29.12.2020

kültürel barbarlık

elfriede jelinek

sürü içgüdüsü vasat olana çok değer verir. yere göğe koyamaz vasatı. vasatlar çoğunluğu oluşturduğu için güçlü olduklarını zanneder. orta tabakanın herhangi bir korkusu, üzüntüsü yoktur. bu tabakanın mensupları, var olduğunu sandıkları sıcaklık uğruna birbirlerine sokulurlar. orta tabaka sizin yalnız kalmanıza izin vermez, hele kendinizle hiç. ve bundan büyük hoşnutluk duyar. onların varoluşlarında hiçbir şey suçlama nedeni değildir ve hiç kimse onlara varlıklarından hareketle bir suçlama yapamaz.

kültürel barbarlığın hüküm sürdüğü bir ülkede tıka basa doymuş barbarlar bunlar. gazetelere bir kez daha göz atın. gazeteler, haber diye verdikleri olay kahramanlarından daha barbarlar. karısını ve çocuklarını özenle parçalara ayırıp daha sonra midesine indirmek için buzdolabında saklayan adam, bunu haber olarak yazan gazeteden daha fazla barbar değil.

insanlar yalnız yürürken de dururken de zorlanır; sanki tek başlarına olunca dünya üzerinde ağır bir yük oluşturuyormuşçasına, insanlar sürüler halinde dolaşır. omurgası olmayan, şekilsiz, kabuksuz sümüklü böcekler ve hiçbir şeyden haberleri yok. hiçbir büyü, hiçbir müzik büyüsü elini sürmez bunlara ve etkisi altına almaz. hiçbir esinti yaratmayan derileriyle birbirlerine yapışmış haldeler çünkü.

27.12.2020

din ve şiddet

a. l. campillo / j. i. ferreras

başkasına duyulan saygı -nitekim evrensel ahlakın temelidir- hiçbir dine bağlı değildir ve herhangi bir tanrı tarafından vahyedilmeye ihtiyacı yoktur. buna karşılık, din savaşları adıyla yeryüzünü kasıp kavurmuş anlamsız cinayetlerin, engizisyonlar ve soykırımların sorumlusu pekala dinsel inanışlar ve onlardan doğan ahlak anlayışlarıdır.

sırf dinsel olan bir ahlak tanrı adına cinayet işler; laik olan bir ahlak ise öldürmek için hiçbir neden bulamaz.

budizm gibi eline kan bulaşmamış dinler son derece azdır; ama genel olarak yeryüzünde kendisini silah ve kanla kabul ettirmemiş din yok gibidir.

sonuç olarak, insanı iyileştirme arzusundan doğmuş olsa bile, tüm dinsel ahlak kısa sürede bir iktidar aracına dönüşmüştür. dolayısıyla, bildiğimiz dinler ahlaklarını savunduklarında, aslında her şeyden önce kendi otoritelerini, iktidarlarını savunurlar.

yeni toplum ya sivil, laik olacaktır ya da toplum olamayacaktır.

25.12.2020

gerçek sorun

woody allen

şu çılgın dünyada güvenli bir şey kaldı mı? bitimli bir dünyada, benim alt ve üst bedenim dikkate alındığında, anlamlı bir şey bulmak nasıl mümkün olabilir?

bilimin bizi yarı yolda bıraktığını düşünürsek bu çok zor bir sorudur. evet, birçok hastalığı alt etmiştir, genetik şifreyi kırmıştır, insanı ay'a bile götürmüştür ama seksen yaşında bir adamı on sekizinde iki garson kızla odaya kapattığınızda pek bir şey olmamaktadır. çünkü gerçek sorunlar hiç değişmez.

