatanın bize verdiği zevk ve keyif doğar.

frederic gros: ebediyetin ağır nefesi karşısında gündeliğin kesik nefesi anlamsız ve hastalıklı bir çırpınmadır.

guy standing: hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.

jean-jacques rousseau: onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde.

30.10.2019

uzun lafın kısası

carl sagan: olağan dışı iddialar olağan dışı kanıtlar gerektirir.

shakespeare: bu günlerin talihsizliği, delilerin körleri yönetmesidir.

thomas bernhard: bu ülkede bugün nereye bakarsak bakalım, gülünçlüğün bir lağım çukuruna bakıyoruz. bu kadar çok gülünçlük karşısında her sabah yüzümüz kıpkırmızı oluyor.

jean meslier: her din, insanlara tanrısallıktan alçakça ve akılsızca korkma duygusu vermeye çalışır.

doris lessing: taşrada, içinde biraz hayat belirtisi olan kızlar, seks delisidir.

campillo & ferreras: vahiyli tüm dinler kendi ahlaklarının çok yüksek olduğunu ve dünyanın da o ahlaka çok ihtiyacı olduğunu iddia eder. oysa aç bir insana yiyecek bir şey vermek için tanrıya inanmak şart değildir.

godfrey hardy: en asil hırs, kalıcı değeri olan bir şeyler bırakmaktır.

yuval noah harari: bizi hastalıktan ve kıtlıktan koruyan zenginliğin büyük kısmı laboratuvar maymunları, süt inekleri ve üretim bantlarındaki tavukların çektiği acılar sayesinde elde edildi. bu hayvanların on milyarlarcası son iki yüz yılda dünya tarihinde görülmemiş zalimlikte bir endüstriyel sömürüye tabi tutuldular.

wittgenstein: insanoğlu dünyaya geldiği ilk günden itibaren doymak bilmez bir iştahla birbirinin derisini yüzmüştür. birbirlerinin gözlerini oyarak, anüsünden ve vajinasından içeri acı biber dalları sokarak, beşikten mezara kadar birbirlerinin yollarına kızgın korlar dökmüşler, bok döşemişlerdir.

charles dickens: zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü. hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana.

alain badiou: bizim dünyamızda sadece fiyatı olan şey dikkate alındığından, hiçbir düşünceye, hiçbir fikre sahip olmamak gerekir. bize, "eğer imkanın varsa tüket, yoksa kapa çeneni ve yok ol!" diyen dünyaya ancak o zaman itaat edebiliriz.

john fowles: insan sürekli bir eksikliktir, sonsuz bir yoksunluktur, bireysel şeylere görünüşte sonsuz bir kayıtsızlık içinde bulunan görünüşte sonsuz bir okyanusta sürüklenmektedir.

william s. burroughs: bütün dünya bir darağacıdır, hepimiz rolümüzü oynarız. bazıları havlucu oğlandır, diğerleri muzır doktordur, çoğumuz ise hayatın görkemli deliğine mızırdanan pis moruklardan başka bir şey değilizdir.

23.10.2019

din

jean meslier

her din, insanlara tanrısallıktan alçakça ve akılsızca korkma duygusu vermeye çalışır.

en çok mümkün olmayan şeyin kendileri için en esaslı şey olduğuna insanları inandırmayı nasıl başardılar? çünkü insanlara korku saldılar. korktuğunda insanın muhakemesi artık işlemez; insan düşünemez, değerlendirme yapamaz. öte yandan insanlara, akıl ve muhakemelerine güvenmemeleri de öğütlendi. zihin böyle karıştırılınca artık her şeye inanılır ve hiçbir şey araştırılmaz.

cehalet ve korku: işte her dinin başlıca iki nedeni. tanrı hakkında insanı kuşatan belirsizlik, kendisini dine bağlayan birinci bağımsız nedendir. insan gerek maddi, gerek manevi karanlıkta korkar; korkusu ihtiyat olur ve korkmak ihtiyaç halini alır, korkacağı bir şey olmadığında kendisinde bir eksiklik, bir boşluk olduğunu sanır.

