kierkegaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kierkegaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.08.2022

saklambaç

kierkegaard

hayatın her zaman kendisiyle alay ettireceğini mi sanıyorsun? bundan kaçmak için gece yarısından biraz önce sıvışabileceğini mi zannediyorsun? yoksa ondan dehşete kapılmıyor musun? gerçek hayatta insanlar gördüm, öylesine uzun zamandır başkalarını kandırmışlar ki en sonunda gerçek mizaçları ortaya çıkamaz olmuş. saklambaç oynayan insanlar gördüm, o kadar uzun zaman oynamışlar ki en sonunda delirip o ana kadar gururla sakladıkları gizli düşüncelerini iğrenç bir şekilde başkalarının gözünün içine sokmuşlardı. peki, sonunda mizacının bir çokluğa dönüşmesinden, açıkçası çok sayıda olmaktan, o mutsuz şeytaniler gibi bir lejyon oluşturmaktan ve bu şekilde bir insanda bulunan en içteki, en kutsal şeyi, kişiliğin birleştirici gücünü kaybetmiş olmaktan daha korkutucu bir şey düşünebiliyor musun? doğrusu, ciddi olduğu kadar dehşet verici de olan o şeyle dalga geçmemelisin.

31.05.2022

uzun lafın kısası

dostoyevski:
yoksunluğundan dolayı ardından gözyaşı dökeceğimiz yeni hiçbir şey yok dünyada.

paulo coelho: yalnızlık insana göre değildir, kendimizi ancak başkalarının gözlerinde gördüğümüz zaman tanıyabiliriz. kim olduğumuzu anlamanın en iyi yolu, çoğu zaman başkalarının bizi nasıl gördüğünü öğrenmektir.

cenap şahabettin: kimi yaşamlar kırık doğarlar, onları hiçbir şey onaramaz.

goethe: hangi okuyucuyu mu isterim? en bağımsızını; beni, kendini ve dünyayı unutup yalnız kitabın içinde yaşayanı!

halil cibran: kaplumbağalar yollar hakkında tavşanlardan çok daha fazla şey anlatabilirler.

adam phillips: hiç kimse övgüye karşı kayıtsız değildir; ama bir kişinin övgüyü karşılama biçimi en iyi karakter testidir.

andre gide: en güzel yollar uçurumlarda biter.

balzac: ben âşığımı rakibemin yatağı yerine bir çukurun dibinde görmek isterim.

jeannette walls: bir vatan hainiyle bir vatansever arasındaki tek fark bakış açısıdır.

john fowles: dünyada hiçbir zaman bu kadar çok içi boş insan olmamıştı ve bu dünya tıpkı boş deniz kabuklarıyla dolu büyük ve yükselen bir kıyıya benziyor.

kierkegaard: ben özgürlük tutkunuyum ve bana özgürce gelmeyen bir şeyle uğraşmam bile.

mario puzo: insanı yalnız bir kişiyle birlikte olmaya iten şu sapıkça ihtiras insanca bir şey midir acaba? birkaç yıl geçtikten sonra karısından zevk alan adam var mıdır?

31.12.2021

uzun lafın kısası

alain:
hayatı ne kadar yoğun yaşarsak onu kaybetmekten o kadar az korkarız.

ayn rand: dünyada tek kutsal değer insan aklıdır. insanın ihlal edilmez aklıdır.

balzac: zaman çılgınlıklarımızı sorgulayabilir ama mutluluk bizi hoş görecektir.

elfriede jelinek: insan her zaman en azından ilk üç içinde olmalı; arkadan gelenlerin yeri her zaman çöp tenekesidir.

irvin yalom: hayat birbiri ardına gelen kahrolası kayıplardan oluşur.

jiddu krishnamurti: özgür bir insan kendini belli bir ülkeye, sınıfa ya da düşünce biçimine ait hissetmez asla. özgürlük her seviyede özgürlük demektir ve sadece belli bir çizgide düşünmek özgürlük değildir.

jodi picoult: kanunları yapanlar eşcinsellere ve lezbiyenlere medeni haklar tanırlarsa eyaletteki herkesin bunları isteyeceğinden korkuyor.

john fowles: teknolojideki bütün büyük başarılarımıza karşın bizler, dar profesyonel alanlarımızın dışında, zihinsel olarak şimdiye değin var olmuş en tembel ve en koyunsu kuşaklardan bir tanesiyiz.

kierkegaard: benim özlemim sonsuz bir sabırsızlıktır.

cenap şahabettin: mantık, düşünceye ilişkin konularda pek az değerlidir. yaşam sorunlarında on para etmez.

goethe: her yerde yararlı olmanın yolunu arayın, hiçbir yerde yabancı olmazsınız.

halil cibran: kötü yanımın hiçbir zaman bana zarar vermemiş olması ama içimdeki erdemin bana zarardan başka bir şey getirmemesi ne gariptir!