çaresiz, kaderimle yalnız yüzleşeceğim. tanrı yok. hayatın anlamı yok. hiçbir şey kalıcı değil. büyük shakespeare'in eserleri bile evren yanıp tükendiğinde kül olacak. gerçi titus andronicus gibi oyunları düşününce bu o kadar da kötü bir şey değil ama ya diğerleri?

insanlar niye intihar ediyor belli! niye noktalamıyoruz bu saçmalığı? niye hayat denen bu berbat müsamereyi oynamak zorundayız? içimizde bir ses "yaşa!" diyorsa desin. çok ücra bir köşemizden bir komut geliyor sürekli, "yaşamayı sürdür!" diye. cloquet, bu sesin sahibini tanıdı. sigortacısıydı. tabii ya, dedi, "fishbein tazminat ödemek istemiyor."

sokrates'le tanışmak isterdim. sadece çok büyük bir düşünür olduğu için değil. antik yunanlıların bu en bilgesinin beni kendisine çeken tarafı, ölüm karşısındaki cesaretidir. kararı, ilkelerinden vazgeçmek yerine, bir şeyleri kanıtlamak için canını vermekti. fikir adamı için ölüm son değil, başlangıçtır.

23.12.2020

aşk

thomas hardy

onunla birlikte bayır yukarı yürürken gabriel yakında başına geçeceği öbür çiftliğin işlerinden söz açtı. birbirlerine besledikleri duygulardan pek az konuştular. böyle eski, denenmiş iki dost arasında süslü sözlerin ve şairce yeminlerin gereği galiba yoktu. onlarınki gibi sevgiler, eğer doğacaksa, iki kişinin önce birbirlerinin kötü huylarını tanıyıp, iyi yönlerini en son öğrenmeleriyle doğar.

aşk, katı, gündelik gerçek yığınlarının arasındaki çatlaklarda yeşerir. çoğunlukla iki kişinin amaç ve işlerinin benzerliğinden doğan bu sıkı dostluk, bu can yoldaşlığı, yazık ki kadınla erkek arasındaki aşklarda pek seyrek bulunur. çünkü kadınlar ve erkekler çalışma amacıyla değil, yalnızca zevk amacıyla bir araya gelirler. gene de uygun koşulların böyle bir can yoldaşlığına zemin hazırladığı yerde bu çok yönlü duygunun, ölüm kadar güçlü olan tek aşk olduğu görülür, öyle bir aşk ki, sular söndüremez, seller boğamaz ve çoğunlukla aşk adı verilen öbür duygular bunun yanında buhar kadar cılız ve uçucu kalır.

21.12.2020

ölümsüz yahudi

georg büchner

şu lanet olası teori: hiçbir şey yok olmaz. ve ben bir şeyim, asıl dert bu! yaratılış öyle yaydı ki kendini! hiçbir boşluk yok, her yer kalabalık. hiçlik intihar etti, yaratılış onun yarasıdır, biz onun kanının damlalarıyız, dünya da içinde çürüdüğü mezar. delilik gibi geliyor kulağa ama bir hakikat payı da var içinde.

dünya ölümsüz yahudi'dir, hiçlik ölümdür ama imkansızdır. şarkıda söylendiği gibi: "ah ölememek, ölememek!"

hepimiz diri diri gömüldük, krallar üç ya da dört katlı tabutlarla defnedildiler, gökyüzünün altında evlerimizde, ceketlerimiz ve gömleklerimizin içinde. elli yıl boyunca tabutun kapağını tırmalıyoruz. yok oluşa inanan biri olsaydı kurtulurdu. ölümde umut yok, o sadece çürümenin daha basit bir biçimidir, yaşamsa daha çapraşık, daha organize bir biçimi, aradaki tek fark bu! ama ben tam da çürümenin bu biçimine alışmışken, şeytan bilir öteki türüyle nasıl başa çıkarım.

ah julie! ya yalnız gidersem? beni tek başıma bırakırsa? tamamen bir avuç toz olurum, atomlarımın her biri yalnızca onda huzur bulabilir. ölemem ben, hayır, ölemem, bağırmalıyız, yaşamın her damlasını organlarımdan zorla söküp almalılar.

yarın eskimiş ayakkabılar olacağız, kara toprak denilen dilencinin kucağına atılacağız.

dilini boğazından dışarı ne kadar uzatırsan uzat, yine de alnındaki ölüm terlerini yalayamazsın.