genellikle insanlar için hiçbir şey, bir kanıtı, korku kadar ikna edici kılmaz.

din konusunda insanlar büyük çocuklardır. bir din ne kadar saçmalık ve mucizelerle dolu olursa halkın ruhu üzerinde o oranda tahakküm hakkı kazanır. sofu, bönlüğüne hiçbir sınır koymamak zorunda olduğuna inanır. bir şey ya da şeyler ne kadar çok anlaşılmaz olursa halka o oranda ilahi görünür. bu şeyler ne kadar az inanılabilir olursa, bunlara inanan sıradan insanlar, o oranda erdem ve üstünlükler olduğunu sanır.

dini düşüncelerin başlangıcı, genellikle vahşi milletlerin henüz çocukluk halinde bulunduğu dönemdir. din koyanlar; tanrılar, ayinler, efsaneler, şaşırtıcı ve korkunç masallar sunmak için, her dönemde hep kaba, cahil ve ahmaklara başvurmuşlardır. babalar tarafından incelenmeksizin kabul edilen batıl ve esassız inanışlar, az çok değişerek, baskı ve sıkı düzen altında bulunan ve çoğu kez babalarından daha çok düşünce ve muhakemede bulunmayan çocuklara geçmiştir.

bir şey, birbirini karşılıklı olarak bozan, mantıken birleştirilmeyen ve anlaşılmayan iki düşünceyi kapsıyorsa; o şey hayal ürünüdür.

19.10.2019

sultan

jean meslier

gezginler, asya'nın bir ülkesinde fantezilerle dolu ve pek tuhaf, isteklerinde pek zorba bir sultanın egemen olduğunu anlatır.

bu hükümdar, zamanını üzerine üç zar ve bir zar kutusu konmuş bir masa önünde geçirir. masanın bir ucunda sultanı kuşatan mabeyincilerin ve ahalinin açgözlülüğünü çeken altın yığınları vardır. sultan, uyruğunun zayıflıklarını bildiğinden onlara şöyle sözler eder:

"esirler, köleler! size iyilik yapmak istiyorum. lütuf ve keremim sizi zengin etmek ve tümünüzü mutlu kılmak istiyor. bu hazineleri, bu altınları görüyor musunuz? haydi bakalım, işte bunlar sizin içindir, bunu kazanmaya çalışınız. her biriniz sırayla bu zarları ve kutuyu eline alsın. zarları altı kez çift getirmek mutluluğuna erişen, hazineye sahip olacaktır. ancak sizi haberdar edeyim ki, istenen sayıyı elde edemeyen, ömür boyu karanlık bir zindana atılacak. ve adaletim, onun yavaş yanan bir ateş üzerinde yakılmasını istiyor."

hükümdarın bu konuşması üzerine, orada bulunanlar hayret ve şaşkınlık içinde birbirinin yüzüne bakar. hiçbiri bu kadar tehlikeli bir şansı denemek istemez. o zaman öfkelenen sultan şöyle der:

"acayip! oynamak, zar atmak için kimse gelmiyor mu? bu benim hesabıma gelmez. benim şanım ve büyüklüğüm ister ki, oynansın. dolayısıyla oynayacaksınız! emrediyorum. cevap vermeksizin itaat ediniz!"

şu nokta dikkate alınmalıdır: zorbanın zarları öyle yapılmıştı ki, yüz bin kez atılsa ancak bir kez çift gelebilir. bu nedenle, alicenap hükümdar, zindanının dolduğunu ve servetinin elinde kaldığını görmekten zevk alır.

ey ölümlüler! bu sultan sizin tanrı'nızdır, hazinesi cennettir, zindanı cehennemdir, zarlar da sizdedir; sizler de bu zarlarla oynamak zorunda bırakılanlarsınız!