30.11.2021

uzun lafın kısası

alain:
yeryüzünde can sıkıntısı çeken bir adamdan daha korkunç bir varlık yoktur.

andre gide: herkesin hile yaptığı bir dünyada gerçek insan bir şarlatan gibi görünür.

ayn rand: insani içgüdülerin eksikliği hep yoksullarda ortaya çıkıyor. insanın hayırseverlik inceliklerini bilmek için paralı doğmuş olması şart.

doris lessing: zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

jodi picoult: bir insanın sizin için doğru olduğunu, söylemek zorunda olmadıkları söylediklerinden daha da önemli olduğu zaman anlıyorsunuz.

john fowles: insan sürekli bir eksikliktir, sonsuz bir yoksunluktur, bireysel şeylere görünüşte sonsuz bir kayıtsızlık içinde bulunan görünüşte sonsuz bir okyanusta sürüklenmektedir.

kierkegaard: insan sadece başkaları için değil, kendi için de bir gizem olmalı.

mario puzo: kadınlar erkekler gibi gelmezler; onlarınki erkeğinki yanında vızıltı kalır. erkek torbasını patlatırken beyni de gümler. erkek gerçekten yapar bu işi, kadın yapamaz.

mesa selimovic: her şeyin başlangıcı ve sonu olan zaman üzerine yemin ederim ki, herkes her zaman zarar içindedir.

cenap şahabettin: meşe gölgesinde filizlenen yosunlardan çoğu, kendilerini meşe fidanı sanırlar.

goethe: hiç kimse sanmasın ki gençliğin ilk izlenimlerini aşabilecektir.

halil cibran: meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler.

31.08.2021

uzun lafın kısası

a. l. kennedy:
insanlar kiliseye gitmemeli; bir iyilik yapmak istiyorsanız onları deniz kenarına gönderin.

andre gide: hiçbir başyapıt bir iş birliği ürünü değildir.

charles baudelaire: hemen hemen bütün yaşamımızı sersemce meraklar uğruna harcarız. buna karşılık öyle şeyler vardır ki insanların meraklarını en yüksek düzeyde kamçılaması gerekirdi; oysa yaşayışlarına bakınca bu şeylerden hiç mi hiç esinlenmediklerini görürüz.

elfriede jelinek: bütün satıcılar bilir: önemli olan ambalajdır.

hakan günday: yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.

jiddu krishnamurti: dünyada büyük biri, başarılı biri olma dürtüsü varlığını koruduğu sürece zenginler ve yoksullar, sömürenler ve sömürülenler olacaktır.

kierkegaard: insanlar genellikle dünyayı nehirler, dağlar, yeni yıldızlar, gösterişli kuşlar, tuhaf balıklar ve gülünç insan türleri görmek için dolaşır. varoluşun karşısında ağızları açık kalıp hayvansal bir sersemliğe düşerler ve bir şey gördüklerini sanırlar.

mehmet eroğlu: kentlerin günahlarını orospularla çocuklar öder; dünyanın günahlarını ise filozoflar.

nâzım hikmet: kapitalizm, gelişerek öyle bir merhaleye varır ki, yalnız maddi eşyalar değil, manevi değerler de mal olur, alınıp satılır.

cenap şahabettin: yaşamak çok kişi için yiyip içerek ölümü beklemektir.

goethe: mükemmel olan her şey kendiliğinden klasiktir, hangi türe ait olursa olsun.

halil cibran: yaşamın özüne ulaştığında her şeyde güzellik bulursun; hatta güzelliği görmezden gelen gözlerde bile.

2.04.2021

soğuk beden

georges bataille

zekanın doruğu aynı zamanda zayıflığıdır.

düşüp düşmeyeceğimi, elimin tümceyi bitirmek için gereken gücü bulup bulamayacağını bilmiyorum; ama amansız istenç baskın çıkıyor: her şeyi kaybettiğimde ve ezeli bir sessizlik eve hakim olduğunda, bu masada bir kırıntı olan ben, burada, belki de yıkıntı haline gelen; ama ışıldayan bir ışık parçası gibiyimdir.

yaşamın yaymadığı şeye, varlığın içtenliği içine gizlenen gülüşün bu yoksul sessizliğini çıplaklaştırma gücüne belki de ölüm -ender olarak- sahiptir.

kuşkusuz dünyanın özü olan şey: şaşırtıcı bir saflık, sınırsız terk ediş, sarhoş taşkınlık, şiddetli bir "ne önemi var!"