ölüm doğumu taklit eder, ölürken de çaresiz ve çıplağızdır yeni doğan bebekler gibi. elbet kundak yerine kefene sararlar bizi. neye yarar? mezarda da beşikteki gibi mızırdanabiliriz.

kuklalarız biz, bilinmeyen güçler tarafından oynatılan, biz kendimiz değiliz! ruhların çarpıldığı kılıçlarız -yalnızca eller görünmüyor, masaldaki gibi.

19.12.2020

zorba

platon

halkın başına geçen adam, çoğunluğun kendine kul köle olduğunu görünce yurttaşlarının kanına girmeden edemez. onun gibilerin hoşlandığı lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlandırıp mahkemelere sürükler, vicdanını kirletip canlarına kıyar. kimini sürer, kimini öldürtür. bu arada topluma borçların bağışlanacağı, toprakların yeniden dağıtılacağı umudunu verir.

böyle bir adamın kaderi bellidir artık: ya düşmanlarının eliyle ölecek ya da bir zorba olacaktır.

zorbanın yükselmesine yardım etmiş hatırı sayılır kimseler arasından sözlerini esirgemeyenler çıkar. en yiğitleri kendi aralarında; hatta zorbanın yüzüne karşı durumun kötülüğünü söylerler. başta kalmak isterse zorbanın bütün bu adamları temizlemesi gerekir. dostları arasında olsun, düşmanları arasında olsun, bir tek değerli insan bırakmaz. istesin istemesin, bunlarla uğraşmadan, ayaklarını kaydırmadan rahat edemez. sonunda devleti temizler hepsinden ama hekimlerin başvurduğu temizlemenin tam tersidir bu. onlar bedende kötü ne varsa atıp yalnız iyiyi bırakırlar, zorbaysa iyileri atıp kötüleri bırakır.

17.12.2020

yoksun

charles bukowski

insanlarla beraberken kendimi rahatsız hissediyorum. benden uzak şeylerden söz edip benim duymadığım heyecanlar duyuyorlar. ama kendimi en çok onlarla beraberken güçlü hissediyorum. şöyle düşünüyorum: onlar bütünün bu küçük parçaları ile varlıklarını sürdürebiliyorlarsa ben de sürdürürüm. ama yalnızken ve kendimi bir tek duvarla, nefes almakla, tarihle, kendi sonumla kıyaslayabildiğimde bazı tuhaf şeyler olmaya başlıyor. anlaşılan ben zayıf bir adamım. incil'i denedim, filozofları, şairleri; ama bir şekilde hepsi hedefi şaşırmışlardı. tamamen başka bir şeyden söz ediyorlardı. ben de okumayı kestim uzun bir süre önce. içki, kumar ve seks biraz işe yarıyordu ve bu yaşantımda cemiyetin, şehrin, ülkenin herhangi bir ferdi gibiydim; ancak tek fark, benim "başarmak" isteği duymamamdı. bir aile istemiyordum, ev istemiyordum, saygın bir iş istemiyordum. böyleydim işte: entelektüel değilim, sanatçı değilim, alelade bir insanı kurtaran köklerden de yoksunum. arada derede kalmış bir şey gibiyim ve sanırım bu da deliliğin başlangıcıdır.

15.12.2020

ada

aldous huxley

bizler birlikte yaşarız, birbirimizi etkiler ve tepki gösteririz; ama daima ve her halükarda kendi başımızayızdır. din kurbanları arenaya el ele girerler, tek başlarına çarmıha gerilirler. birbirlerine sarılmış âşıklar kucaklaşarak yalıtılmış coşkularını tek bir kendini aşmışlıkta umutsuzca kaynaştırmaya çalışırlar; ama nafile. doğası gereği vücut bulmuş her ruh tek başına acı çekmeye ve zevk almaya mahkumdur. duyular, duygular, içgörüler, hayaller.. bütün bunlar özeldir, sembollerle ve ikincil ellerin aracılığı olmadan iletilemez. deneyimler hakkında bilgi alışverişinde bulunabiliriz ya da bilgi toplayabiliriz; ama deneyimlerin kendilerini değil. aileden ulusa her insan grubu bir ada-evren teşkil eder.