5.10.2019

din ve çocuk

jean meslier

bütün çocuklar tanrıtanımazdır, tanrı hakkında hiçbir fikirleri yoktur.

tanrı düşüncesi ve din ilkeleri kesinlikle doğuştan kazanılmaz, insan bunları düşünce halinde taşıyarak ve sahip olarak doğmaz. sonradan, aile, toplum ve genel çevre bunları kendisine aşılar.

insanlar, kendilerinden daha çok fikre sahip olmayan kimselerin sözleri üzerine, tanrı'ya inanırlar.

aile mülkü, vergileriyle birlikte babalardan evlatlara intikal ettiği gibi, din de babalardan evlatlara geçer. eğer kendilerine bir tanrı verilmiş olmasaydı, dünyada pek az kimsenin bir tanrı'yı olurdu. herkes anne ve babasından, öğretmeninden; bunların da kendi anne, baba ve öğretmenlerinden almış oldukları tanrı'yı alır. ancak herkes bu tanrı'yı kendi yaratılışına göre düzenler, değiştirir ve kendine göre renklendirir.

insan dimağı, özellikle çocuklukta yumuşak bir balmumu gibidir, üzerinde yapılmak istenen bütün değişiklikleri kabul etmeye hazırdır. kendisinin akıl yürütme gücü olmadığı bir zamanda, eğitim, insana hemen hemen bütün görüşlerini, bütün fikirlerini verir. pek genç yaşımızda iken kafamıza sokulmuş doğru ya da yanlış fikirleri doğadan almış ya da doğarken bunlarla birlikte doğmuş olduğumuz inancında bulunuruz. işte bu kanı, sapkınlıklarımızın en büyük kaynaklarından biridir.

batıl inançlar, eğitim ve öğretim görevlilerinin görüşlerini bizde çimentolamaya yarar ve onların bizden çok usta, çok uyanık oldukları inancında bulunuruz; bize öğrettikleri şeyler hakkında çok güçlü bir vicdani kanaatleri olduğunu sanırız. kendi kendimize yardım edemediğimiz bir zaman ve yaşta, hakkımızdaki özen ve dikkatlerine bakarak, bizi aldatmak isteyebileceklerine ihtimal vermeyiz. bizleri büyütmüş, yetiştirmiş olanların tehlikeler taşıyan sözünden başka hiçbir esas olmaksızın, bunların bize binbir türlü sapkınlığı kabul ettirmelerinin nedeni işte budur. bize söylediklerini muhakeme etmenin yasaklanması bile güvenimizi asla azaltmaz ve çoğu kez onların görüşlerine saygıyı artırmaya da yardım eder.

henüz muhakemede bulunmaya güçsüz oldukları bir yaşta eğitilmeselerdi, zamanımız ilahiyatının ilkelerine insanlar asla inanmazdı.

insanoğlunun dincileri, din ilkelerini, insanlara, bunlar henüz batılı gerçekten ya da sağ eli sol elden ayırt edecek bir yaşa gelmeden önce öğretmekle çok tedbirli olarak hareket ederler. küçük yaşından beri bu düşüncelerle doldurulmuş kırk yaşındaki bir adamın kafasından bu düşünceleri çıkarmak ne kadar zor olursa, tanrılar hakkında verilen köksüz fikirlere kırk yaşındaki bir adamın ruhunu alıştırmak da o kadar zordur.

batıl fikirlerden arınmış bir fizikçi, doğa olaylarını doğanın gücünden, sürekli ve çeşitli yasalardan, karmaşık birleşmelerin zorunlu sonucundan başka bir şey olarak görmez.