ölümün berrak kokusunun duyuları coşturduğu, parçaladığı ve korkutuncaya dek gerginleştirdiği uzamın boş bir bölümünde, ölü, ben ve ev, dünyanın dışında asılıydık.

yanlış anlamaların, yanılgıların, cam üzerindeki çatal gıcırdamalarının gerekliliği; tüm bunlar, tıpkı bir peygamberin kötülüğün yaklaştığını bildirmesi gibi, bir çocuk umutsuzluğunu duyuruyordu.

toprak soğuk bedenleri sever.

yalandan, duyarsızlıktan, dişlerin takırdamasından, anlamsız mutluluktan, gerçeklikten; körleştirici yaşamın reddedişin birikmesinden doğan en küçük parçası kuyunun dibinde, ölümün dişe dişliğinde; bu parçadan kaçıyorum, o diretiyor, alna şırınga edilen birazcık kan gözyaşlarıma karışıyor ve uyluklarımı yıkıyor; aldatmadan, yüzsüz cimriliklerden doğmuş en küçük parça; kendine ilgisizliği göğün yüksekliğinden daha az değil; ve celladın, çığlıksız bırakan patlamanın katışıksızlığı.

sersemleme. saate ve yorgunluğa rağmen yatağa gitmem imkansız. bundan yüz yıl önce kierkegaard'ın söylediği, "biraz önce bir oyun oynanmış tiyatro kadar boş kafam" sözünü kendim için söyleyebilirim.

şiirin parıltısı, ölümün düzensizliğinde eriştiği anların dışında ortaya çıkar.

tüm gerçek değersizdir, her değer gerçek dışıdır!

19.09.2020

kahkaha benden yana

kierkegaard

başıma harika bir şey geldi. göğün yedi kat yukarılarına çekildim. tanrılar orada saf saf dizilmiş oturuyorlardı. bana özel bir lütufla bir dilekte bulunma ayrıcalığı bahşedildi. "ne dilersin?" dedi merkür, "gençlik mi, güzellik mi; güç mü, uzun bir ömür mü; en güzel bakireyi mi, yoksa sandığımızda bulunan öteki nimetlerden birini mi? sadece bir tanesini seçeceksin ama." bir an şaşırdım kaldım. sonra tanrılara şu şekilde hitap ettim: "çok saygıdeğer çağdaşlar, dileğim tek şudur ki, kahkaha hep benden yana olsun." tanrılardan hiçbiri tek kelime etmedi, hepsi gülmeye başladı. bundan dileğimin kabul edildiği sonucuna vardım ve anladım ki tanrılar kendilerini zarafetle nasıl ifade edeceklerini biliyorlardı; zira ciddi bir tavırla "dileğin kabul oldu." demek onlara pek yakışmazdı.

2.07.2020

pişmanlık

kierkegaard

evlenirsen pişman olursun. evlenmezsen yine pişman olursun. evlen ya da evlenme, pişman olursun. ister evlen ister evlenme, pişman olursun.

dünyanın aptallıklarına gül geç, pişman olursun. gözyaşı dök, yine pişman olursun. dünyanın aptallıklarına gül geç ya da gözyaşı dök, pişman olursun. dünyanın aptallıklarına ister gül geç ister gözyaşı dök, pişman olursun.

bir kadına inan, pişman olursun. inanma, yine pişman olursun. bir kadına inan ya da inanma pişman olursun. bir kadına ister inan ister inanma, pişman olursun.

kendini as, pişman olursun. kendini asma, yine pişman olursun. kendini as ya da asma, pişman olursun. kendini ister as ister asma, pişman olursun.

bu, beyler, bütün felsefenin toplamı ve özüdür.

10.12.2019

yol

søren kierkegaard

herkesin kabul ettiği ve saygı gösterdiği nesnel bir hakikati dile getirerek akıllı olduğunu kanıtlamayı uman bir adam deli midir?

marcus aurelius carus: ruhun bilinçli hayatına dair bilginin anahtarı bilinçdışında yatar.

kibirli bir tine en çok ıstırap veren -çünkü bir mikroskoptan bakmak müthiş bir üstünlüktür- o tinsel kesinlik, her şeyin en alçak gönüllüsü, mevcut tek kesinliktir.

suskunluğun iç gözlemi bütün medeni sosyal ilişkinin koşuludur; içebakışın dışavurulmuş karikatürü bayağılık ve gevezeliktir.