13.12.2020

rahip, kral ve cellat

victor hugo

geçmişin toplumsal yapılanması üç dayanağın üzerinde duruyordu: rahip, kral, cellat. uzun süre önce bir ses, "tanrılar gidiyor!" dedi. son olarak bir başka ses yükselip haykırdı: "krallar gidiyor!" şimdi üçüncü bir sesin yükselmesinin zamanıdır: "cellat gidiyor!" tanrılar için üzülenlere "tanrı kalıyor" denebilir. krallar için üzülenlere "vatan kalıyor" denebilir. cellat için üzülenlere söylenecek bir şey yok.

zindancının yeterli olduğu yerde cellada gerek yoktur.

geleceğin toplumunun kubbesinin kemeri bu iğrenç kilittaşı olmadığı için çökmeyecek. uygarlık birbirini izleyen bir dizi dönüşümden başka bir şey değildir.

11.12.2020

insan

hermann hesse

gerçekten yaşayan bir insanın ne demek olduğu günümüzde her zamankinden az bilinmekte, her biri doğanın değerli ve bir kereliğine denemesi sayılacak insanlar, yığın yığın kurşunlanıp öldürülmektedir. eğer bir kereliğine insanlar olarak daha fazla bir değer taşımasaydık, içimizden her biri bir filinta kurşunuyla gerçekten saf dışı edilebilseydi, yaşam öykülerini kaleme almanın hiçbir anlamı kalmazdı. ne var ki, her insan yalnız kendisi değil, aynı zamanda bir kereliğine, tamamen kendine özgü, her bakımdan önemli ve dikkate değer bir noktadır. öyle bir nokta ki, dünyanın tüm olayları kesişir burada; bir daha asla yinelenmeyecek bir kesişimdir bu. dolayısıyla her insanın öyküsü önemli ve dünya durdukça yaşayacak tanrısal nitelik taşır, her insan yaşadığı ve doğanın istemini yerine getirdiği sürece olağanüstüdür, her türlü dikkat ve ilgiye layıktır. her insanda ruh bir ete, kemiğe bürünmüştür, her insanda bir canlı acı çeker, her insanda bir kurtarıcı çarmıha gerilir.

9.12.2020

bahçe

voltaire

candide, türk'e: çok geniş, çok bereketli bir toprağınız olmalı, dedi. türk: yalnızca yirmi dönümlük bir yerim var, diye yanıtladı; burasını çocuklarımla birlikte eker biçerim; bu iş, üç büyük kötülük olan can sıkıntısını, ahlaksızlığı ve yoksulluğu bizden uzak tutar.

candide çiftliğine dönerken türk'ün söyledikleri üzerine derin derin düşündü. pangloss'la martin'e: bana bu iyi yürekli yaşlı adamın, birlikte yemek yediğimiz altı kralın hayatına değişilmeyecek bir hayatı var gibi geliyor, dedi.

pangloss: filozofların sözlerine bakılırsa büyük mevkiler çok tehlikelidir.

biliyorum, bahçemizi yeşertmek gerektiğini de biliyorum. çünkü insanoğlu cennet bahçesine konulduğu zaman, oraya ut operatur eum yani onu işlesinler diye konuldu; bu da insanın dinlenmek için yaratılmadığını gösterir. fazla düşünmeden çalışalım; bu, hayatı dayanılır kılan tek çaredir.

7.12.2020

melankoli

friedrich nietzsche

ruhlarında özgür olan yalnızlar bilirler, kendilerine hep şu veya bu şey içinde, kendilerinin düşünüş tarzından farklı olan bir görünüm vermek zorundadırlar; "gerçek"ten ve dürüstlükten başka bir şey istememelerine rağmen, bir yanlış anlamalar ağına bulaşırlar. ve güçlü arzularına rağmen, yaptıkları her şeyin üzerine, bir sahte fikirler, kolaya kaçma, yarı yolda verilen ödünler, göz yuman sessizlik ve yanlış yorumlamalar sisinin çökmesini engelleyemezler. böylece onların tepelerinin etrafında melankoli bulutları kümelenir; çünkü böyle tipler görünüm zorunluluğundan, ölümden nefret ettiklerinden daha çok nefret ederler ve onların bu konudaki inatçı keskinliği onları değişken ve tehlikeli hale getirir.