29.09.2019

uzun lafın kısası

martialis: her yerde olan hiçbir yerde değildir.

charles bukowski: gerçek kahkaha bire yirmi veren atı bulmaktır.

yuval noah harari: zihnimiz hazların geçici ve anlamsız titreşimlerden ibaret olduğunu kavradığında, duyduğumuz arzuyu da kaybederiz. hızla ortaya çıkıp kaybolan bir şeyin peşinde koşmanın ne anlamı olabilir?

paulo coelho: en kusursuz cinayet budur: yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerede bulunacağını bilemeyiz.

lewis namier: insan, siyasal öğreti ve dogmalarla zihninin serbestçe çalışmasını ne kadar az engellerse, düşüncesi için o kadar iyidir.

samuel beckett: yaşam diye bilinen sendrom tedaviye olanak tanımayacak kadar dağınıktır. tedavisi mümkün her tanıya karşılık kötüleşen bir başkası ortaya çıkar. insanları gereksinmeleri bir kısır döngü yaratır. eksikliğin niceliği asla değişmez.

thomas hardy: aşk, katı, gündelik gerçek yığınlarının arasındaki çatlaklarda yeşerir.

lev troçki: insan bir devrimi ya da bir savaşı önceden kestirebilir; fakat sonbaharda bir yaban ördeği avının sonuçlarını önceden kestirmesi imkansızdır.

jean meslier: aklımı hiçbir zaman kurban etmeyeceğim. çünkü, yalnız bu akıl, bana iyiliği kötülükten, hakkı batıldan ayırt ettirebilir.

albert caraco: bizim aramızdaki hiçbir sorumlunun felaketi öngörecek cesareti yoktur, itiraf edecek cesareti hiç yoktur. günümüzün koşulsuz buyruğu iyimserliktir. dipsiz uçurumun kıyısında bile iyimserliğimizi koruyoruz.

michel houellebecq: çözülmemiş bir olay eski bir yara gibidir, size asla huzur vermez.

goethe: nedir insan, hep övülen bu yarı tanrı? güçlerinden, tam da en gereken yerde yoksun kalmaz mı? ve sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da sonsuzluğun bolluğunda kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilinçliliğine geri dönmüyor mu hep?

9.09.2019

bu ülke

jean meslier

yaratılışı, uyruğunun zihnini karıştırmaya çok uygun mutlak bir hükümdar ile yönetilen bir ülke var. bu hükümdar, bilinmek, sevilmek, itaat edilmek istiyor. ancak hiçbir zaman kendisini göstermiyor ve her şey hakkında edinilebilen bilgiyi kuşkulu kılmaya çalışıyor.

hakimiyet ve saltanatına bağlı kavimler, görünmeyen hükümdarlarının karakteri ve yasaları hakkında sözcülerinin verdiği fikirlerden başka fikirlere sahip değil. sözcüler bile, hükümdarlarının karakteri ve niyetleri hakkında hiçbir fikre sahip olmadıklarını, bu hükümdara giden yolların geçilmesinin olanaksız olduğunu, niyet ve sıfatının bilinmesinin hiç mümkün olmadığını kabul ediyor.

öte yandan, icra aracı olduklarını söyledikleri efendilerinden çıkan emirler hakkında, bu sözcüler arasında birlik yok. imparatorluğun her ilinde bu emri başka başka ilan ediyor. birbirlerini küçük düşürüyorlar, birbirlerine hileci, sahtekar diyorlar, ilanını görev edindikleri emirler, fermanlar açık değil. bu emirler ve fermanlar, uyruğun eğitim ve aydınlanmasına özgü; ancak bunlar uyruğun akıl erdiremeyeceği, anlaşılmaz şeyler. gizli hükümdarın yasaları, çevirmenlere, açıklayıcılara muhtaç; ancak bunları açıklayanlar da, gerçek anlamı hakkında sürekli olarak çekişme halindeler.