tevazu, nedamet ve sorumluluk her şeyin "prensip gereği" yapıldığı yerde kolay kök salamaz.

derin türler kendilerini asla unutmazlar ve asla olduklarından başka bir şey olmazlar.

her şey bir yana, yürüme arzunu kaybetme. ben her gün sağlığıma yürüyor ve her türlü hastalıktan yürüyerek uzaklaşıyorum; en iyi düşüncelerime kendimi yürüyerek götürdüm ve şimdi insanın yürüyerek kurtulamayacağı hiçbir can sıkıcı düşünce bilmiyorum.

hareketsiz oturunca, ne kadar hareketsiz oturulursa hastalanmaya o kadar yaklaşılır.

benim hayat görüşüm papazınki gibidir: "hayat bir yoldur." o yüzden yürüyüşe çıkıyorum. yürüyüşe çıkabildiğim sürece hiçbir şeyden korkmuyorum, ölümden bile. sağlık ve kurtuluş yalnızca harekette bulunabilir. insan durmadan yürürse her şey yoluna girer. her şeyden yürüyerek uzaklaşabilirim!

15.10.2019

kral yolu

kierkegaard

ben özgürlük tutkunuyum ve bana özgürce gelmeyen bir şeyle uğraşmam bile.

aşk her şeydir. bu yüzden seven biri için hiçbir şey kendi başına bir anlam taşımaz; her şey ancak aşkın ona kazandırdığı yorumla bir anlam ifade eder.

seven biri, ana yolu izlemez. ancak evlilik kral yolunun tam ortasından geçer.

yok olup giden öteki hikayelere kıyasla aşkı mutlaklaştıramayan biri on kez de evlense aşka bulaşmamalıdır.

benim özlemim sonsuz bir sabırsızlıktır.

kadın, düşüncelerim için bitmez tükenmez bir kaynak, gözlemlerim için sonsuz bir zenginliktir ve öyle kalacaktır. bu konuda çalışmak için bir dürtü duymayan kişi dünyada ne olmayı istiyorsa olabilir ama bir şey hariç: bir estet olamaz. estetiğin görkemi ve kutsallığı şudur: sadece güzel olanla ilişkiye girer, edebiyat ve kadınlar dışında hiçbir şeyle ilgisi yoktur.

insanlar gönülleri çalınarak kandırılır; çünkü gönül aklın bulunduğu yerdir.

sen buyruk verince istemin şekle bürünür ve ben de onunla birlikte; çünkü sözünü bekleyen bir ruh karmaşasından ibaretim ben. hiçbir şeyim yok; çünkü yalnızca sana aitim, ben yokum, var olmayı bıraktım senin olmak için.

11.11.2018

nil admirari

søren kierkegaard

nil admirari (hiçbir şeye şaşma) hakiki hayat bilgeliğidir.

en eksiksiz teori bile, dahi bir adamın "her an ve her yerdeliğiyle" ortaya çıkardıkları yanında fakir kalır.

dünya ve içindeki her şey hiçbir zaman bir kuytudan bakıldığı zamanki kadar yararlı görünmez.

hiçbir delikanlıda genç bir kızdaki hayali idealliğin yarısı bile yoktur; fakat kızın bütün idealliği yanılsamadan ibarettir.

ey ölüm, sen nelere kadirsin! en tesirli kusturucu ilaç, en güçlü müshil bile bu kadar arındırıcı bir etkiye sahip değildir.

bütün sofistlerin içinde en tehlikelisi zamandır ve tehlikeli sofistlerin içinde en düzenbazı da alışkanlık.

insan başka hiçbir şeyi bilmeden önce kendini bilmelidir.

bir yazarın en değerli niteliği daima kişisel bir üsluba, yani kendi kişiliğinin şekillendirdiği bir ifade ya da sunum biçimine sahip olmasıdır.

insan sadece başkaları için değil, kendi için de bir gizem olmalı.

insanlar genellikle dünyayı nehirler, dağlar, yeni yıldızlar, gösterişli kuşlar, tuhaf balıklar ve gülünç insan türleri görmek için dolaşır. varoluşun karşısında ağızları açık kalıp hayvansal bir sersemliğe düşerler ve bir şey gördüklerini sanırlar.

"insanın isteyebileceği en büyük onura ulaşsak da kendimizi gurura ve kibre kaptırmamalıyız."