5.12.2020

yaşamak

frederic gros

işleri yaratanın da yüklenenin de kendimiz olduğunu gayet iyi anlayıp onlarla uğraşmaktan ve onlar tarafından alıkonmaktan kurtulacağımız bir gün elbet gelecek. çalışmak: birikim yapmak, hiçbir kariyer fırsatını kaçırmamak için hep pusuda beklemek, bir mevkiye göz dikmek, iş yetiştirmek, rakipleri düşünüp endişelenmek.. bunu yap, şunu görmeye git, öbürünü davet et: sosyal ilişkilerdeki baskılar, kültürel modalar, iş yoğunluğu.. her zaman bir şeyler yapmak. peki ya "olmak?" bunu sonraya bırakırız çünkü hep daha iyisi, daha acili, daha öncelikli olanı vardır. var olmak yarına kadar bekleyebilir. ancak yarın da öbür günün işlerini getirir. bitmeyen karanlık bir tünel. ve buna yaşamak derler. bu hal öyle baskındır ki, boş zamanlarda bile bu takıntılı durumun izleri görülür: aşırı derecede spor yapmak, uyarıcılar yardımıyla dinlenmek, pahalı akşam yemekleri, yoğun gece hayatı, ateş pahası tatiller. bu tünelden insan ya melankoliyle ya da ölümle çıkar.

3.12.2020

felaket

saul bellow

en önemli, en hayati şeyler ışığını yitirdi, sönüp gitti. bu yüzden ölenler, özel hayatlarını kaybedenler var; milyonlarca, milyonlarca insan bir iç dünyadan mahrum yaşıyor. dünyanın pek çok köşesinde kıtlıklar, polis devletleri, diktatörlükler iç dünyanın gelişmesine imkan vermiyor. toplumsal krizlerin baskısıyla, özel alan teslim bayrağını çekti. herkesin dudak büktüğü, tiksindiği bireyin sonu, atom bombasını, kitle imha silahlarını bile gölgede bırakan bir felakete yol açacak. sadece aptalların, kafasız bir güruhun yaşadığı bir dünyada yok etmeye değer bir şey kalmayacak. onlarca yıldır, dünyanın herhangi bir köşesinde, en yüksek devlet yöneticileri arasında insani vasıflar taşıyan neredeyse tek kişi bile bulamazsın.

1.12.2020

din adamı

nazım hikmet

yatılı okuldan çıktıktan sonra -orada namaz, oruç zorunluydu- namazı da, orucu da bıraktım. kuran'ı da hiçbir zaman doğru dürüst okuyamadım. esresi, üstünü, şeddesi, yardım edeceğine, hep şaşırttı beni. ama dindardım. daha doğrusu, allah'ın var olmayabileceğini düşünmemiştim. sonra bir gün allah'ın varlığını, yokluğunu değil de, dindar adamın tanrıdan mükafat beklediği için, cennete girmek için, ölümsüz bir hayata kavuşmak için sevap işlediğini ve cezadan, cehennemden korktuğu için günahtan kaçındığını düşündüm. dindar adamın bu hürriyetsizliği, bu bencilliği, hiç dindar olmamışım gibi şaşırttı beni.

yakamı tanrı'nın elinden kolayca sıyırmamın nedenlerinden biri de, anadolu din adamını işinin üstünde görüp tanımamdır. bu adam, ne mevlevi dedeme ne de yatılı okulda din bilgisi öğreten, kravatlı, penseli hocamıza, hatta ne de bizim üsküdar'daki mahalle camiinin nüktesever imamına benziyordu. bu adam, masallardaki ejderha gibi çeşmenin önüne oturup suyunu kesmişti. yanında cahilliğin, batıl itikatların, ikiyüzlülüğün, hoşgörmezliğin, karanlık bir terörün sancağı dalgalanıyordu.