dahası var. bunlar kendi kendileriyle de uyuşmuş değil. gizli hükümdarlarına dair ettikleri söylentilerin tümü bir çelişkiler yumağından başka bir şey değil. hemen yalanlanmayacak hiçbir kelime söylemiyorlar. bu gizli hükümdarın son derece iyi olduğunu söylüyorlar; oysa onun isteklerinden, emirlerinden şikayet etmeyen kimse yok.

sonsuz hakim olduğu varsayılıyor; oysa yönetiminde her şey mantığa ve sağduyuya aykırı. adaleti övülüyor; oysa uyruklarının en iyileri genellikle en az yardım ve iyiliğe erişiyorlar. her şeyi gördüğü, her yerde hazır ve nazır olduğu temin olunuyor; oysa bu hazır ve nazırlığın hiçbir şeye yararı yok. düzen ve doğruluk dostu olduğu söyleniyor; oysa ülkesinde her şey alt üst olmuş, karışıklık içinde. her şeyi o yapıyor; oysa olaylar, ender olarak tasarılarına uygun görülüyor. her şeyi önceden görüyor, ancak hiçbir şeyin olmasına engel olamıyor.

kendisine yapılan saldırı ve tecavüze karşı sabır ve tahammülü yok; bununla birlikte herkesi kendisine tecavüz edebilmeye güçlü kılıyor. eserlerindeki bilimselliğe hayranlıkla bakılıyor; oysa çelişkilerle dolu eserleri kısa ömürlü. sürekli olarak yapmakla, bozmakla, işinden asla memnun kalmaksızın yaptığını onarmakla uğraşıyor. her girişiminde, kendi büyüklüğünden ve şanından başka bir amaç yok; oysa büyüklüğü ve şanıyla yüceltilmeye hiç ulaşmıyor.

yalnızca uyruğunun refahı için çalışıyor, uyruğu ise çoğunlukla zorunlu ihtiyaçlarından bile yoksun. armağan ve iyiliklerine erişmiş gibi görünenler, genellikle hallerinden en az memnun olanlar. bunların hemen tümü, büyüklüğüne hayran olmaktan ve olgun hikmetini yüceltmekten, iyiliğine tapmaktan, adaletinden korkmaktan, asla itaat etmedikleri emirlerine saygı duymaktan ayrılmadıkları hükümdarlarına karşı aralıksız isyan halinde bulunuyorlar.

bu ülke dünyadır, bu hükümdar allah'tır, vekilleri din adamlarıdır, uyruğu insanlardır.

29.08.2019

uzun lafın kısası

spinoza: yüce mutluluk erdemin ödülü değildir; ödül, erdemin kendisidir.

jean meslier: toplumun hoşuna gitmek arzusu, gelenek ve göreneklerin baskısı, gülünç olma korkusu, "alem ne der?" endişesi, bütün dini fikirlerden daha güçlüdür.

maurice pradines: kişinin, elde etmek için kendini feda ettiği diğerinde sevdiği şey kendisidir.

yuval noah harari: eğer bir insan tüm arzularından arınabilmişse hiçbir tanrı ona ıstırap çektiremez. bunun aksine, eğer arzudan arınamazsa dünyadaki tüm tanrılar bile onu acı çekmekten kurtaramaz.

esther vilar: bir kadın için başarıya giden en kestirme yol, başarılı bir erkekle evlenmektir.

charles bukowski: hiç şansı kalmadığını hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasında eve geldiğinde anlar insan.

jorge luis borges: her ölümle yiten küçük bilgelikler bana çok dokunuyor.

marquis de sade: ne aşağılık bir alçak sizin şu tanrınız! onu bir sersem olarak görüyordum ama biraz daha yakından baktığımda hergelenin teki olduğunu anlıyorum.

dostoyevski: yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.

andre gide: herkesin hile yaptığı bir dünyada gerçek insan bir şarlatan gibi görünür.

thomas hardy: ah, bir zamanlar, evlendiğim adamdan saygı ve sevginin en yükseğini görmezsem yetinemeyeceğimi sanırdım. şimdiyse taşyüreklilik dışında her şeye razıyım.

paulo coelho: aşk, bir insanın bütün hayatını göz açıp kapayana kadar kökünden değiştirebilir kuşkusuz. ama insanoğlunu tasarılarında hiç yeri olmayan yönlere saptırabilecek bir duygu daha vardır: umutsuzluk. evet, aşk belki kişiyi dönüştürebilir; ne var ki umutsuzluk bunu çok daha hızlı başarır.