31.01.2018

uzun lafın kısası

marquis de sade: dinlerin temeli cehalet ve korkudur.

kierkegaard: herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vakti gelir.

zygmunt bauman: belirsizlik, ahlaklı insanın asıl zemini ve ahlakın filizlenip serpilebileceği tek topraktır.

lenin: demokrasi, bir sınıf tarafından bir başka sınıfa, nüfusun bir bölümü tarafından nüfusun bir başka bölümüne karşı, sistemli zor uygulamasını sağlamaya yarayan bir örgüttür.

epikuros: eğer yaşamınızı doğaya göre şekillendirirseniz asla fakir olmayacaksınız; eğer insanların görüşlerine göre şekillendirirseniz asla varlıklı olamayacaksınız.

marcus aurelius: dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.

jean-claude kaufmann: herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

raoul vaneigem: fanatizm daima yanlışın hizmetkârıdır. doğrunun hizmetinde bile olsa tiksinti verir.

sacher-masoch: insan sadece ondan yukarıda olanı gerçekten sevebilir; bizi güzelliğiyle, hararetli mizacıyla, ruhuyla, irade kuvvetiyle boyunduruğu altına alan despot kadını sevebiliriz ancak.

goethe: en yüksek düzeydeki her üretim, her önemli sezgi hiç kimsenin kudretinde değildir ve bütün dünyevi güçlerin üzerindedir.

emil cioran: şüphelerimi zahmetle elde ettim; hayal kırıklıklarımsa sanki beni ezelden beri bekliyormuş gibi kendiliklerinden geldiler, temel bir içe doğuş halinde.

fernando pessoa: hayatımdan zevk almayı amaçlamıyorum. sadece onun yüce olmasını istiyorum; bu ateşi sürdürmek için bedenimi, ruhumu yavaş yavaş yakmak zorunda kalsam bile.

23.01.2018

kahkaha benden yana

søren kierkegaard

yeryüzündeki bütün varoluşumuz bir tür hastalıktır.

herkesin maskesini çıkarıp atmak zorunda kalacağı bir gece yarısı vakti gelir.

kitleler kadın gibidir, onlarla asla doğrudan dövüşülmez.

arkadaşlık tehlikelidir, evlilik daha da beter; çünkü erkek kadınla sürekli bir ilişkiye girer girmez kadın erkeğin mahvı olur ve öyle de kalır. arap atı gibi ateşli bir genç adamı alın, evlensin, mahvolur. kadın önce gururludur, sonra zayıflar, sonra bayılır, sonra adam bayılır, sonra bütün aile bayılır. kadının aşkı riya ve zayıflıktan başka bir şey değildir.

iki insan aşık olup da birbirleri için yaratıldıklarını düşünmeye başladıklarında ayrılma cesaretini gösterme vakti gelmiştir; çünkü devam ederlerse her şeyi kaybedip hiçbir şey kazanamayacaklardır.

dünyanın gitgide kötüye gitmesinde, sıkıntı arttıkça kötülüklerin gitgide artmasında şaşılacak bir yan yoktur. can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır.

insan umudunu kesmeden sanatsal olarak yaşayamaz; çünkü umut insanın kendini kısıtlamasını engeller.

umudun güzel rüzgarıyla denize açılmış insanı görmek ne hoş bir manzaradır! insan yedekte çekilme fırsatını bile değerlendirebilir; fakat umudun gemiye çıkmasına asla izin vermemek gerekir; hele kılavuz kaptan olarak hiç; çünkü umut sadakatsiz bir dümencidir. umut prometheus'un güvenilmez hediyelerinden biriydi; ölümsüzlerin önceden bilme yeteneği yerine insanlara umudu verdi.

8.12.2017

orhan hançerlioğlu

ahmet oktay

kierkegaard'ın "korku ve titreme" adlı ibrahim'in oğlunu kurban etme öyküsü çerçevesinde oluşturulmuş kitabını okuyordum. kierkegaard gibi bir inanmış değilim; bu yüzden tanrı karşısında olmak türünden sorunlarım da yok. yine de yazdıkları, "imanın başladığı yer, düşünmenin terk ettiği yerdir." türünden yargıları tersine dönüşebilir yargılar olarak da görülerek okunduğu zaman, insanı değişik sorun alanlarına götürüyor.

kitabı okurken bazı yan bilgiler bulabilirim umuduyla orhan hançerlioğlu'nun felsefe ansiklopedisi-düşünürler bölümü başlıklı yapıtına el attım. okuyalım:

"kierkegaard, sören aabye (1813-1855) danimarkalı düşünür. çağımızın metafizik ve düşüncesi mızmız öğretilerini geniş çapta etkileyen ve varoluşçuluk adı verilen bilim dışı akımın kurucusu sayılan bir gizemci (mistik)tir. (...) kierkegaard gençliğinde züppe bir kılıkla kahvelerde, tiyatrolarda, meyhanelerde bir hayli para yemiş ve sonunda kendinde 'büyük deprem' adını verdiği bir sarsıntı duyarak, kendi deyişiyle '18 mayıs 1838'de yepyeni bir kişilik kazanmıştır."