1.08.2019

din ve ahlak

jean meslier

din, ahlakı felce uğratır.

tanrı fikri, tanrı'yı kime kabul ettirir? güçsüzlüğe uğramış, tasalı, bıkkınlık geçirmiş, ümitsiz ve bu dünyadan usanmış insanlara; gerek yaşın etkisiyle, gerek maluliyet eseri olarak ruhlarındaki güçlü şevk ve duyguları sönmüş bazı kimselere.

din, ancak, huylarını ya da zamanla kendilerini uslandırmış olanlar için bir dizgindir. tanrı korkusu ancak, günah işlemeyi çok güçlü olarak istemeyen ya da artık günah işleyecek bir durumda bulunmayan kimseleri günah işlemekten alıkoyar.

yürürlükte olmayan kudretler korkusu, ender olarak yürürlükte olan kudretler korkusu kadar kuvvetli olur. bilinmeyen ya da uzaktaki ceza ve eziyetler, halkın üzerinde, dikili bir darağacından ya da ibret olsun diye asılmış bir adamdan daha az etkilidir.

çevremizde kimse yoktur ki, tanrı'nın gazabından korkusu, efendisinin gözünden düşme korkusu kadar büyük olsun. bir maaş, bir unvan, bir rütbe, cehennemin azaplarını ve cennetin zevklerini unutturmaya yeter. bir kadının okşamaları, "zatı ecellü âlâ"nın tehditlerine hemen her gün üstün gelir. kibar bir kişi üzerinde bir zarif söz, bir komedyen üzerinde bir espri, dinin bütün korkunç haberlerinden, vaatlerinden çok daha etkili olur.

şiddetle tutkun olduğu şeyleri bu dünyada eline geçirince kimse ahireti düşünmez. çok ateşli bir aşığın gözünde, sevgilisinin huzuru cehennemin ateşlerini söndürür ve yüzünün güzelliği cennetin bütün hazlarını siler.

toplumun hoşuna gitmek arzusu, gelenek ve göreneklerin baskısı, gülünç olma korkusu, "alem ne der?" endişesi, bütün dini fikirlerden daha güçlüdür.

bütün dinlerin konusu, günahkar, nankör ve asi insan ile öfkeli tanrı'nın arasını bulmaktır.

tanrısallığın gazabını yatıştırmak için iyi bir günahkarın yeterli olduğu bize temin edilmez mi? bununla birlikte, bu iyi günahkarın tam bir samimiyetle söylendiği görülmez. herhalde büyük hırsızların, ölürken bile, gasp yoluyla kazandıkları malları geri verdikleri çok ender görülür. insanlar sonsuz ateşlere, bu ateşlere karşı kendilerini temin edemedikleri takdirde maruz olacaklarına kuşkusuz inanırlar. ancak servetlerinin bir bölümünü vakfederek, bu dünyada servet edinmelerinin tarzı hakkında pek gönlü rahat olarak ölmeyen dolandırıcı sofular çok azdır.

31.07.2019

uzun lafın kısası

baltasar gracian: asil bir yaşamın ilk günü, ölülerle sohbet ederek geçirilmelidir.

richard s. westfall: insanoğlunun boş inançlara düşkün ateşli yönü, din konularında her zaman gizemleri sevmek ve o yüzden en az anladığından en çok hoşlanmak olmuştur.

j.m. guyau: dünyada ıstırap devam ettiği sürece isyan etmiş kalbimde kuşku devam edecektir.