bu hasmane girişten sonra hançerlioğlu filozofun düşüncesini kendince özetliyor ve geliyor maddenin sonuna: "görüldüğü gibi kierkegaard, felsefe niyetine, kendisi gibi zengin doğmuş, sıradan bir adamın yaşamını anlatıyor: önce vur patlasın çal oynasın, sonra orta yaş durgunluğu, en sonunda da yaşlılık dindarlığı. işte heidegger'leri, jaspers'ları, sartre'ları, camus'ları çalakalem bilim dışı zırvalar döktürmeye iten, bu bayağı yaşamdan ibarettir. kılavuzu kierkegaard olanın başı bu sonuçtan kurtulamaz elbet."

kimin çalakalem yazdığını dikkatli okur hemen ayırt edecektir elbet. ama burada asıl şaşılması gereken nokta, hançerlioğlu'nun partizanlığından kaynaklandığı kesin olan pervasızlığıdır. düşüncelerine katılalım ya da katılmayalım, çağımız felsefesini derinlemesine etkilemiş, yeni tartışma soruları getirmiş dört yazarı tek cümlede mahkum etmek olacak iş değil. ne var ki, insan bu satırları okuduktan sonra aynı sayfada kore halk cumhuriyeti'nin ilk başbakanı kim il sung'un düşünür sayılmasına şaşmıyor. aynı şekilde lenin'in karısı kurpskaya'nın yine düşünür diye nitelenmesine; buna karşılık bilim felsefesi alanında büyük tartışmalar yaratmış olan thomas kuhn ve paul feyerabend'e tek satır yer verilmemiş olmasına da.

sözlükler, ansiklopediler alındıkları anda başından sonuna okunan yapıtlar değil. bu yüzden içindekileri ancak zamanla fark ediyor insan. hançerlioğlu'nun 1985'te yayımlanan çalışmasını, kierkegaard'la ilgili maddeyi okuduktan sonra şöyle bir karıştırmak gereğini duydum ve bir insanın siyasal inancını kierkegaard'dan farksız bir yargılayıcı imana dönüştürmesi karşısında şaşırdım.

hançerlioğlu lukacs'a (yapıtları dışında) 10 satır yer veriyor. adı tarihe sovyet bilimine indirdiği darbe dolayısıyla geçmiş bulunan lisenko da 10 satırla yer alıyor kitapta. bazı düşünürleri yerin dibine batıran hançerlioğlu, lisenko olayı hakkında bilgi vermek gereğini bile duymuyor ve "klasik genetiğe karşı çıkması birçok eleştirileri üstüne çekmiştir. nitekim bu savında tümüyle haklı olmadığı kesindir." demekle yetiniyor. marcuse hakkındaki kanısı ise şudur hançerlioğlu'nun:

"marksçılıkla freud'un ruhçözümcülüğünü (psikanalizini) uzlaştırmak gibi olmayacak işlere kalkışmış bulanık kafalardan biridir. toplumbilimci de geçinir. (...) yüzyılımızın büyük çoğunluğunun hangi kültür düzeyinde olduğunu iyice saptamak için bu zırvaların amerika ve avrupa'nın birçok üniversite kürsülerinde genç beyinlere ders olarak okutulduğunu söylemek yeter."

hançerlioğlu'nun marx'la freud arasında ilişki kurma girişimlerine alerjisi olduğu anlaşılıyor. horkheimer için de şöyle diyor çünkü: "toplumbilime ruhçözümünü uygulamak gibi saçma sapan çalışmalar yapmakla ünlenmiştir." jung maddesinde onu da "ruhçözümü denilen bilim dışı çıkmaz yolun izleyicisi" diye niteliyor. hançerlioğlu'nun çalışması daha dikkatle taranmak istiyor ama bunu bir başka zamana bırakıyorum.

21.10.2017

özgürlüğün baş dönmesi

kemal sayar

anksiyete, kierkegaard'a göre, özgürlüğün baş dönmesidir. bir bireyin özgürlük potansiyeli ne kadar fazla ise anksiyetesi de o kadar fazla olacaktır.

anksiyete, birey yeni bir potansiyel ya da imkanla karşı karşıya kaldığında ortaya çıkar. kişinin varlığını gerçekleyeceği yeni bir ihtimal vardır ancak bu ihtimal içinde bulunulan durumdaki güvenlik duygusunun feda edilmesini gerektirir. anksiyete yok oluş tehdidiyle birlikte yeni bir varoluş imkanıdır. eğer kişi kendi imkanlarını görmezden gelir ve potansiyellerini inkar ederse suçluluk durumuna girecektir. suç da o halde insan varlığının yine ontolojik bir özelliğidir.

nevroz yokluktan kaçmak için varlığı inkar etmenin yoludur. nevrotik kişi yokluğun tehdidine sıradan insana oranla daha duyarlıdır. yokluk aynı zamanda varlığın sırrını da ifşa ettiği için, nevrotik kişi sıradan insana oranla daha yaratıcı olabilir.

yalnızlıktan kaçmak için sürüye uyum sağlamak özgün normal anksiyetenin nevrotik olana dönüşümü demektir.

içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.

nietzsche, jaspers ve diğer varoluşçular dünyevi yaşantının tek başına tatmin edici ve anlamlı olmadığını, kişinin daha doyurucu ve anlamlı bir yaşantı için hayattan daha aziz bildiği bir değeri bilinçli olarak seçmesi gerektiğini söylemişlerdir.

biz bu dünyaya fırlatılmışız diye iddia eder heidegger. bizim dünya içinde varlığımız bir fırlatılmışlıktır. kişisel seçim olmadan, hiçbir önbilgi olmadan içine fırlatıldığımız dünya bizden önce vardı ve bizden sonra da olacak. ölümün farkında olmak insana dünyada evinde olamama yaşantısı verir.

yaşadığımız çağa anksiyete çağı adı verilmektedir. içinde bulunduğumuz çağ bizi pek çok teknik ilerlemeyle buluşturdu ancak, iki dünya savaşı, soykırımlar, mülteci sorunu, işkence, yeryüzünün ve gökyüzünün kirlenmesi gibi sorunlar da bu çağın ikramiyesi oldu. kolektif anksiyetenin ve ümitsizliğin girdabından, her bireyin kendi varoluşsal anksiyetesiyle teke tek yüzleşmesiyle çıkılabilir.

özellikle metropollerde her gün binlerce insan sağlıksız ulaşım biçimleriyle, zamanlarının önemli bir kısmını bu işe ayırarak işe gitmekte, iş yerlerinde maddi ya da manevi olarak doyum sağlayamamakta, hayatta kalabilmek için koşuşturmakta ve yıpranmaktadır.

teşhir kültürü bütün ülkede bir epidemi halinde kol geziyor. gösterecek güzel organları olmayanlar da acılarını, yoksulluklarını, çaresizliklerini teşhir ederek şöhret oluyorlar.

pop psikoterapistler insanlara anlık çözümler sunuyor: zincirlerini kır, bağlarını kopar, özgürleş, rahatla. 

kediler ve köpekler en hassas yerlerini, karınlarını ancak tekme atmayacağına çok güvendikleri kişilere açarlar.

en provokatif saldırılar karakterimize, yeterliliğimize ve fiziksel görünümümüze yönelik olanlardır.

çevreleri üzerinde bir kontrol duygusuna sahip olmak isteyen insanların internette çok daha fazla zaman öldürdükleri düşünülmektedir.

kendi iç güçlerinin olayların seyrini değiştirebileceğine inanan kişiler iç kontrol odağı, dış güçlerin etkisini önemseyen kişiler ise dış kontrol odağı gösterirler.

telefon dış kontrol odağına hizmet eden bir araç gibidir, beklemediğiniz bir anda çalar, arayanın kim olduğunu bilmezsiniz, uygun durumda değilseniz bile "seni sonra ararım." demek mecburiyetiniz vardır.

31.01.2017

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bir kadın sizi on altına satar.

anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.

bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.

charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.

epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?

gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.

jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.

kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.

orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.

rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.

max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.

wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.

31.12.2016

uzun lafın kısası

charles bukowski: her yerde dünyanın duvarlarına tutunmaya çalışırız.

amin maalouf: kimsenin içmediği suya ne mutlu! yollardan uzaklarda çiçek açan ağaca ne mutlu!

benjamin constant: aşk, tüm duyguların en bencilce olanıdır ve bu nedenle bir kez zedelenirse de en soysuzu.

erik orsenna: farklılıkların yok olması, dünya üzerindeki en büyük tehlikedir.

james joyce: içgüdülerdir dünyaya hükmeden. yaşamda. ölümde.

william faulkner: bir adam bir fırsatını bulmayagörsün, istemeyegörsün her şeyi yapabilir ve yapacaktır.

kierkegaard: bilinç ne kadar artarsa umutsuzluk o kadar şiddetlidir.

alexandre dumas: belirsizlik tüm işkencelerin en kötüsüdür.

maureen freely: gerçekle yüzleşemeyen insanlar bir günah keçisine ihtiyaç duyarlar. en iyi günah keçileri de şahsen tanımadığın kişilerdir.

oğuz atay: milliyetçilik, modası geçmiş bir gericiliktir.

rollo may: cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

wilhelm stekel: olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir; olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.