ömer hayyam: sema dediğimiz baş aşağı çevrilmiş tasa doğru, yardım için ellerini kaldırma; o senden daha biçaredir.

shakespeare: tanrı'ya yemin ederek sözünü doğrulamak isteyen kimseye güvenme; sözünü yerine getireceğine tanrı'yı tanık gösteren, bu tanıklıktan çekinecek kadar onur ve namus sahibi değildir.

thomas hardy: yaratıcılıkla tutuculuk bağdaşamaz, yüz bin antika meraklısı bir araya gelse tek bir yeni çığır açamazlar.

ebu'l ala el-maarri: tanıdığım ümmetler ne kadar cahildir! belki tanımamış olduğum, benden önce gelip geçmiş olan ümmetler daha sapık, daha alıktır. cuma namazlarında, eşeklikleri yüzünden, emirleri için tanrı'dan yardım isterler. onların bu haline az kalır ki, minber ağlasın.

"kutsal metinlerde öğretilen en büyük gerçek şudur: kalbindeki cehalet düğümü çözülmüş ve arzu ateşi sönmüş olan ölümlü kişi, ölümsüz olur." (upanişadlar)

jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.

sabahattin ali: insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir.

comte de volney: bütün tanrı bilimiyle ilgili kanılar fanteziden başka bir şey değildir. tanrıların nitelikleriyle, eylemleriyle, yaşamlarıyla ilgili bütün bu masallar, yalnızca mecazlama ve söylence örnekleridir.

charles bukowski: hastayız, ümit budalalarıyız. eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde.

14.07.2019

sağduyu: tanrısızlığın ilmihali

jean meslier

din, insanların sınırlı zekalarını, anlaşılması kendileri için olanaksız olan bir şeyle meşgul etme sanatıdır.

din, ahlakı felce uğratır.

doğru yoldan sapmada şiddetle çıkarı olan, doğru yoldan sapanın yanında yer alan ve düşünceden, muhakemeden çekinen insanlara en iyi kanıtları, en iyi tanıkları dahi kabul ettiremezsiniz.

j.m. guyau: dünyada ıstırap devam ettiği sürece isyan etmiş kalbimde kuşku devam edecektir.

yeryüzünde görülen semavi dinlerin tümü, gizli inanışlarla, inanılmaz mucizelerle, aklı karıştırmak için icat edilmiş görünen, hayret uyandıran masallarla doludur.

firdevsi: başkalarının zararında kendi yararlarını ararlar ve dini öne sürerler.

bir dinde en çok saygı duyulan sırlar, diğer dinde alay konusudur. kendisini insanlara tanıtmak için bu kadar çabalayan tanrı, hiç olmazsa insanların tümüne bir lisanla seslenmeliydi. evrensel bir tanrı'nın, evrensel bir din bildirmesi gerekirdi.

shakespeare: tanrı'ya yemin ederek sözünü doğrulamak isteyen kimseye güvenme; sözünü yerine getireceğine tanrı'yı tanık gösteren, bu tanıklıktan çekinecek kadar onur ve namus sahibi değildir.

insanlar ne kadar ışıksız, kültürsüz ve akılsız olurlarsa dinlerine o oranda bağlılık gösterirler.

ömer hayyam: sema dediğimiz baş aşağı çevrilmiş tasa doğru, yardım için ellerini kaldırma; o senden daha biçaredir.

"gerçek, çoğunlukla can çekişenlerin dudaklarında yer bulur."

ey insan! milyonlarca yıl önce ne idiysen o olacaksın; o zaman "bilmem ne" idin, yine o zaman olduğun bu "bilmem ne" olmaya karar ver. haberin olmaksızın, bu biçiminle çıkmış olduğun kainat evine yeniden gir ve seni çevreleyen öteki bütün yaratıklar gibi, serzenişte bulunmadan, geç..