29.09.2016

uzun lafın kısası

amin maalouf: yalnızsın, yoksulsun, seninkiler tarafından yadsındın ve evreni fethe gidiyorsun. gerçek başlangıçlar böyle belli olur.

sylvia plath: basılmamış bir yazı yığını kadar kokuşmuş bir şey olamaz.

charles chaplin: kötü günleri görmezseniz mutlu günlerin değerini anlayamazsınız.

benjamin franklin: ufak bir ihmal büyük zararlar doğurabilir. çividen yoksunsa nal elden gider, naldan yoksunsa at elden gider, attan yoksunsa binici elden gider.

epikuros: mutlu ve ölümsüz yaratığın hiçbir işi yoktur, hiç kimseye de bir iş çıkarmaz.

gustave flaubert: her şeyi tanrıya bırakmak faziletlerin en kötüsüdür.

jane austen: akıl soranlar ancak yanlış karar verecekleri zaman, vicdanlarının sesini susturmakta yardımcı aradıkları için sorarlar.

kierkegaard: bir kız ilk bakışta ideali uyandıracak kadar derin bir izlenim bırakmıyorsa onun gerçeği de pek arzulanacak bir şey değil demektir.

alexandre dumas: bir babanın ya da bir annenin yüreğinin hiçbir zaman anlayamayacağı şeyler vardır.

maurice duverger: ezilen sınıflara, ölümden sonraki sonsuz yaşamda, hak edenlerin eşit olacağını vaat ederek, bu dünyadaki kaderlerine razı olmalarını telkin eden din, aslında egemen sınıfın hizmetindedir.

orhan pamuk: bütün katiller, sanıldığının aksine, inançsızlardan değil, fazla inananlardan çıkar.

rollo may: insan, en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.

29.06.2016

uzun lafın kısası

kierkegaard: doğru her zaman azınlıktadır.

anatole france: aptalca bir şeye elli milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.

maya angelou: asıl coşku, arayışın kendisindedir.

zygmunt bauman: insanlar "her şey her zamanki gibi", "herkes her zamanki gibi" dedikleri sürece sorulacak soru ve neredeyse yapılacak hiçbir şey yoktur.

charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.

epikuros: yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz.

gustave flaubert: parasız ve zorunlu eğitim bir işe yaramayacak; ancak budala sayısını artıracaktır.

jane austen: normalde karşılaşılan şeyleri fersah fersah aşmamış hiç kimse gerçekten hünerli sayılamaz.

alexandre dumas: coşkuyla istenen bir şeyin, onu elinden almak ya da koparmak istedikleriniz tarafından coşkuyla savunulmamasına ender rastlanır.

romain gary: umarım hiçbir zaman normal olmam; bir tek namussuzlar normal olur hep.

orhan pamuk: insanın kendisi olmasına bir türlü izin vermezler, insanı bırakmazlar kendisi olsun diye, hiçbir zaman bırakmazlar.

sylvia plath: bu eş arama, deneme yanılma oyununda öyle çok incinme var ki..

29.04.2016

uzun lafın kısası

maya angelou: bilgeliğin esası sadeliktedir.

bertolt brecht: demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez; otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.

anatoli ribakov: iktidarı elde tutmak, onu ele geçirmekten daha zordur.

erich fromm: bir insan için en büyük seçim, elindekiyle kendini aşmak için, yaratacağı mı yoksa yok mu edeceği, seveceği mi yoksa nefret mi edeceğidir.

voltaire: sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam da yaptırabilirler.

jaroslav hasek: bu dünyada herkes dürüst davransaydı çok geçmeden millet birbirinin gırtlağına sarılırdı.

chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız. 

kierkegaard: hiçbirine inanma dostum; anladıkları hiçbir şey yok; anlasalardı yaşamları bunu gösterirdi ve eylemleri bilgilerini yansıtırdı.

alexandre dumas: her zengin adamın yolu üzerinde yanından sürünerek geçtiği yoksullar vardır.

romain gary: sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.

orhan pamuk: yeni bir hayat, her zaman daha güzel bir manzaradır.

sylvia plath: sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.